Hem sigarayı bırakın hem kilo almayın

Sigarayı bırakan kişilerde en sık karşılaşılan problemlerden birinin kilo alımı olduğunu söyleyen Beslenme ve Diyet, Fitoterapi Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili, araştırmalara göre, sigarayı bırakanların ortalama 2-5 kilo aldıklarını belirtti.
Sigaranın içindeki 5 bin zararlı maddeden biri olan nikotinin çok güçlü bir biyokimyasal etkiye sahip olduğunu, bu nedenle de iştahı baskıladığını dile getiren Bilgili’ye göre, sigara içenler sigara içmeyenlere göre daha az iştahlı oluyor.
Özellikle sigaraya psikolojik bağımlılığı olanlarda sigarayı bıraktıktan sonra aşırı yeme isteği olduğunu, yüksek kalorili besinlere eğilimin arttığını belirten Bilgili, sigarayı bıraktıktan sonra kilo alma endişesi yaşayanlara önerilerini 6 başlık altında şöyle anlattı:
Lokmanızı çok çiğneyin: Sigarayı bırakan kişilerde tat ve koku alma duyusu iyileşiyor. Böylece yemeklerden keyif alınmaya başlanıyor, haliyle yeme isteği de artıyor. Bunun önüne geçmek için yemekleri yavaş tüketerek her lokmanın keyfini çıkarın ve lokmanızı çok çiğneyin. Çünkü hızlı yemek de alınan kalori miktarını artırıyor. Porsiyon büyüklüklerini azaltarak, ana yemeklerde küçük, salatalarda büyük kase ve tabak kullanarak da kilo alımının önüne geçebilirsiniz.
Tatlı yerine kuruyemiş tüketin: Size sigarayı hatırlatan yiyeceklerden vazgeçin. Örneğin, çay ve kahve size sigarayı çağrıştırıyorsa, onun yerine aşırıya kaçmamak kaydıyla yeşil çay, kuşburnu, ıhlamur gibi bitki çayları tercih edebilirsiniz. Evde veya işyerinizde enerji yoğunluğu yüksek besinler bulundurmayın. Diyabet hastası değilseniz, aşırı tatlı isteğiniz olduğunda çikolata, pasta yerine şeker oranı diğer meyvelere göre biraz daha yüksek olan hurma, incir, çilek, muz gibi meyveleri ölçüsüne dikkat ederek tercih edebilirsiniz. Kuruyemişlerde kavrulmamış olanları seçin ancak miktara dikkat edin. Ara öğünlerde 1 çay bardağı tuzsuz kabak çekirdeği veya tuzsuz leblebi ya da 10 adet çiğ badem veya fındık veya 3 tam ceviz miktarını aşmayın.
Su tüketiminizi artırın: Sigara içen kişilerin vücudunda toksik madde birikimi yükseliyor. Bunların atılabilmesi için su en iyi kaynak. Gün içerisinde içeceğiniz suyun, sindirim sisteminizin rahat çalışması ve beraberinde ağırlık kaybınız için kolaylaştırıcı olacağını unutmayın; bu nedenle her gün en az 8-10 su bardağı su için. Sıvı alımının karşılanmasında ayran, cacık, ıhlamur, kuşburnu çayı, açık çay gibi içecekler tercih edebilirsiniz.
Posa tüketimini artırın: Posalı yiyeceklere daha çok yer verin. Tam tahıllı ve kepekli ürünleri tercih edin. Posadan oldukça zengin ıspanak, semizotu, kabak, pazı gibi sebzelerle, elma, armut, kayısı, şeftali, erik gibi meyveleri tüketmeye özen gösterin. Kurubaklagiller hem bitkisel protein hem de çok iyi bir posa kaynağı olduğundan haftada en az 1 kez sofralarınızda yer verin. Kefir, yoğurt gibi bağırsak dostu probiyotik bakteri içeren besin tüketimini arttırın. Böylece hem sigarayı bırakan kişilerde en sık rastlanan kabızlığa karşı önlem almış hem de kilo kontrolünü sağlamış olacaksınız.
Mutlaka hareket edin: Kendinize zaman ayırın ve günlük hareketinizi artırın. Her gün en az yarım saat tempolu ve düzenli yürüyün. Sabah kahvaltıdan önce 15 dakika boyunca karın kaslarının çalışmasını sağlayın. Böylece kilo almaya karşı çok önemli bir kazanım elde etmiş olursunuz.
Mevsim sebzesi olan semizotu tüketin: Sigara içenlerde kalsiyum, demir ve D vitamini eksikliği daha fazla görülür. Yaz aylarında güneşten doğru saatlerde bol bol faydalanmak, süt ve süt ürünleri tüketmek, yeterince balık tüketmemek gibi durumlarda diyetisyen önerisi ile gerekirse omega-3 takviyesi almak gerekebilir. C vitamini sigaranın bıraktığı hasarı gidermede önemli rol oynar. C vitaminden zengin çilek, kivi, nar, greyfurt gibi meyvelerle biber, brokoli, ıspanak ve özellikle mevsim sebzesi olan semizotu gibi yeşil yapraklı besinler tüketmek de hem toksin atımı hem de kilo alımını önlemek açısından faydalı.


Sıcak havalarda nelere dikkat etmeliyiz

Bol su için

Bol su içmenin önemine vurgu yapmak çok klişe bir başlangıç gibi olabilir ama sadece ne kadar hayati olduğunu anlatmak için atılmış bir adımdır. Sağlıklı bir insanın günde 1,5-2 litre su içmesi gerekir. Özellikle vücudunuzdaki suyun terle atıldığı bu sıcak günlerde bu gereklilik daha da artar. Susuzluk vücudunuzu halsiz düşürür ve dengenizi bozar. Sıcak havaların en büyük düşmanı bol su içmektir.

Sıcak havalarda dikkat etmeniz gereken 5 durum

Dışarıya vakitlice çıkın

Özellikle risk grubundaki insanlar sabah erken saatlerde ve akşam saatlerinde dışarıya çıkmalıdır. 11.00-16.00 arasında, güneş ışınlarının dik vurduğu saatlerde serin yerlerde olmak çok önemlidir. Bu sebeple işlerinizi erkenden ya da akşam üzeri yapacak şekilde ayarlayın ve bu saatlerde vücudunuzu yormayın.

