Sponsorlu Bağlantılar

















Tüm Sağlık Sorunlarınız için Tek Adres Hastalıklar Sebepleri ve Tedavileri

Op. Dr. Murat Koç, yüz felci

Memorial Kayseri Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Op. Dr. Murat Koç, yüz felcinden korunmak için klimaların doğru kullanımının önemi hakkında bilgi verdi. Koç, “Yüz felci, kulak arkasındaki kemiğin içinden geçen yüz sinirinin çevresindeki ödem veya enflamasyonun yol açtığı bir sağlık sorunudur. Yaz aylarında serinlemek için tercih edilen klimaların yanlış kullanımı, yüz felci riskini tetikleyen en önemli nedendir. Genellikle kulak arkasında Ağrı ve uğultu ile ortaya çıkabilen hastalık, yüzdeki kasların hareket kabiliyetini yok edebilmektedir. Kadın ve erkekler, her yaş grubunda yüz felci riski taşımaktadır. Yüz felci her hastada farklı belirtiler ile ortaya çıkabilir. Hastalığın hafif seyirli olduğu durumlarda kişinin mimik ve kaslarında hareketsizlik görülebilir. Çoğunlukla karşılaşılan tablo, yüz felcinin oluştuğu tarafta hastanın gözünü kapatamaması ve dudağının sağlam olan kısma kaymasıdır. Dildeki tat alma duygusu da yüz felcinin olduğu kısımda kaybolmaktadır.

Hastalığın daha ağır seyrettiği durumlarda ise yeme ve içmede zorlanma, konuşmada bozukluk, aşırı sese duyarlı olma, gözyaşında ve tükürük salgısında belirgin derecede artış görülmektedir. Klimadan çıkan soğuk hava, kulağın arkasındaki kemiğin içinde ödem ve iltihaplanmaya neden olabilir. Bu duruma ‘bell paralizisi’ adı verilir. Şiddetli kulak ağrısı da yüz felcinin habercisi olabildiği için yüz felcinden korunmada yalnızca yüz bölgesinin değil, kulak arkasındaki kemiğin de korunması riski azaltacaktır. Yüz felci, birkaç saat veya gün içerisinde maksimum seviyeye ulaşır. Hastalığın başarılı bir şekilde tedavi edilebilmesi için ilk 24 saat çok önemlidir. Bu nedenle yüz felci belirtileri yaşayan bir kişi vakit kaybetmeden kulak burun boğaz uzmanına başvurmalıdır. Yüz felcinin erken dönemde kontrol altına alınabilmesinde, steroid (kortizon) tedavisi önemli bir yer tutar. Yüz kasları için yapılan masaj ve egzersizler de tedavi başarısını artıran faktörlerdir. Yüz felci tekrar edebilir. Hastalığın yeniden ortaya çıktığı durumlarda buna neden olabilen bir hastalık veya risk faktörünün varlığı araştırılmalıdır” dedi.

Op. Dr. Koç, soğuk havanın yüz ve kulak ile direkt temas etmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Yüz bölgesi, direkt olarak havayla temas ettiğinden dışarıdan gelen herhangi bir müdahaleye karşı daha hassastır. Klimaların; ev, işyeri ve araçlarda dikkatli kullanılması çok önemlidir. Soğuk hava, yüze ve kulak bölgesine direkt olarak üflememeli, klimaların farklı bir yönde çalışarak ortamı soğutması sağlanmalıdır. Klimanın yanı sıra araçta cam açıkken seyahat etmek de sakıncalıdır. Yolculuk sırasında araçların camı uzun süre açık bırakılmamalı, klima açıldığında da yüz bölgesi ile direkt teması önlenmelidir” ifadelerini kullandı.

»

Öpüşürken bulaşan virüse dikkat

Avustralya’da Kraliyet Darwin Hastanesi’nde Çene Baş ve Boyun Cerrahisi Başkanı Dr. Maniban Thomas, öpüşerek geçen papilloma (HPV) virüsünün baş ve boyun kanseri vakalarının artışında yüzde 70 sorumlu olduğunu belirterek, öpüşürken dikkat edilmesi önerisinde bulundu.

»

Doç. Dr. M. Güven Güvenç, Kulak sağlığını korumanın yolu

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. M. Güven Güvenç, bu mevsimde kulak sağlığını korumak için 6 önemli öneride bulundu.

UZMANDAN KULAKLARINIZ İÇİN ÖNERİLER

1- Havuzun veya denizin temizliğine dikkat edin.
2- Kulağınızı vazelinli pamuk veya özel kulak bantlarıyla sudan koruyun.
3- Kulak çubuğu kullanmayın.
4- Kulağınızın nemini saç kurutma makinesiyle alın.
5- Alışkanlık yapar diye korkmayın, gerektiğinde kulaklarınızı temizletin.
6- Ağrı, kaşıntı veya akıntı oluştuğunda hekime başvurun.

»

Doç. Dr. Oğuz Özyaral, Bu sıcakta ne kadar su tüketmelisiniz

Sıcaklarda sıvı tüketiminin önemine dikkat çeken Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Özyaral, gün içerisinde toplam 12 bardak sıvı tüketilmesi uyarısında bulundu.
İstanbul Rumeli Üniversitesi Kurucu Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Özyaral, yaz aylarında artan sıvı tüketiminde dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Boş mideye içilen soğuk ya da buzlu suların midenin aniden kasılmasına yol açacağını ifade eden Özyaral bunun mide ve bağırsak sorunlarının tetikleyicisi olabileceğine dikkat çekti.

Doç. Dr. Oğuz Özyaral yaz mevsiminde sıvı tüketimi ile ilgili bilinmesi gerekenleri sıraladı.

“GÜNDE 12 BARDAK SIVI TÜKETİN”

Oğuz Özyaral sıvı tüketimine dikkat çekerek, “Yaz sıcakları ve sıvı tüketimi normal olarak ergin bir kişinin günlük su diğer bir tanımlamayla sıvı ihtiyacı 3 litre olarak belirlenmiştir. Sıvı tüketimi mide bağırsak hareketliliği kadar, böbreklerin temizlenmesi açısından da büyük önem taşır. Bu nedenle gün içinde, porsiyonlara bölünmüş olarak 12 bardak su ve /veya sıvı içeçek tüketilmesi tavsiye edilir. Genelde sabah uyarıldığında oda ısısında olan bir bardak suyun içilmesi gece dinlenme sürecinde olan midenin hafifçe hareketlenmesini sağlar” dedi.

“BOŞ MİDEYE SOĞUK SU ZARARLI”

Doç. Dr. Oğuz Özyaral, boş mideye soğuk suyun zararlı olduğunu belirterek, “Eğer herhangi bir şekilde bir yiyecek/yemek tüketilmemiş ise boş mideye soğuk ya da buzlu içeçekler alınması son derece zararlıdır. Midenin aniden kasılmasına ve kramplara neden olur. Bu durum daha sonra mide bağırsak sistemi üzerinde çeşitli sağlık sorunlarının tetikleyicisi olabilir. Sıvı tüketimi normalde ayakta değil oturarak yapılmalıdır. Aniden boş mideye ayakta içilen sıvı, özelliklerde soğuk ve buzlu ise bu kramplar daha şiddetli olur. Soğuk içecekler yaz aylarında serinletici olarak algılanmaktadır. Özellikle gazlı ve buzlu olan içecekler mide krampları kadar asiditeyi de artırıcı özelliktedir. Bu durum ileriki yaşlarda bir dizi mide sorunu olarak karşımıza çıkar” diye konuştu.

“GÜNLÜK İÇECEK LİSTENIZ 12 BARDAK SIVIYA ULAŞMALI”

Günde 12 bardak sıvı tüketiminin olması gerektiğine vurgu yapan Özyaral, “Artan sıcaklar sebebiyle kahvaltıda sıcak çay içmeyi tercih etmiyorsanız, soğuk olarak kakaolu, kahveli ya da eritilmiş çikolatalı süt tüketebilirsiniz. Bunun yanı sıra gün boyunca kendi hazırlayacağınız, taze demlenmiş çayı süzerek içine limon ve elma dilimleri ilave edebilir ve soğuk olarak tüketebilirsiniz. Gün boyunca kahvaltınızda tüketeceğiniz çayın yanı sıra, gün içerisinde şekersiz olarak içilecek en fazla üç fincan kahvenizi sıvı tüketimi listenize ekleyebilirsiniz. Yemekte tüketilecek içecekler arasında naneli ayran, limonata ve şekersiz şerbetlerle, taze sıkılmış ya da şeker ve katkı ilavesiz kutu meyve suları da içecek listenizde yer alabilir. Bunların yanı sıra süt ve kefir dahil gün içerisinde toplam 12 bardak sıvı tüketilmesi sağlığımız açısından son derece önem arz eder” şeklinde konuştu.
Özyaral, “Güneş ve yaz sıcakları, gün boyunca yapılan aktivitelere bağlı terleme yoluyla sıvı kaybını arttıracağı ya da hızlandıracağı için mutlaka 12 bardak su ve sıvı tüketimine önem verilmelidir. Kişinin tercihlerine bağlı olarak sade su içiminden hoşlanılmadığı taktirde bir sürahi suyun içerisine 4-5 adet tarçın kabuğu eklenebilir. Ayrıca taze nane ya da elma dilimleri ile hazırlanan soğuk bir içeceğin damağa hoş olan aromasından ötürü rahatlık vermekte ve içimi kolaylaştırır” dedi.

Diyabet hastalarını da uyaran Oğuz Özyaral, “Bu arada şıra ve üzüm sularının yanı sıra yaz meyvaları arasında yer alan kiraz, karpuz ve kavun diyabetli hastalara önerilmemektedir. Elma suyu özellikle sıvı tüketimini karşılamanın yanı sıra kan şekerini dengelemesi açısından da önemlidir. Ayrıca bu mevsim posalı, katkısız ve şekersiz tercih edilecek olan tüm meyva suları özellikle lif zengini şeftali ve kayısı suyu tüketimi çok kıymetlidir” diye konuştu.

»

Yanan göze kök hücre tedavisi

Aseton şişesi patlayınca sol gözünü yitirme tehlikesi geçiren Perihan Güler, babasından ve sağlam gözünden kök hücre alınarak yapılan operasyonla yeniden görmeye başladı
Mersin’de oturan 38 yaşındaki Perihan Güler, 1.5 yıl önce evde dolapları temizlerken yarım aseton şişelerini tek bir şişede toplamak istedi. Ancak kapağını açmaya çalıştığı şişelerden biri patladı. Sol gözüne aseton kaçtı ve yanık oluştu. Eşi tarafından hastaneye götürülen Güler, Mersin’de tedavi olamayınca Ege Üniversitesi Hastanesi’ne başvurdu. “Limbal Kök Hücre Nakli” olması gerektiği, 1 yıl sonra nakil yapılabileceği bildirildi. Ancak, bu süreçte Perihan Güler’in görmeyle ilgili şikâyetleri arttı. Gözünde yanma, şiddetli ağrı ve ciddi görme kaybı başladı. Görme yüzde 5’lere kadar düştü. Aseton yanığı tedavi edilmezse körlüğün kaçınılmaz olduğu belirtildi. İnternetten “Limbal Kök Hücre Nakli” konusunda Op. Dr. Levent Akçay’ın uzman olduğunu öğrenen Güler, soluğu İstanbul’da aldı. Op. Dr. Akçay, Güler’e hiç vaktinin kalmadığını, hemen nakil olması gerektiğini, yoksa bir daha göremeyeceğini söyledi. Hemen birinci derece yakını olan babasından ve kendisinin sağlam olan sağ gözünden kök hücre alındı. Uyumluluğu kontrol edildi. Uyumlu çıkınca iki gün içinde ameliyat heyecanı başladı. Bir saatlik başarılı bir operasyon sonrasında kök hücre nakli gerçekleşti. Sonrasında düzenli kontroller başladı. Ameliyattan 1.5 ay sonra göz çok iyi derecede görmeye başladı. Güler, tedavi sürecinin halen devam ettiğini belirterek, “Doktor Akçay’a gelmeseydim gözüm hiç görmeyebilirdi. Kendimi şanslı hissediyorum. Kadınlara da aseton kullanırken çok dikkatli olmalarını öneriyorum. Bazen küçük bir hata hayatınızı karartabiliyor” diye konuştu.

‘KAFANIZI SUYA SOKUN’
Dünyagöz Altunizade Hastanesi’nden Op. Dr. Akçay, asetonun bir numaralı göz yanığı yapan madde olduğunu belirtirken, tedavisinin zorluğuna dikkat çekti. Göz yaralanmaları sonrasında yapılacak ilk müdahalenin çok önemli olduğunu vurgulayan Akçay, “Doktora götürmek için yolda geçen zaman bile gözü kör edebilir. İmkân varsa başı su dolu lavaboya veya küvete sokmak doğrudan yıkamaktan bile çok daha etkilidir. Göz kapaklarının göze yapışmasını engellediğiniz gibi kimyasal maddenin seyreltilmesini de sağlıyorsunuz. Böylelikle tedavinin başlangıcı yapılarak gözün ve göz kök hücrelerinin yanması önleniyor” diye konuştu.