Sıcak havalarda dikkat etmeniz gereken 5 durum

Hafif giyinin

Sıcak havalarda terinizi emecek kumaşları ve açık renkli giysileri tercih etmelisiniz. Bu sayede teriniz kolayca emilir ve açık renk giysiler güneş ışınlarını çekmez. Önemli bir diğer husus ise mutlaka güneş gözlüğü kullanma gerekliliğidir. Camları güneş ışınlarını geçirmeyen ve kalitesiz olmayan bir gözlük mutlaka gözünüzde olmalı.

Sıcak havalarda dikkat etmeniz gereken 5 durum

Hafif yiyecekler tercih edin

Sıcak havalarda sindirim sisteminizi zorlayacak ve dolayısıyla diğer organlarınızı yoracak yemekler yemekten kaçının. Vücudunuz zaten bir kriz durumuyla başa çıkmaya çalışırken bir de üzerine o yemekleri eritmeyi, depolamayı eklemeyin. Su yönünden zengin sebzeler tüketin ve bol bol su için. Kahve, çay ve şekerli içeceklerin suyun yerini tutmadığını unutmayın.

Sıcak havalarda dikkat etmeniz gereken 5 durum

Alkol ve kafeinden uzak durun

Alkol ve kafein vücudunuzun ısı dengesi üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptir. Bu sebeple çok sıcak havalarda alkol tüketiminden ve kafein içerikli içeceklerden uzak durun.

Sarma sigara içenler aman dikkat

Yaprak sigara kağıdının üretim ve ticaretine yönelik bir dizi kriter belirlendi. Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunun, Yaprak Sigara Kağıdının Teknik Düzenlemelere Uygunluğunun Belirlenmesine İlişkin Kurul Kararı, Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre, yaprak sigara kağıdına ait Girdi Bildirim ve Toksikolojik Veri Tabloları, Kurum tarafından yayımlanan kılavuz ve tablolara uygun düzenlenecek. Yaprak sigara kağıdında, şekerler veya tatlandırıcılar kullanılamayacak.

Yaprak sigara kağıdının üzerinde yer alması gereken marka veya mamulat çeşidine özgü ve diğerlerinden farklılığını ortaya koyan çizgi, şekil, figür, logo ve işaretler veya herhangi bir yasal işaret, uyarı için kullanılanlar ile yaprak sigara kağıdını beyazlatmak için olanlar hariç, kağıdın üretiminde renklendiriciden yararlanılamayacak. Kağıtta, Bilimsel Komisyon incelemesinden geçmemiş bir girdi kullanılmak istendiğinin tespiti halinde, Komisyonun raporu doğrultusunda karar verilecek. Türkiye’de üretilerek veya ithal edilerek piyasaya arz edilen yaprak sigara kağıdının üretiminde; sigara kağıdında, üzerinde kullanılan mürekkepte, kenar ek yeri yapıştırıcısında veya üründe herhangi bir şekilde benzen, metilen klorür, tetra kloro etilen, glioksal, mineral yağ, hidrojenle muamele edilmiş hafif, ağır naftenik kullanılamayacak.

Kurum, tüketicinin bilgilendirilmesini sağlamak amacıyla, sağladığı girdileri, ticari sır oluşturan özellikle ürün formül bilgilerinin korunmasına özen göstererek halkın bilgisine sunacak. Yaprak sigara kağıdı birim paketleri üzerine uygulanacak genel uyarı paketin en çok görülebilen geniş dış ön yüzeyine uygulanacak. Genel uyarı, basılı olduğu birim paketin geniş dış yüzeyinin siyah sınır çizgileri ile birlikte yüzde 65’ini kaplayacak. Yaprak sigara kağıdı birim paketlerinin görülebilir dış ambalajı, açma şeridi, iç ambalajı ile yaprak sigara kağıdı üzerinde, bu ürün özellikleri, sağlık etkileri, tehlikeleri veya emisyonları ile ilgili yanıltıcı ve eksik bilgi verilemeyecek. Türkiye’de ihraç amacıyla üretilen yaprak sigara kağıtları bu karar kapsamında değerlendirilmeyecek. (AA)

ALS zeki insanlarda daha sık görülüyor

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Okmeydanı Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi (SUAM) Nöroloji Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Serap Üçler, Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalarının genellikle mesleğinde yükselmiş, zeki, duygusal ve yaratıcı insanlar olduğunun söylenebileceğini belirterek, “ALS ileri evrelerde hastayı hareketsiz duruma getirmesine karşın, hastalığın son günlerine dek hasta zihinsel ve entelektüel yetenekleri korunmaktadır.” dedi.

Üçler, Dünya ALS Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, hastalığın, merkezi sinir sisteminde beyin sapı ve omurilikte motor nöron hücrelerinin harabiyeti sonucu, kaslarda güçsüzlük ve erimeyle giden nadir görülen nörolojik bir problem olduğunu söyledi.

ALS’nin, vücudun hareketini sağlayan yürüme, nefes alma, çiğneme, yutma gibi istemli kas hareketlerinden sorumlu sinir hücrelerini etkilediğini belirten Üçler, hastalığın seyrinin yıllar geçtikçe kötüleştiğini aktardı.

Prof. Dr. Üçler, şu ana kadar ALS’nin ilerlemesini durduran veya hastalık belirtilerini geri çeviren kesin bir tedavinin bulunamadığını, hala yaşam süresini uzatan ve hastalığın seyrini yavaşlatan tedaviler kullanıldığını aktararak, şunları kaydetti:

“Türkiye’de her yıl bin 500-4 bin 500 civarı hastaya ALS tanısı konulduğunu, toplam 8 bin-10 bin civarında ALS hastası olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de hastalıkla ilgili bir epidemiyolojik çalışma olmaması nedeniyle kesin bir rakam vermek güç. Hastalığın belirtileri ve ilerleyiş şekli, hızı hastadan hastaya değişiklik göstermektedir. Başlangıç her hastada aynı olmayabilir. Hastalığın ortalama başlangıç yaşı 55-70 yaş civarlarında olsa da daha genç ve ileri yaşlarda da görülebilir. Erkeklerde daha sık görülmektedir. Ortalama yaşam süresi 3 ile 10 yıl arasında değişmektedir. ALS hastalarının genellikle mesleğinde yükselmiş, zeki, duygusal ve yaratıcı insanlar olduğunu söyleyebiliriz. ALS ileri evrelerde hastayı hareketsiz duruma getirmesine karşın, hastalığın son günlerine dek hastanın zihinsel ve entelektüel yetenekleri korunmaktadır.”