»

Diyette ekmek olmalı mı

Bilinenin aksine ekmek tüketiminin kilo almaya değil, vermeye etkisi vardır. Ancak burada önemli olan hangi ekmeği ne kadar yiyeceğinizi bilmenizdir. Ekmeğin görevi kan şekerini dengelemektir. Aslında ekmeği değil, kan şekeri ritmini bozan basit karbonhidratı tüketmemek gerekir

Diyete başlayan her kişinin öncelikli olarak kalori kesintisi yaptığı, aynı zamanda sağlıklı beslendiğini düşünen çoğu kişinin hayatından sonsuza dek çıkarttığı besin nedir diye sorsam herkesin ortak cevabı ekmek olacaktır. Ve maalesef beslenme bilimiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bu durumun, bazı uzmanlar tarafından bile önerildiğini görmekteyiz. Halbuki bilinenin aksine ekmek tüketiminin kilo vermenizde önemli bir rolü vardır, sadece nasıl ve ne şekilde tüketeceğinizi bilmeniz yeterlidir.

BEYNİNİZİN BENZİNİNİ KESERSİNİZ
Bir ekmeğin içindeki karbonhidratlar parçalanarak glikoza dönüşür. Ve beynimizin tek besin kaynağı glikozdur. Bunu beyninizin benzini olarak da değerlendirebilirsiniz. Beyin hücreleri, ihtiyaçlarını depolayamadıkları için kan şekerine bağımlıdırlar. Ekmeğin görevi kan şekerini dengelemektir. Esas olan, kan şekeri ritmini bozan basit karbonhidratları (beyaz ekmek, şeker, çikolata) beslenmeden uzaklaştırmaktır. Esmer ekmeklerin, beyaz ekmeklere kıyasla daha az kalorili olduğu da doğru bilinen yanlışlardan biridir. Bilinenin aksine, beyaz ekmek ile tahıllı/çavdar/yulaf ekmeğinin kalorileri birbirine eşittir ve eşit karbonhidrat içerirler fakat uzmanlar tam tahıllı ekmek tüketiminde neden bu kadar ısrarcıdır?
Diyetlerinizin olmazsa olmazı olan posa içeriği sayesinde tam tahıllı ekmek tüketiminden sonra daha uzun süre tok kalırsınız. Fakat beyaz ekmeğin posa içeriği neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu sebepledir ki, beyaz ekmek tüketiminden sadece birkaç saat sonra kişi tekrardan açlık hissi duyar.
Vücudun çalışma sisteminde görev alan B grubu vitaminleri tam tahıllı ekmeklerde bulunurken, beyaz ekmekte bulunmaz.
Beyaz ekmek tüketimi bel bölgesinden kilo almanıza neden olur. Glisemik indeksi yüksek bir besin olduğu için tüketim sonrası salgılanan fazla insülin sebebiyle besinler direkt yağ olarak depolanır. Bu depolama da çoğunlukla bel çevresinde gerçekleşir. Fakat tam tahıllı ekmeğin glisemik indeksi düşüktür. Kan şekerinden ani iniş çıkışlar yaratmaz ve daha az insülin salgılanır. Bu şekilde hem daha çok tok kalmış olursunuz, hem de yedikleriniz yağa dönüşmeden vücut tarafından kullanılır.
Bağırsak hareketlerinizin düzgün olmasını sağlar.

EKMEK ALIRKEN BUNLARA DİKKAT !
Tam buğday ekmeği olmalıdır.
Kokusu buğday gibi kokmalıdır.
Ekmeğin tadı tatlı ise kaçının. Gerçek buğday özü tatlı değildir. Dolayısıyla ekmek ağıza tatlı geliyorsa, içinde büyük olasılıkla mısır şurubu vardır. Mısır şurubu, kanser vb. pek çok hastalığa yol açabilir. Bu sebeple uzak durulması gerekir.
Sert ve koyu renkli olmalıdır.
Ekmeği marketten alıyorsanız, içeriğini okumayı alışkanlık haline getirin.
Ekmeğin tuz içeriğine bakın. Bir dilim ekmek 580 mg sodyum içerir. Kalp Vakfı’nın ekmek seçimindeki önerisi 400 mg sodyumdur.
İçinde ekmeğin raf ömrünü uzatan kıvam arttırıcı katkı maddelerinin olmamasına dikkat edin.
Lif oranının yüksek olup olmadığına bakın.
Ekmeği fırından alıyorsanız, ekmeğin içeriğini sormanızda fayda var.

EKMEĞİN SAĞLIĞINIZA YARARLARI
Her gün tam tahıllı ve lif oranı yüksek ekmek tüketmek;
Kalp krizi riskini azaltır.
Tip 2 diyabet riskini azaltır.
Yetişkinler için bağırsak kanseri riskini azaltır.
Tokluk hissi veren posa içeriği sayesinde kilo almanızı engeller.

YİYECEKLER

Ekmek (buğday-çavdar- tam tahıllı)
Etimek (kepekli)
Kepekli lavaş
Leblebi
Yulaf ezmesi
Kepekli grissini

1 PORSİYON ÖLÇÜSÜ

1 ince dilim
3 dilim
Dörtte biri
1 çay bardağı
2 yemek kaşığı dolusu
2 adet

MİKTAR

25 gram
25 gram
25 gram
20 gram
20 gram
20 gram

HAFTANIN BESİNİ: TAM BUĞDAY

Tam buğday ekmeği beyaz ekmekten besin değerleri açısından da daha zengindir. Tam buğday ekmeği B1, B2, B3 ve B9 (folik asit) vitaminleri içerir. Beyaz un, işlenmesi sırasında bu vitaminleri büyük oranda kaybeder. Örneğin, tam buğday unu beyaz una göre üç kat fazla B3 vitamini (niasin) içerir. Tam buğday ekmeği ayrıca E vitamini, magnezyum, demir, selenyum, potasyum, fitokimyasallar ve antioksidanlar barındırması sayesinde komple bir besin özelliği taşır. Her öğünde olduğu gibi, ekmeğinizi evde yapmanız en sağlıklısıdır.

SAĞLIKLI EV EKMEĞİ TARİFİ

Malzemeler:

2 tatlı kaşığı toz maya
4 su bardağı tam buğday unu
1 çay kaşığı tuz
300 ml. ılık su
Ekmeğe şekil verirken kullanmak için az zeytinyağı
Üstü için susam veya çörek otu

Yapılışı:

Ilık su içine toz mayayı koyup karıştırın, 10-15 dakika bekleyin. Bu arada mayalı suyun üstü hafif hafif kabarmaya başlayacaktır. Tam buğday ununu genişçe bir kaba koyup ortasını havuz gibi açtıktan sonra mayalı suyu ekleyin. Önce karıştırın, sonra yoğurarak yumuşak bir hamur haline getirin. 8-10 dakika yoğurduktan sonra hafif yağlanmış bir kalıba koyup ağzını kapatın. Bu şekilde ılık bir yere koyun ve tercihen iki saat kadar kabarmaya bırakın. Bu sürenin sonunda, biraz daha yoğurduktan sonra bir tepsiye koyun. Tekrar mayalanması için 30 dakika kadar bekleyin. İsterseniz üzerine susam veya çörek otu serpiştirin. Fırının ısısını 200 dereceye ayarlayın ve yaklaşık 30-40 dakika, altı ve üstü kızarana dek pişirin. Fırınınız turbo ise 180 C’de pişirebilirsiniz. Bu süre sonunda ekmeğinizi fırından çıkarın ve bir telin üzerinde ılınmaya bırakın. Daha sonra kalıptan çıkarıp kesebilirsiniz.