“ALS’nin sebebi hala tam olarak bilinmemektedir”

Prof. Dr. Serap Üçler, hastalığın en sık görülen başlangıç belirtisinin ağrısız, sinsice ilerleyen kas kuvvetsizliği olduğunu belirterek, “Bu kuvvetsizlik el ya da ayak kaslarından ya da konuşma ve yutma kontrolünü sağlayan kaslardan başlayabilir.” dedi.

Hastaların yürürken takılma, tökezleme, cisimleri elinden düşürme, düğme iliklemekte, yazı yazmakta zorlanma, kol veya bacak kaslarında incelme, peltek konuşma, çiğneme güçlüğü, kas krampları ve seğirme gibi yakınmalarla hekime başvurduğunu anlatan Üçler, bazı hastalarda aşırı ağlama ya da gülme, duygularını kontrol etmekte zorlanma, bazılarında ise unutkanlık ya da davranış değişikliği gibi yakınmaların bu şikayetlere eşlik edebildiğini kaydetti.

Üçler, hastalığın ilerleyen dönemlerinde yutma ve solunum kaslarının da etkilendiğini, hastaların yedikleri besinlerin akciğerlerine kaçma ve buna bağlı zatürre olma riskinin ortaya çıktığını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“ALS’nin sebebi hala tam olarak bilinmemektedir. Düşük oranlarda ailesel olarak ortaya çıkar. Genetik nedenlerin, çevresel toksinlerin ya da çeşitli virüslerin hastalığa neden olabileceği düşünülmektedir. ALS bulaşıcı bir hastalık değildir. Hastalığın tanısı, öykü ve nörolojik muayeneye ek olarak yapılan elektrofizyolojik testlerle konulmaktadır. Hastalığın kesin tanısı için yapılan testlerin zaman içinde tekrarlanması gerekebilir. ALS tedavi edilebilir bir hastalık değildir. Şu an için ALS hastalarında yaşam süresini uzattığı gösterilen onaylı tek ilaç vardır. Geçtiğimiz aylarda yeni bir ilacın ALS’nin seyrini yavaşlattığı saptanmış ve yurt dışındaki bazı ülkelerde kullanımı onaylanmıştır. Hastalığın belirtilerini kontrol altına almak ve hastalıkla yaşamayı kolaylaştırmak için destek tedavileri mevcuttur. Bu tedaviler hastanın yaşam kalitesini ve yaşam süresini artırmaya yardım eder.”

Hava ve güneşin etkisi

Sadece “güneş ışığı, çay ve çikolatalı bisküvi”yle beslendiği öne sürülen 62 yaşındaki kadın, öldü. Soruşturma açan polis, kadının kız kardeşi ve iki arkadaşını ihmalkârlıkla suçladı

Hollanda’nın Utrech kentinde yaşayan 62 yaşındaki Jeannette adlı kadının 8 Haziran’da ölmesi üzerine büyük bir soruşturma açıldı. Kadının kız kardeşi Leonoor ve iki arkadaşıyla, Avustralyalılar arasında son dönemde popüler olan ve “sadece nefes alarak ve güneşle yaşanabileceğini” savunan “Breatharianism” akımının takipçileriydi. Akımın kurucusu Jasmuheen’e göre “insanoğlunun yaşamaya devam etmek için yemek yemeye ihtiyacı yok ve sadece güneş ışığından gerekli besinleri alabilir”. Gerçek adı Ellen Greve olan kadın, 19 yaşından beri sadece çay, güneş ışığı ve nadiren çikolatalı bisküviyle beslendiğini iddia ediyor. Jeannette’in takip ettiği diyetin de bu türden olduğu belirtiliyor. Dört arkadaş “www.contactmuziek. nl” adresli web sitelerinde 2014’ten bu yana kendilerini daha iyi hissetmek ve müziklerine yoğunlaşmak için yiyecekle ilişkilerini kestiklerini duyurmuştu. Sitedeki açıklamada, “Sadece meyve ve bitki suyu içerek, şarkılar güzelleşiyor. Böylece nefes almaya, hislere ve duygulara daha fazla zaman kalıyor” ifadeleri yer alıyor.

İKİ YIL HAPİS CEZASI ALABİLİR
Jeannette’in ölümün ardından polisin sorguya aldığı grup, ihmalkârlık ve tehlikede olan bir insana yardım etmemekle suçlanıyor. Ölen kadının kızkardeşi Leonoor sosyal medya sitesi Facebook’tan yaptığı paylaşımda, “Kız kardeşim öte bir dünyaya gitti. Huzur içinde ölmüştü. Ne yazık ki ölümün hemen ardından cehennemin kapıları açıldı ve biz evlerimizden çıkarılarak hapishanede iki korkunç ve yalnız gece geçirmek zorunda kaldık. Olayın travmasını üstlerinden atamadıklarını belirten Leonoor, bu akımın kız kardeşinin ölümünden sorumlu olmadığını söyledi. Leonoor ve iki arkadaşının 2 yıl hapis alabileceği açıklandı.