»

Op. Dr. Serdar Memişoğlu,menisküs yırtıkları

Ortopedi Uzmanı Op. Dr. Serdar Memişoğlu, dizlerde ilerleyen yaş ve kiloya bağlı olarak ortaya çıkabilen hastalıklar arasında en sık görülenin menisküs yırtıkları olduğunu söyledi.
Gençlerde menisküs yırtıkları sıklıkla ameliyat gerektirirken, yaşlılarda görülen ve daha çok kireçlenme ile ortaya çıkan bu sorunun egzersizle tedavi edilebileceğini ifade eden Memişoğlu, tedavi hakkında bilgiler verdi. Doktorun ilk olarak fiziksel muayene yapacağını ve muayene sırasında şişlik olup olmadığına ve dizin hareketlerinde bir kısıtlama bulunup bulunmadığına bakacağını kaydeden Memişoğlu, şu bilgileri paylaştı: “Bu muayenede doktorunuz dizi büker, bacağınızı düz konuma getirmeye çalışır, yana doğru hareket ettirip ettirmediğinize bakar. Burada amaç menisküs diskine baskı uygulayarak yırtık olup olmadığını tespit etmektir. Dizle ilgili bazı diğer sorunların belirtileri menisküs yırtığı belirtileri ile benzeştiği için kesin bir teşhis için görüntüleme yöntemleri kullanılabilir. X-ray menisküs yırtığını göstermez ancak dizdeki belirtilerin kireçlenme gibi diğer bir sorundan mı yoksa menisküs yırtığı nedeniyle mi olup olmadığı konusunda fikir verebilir. MR filmi ise hem yırtığın boyutunun hem de bağ dokularında herhangi bir hasar olup olmadığının belirlenmesini sağlar.”

TEDAVİ İKİYE AYRILIYOR

Tedavide izlenecek yöntemin yırtığın büyüklüğüne ve hastaya etkilerine bağlı olarak ameliyatlı ve ameliyatsız olarak ikiye ayrıldığını belirten Memişoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Yırtık küçükse ve dış menisküste oluştuysa genellikle cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulmaz. Bu gibi yırtıklarda, yırtığın daha kısa sürede iyileşmesi için dize doğru olan basıncın azaltılması, yani hastanın uzanarak dinlenmesi önerilir. Dizin daha az şişmesi ve ağrının hafiflemesi için diz üzerine soğuk kompres yapabilirsiniz. Bir poşete koyduğunuz buzları ince bir havluyla veya pamuklu bir bezle sardıktan sonra ağrıyan dizin üzerine koyun ve her seferinde 20 dakika kadar bekletin. Buzu direkt ciltle temas ettirmeyin. Yine küçük yırtıklarda dize destek olması amacıyla çok sıkı olmayan elastik kompres bandajı kullanabilirsiniz. Bacağınızın altına yastık koyarak dizinizi yukarda tutun. Bu sayede dize doğru olan kan akışını bir miktar azaltarak şişliği önleyebilirsiniz.”

ATROSKOPİK AMELİYAT SEÇİMİ ÖNERİLEBİLİR

Ameliyatlı tedaviye ilişkin de bilgi veren Memişoğlu, şunları söyledi: “Menisküsün neden olduğu ağrılar çok şiddetliyse, dizde hareket kısıtlaması varsa ve üzerinden bir süre geçmesine rağmen bu belirtiler hafiflemediyse doktorunuz artroskopik ameliyat seçeneğini önerebilir. Yırtığın durumuna göre kullanılan 2 farklı ameliyat seçeneği vardır. Menisküsün bir kısmının veya tamamının alındığı menisektomi ve yırtılan menisküs parçalarının dikildiği menisküs onarımı. Her iki ameliyatta artroskopik yöntemle uygulanır. Artroskopi eklemlerle ilgili sorunların teşhis ve tedavisinde kullanılan bir cerrahi uygulamadır. Artroskopik yöntemde doktor ince bir çubuğun ucunda bulunan kamerayla (artroskop) eklemin bulunduğu bölgeyi görebilir ve deriye açılan çok küçük deliklerden operasyonu gerçekleştirir. Kameranın yansıttığı görüntü 10 kata kadar büyüyebildiği için eklem en ince detayına kadar görülebilmektedir.

Bu yöntemle yırtılan menisküsün eklem içine dağılan parçaları toplanabilir, bazı menisküs yırtıkları dikilebilir, bağ dokularındaki sorunlara müdahale edilebilir. Doktorunuz ameliyattan sonra dizi hareketsiz tutmak için alçıya alacaktır. Ayrıca alçı döneminde dize binen yükü hafifletmek için yaklaşık bir ay koltuk değneği kullanmanız gerekecektir. Bu ilk aşamadan sonra yavaş yavaş diz egzersizlerine geçilir. Bu egzersizler dize normal hareket yeteneğini ve gücünü geri kazandırmak için önemlidir. Doktorunuz fizik tedavi önerebilir ancak dizi güçlendirici hareketlerin çoğu evde yapılabilir. Dizin ameliyattan sonra tamamen iyileşmesi ve eski gücünü geri kazanması menisektomide 3-4 hafta, yırtılan parçaların geri kaynamasının beklendiği menisküs onarımında ise 3 ay kadar sürer. İyileşme süresinin uzaması veya kısalması hastanın genel sağlık koşullarına ve tedavi süreçleriyle uyumuna bağlı olarak değişebilmektedir

»

Ağrısız endoskopi yöntemi

İnce ve kalın barsak hastalıklarının tespit edilmesinde kullanılan kapsül endoskopi yöntemi ile endoskopi artık çok kolay. Günümüzde ince barsak, kolon yani kalın barsak ta ki tülser, polip, kanser ya da diğer anormal oluşumların incelenmesinde kullanılan yeni yöntemlerden biri olan “ Kapsül Endoskopi” en gelişmiş teknolojidir.

Hastaya yutturulan minik bir kapsülün içinde bulunan kamera ile tüm sindirim kanalı baştan aşağıya inceleme olanağı sunan Kapsül kolonoskopi ile daha geniş bir kapsama alanına ulaşılabilindiğine dikkat çeken Medicana Bahçelievler Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doktor Ziyaettin Durakoğlu yöntem ile ilgili bilgiler verdi.

Kapsül Enteroskopi ; Mini robot veya mini kamera- 1×3 cm ebadında (11 mm x 26 mm) ve 4 gram ağırlığında ve içinde bir mikroçip veya mini-kamera olan bir kapsülün 8-12 saatlik açlık sonrasında yutulması ve bu cihazın sindirim sisteminde seyahat ederek görüntüler alması ve sonunda hastanın bu kapsülü dışkısı ile çıkartması işlemidir. Tüm sindirim sistemini kat etmesine karşın, başlıca gastroskopi ve kolonoskopi ile değerlendirilme olanağı olmayan ince bağırsağın incelenmesi amacıyla yapılan bir tetkiktir.

Kapsülün içindeki mikroçip’in elde ettiği dijital görüntüler, hastanın beline takılan cep telefonu büyüklüğündeki (telsiz gibi) bir kayıt cihazına aktarılarak bilgisayarda detaylı bir şekilde incelenir.

Standart kapsüller saniyede iki görüntü alır ve bu gelişmiş kapsül ise saniyede 18 görüntüye kadar ve 8 saatlik bir sürede 50,000 civarında 8 kat büyütme ile görüntü alabilmektedir. Kapsülün 1450 görüş açısı olup, 0.1 mm’ye çapa dek cisimleri ve 20 mm derinliğe dek dokuyu tanıyabilmektedir.

Kapsül Enteroskopi ‘den bir gün önce, elementer Diyet, müshil ilaçları, sodyum fosfat, polietilen glikol (PEG), mannitol vb. maddeler ile barsak hazırlığı yapılması gerekir.

Kapsül Enteroskopi nasıl gerçekleştirilir?

Hasta bir gün önce yapılan hazırlık sonrası aç karnına uygulama yapılacak gastroenteroloji bölümüne gider ve kameranın kayıt cihazı hastanın kemerine tutturulur. Bir bardak su ile özel kapsülü yutar. Kapsülü yuttuktan 2 saat sonra su içilmesine ve 4 saat sonra ise çorba gibi hafif sulu gıdaya izin verilir. Hasta bu arada günlük yaşantısına devam etmesinde sakınca yoktur.

12 saat sonra hasta, beline takılı olan kayıt cihazını teslim eder. Kapsül 48 ± 52 dakikada mideyi terk etmekte ve 276 ± 79 dakikada ince bağırsaktan, kalın bağırsağın ilk kısmına (çekum) geçmektedir. Hasta kapsülü ortalama 24 saat sonra barsak hareketleri ile dışkılamayı takiben dışarı atar.İşlem döneminde MRI gibi görüntüleme işlemi sakıncalıdır.

Günümüzde kolon yani kalın bağırsaktaki polip, kanser ya da diğer anormal oluşumların incelenmesindeki en ileri teknoloji olan kolonoskopinin yanı sıra geliştirilen yeni yöntemlerden biri de “kapsül kolonoskopi” dir.

Bu yöntemle vitamin hapı büyüklüğünde bir kamera kapsül hastaya içirilir ve bu kapsülün algıladığı görüntü, hastanın kemerine takılan bir cihazda kaydedilir. Kapsül kolonoskopinin kapsül enteroskopiden farkı önde ve arka da olmak üzere iki adet kameranın bulunmasıdır.

Bu sayede iki taraftan alınan görüntülerle küçük lezyonlarında görülebilmesi sağlanmaktadır. Bu kayıt daha sonra bilgisayarda izlenir. Kapsül, vücutta yaklaşık 12 saat kalır ve sonunda dışkı ile atılır. Bu sürede hastanın hastanede kalması gerekmez, evinde ya da işinde olabilir. Bu yöntem; sedasyonla uyutulamayan, solunum sıkıntısı olan ve standart kolonoskopiden çekinen hastalar için idealdir.

Kapsül kolonoskopi işlemi öncesinde diyet ve ilaçlarla iyi bir barsak temizliği yapılır. Ardından işlem günü hasta erken saatlerde hastaneye gelerek, iri bir vitamin hapı büyüklüğündeki kapsülü içer. Hastanın beline büyük bir cep telefonu büyüklüğündeki alıcı bir cihaz, kemerle takılır.

Hasta, bu arada evine gidip dinlenir. Yemeğini yiyebilir. Akşamüstü tekrar hastaneye gelip alıcıyı verir. Gastroenteroloji uzmanı hekimler, alıcıya kaydedilen görüntüleri inceleyerek değerlendirme yapmaktadır.

»

Gözünden 20 tane bit çıktı

Daily Mail’in haberine göre soyadı Zhang olan Çinli bir kadın enfeksiyon olduğunu düşünüyordu.

Gözünde kaşıntı şikayeti olan kadının oğlu göz kapağının altında hareket eden şeyler görünce hemen bir sağlık kuruluşuna gitti.

Haida Hastanesi’ndeki hemşireler ve doktorlar göz kapağının altındakileri görünce şok oldu.

Kadının gözünde 20 civarında bitin yaşadığı ortaya çıkarıldı.

Bitler teker teker çıkarılırken gözde bit yaşamasının sebebi olarak hayvanlarla yakın temas ve takma kirpikler gösteriliyor.

Takma kirpiklerin zararları

Doktorlar bitleri önce başka bir parazit zannettiklerini ancak mikroskop altında incelediklerinde bit olduklarını fark ettiklerini açıkladı.

Doktorlar kadının gözünü sterilize ettikten sonra cımbız ile bitleri temizlediklerini belirtti.

»

Uçak yolculuğu yaparken gözlere dikkat

Oysa gelişebilecek önemli bir problem daha var ki, görme kaybına yol bile açabiliyor, üstelik kalıcı olarak! Bu hastalığın adı, halk arasında “glokom krizi” olarak bilinen “akut açı kapanması glokomu”. Ağrılı kırmızı gözle ortaya çıkan ve daha çok hipermetrop kişilerde görülen glokom krizi, zamanında tedavi edilmediği takdirde kalıcı görme kaybına neden olabiliyor. Bu krize yol açan etkenlerden biri ise yolculuk sırasında “loş ışık ortamında” kitap okuyarak gözleri zorlamak!

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza Cenk Çelebi, bu nedenle risk faktörlerine sahip olan kişilerin, glokom krizini önlemek için kıtalar arası yolculuk öncesinde göz hekimine başvurmalarının ve korunma amacıyla göz damlası kullanmalarının son derece önemli olduğu uyarısında bulunuyor.

Gözde ciddi ağrı, kızarıklık ve bulanıklık oluşuyor

Glokom krizi; göz içi sıvının devir daiminde ani bir blokaj oluştuğunda göz içi basıncının çok şiddetli ve çok yüksek rakamlara çıkması nedeniyle gelişiyor. Kriz sırasında hasta gözünde aniden gelişen şiddetli bir ağrı, kızarıklık ile kornea denilen saydam tabakadaki bulanıklık ve ödeme bağlı olarak görmede ciddi bulanıklık yakınmasıyla acile başvuruyor. Bu tabloda göze topikal damla ve sistemik tedavi yöntemleriyle acil olarak müdahale edilmesi gerekiyor, aksi halde kalıcı körlük gelişebiliyor. Eğer bu durum uçuş sırasında olursa göz bebeğini küçültmeye yönelik damla tedavisi uygulanması göz sağlığı için büyük önem taşıyor.