Aşırı sıcaklara bağlı diyabet

Dr. Demirel, “Sıcaklığın artması ile vücudun iç dengesi devreye girer, ter bezleri çalışmaya başlar. Terlemek vücudu serinletir ve vücut ısısının yükselmesini önler. Terlemek vücut ısısında düşmeye neden olduğu için iyi olmakla birlikte su kaybının çok olduğu durumlarda hayati tehlike yaratmaktadır. Diyabetli hastalarda kan şekeri düzeyleri yüksek olduğunda şeker, idrar yoluyla dışarı atılmaya çalışılır ve normalden daha fazla su kaybı görülebilir. Aşırı sıcak ve artan nem oranları diyabetik hastalar için sorun oluşturabilir” dedi.
AŞIRI SICAKLAR DİYABET HASTALARINI TEHDİT EDİYOR
Diyabetikli hastanın yaşının, organ hasarının, kan şekerinin ayar düzeyinin, ruhsal sağlığı ve beslenme durumunun bu sürece katkısı olduğunu belirten Dr. Demirel, “Şeker ayar bozukluğu, pıhtılaşma bozukluğu sonucunda kalp krizi, beyin felci riski artabilir. Diyabetik ayak sorunlarında artış olur. Uzun süre güneşte kalma sonucu gelişen güneş çarpması diyabetli hastalarda daha sık görülmektedir. Güneş çarpması halsizlik, yorgunluk, kas krampları, aşırı terleme, soğuk ve nemli cilt, baş ağrısı, çarpıntı ve bulantı yapar. Bu durum diyabetiklerde sinir tahribatı ile vücudun ısı dengesi bozabilir. Terleyememe sorunu olabilir. Bu durum diyabetik hastalar için tehlike oluşturmaktadır. Belirtilerinin başında halsizlik, kas krampları, çarpıntı, yorgunluk, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı gelmektedir” dedi.
AŞIRI SICAKLARDA SIVI TÜKETİMİNİ ARTTIRIN
Medicana Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Nesriye Demirel, sıcak havalarda günlük 2-5 litre arasında sıvı alınmasına ve suyla birlikte tuz ve mineral tüketiminin önemine dikkat çekti ve “Karpuz gibi meyveler içindeki şeker miktarı yüksek olduğundan az miktarda alınmalıdır. Aşırı protein ve yağlar su ihtiyacını artırabilir. Bu dönemde beslenme diyet uzmanına ya da doktora mutlaka danışılmalıdır. Klimalı ve nem oranı düşük bir ortamı tercih edilmelidir. Gün ortası sıcaklarda dinlenmeli çalışmaktan ve egzersizden ve fazla efor sarf etmekten kaçınılmalıdır. Ilık su ile duş alınmalıdır.” dedi.
SICAK HAVALARDA VE AÇIK MEKANLARDA EGZERSİZ YAPMAYIN
Sıcak havada egzersiz yapmanın vücudu aşırı zorladığını belirten Dr. Demirel, “Günün çok erken ve çok geç saatlerinde egzersize çıkılmamalıdır. Klimalı kapalı ortamlarda egzersiz yapılmalıdır. Egzersiz öncesi ve sonrasında bol sıvı tüketilmeli, kan şekeri takibi yapılmalıdır. Muhakkak dışarıda şapka takılmalı, ince açık renkli pamuklu giysiler seçilmeli ve güneş koruyucu kremler kullanılmalı” dedi.

SGK dan ilaç kararı

SGK, yaptığı değişiklikle işitme cihazında geri ödemeyi kaldırdı. Bunun yerine işitme cihazı alacak hastalar tıpkı eczaneden ilaç alır gibi, işitme cihazını temin edebilecek. Böylece hastaların işitme cihazına erişimi kolaylaştı.
Sosyal güvenlik sisteminde pek çok risk güvence altına alınır. Ancak emeklilik ve sağlık koruma altına alınan risklerin belki de en önemlileridir. Şubat 2017 verilerine göre, SGK’nın devlet katkısı hariç 12 milyar 907 milyon TL prim geliri var. Buna karşılık SGK aynı dönemde 16 milyar 419 milyon TL emekli aylığı ödemiş. 6 milyar 765 milyon sağlık ödemesiyle birlikte SGK’nın toplam ödeme rakamı 23 milyar 285 milyon TL’yi bulmuş.
KAPSAM GENİŞLİYOR
SGK son dönemde sağlıkta karşıladığı hizmetlerin kapsamını genişletiyor. Tüp bebek tedavisinde üçüncü denemenin de kapsama alınması bu çerçevede yapılan değişikliklerden biri. Fizik tedavi kapsamında kaplıca tedavisinin ödeme listesine alınması da aynı şekilde SGK’nın karşıladığı sağlık hizmetlerinin kapsamının genişletilmesi çerçevesinde yapılan bir düzenleme. SGK geçtiğimiz haftalarda yaptığı bir değişiklikle işitme sorunu yaşayanlar için de önemli bir düzenlemeyi hayata geçirdi.
GERİ ÖDEME VARDI
SGK işitme cihazını da doğrudan karşılayarak, hastaların işitme cihazına erişimini kolaylaştırdı. Bu sayede hastalar geri ödeme almak yerine doğrudan işitme cihazını temin edebilecek. Cihaz temini noktasında SGK değişiklik öncesinde geri ödeme yöntemini kullanıyordu. Cihazın bedelinin SGK’dan geri alınabilmesi için SGK ile anlaşması bulunan bir sağlık kurumundan alınmış sağlık kurulu raporu gerekiyor. Bu raporla SGK’ya başvurulduğunda SGK belirlenen rakamı geri ödüyordu.
SAĞLIKTA YENİ HAMLELER GELİYOR
İşitme cihazı çoğu insan için hayati önem taşıyor. SGK’nın yaptığı bu değişiklik de işitme cihazına ihtiyacı olan ve sürekli bu cihazları kullanan kişiler için çok önemli. İşitme cihazının bedelini kendi ceplerinden ödemek durumunda kalan kişiler nakit sorunu yaşayabiliyorlar. Akşam’dan Okan Güray Bülbül’ün haberine göre bu değişiklikle işitme cihazı kullanan kişilerin işitme cihazlarına erişimi kolaylaşmış oldu ve SGK da sağlık alanındaki hamlelerine yenisini ekledi.
ECZANEDEN İLAÇ ALMAK KADAR KOLAY
Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan değişiklikle SGK işitme cihazında geri ödemeyi kaldırdı. Bunun yerine işitme cihazı alacak hastalar tıpkı eczaneden ilaç alır gibi, SGK’nın anlaşmalı olduğu eczane ve medikallerden işitme cihazını temin edebilecekler. Anlaşmalı eczane ve medikallerden işitme cihazını temin edebilecek vatandaş, kolayca cihaza kavuşabilecek.