Loş ışık ortamında kitap okumayın

Özellikle 6-12 saat gibi uzun süren kıtalar arası yolculuk yapan kişilerde glokom krizine sık rastlanıldığı, İngiltere’de iki farklı hastanenin göz enstitülerinin ortaklaşa sunduğu bir vaka serisi çalışmasıyla da bilimsel olarak kanıtlandı. Bu çalışmaya göre; kıtalar arası yolculuk yapan kişilerde biyolojik ritmin değişimi sonucu uykusuzluk problemi yaşanıyor. Uyku düzeni bozulan ve bu süreci loş ışık ortamında kitap okuyarak geçiren hipermetrop kişilerde gözün yorulması sonucu glokom krizi gelişebiliyor. Bu nedenle uzmanlar açı kapanması glokomuna yatkın göz yapısına sahip kişilerin uçuş öncesinde krizi önlemek için göz damlası kullanmaları gerektiğine dikkat çekiyor.

Göz kaybını önlemek için erken müdahale şart

Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Dr. Ali Rıza Cenk Celebi, açı kapanması glokomunun tedavisinin zaman kaybetmeden başlanması gerektiği uyarısında bulunuyor. Aksi halde göz sinirlerinde kalıcı harabiyet ve bunun sonucunda görme alanı kayıpları oluşabiliyor. “Tedavide zaman kaybetmeden geçici olarak göz içi sıvısının üretiminin azaltılması ve göz bebeğinin küçültülerek iris kökünün açı bölgesinden uzaklaştırılması hedefleniyor.” diyen Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza Cenk Çelebi sözlerine şöyle devam ediyor: “ Bunun için de öncelikle damla tedavisi uygulanıyor. Sistemik tedavi nedeniyle de hastanın hastaneye yatışı gerekiyor. Hastaların glokom kriziyle karşılaşmalarını önlemek için ayrıca göz hekimi tarafından koruyucu gözün iris dokusuna lazer ile drenaj yolu açılması da yapılıyor. Bu lazer uygulaması poliklinik şartlarında, damla anestezi altında ve ağrısız olarak yaklaşık 15 dakika süren bir işlemle kolaylıkla yapılabiliyor”

Çocuk ve ileri yaş grubunu da tehdit ediyor

Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza Cenk Çelebi, glokom krizinin aynı zamanda çocukları ve ileri yaş grubundaki kişileri de tehdit ettiği uyarısında bulunarak risk altındaki kişileri söyle sıralıyor: “Glokom krizi yüksek hipermetrop kişilerde daha sık yaşanmakla birlikte, ayrıca yeterli tedavi görmemiş üveit hastalığı olan ileri yaştaki kişilerde de gelişebiliyor. Gözde dar açı bölgesine sahip olan veya doğumsal açı bölgesi anormalliği bulunan çocuklarda da glokom krizi görülebiliyor. Bunların yanı sıra göze gelen travma öyküsüne sahip olmak veya antikolinerjik özelliğe sahip bazı ilaçlar ya da çeşitli psikiyatrik ilaçların uzun süreli kullanımı da glokom krizini tetikleyebiliyor “

»

Kahvaltıda mutlaka olması gerekenler

Oysa kahvaltı, uzun süreli açlıktan sonra vücudumuza ihtiyacı olan enerjiyi verdiğimiz günün en önemli öğünü. Akşam yemeği veya gece ara öğününden sonra ortalama 10-12 saat aç kalan vücudumuz güne başlarken yakıtı bitmiş bir araç gibi oluyor. Bu nedenle uyandıktan sonra 1 saat içinde mutlaka kahvaltı etmemiz ve vücudumuza yakıtını vererek çalışmasını sağlamamız gerekiyor. Üstelik yapılan bilimsel çalışmalar da kahvaltının yaşam kalitemizi arttırmasının yanı sıra sağlıklı bir yaşam için de çok önemli olduğunu ortaya koyuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, kahvaltı etmenin 5 yaşamsal nedenini sıraladı:

1-Daha hızlı kilo vermemizi sağlıyor

Kilo; harcadığımız enerji ile aldığımız enerji arasında kurulan bir denge. Harcadığımız enerji aldığımız enerjiden daha fazla olduğunda kilo veriyoruz. Bazen ‘’Ne kadar az yersem o kadar iyi, zaten sabahları acıkmıyorum.’’ diye düşünerek, kahvaltıyı atlıyoruz. Peki, kahvaltıyı atlamak aldığımız enerjiyi azaltmasına rağmen neden kilo aldırıyor? Bunun 2 nedeni var: Öncelikle; kahvaltıyı atlayanların gün içerisinde fiziksel aktiviteleri daha düşük oluyor ve enerji harcaması azalıyor. Harcadığımız enerji azaldıkça da kilo vermek zorlaşıyor. İkinci neden ise; aç kalarak vücudu ‘’Kıtlık sinyali’’ moduna geçirmek. Uzun süre enerjisiz, yani aç kalan vücut sonraki öğünde tüketilen yiyecekleri yağa dönüştürerek depoluyor. Bu olumsuz etkileri yaşamamak için, uyandıktan sonra mutlaka 1 saat içinde kahvaltı etmeliyiz.

2- Kalp krizi riskini düşürüyor

Harvard Üniversitesi uzmanları tarafından yapılan bir çalışmada, kahvaltı etmeyenlerde kalp krizi ve kalp hastalıklarına yakalanma riskinin yüzde 27 daha fazla olduğu tespit edilmiş. Kalp krizine neden olan faktörler; tansiyon, insülin direnci, serbest yağ asitleri ve LDL denilen kötü kolesterolün artışı olarak sıralanıyor ve kahvaltı etmeyerek, açlık süresini uzatmak bu kötü sonuçları doğurarak kalp krizine zemin hazırlıyor.

3- Hafızayı güçlendiriyor, konsantrasyonu artırıyor

Yapılan 45 çalışma, kahvaltı etmenin konsantrasyon sağlama, dikkatimizin dağılmasını önleme ve hafızayı güçlendirme gibi etkilerinin olduğunu ortaya koydu. Kahvaltı etmek beyin için gerekli enerjiyi sağlayarak, öğrenmeyi geliştiriyor. Kan şekeri düzeyinin normal aralıklarda olması öğrenme gibi beyin işlevlerini düzenliyor. Kahvaltı edilmediğinde ise uzamış açlık süresi kan şekerinin en alt düzeye inmesine neden oluyor ve beyne yeterli glikoz sağlanamıyor. Bu durum, konsantrasyonun azalmasına, verimin düşmesine, üretkenliğin azalmasına yol açıyor. Bunlara ek olarak; insülin, seratonin, kortizol gibi hormonların salınımı da bilişsel fonksiyonları etkiliyor ve kahvaltı etmemiz gereken saatte aç kaldığımızda bu hormonların dengesinin bozulmasına sebep oluyoruz.

4- Diyabetten koruyor

2013 yılında, Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada 46 bin 289 kadın izlenmiş ve kahvaltı edenlerin tip 2 diyabete yakalanma riskleri daha düşük bulunmuş. Kahvaltıyı atlayan kişilerin yemek sonrası glikoz ve insülin değerleri daha yüksek oluyor ve kahvaltıyı atlamak insülin duyarlılığını bozuyor. Aynı zamanda, kahvaltıyı atlayanların gün içerisinde daha sık acıkmaları ve fazla yemeleri daha olası. Bu durum da artmış glikoz ve insülin yanıtına neden oluyor, yani şeker metabolizmasını bozuyor. Bu bozulmalar da diyabetle sonuçlanabiliyor.

5- Gün boyu enerji veriyor

Uyandığmızda kahvaltı ederek, ihtiyacımız olan enerjiyi almak fiziksel ve psikolojik açıdan kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlıyor. Kahvaltı etmeyen kişiler yorgunluk, güçsüzlük, konsantrasyon bozukluğu, kan şekeri düşüklüğü ve gün boyu uykusuzluk yaşarken, kahvaltı edenler daha enerjik oluyor. Ayrıca, kahvaltı etmeyen kişilerin gün içerisinde yüksek yağ ve şeker içerikli besinlere yönelmeleri daha kolay olurken, kahvaltı edenler iştahını daha iyi kontrol edebiliyor.

Sağlıklı kahvaltı nasıl olmalı? Kahvaltının olumlu etkilerinden maksimum düzeyde yararlanabilmek için; açma, poğaça gibi yüksek yağ içerikli ve çabuk acıktıran seçeneklerden kaçının. Bunun yerine tam tahıllı ekmek, peynir, yumurta, domates, salatalık, zeytin veya cevizin olduğu bir kahvaltı tercih edebilirsiniz. Eğer daha pratik bir kahvaltıya ihtiyaç duyuyorsanız, 1 su bardağı süt, tahıllı gevrek, 1 porsiyon meyve iyi bir seçenek olacaktır.

»

Doç. Dr. Ercan Tutak, Bebekleri havaya atmak tehlikeli

Bebeği mutlu etmek için yapılan ayakta sallamak, zıplatmak, havaya atıp tutmak hiç umulmadık sağlık sorunlarına yol açıyor.
BEBEĞİNİZİ SEVERKEN DİKKAT!
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ercan Tutak, bebekle oynarken ve onu uyuturken dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, “Bebekleri havaya atarak sevmek bağırsak düğümlenmesine neden olabiliyor. Bebek, her havaya atılıp tutulduğunda iç organlar yer değiştirebilmektedir. Bağırsağın da dolaşımı bozulmakta hatta her harekette bağırsak bağırsağın içine girebilmektedir” diye konuştu.
BEYİNDE SİNİR HÜCRE KAYBINA YOL AÇABİLİR
Doç. Dr. Ercan Tutak, bebeklerin uyuması için mümkünse ayakta sallanmaması uyarısında bulunarak, “Yetişkinlerde beyin dokusu kafatasının içini tamamen doldurmuştur oysa bebeklerde öyle değildir ve her harekette aşırı sallanır. Dolayısıyla beyin dokusunda sinir hücre kaybına yol açabilir” dedi.

»

Göğüs kanserine karşı kemik ilaçları

İngiltere’de Oxford Üniversitesi ile Erken Göğüs Kanseri Araştırmaları Vakfı’nın ortak çalışması sonucu kemik iliği ilaçlarının sıra dışı bir yan etkisi saptandı. 18 bin 766 kadının verilerini inceleyen bilim adamları özellikle osteoporoz hastaları için reçeteyle satılan kemik erimesini önleyici ilaçların kadınlarda göğüs kanserine yakalanma oranını ciddi anlamda düşürdüğünü gözlemledi.

»

Sıcakta ödem oluşuyor

Hava sıcaklığı değerlerinin aşırı yükseldiği bugünlerde vücutta su ve tuz tutulumu arttı. Uzmanlar vücutta ödem oluşumu riskine karşı uyarıyor. SABAH, Uz. Dr. Burak Uzel ve Uz. Dr. Yavuz Öztürker’den vücuttaki ödem oluşumunun yol açtığı rahatsızlıklar ve bunu engelleyecek önlemler konusunda bilgi aldı:
Ödem, böbrek rahatsızlıkları, varis, mantar, enfeksiyon gibi sorunlara yol açar. Kan dolaşımı bozulur, ciltte renk değişikliği olur.
İdrar söktürücü özelliğiyle ananas, kivi, nar, armut, karpuz gibi meyvelerla maydanoz, salatalık ve kabak gibi sebzeler tüketilmeli.
Fazla tuz alımının engellenmesi, hazır gıda ve soslardan uzak durulması, alkol, sigara ve kafeinli içeceklerin azaltılması, sık hareket edilmesi en önemli noktalardır.

»

Bu hastalıklar tatili yarıda kesiyor

Aşırı sıcaklar, havuz ve denizde geçirilen uzun saatler, soğuk içecek tüketimi ve tatilde değişen beslenme programları… Tüm bu etkenler çocukları yaz hastalıklarına karşı savunmasız hale getiriyor
Çocukların tatil eğlencesinin yarıda kesilmemesi için anne-babaların bir takım önlemler alması gerekiyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı, Hastalıkları ve Yenidoğan Bölümü’nden Uz. Dr. Aşkın Güra Nemlioğlu, çocuklarda yaz hastalıklarına karşı alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

KULAKTA KAŞINTI VE AKINTI VARSA HEMEN DOKTORA BAŞVURULMALI
Kulakta kaşıntı ve iltihaplı, kötü kokulu akıntı kulağa dışardan giren mantar, bakteri ve virüs gibi mikropların habercisidir. Kulakta normal olarak salgılanan sarı-kahverengi buşon, kirli suyu çeker, şişer, içindeki mikrobun hastalık yapmasını kolaylaştırır. Kötü kokulu, beyaz, sarı veya yeşil akıntı görüldüğü takdirde vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.

BOĞAZ ENFEKSİYONU SİNÜZİTE DÖNÜŞEBİLİR
Nefes yoluyla vücuda giren mikroplar; üst solunum yolu ve boğaz enfeksiyonu yapabilir. Ateş, kırgınlık, halsizlik, boğaz ağrısı ile başlar; çok daha ağır tablolara dönüşebilir. Ayrıca suya dalma, boğazdaki potansiyel hastalık mikroplarının daha derinlere taşınmasına ve sinüzit oluşmasına da neden olabilir.