Su içmeyince neler oluyor

Nefes almaktan sonra en çok ona ihtiyaç duyuyoruz ancak yeterince önem vermiyoruz. Her gün yeterli miktarda su içmezsek başımıza neler geleceğini diyetisyen Neslihan Aktepe cevapla.tv kameralarına anlattı.

Su içmediğinizde;

%1-2 kayıpta susama hissi

%2-5 kayıpta yorgunluk, baş ağrısı, fiziksel performansta azalma

%8 kayıpta baş dönmesi, nefes alıp vermede zorlanma

%10 kayıpta kas spazmları, sayıklama olur ve yaşam tehlikeye girer

%20 kayıpta ölüm gerçekleşir

Sağlık için, susamayı beklemeden günlük 2.5-3 litre su tüketin.

Lyme Hastalığının Erken Tanısı ve Tedavisi

Lyme Hastalığının Erken Tanısı ve Tedavisi Mümkün”
Abant İzzet Baysal Üniversitesi (AİBÜ) Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Sırmatel, “Son zamanlarda MS, alzaymır ve birçok nörolojik hastalıklarla ilişkisi olan Lyme hastalığının erken tanısı ve tedavisi mümkündür.

Lyme Hastalığının Erken Tanısı ve Tedavisi Mümkün
Abant İzzet Baysal Üniversitesi (AİBÜ) Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Sırmatel, “Son zamanlarda MS, alzaymır ve birçok nörolojik hastalıklarla ilişkisi olan Lyme hastalığının erken tanısı ve tedavisi mümkündür. Lyme hastalığı 300’den fazla şikayetin temelinde yatan ciddi bir hastalık.” dedi.

Sırmatel, fakültenin konferans salonunda sağlık personellerine kene ile bulaşan hastalıklar hakkında bilgi verdi.

Doğada yaygın olarak bulunan kenelerin insan ve hayvan kanı emerek hayatlarını devam ettirdiklerini ifade eden Sırmatel, “Keneler birçok evcil hayvanda bulunduğu gibi doğada yaşayan kenelere temas etmek de her zaman mümkün. Kenelerle bulaşan birçok bakteriyel, viral paraziter hastalıklar vardır. Özellikle ülkemizde halk arasında büyük paniğe yol açan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi bir virütik hastalıktır. Bu hastalıktan ölüm oranı ülkemizde yüzde 5 iken yıllar önce bu oranın yüzde 60’larda olduğu bilinir.” şeklinde konuştu.

Sırmatel, değişen iklim şartları ile kuşların göç etmesinin kenelerle bulaşan hastalıkları daha sık gündeme taşıdığını belirtti.

Son yıllarda tanı yöntemlerinin artması ve çok değişik klinik tabloların yapılması sayesinde birçok hastalığın kolayca tespit edilebildiğini anlatan Sırmatel, “Lyme hastalığı da bu gelişmeler sonucunda belirlenmiştir. Bu hastalık, Amerika’da Lyme kasabasında çocuklarda artrit tanısı ile gündeme gelmiş ve çağımızın ‘Acil Enfeksiyon Hastalıkları’ grubuna dahil edilmiştir. Ülkemizin özellikle Batı Karadeniz ve Marmara bölgesinde yaşayan kenelerin türü, bu hastalığın etkeni olan Borrelia Burgdorferi mikrobunu taşımaktadır.” ifadesini kullandı.

Sırmatel, lyme hastalığının kene ısırmasından ortalama 2 ila 30 gün sonra cilt döküntüsü ile başladığına işaret ederek, şöyle konuştu:

“Daha sonra da kalbi, eklemleri ve sinir sistemi hücrelerini tutan yıllar sonra da psikolojik ve nörolojik rahatsızlıklarla karşımıza çıkan ciddi bir zoonotik hastalıktır. ABD’de her yıl 300 bin, Avrupa’da ise 50 ile 75 bin insanda görülen Lyme hastalığı bölgemizde tanı konulamayan bazı nörolojik hastalıklarda tanımlanarak tedavileri yapılmıştır. Son zamanlarda MS, alzaymır ve birçok nörolojik hastalıklarla ilişkisi olan Lyme hastalığının erken tanısı ve tedavisi mümkündür. Lyme hastalığı 300’den fazla şikayetin temelinde yatan ciddi bir hastalık.”

“Keneler ile bulaşan birçok virüs, insanlarda başlangıçta baş ağrısı, kas eklem ağrısı ve menenjit tablosuna neden olabilir.” diyen Sırmatel, dünyanın her tarafında görülen kenelerle bulaşan bu hastalıkların erken tanısı ve tedavisinin mümkün olduğunu kaydetti.

Sırmatel, evcil hayvanlarda yapılan kene temizliği, ahırların ilaçlanması ve piknik yaptıktan sonra vücutta saptanan kenelerin bir an önce hekime gösterilmesinin insanların gelecek ruh ve beden sağlığını koruyabileceğini ifade ederek, “Toplumda farkındalık yaratmak ve korku olmadan korunarak bilinçli bir yaklaşım ile kenelerle bulaşan hastalıkları önlemek mümkün. Bu konuda aşı çalışmaları yeterli seviyeye ulaşmamış olsa da toplumda farkındalık oluşturmak enfeksiyon hastalıklarını önlemede en önemli kuraldır.” diye konuştu.

Ambalajsız şeker çikulota

Ambalaj Sanayicileri Derneği (ASD), Ramazan Bayramı öncesinde tüketicileri açıkta satılan, ambalajsız şeker, lokum ve çikolata konusunda uyardı.

ASD’den yapılan açıklamaya göre, Ramazan Bayramı yaklaşırken şeker, lokum ve çikolata satışlarında önemli bir artış yaşanıyor. Bu durum merdiven altı tabir edilen, kalitesiz, sağlıksız ürünleri de gündeme getiriyor.