ISLAK MAYO İLE OTURMAK İDRAR YOLU ENFEKSİYONU NEDENİ
Islak mayo ile beklemek özellikle kız çocukları için risktir ve idrar yolu enfeksiyonlarını tetiklemektedir. Islak mayoya ek olarak; yeterli temiz olmayan suda yüzme ve su kenarında yerlerde oturarak oynama da mikropların vücuda girişini kolaylaştırır. İdrar yolu enfeksiyonu, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, karın ağrısı, ateş veya kusma gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Bazen bunların birçoğu birlikte olur. Erken tanı ve tedavi, ilerde oluşabilecek daha ciddi ve kalıcı rahatsızlıkları önleyecektir.

ÇOCUĞUNUZ KUSUYORSA VE İS HALİ VARSA GELİŞİGÜZEL İLAÇ VERMEYİN
Kusma, karın ağrısı ve ardından gelen ishal, besin zehirlenmesinin belirtileri arasındadır. Tedavisi; kusma ve ishal ile kaybedilen su, tuz, karbonat, potasyum gibi maddelerin damardan serum şeklinde yerine konulması şeklindedir. Kusma ve ishal vücudun savunma mekanizmalarıdır. Bu sayede gıda zehirlenmesine neden olan toksinler ve bakteriler vücuda daha fazla zarar vermeden dışarı atılmak istenir. Bu yüzden ishal ve kusma giderici ilaçların kullanılmasından kaçınmak gerekir.

GÜNEŞ ÇARPMASINDAN ŞÜPHE EDİLİYORSA …
Uzun süre güneş altında kalan ve oyuna dalıp sıvı tüketmeyen çocuklarda güneş çarpması sıklıkla görülmektedir. Ateş, halsizlik gibi belirtilerle başlar. Vücuttan kaybedilen suyun içindeki sodyum, potasyum gibi elementlerin eksikliği de belirtileri şiddetlendirir. Su kaybının şiddetine göre şoka kadar varan tablolar oluşabilir. Bu durumda serin bir yerde dinlenmesi sağlanmalı, bol su verilmeli ve şikayetler devam ettiği takdirde bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.

AÇIKTA SATILAN DONDURMALARI ÇOCUĞUNUZA YEDİRMEYİN
Hijyenik koşullarda hazırlanmayan yiyecekler, temiz olmayan içme suları ve açıkta satılan gıdalar mide ve bağırsak enfeksiyonlarına neden olabilir. Özellikle açıkta satılan dondurmalar çocuklar için büyük tehlike içerir. Yaz aylarında özellikle sütlü, kremalı, mayonezli ve etli yiyeceklere dikkat edilmelidir.

GÜNEŞ KORUYUCU KREMLER ÜÇ SATTE BİR YENİLENMELİ
Yazın en sık görülen rahatsızlıklardan biri de güneş yanıklarıdır. Güneş ışınları 45 dereceden daha dik iken güneş altında kalınmaması gerekir. Güneş, deniz ya da havuzun içindeyken de yakıcı etkisini sürdürmektedir. Bu nedenle çocuklarda, 30 faktör koruyucu güneş kremleri kullanılması uygundur. Bu ürünlerin güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmesi, her üç saatte bir de tekrarlanması önemlidir. Özellikle yüzü korumak için de kıyıda oynayan çocuklara geniş kenarlı şapka takmak yararlı olabilir.

YAZIN SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR

Güneş çarpması
İshal ve kusma ile gelişen bağırsak enfeksiyonları
Dış ve orta kulak enfeksiyonu
İdrar yolu enfeksiyonu
Üst solunum yolu enfeksiyonları
Deride mantar
Böcek sokmaları
Alerjik reaksiyonlar
Hepatit A. Çocuklar Hepatit A’dan aşı ile korunabilmektedir. 1.5 yaşından itibaren, 6 ay ara ile iki doz yapılan aşı korumada önemli rol oynar. Hepatit A geçiren kişilerin mikrobu bulaştırmalarını önlemek için el ve tırnak temizliğine dikkat etmeleri, korunmada önemlidir.

SİNEK VE BÖCEK SOKMALARINDA PANİK YAPMAYIN

Kaşıntıya ve deride iltihaplı yaralara neden olan böcek ve sinek ısırmalarına karşı dikkatli olunmalıdır. Geceleri mümkünse koruyucu tül perdeli yataklar kullanmalıdır. Özellikle bebeklerde ciltten emilim çok olacağı için, cilde sık sık kimyasal sinek kovucu sürmek doğru değildir. Yaz akşamlarında uzun kollu, ince, hava alan pamuklu giysilerle sineğin sokabileceği alanı azaltmak gerekir.
Geceleri, sineklikli odanın ilaçlanıp yatmadan önce iyice havalandırılması da uygun bir yöntemdir. Sinek, böcek sokmasında kaşıntı önleyici krem, merhem ve losyonlar kullanılabilir.
Bitki, güneş ve soğuk su, deri alerjilerini tetikleyebilir. Çocuk açık alanda oynarken bazı bitkilerin temasına bağlı kızarma, kaşınma olabilir.
Deride direkt güneş ışığına bağlı kızarma, kaşınma, hatta ödem gelişebilir. Bazen soğuk su, hatta sadece su bile deride ürtiker ve anjioödem denen kızarıklık, kabarıklık, kaşıntı yapabilir.
Aşırı sıcaklar ve çocukların çok fazla hareketli oluşu daha fazla terlemesine yol açar. İsiliği önlemek için her gün ılık su ile banyo yapılmalı.

»



Saglikekibi.Com yasal uyarı: Bu site kişileri sağlık alanında bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır.Sitemiz doktorunuzun yerini almayi hedeflememektedir. Hiç bir zaman sağlık konusunda tam bir bilgiye internetten ulaşılamaz bunun için bizzat bir uzman hekime yüz yüze başvurmak klinik muayeneden geçmek gerekir. bu sitede yer alan bilgiler tanı ve tedavi amaçlı değildir.Sizlere aktardigimiz bilgiler, tavsiye niteliginde olup, reçete ya da tedavi yöntemlerinizi degistirmeye yönelik degildir. bu bilgiler tanı ve tedavi amaçlı kullanıldığında sorumluluk tamamen kullanıcıya aittir.Bilgilerin yanlis anlasilmasindan ve buna bagli olarak dogabilecek magduriyetten sitemiz yasal sorumluluk altinda degildir siteye girmekle bu şartları okumuş, anlamış ve kabul etmiş sayılırsınız. sağlık proplemlerinizin temelinde yatan sorunu ancak kapsamlı hastanelerde muayene neticesinde bulabilirsiniz. o yüzden düzenli olarak yılda 2 defa chekup yaptırmanızı ve gerekli testlerden geçmenizi öneririz bu sitede yayınlanan resim, yazı ve diğer uygulamaların her hakkı sağlık ekibi com ‘ a aittir. kaynak gösterilmeden kullanılaması içeriğin izinsiz olarak farklı ortamlarda farklı sitelerde paylaşılması yasaktır.
Sağlık Bilgileri Sağlık Bilgileri Yandex.Metrica