Açıkta satılan ve tüketicilerin fiyatı nedeniyle ya da daha taze olduğunu sandığı için tercih ettiği şeker, lokum ve çikolata gibi ürünler çok zararlı olabiliyor. Ambalajsız olduğu için haşere veya kemirgenlerin temasına da maruz kalabilecek şeker ve çikolatalar, insan sağlığını ciddi bir şekilde tehdit edip hastalıklara davetiye çıkarıyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen ASD Başkanı Zeki Sarıbekir, yalnızca çikolata ve şekerlerin değil ambalajsız satılan tüm gıda maddelerinin gıda güvenliği ve hijyeni hiçe sayan ortamlarda üretildiğini ve bu nedenle ciddi tehlikeler yarattığını kaydetti.

Gelişmiş ülkelerde ambalajsız ürün bulmanın neredeyse mümkün olmadığını belirten Sarıbekir, şunları aktardı:

“İsrafın önlenmesi ve hijyenin sağlanması açısından bütün gıda maddelerinin mutlaka ambalajlı satılması gerekiyor. Çünkü ambalaj, içine konulan gıdaların üretildikleri koşullarda bozulmadan en ekonomik ve güvenilir biçimde tüketiciye ulaştırılmasını ve tanıtılmasını sağlayan bir ürün. Gıda ambalajının temel amacı, gıdaların raf ömrünü uzatmak, uygun koşullarda depolanmasını sağlamak ve gıdaları tüketiciye ulaşıncaya dek diğer bulaşanlardan korumak, gıda bozulmaları ve kalite kayıplarını en aza indirmek. Ambalaj bu kadar önemliyken ülkemizde hala pek çok gıda maddesi ambalajsız satılıyor. Ambalaj yoksa sağlık ve hijyenden bahsetmek mümkün değil. Ucuzluğuna aldanıp ambalajsız şekerlemeleri satın almayın.”

Sadece şeker ve çikolatada değil tüm gıda maddelerinde ambalajı hasarlı, yırtılmış ve bozulmuş ürünlerin satın alınmaması gerektiğini ifade eden Sarıbekir, “Ambalajda gözle görünür bir deformasyon, herhangi bir yırtık, kaçak, sızıntı, şişme, vakum bozulması olup olmadığına ve son kullanma tarihi bilgisine mutlaka dikkat edin. Ambalajın üzerindeki açıklamalar okunabilir ve Türkçe olmalıdır. Ayrıca ürünün ambalajının üzerinde gıda maddesinin adı, içindekiler bilgisi, net miktarı, üretici firmanın adı ve adresi, son kullanma tarihi, parti ve seri numarası, üretim izin ya da gıda sicil numarası bulunmalı, kullanım bilgisi ve saklama koşulları belirtilmelidir. Eğer mümkünse ürünlerin ambalajda belirtilen uygun koşullarda muhafaza edilip edilmediği de kontrol edin.” ifadelerini kullandı.

Sarıbekir, ambalaj sektöründeki en temel sıkıntılardan birinin kayıt dışı üretim ve bunun yarattığı haksız rekabet olduğunu belirterek, “Ciddi kuruluşlar ücret, vergi ve sigorta yükümlülükleri gibi uymak zorunda oldukları her türlü mükellefiyeti yerine getirirken, kayıt dışı iş yapanlar haksız kazanç sağladıkları gibi halkın sağlığıyla da oynuyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Kolesterol iğnesi geliyor

Kalp hastalıklarını önlemek için geliştirilen kolesterol düşürücü iğne, insanlar üzerinde denenmeye başlandı

Kalp hastalıklarını önlemek için geliştirilen kolesterol düşürücü iğne, fareler üzerinde alınan başarılı sonuçların ardından insanlar üzerinde de denenmeye başlandı. Viyana Tıp Fakültesi’nde, 72 gönüllü üzerinde ilacın güvenlik testleri yapılıyor. Testlerin ilk aşaması bu yıl sonuna kadar tamamlanacak. Kolesterol iğnesi, inme, anjin ve kalp krizine karşı günlük olarak kullanılan haplara alternatif olarak geliştirildi. Araştırmacı Dr. Günther Staffler, ilacın güvenli ve yeterince etkili olduğunu görmek için yapılacak testlerin yıllarca sürebileceğini belirtti. Staffler, “İlaç 6 yıl içinde piyasaya çıksa bile bu, insanların spor yapmaması ve çok yağlı yiyeceklerden uzak durmaması için bir bahane olamaz” dedi. İlaç, bağışıklık sisteminin PCSK9 adlı proteine saldırmasını sağlıyor. Bu protein “kötü” düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterolünün kanda toplanmasına yol açıyor. Araştırmacılar, yeni iğnenin bağışıklık sistemini güçlendirmek için yıllık olarak yapılabileceğini söylüyor. Fareler üzerindeki deneylerde, LDL kolesterolü seviyesi 12 ayda yüzde 50 oranında düştü.

Havuzda bebek bezinden hastalık

Bebek bezinden kazara sızan dışkı, kolaylıkla tüm havuza yayılabildiğinden dikkatli olmanız gerekir. Eğer kusma ve ishal olursa hemen doktora gitmelisiniz

Yaz aylarının gelişiyle birlikte güneşin kendini hissettirdiği şu günlerde en sık tercih edilen yerlerden biri de tatil beldeleridir. Özellikle havuzlu tesisler, adeta olmazsa olmazlar arasında sayılabilir. Peki havuzlar ne kadar temiz?
Yapılan araştırmalara göre havuzlar, insanların ortak kullanım alanları olduğu için hastalık bulaştırabiliyor.
Havuza giren kişinin burun akıntısı, deri üzerindeki bakterileri, genital akıntısı ve idrar yolu akıntıları havuz suyuna karışabiliyor.
Özellikle yara üzerindeki bakteriler, mantarlar ve deri yarası bakterileri, suya normal vücut floralarından çok daha kolay bulaşıyor. Dolayısıyla bu bakteriler çocuklara ve cilt yapısı hassas olanlara zarar verebiliyor.
Bu nedenle havuza girmeden önce saça bone takılması, duş alınması ve ayakların da dezenfektan sudan geçirilmesi gerekiyor.

MANTAR YAYILIR
Havuzda en çok yayılan hastalıklardan biri de mantar hastalığıdır. Mantar enfeksiyonu özellikle ayaklarda ve parmak aralarında bulunur.
Dezenfektan su, ayak yüzeyindeki mantarların havuza ya da suya bulaşmasını engeller. Bu nedenle havuza girmeden önce ayaklar çok iyi dezenfekte edilmelidir.
Bunun yanı sıra ishal, idrar yolu enfeksiyonu veya yara akıntınız var ise havuza girmemeniz gerekir. Çünkü denizin aksine havuzun kendini dezenfekte edebilme özelliği bulunmaz. Dolayısıyla deniz suyundan enfeksiyon kapma riski neredeyse yok denilebilir. Peki suyun temiz olup olmadığı nasıl anlaşılır?

DEZENFEKTE EDİLMEYEN HAVUZ
Havuz, otel ya da tatil beldesi görevlilerine çok iş düşüyor. Öncelikle havuzdaki kimyasal seviyeler günde en az iki kez test edilmeli. Havuzdaki kimyasal seviyelerine dikkat edilmediğinde, havuzu kullanan kişilerde kusma ve kramp meydana gelebilir. Dolayısıyla tesisin, belediyenin önerdiği klor miktarlarıyla havuzu dezenfekte ettiğine dair belgesi bulunmalıdır.
Ayrıca havuza girecek kişilerin havuzun ne kadar süre arayla temizlendiğini sorması önemlidir.

SU BULANIKSA…
Bir havuzun suyu köpüklü ve berrak değilse, havuza girilmemelidir. Suyun dibinin görünmemesi, havuzun pek çok hastalığa davetiye çıkarabileceğinin ve hatta ölümle sonuçlanabileceğinin işareti olabilir.

KUSMA VARSA…
Bebeklerin hem beden gelişimi, hem sosyalleşmesi için su, önemli bir yere sahiptir. Eğer havuzda her yaş grubundan bebek varsa dikkat etmeniz gerekir. Çünkü bebek havuzundaki bebeklerin çoğu genellikle bezlidir. Bebek bezinden kazara sızan dışkı, bebeğinizi hastalıklara karşı savunmasız bırakır. Sızıntı kolaylıkla tüm havuza yayılabildiğinden bebeğiniz için dikkatli olmanız gerekir. Eğer havuzdan sonra kusma ve ishal gözlemliyorsanız, mutlaka çocuk doktoruna görünmelisiniz.

ISLAK MAYOYLA OTURMAYIN

Gireceğiniz havuz yeterince büyük ve temiz değilse havuza girmeyin.
Su sirkülasyonu olmayan ve aynı klorla tekrar tekrar temizlenen havuzlardan kaçının.
Islak mayo ve bikini ile oturmayın.
Havuza girmeden önce ve sonra mutlaka duş alın.
Havuz suyu yutmayın.
Havuzun yoğun tercih edildiği zamanlarda havuza girmeyin.
Havuzdan çıktıktan sonra mutlaka kurulanın.
Dışarıda giydiğiniz terlik ve ayakkabılar ile havuza girmeyin.
2 yaşından küçük bebeğinizi, suya ve hastalıklara karşı savunmasız olduğundan, suya sokmayın.
Havuza girerken, deniz gözlüğü, bone ve kulak tıkacı kullanın.

KULAKTA AĞRI VARSA MUTLAKA DOKTORA GİDİN

Göz enfeksiyonları
Klorun gözü tahriş etmesinden kaynaklı olarak gözden konjonktivit gelişebilir. Bakteriyel konjonktivit gözde çapaklanmaya, kimyasal konjonktivit ise kızarıklık ve göz ağrısına sebep olabilir. Havuzdan çıktıktan sonra bu semptomlardan herhangi birini yaşıyorsanız havuza girerken deniz gözlüğü kullanabilirsiniz. Şikayetlerinizin artması halinde bir göz doktoruna görünmenizde fayda var.

Kulak enfeksiyonları
Kulak enfeksiyonları, yüzme sonrasında kulak içindeki suyun kulağa bırakılması ile oluşabilir. Dış kulak iltihabı veya otitis eksterna olarak bilinen bu enfeksiyon, çocukluk çağında ortaya çıkan orta kulak enfeksiyonu ile aynı değildir. Enfeksiyon, dış kulak yolunda oluşur ve her yaştan kişiler için ağrı ve rahatsızlığa neden olabilir. Yaygın semptomlar arasında; kulak içinde kaşıntı, kızarıklık ve kulakta şişme, kulağa basınç uygulandığında ağrı, işitme azlığı, uğultu, çınlama, kulakta dolgunluk ve tıkanıklık hissi bulunur. Kulak enfeksiyonlarından korunmak için:
Havuz girmeden önce bone ve kulak tıkacı kullanın.
Suyun kulak kanalınızdan içeriye kaçmaması için, başınızı sağa ve sola yatırarak kulağınızı kuruttuğunuzdan emin olun.
Kulağınızda rahatsızlık hissi, kaşıntı, kızarma ve ağrı hissediyorsanız mutlaka doktora görünün.

Sindirim sistemi enfeksiyonları
Birçok tesis, birkaç havuz için tek bir filtreleme sistemi kullanır. Bu, çeşitli havuzlardan gelen suyun karışımı anlamına gelir ve potansiyel olarak mikropların, bağlı havuzlar arasında kısa sürede yayılmasına neden olur. Dolayısıyla klorun mikropları öldürmesi veya suyun filtreler yoluyla geri dönüştürülmesi sırasında ishal mikroplarına maruz kalabilirsiniz. Bu mikroplardan korunmak için;
Klor seviyesinden ve temizliğinden emin olmadığınız havuzlara girmeyin.
Havuza girmeden önce ve girdikten sonra duş alın.
Kesinlikle su yutmamaya çalışın.

Doğru nefes kaliteli hayat demek

Her insan doğduğu anda nefes alıp vermeyi biliyor ama zamanla doğru nefes almayı unutabiliyoruz. Neden yanlış nefes alıyoruz ve bunu nasıl kolayca düzeltebiliriz?
NEFES ALIRKEN YAPTIĞIMIZ HATALAR
Yetişkinlerin büyük çoğunluğu dikey nefes olarak tanımlanan sığ nefesler alıyor. Eğer nefesiniz akciğerlerinizin altından yukarı doğru çıkıyor, göğsünüz ve omuzlarınız yukarı kalkıyorsa, siz de bu çoğunluğa dahilsiniz. Bunun anlamı akciğerlerinizin sadece küçük bir kısmını kullanıyorsunuz, bunu yaparken de omuzlarınızı ve boynunuzu kaldırarak kasıyorsunuz.
Beden bu tarz sığ nefes alış verişleri stresle ilişkilendiriyor. Bu da beyninize kilo alma, kötü uyku ve benzeri birçok hormonu arttıracak sinyaller göndermesine yol açıyor.
PEKİ DOĞRU NEFES NASIL ALINIR?
Doğru nefes almak aslında çok basit: Nefesinizi önce karnınıza doldurup sonra akciğerlere doğru çekmeniz yeterli.
Karın nefesi olarak da adlandırılan bu nefes alma tarzında karnınızın gözle görülür şekilde şişip iniyor olması gerekiyor.
İlk başta biraz zorlansanız bile, alıştığınızda karından aldığınız nefesin vücudunuza rahatlama sinyalleri gönderdiğini hissedeceksiniz.
Üstelik konunun uzmanı Dr. Vranich’e göre “Bir kez vücudunuzun alt kısmından nefes almaya başladığınızda, karın kaslarınız inanılmaz derecede güçlü olacak”. Kaslı bir karna fazla kimsenin itirazı olmasa gerek.

Ramazanda artan reflü nedeni

İstanbul Bilgi Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Birsen Demirel, Ramazan ayının sıcak yaz günlerine denk gelmesi ve 17 saatlik açlık süresi nedeniyle, dengeli ve sağlıklı beslenmenin çok önemli olduğuna dikkat çekerek oruç tutanları, yeme alışkanlıkları ve öğünler konusunda uyarıyor.
Ramazan’da, özellikle iftar sofralarında tüketilen yemek miktarının ve yeme süresinin çok önemli olduğuna değinen Demirel şunları söylüyor:
“Gün boyu süren açlıktan sonra hızlı ve fazla miktarda besin tüketilmesi yavaşlamış olan metabolizmaya da ağır bir yük getirerek kilo artışına sebep olabilir. Ayrıca iftarda yemeklerin hızlı yenilmesi, hazımsızlık ve reflü riskini arttırır. Bu nedenle yiyecekler yavaş yavaş yenilmeli ve iyice çiğnenmeli. Bunu önlemek için iftara çorba gibi hafif yiyeceklerle başlanılması, 15-20 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salata, yoğurt ile devam edilmesi uygun olabilir. Kan şekerini çabuk yükselten ve ardından çabuk düşüren beyaz ekmek, pirinç gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, tam buğday unu ekmek veya kepekli makarna, posalı besinler tercih edilmeli.”
YAĞLI VE BAHARATLI YEMEKLER UYKUYA GEÇİŞİ ZORLAŞTIRIR
Ramazanda yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için en az 2 öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak gerektiğini belirten Demirel, “Uzun süren açlıktan sonra boş mideyi birden doldurmak, ani tansiyon ve şeker yükselmelerine, mide ve bağırsak rahatsızlıklarına neden olabilir. Bu nedenle iftar saatinden itibaren gece boyunca ihtiyaç duyulan besinleri aralıklı olarak yemek önemli. Öğünlerin hafif iftar, akşam yemeği, sahur ve ara öğün olacak şekilde 3- 4 öğün olarak düzenlenmesine özen gösterilmeli” diyor.
Sahura kalkmanın beden sağlığı için kritik önem taşıdığını da vurgulayan Demirel, sadece su içerek niyetlenmenin gün içerisinde açlık kan şekerinin daha erken saatlerde düşmesine neden olduğunu ve metabolizmayı yavaşlattığını belirtiyor. Öte yandan ağır sahur yemeklerinin, gece saatlerinde düşen metabolizma hızı nedeniyle daha hızlı yağa dönüşeceği konusunda uyarıyor. Sahurda aşırı baharatlı ve yağlı yemek seçimlerinin tekrar uykuya dönmeyi zorlaştırabileceğine dikkat çeken Demirel, lif oranı yüksek besinlerin tüketilmesini tavsiye ediyor.
Ramazan’da vücuttaki sıvı kaybının arttığının altını çizen Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Birsen Demirel, iftar ve sahur arasında en az 2 – 2.5 lt su içmenin temel prensip olması gerektiğini vurguluyor.

Bardağa attığınız buza dikkat

Sıcakların artmasıyla birlikte amip hastalığıyla ilgili uyarılarda bulunan Doç. Dr. Behice Kurtaran, bu dönemde özellikle çocuklarda karın ağrısı ve ishal gibi şikayetlerin görülebileceğini anlattı. Her ishalin amip olmadığını belirten Doç. Dr. Kurtaran, “Ancak bazı virüsler amip kadar etkili olabiliyor. Buna dikkat edilmeli” dedi.

HASTALIĞA KARŞI UYARDI

Klorlanmayan içme suları ve ellerin sık yıkanmamasının amip hastalığına davetiye çıkardığını belirten Doç. Dr. Behice Kurtaran şunları söyledi:

“Amip açısından içilen sulara veya içeceklere konulan buz da risk taşıyabilir. Klorlanmayan sulardan hazırlanan buz parçasını içeceğinize koyarsanız risk oluşturabilir. Kirli ellerin temas ettiği buzlar da amip hastalığına neden olabilir. İyi temizlenmeyen yeşillikler de risklidir. Temizliğinden emin olunmayan gıdalardan ve içeceklerden uzak durulmalı. Tuvalet sonrası, yemek öncesi ellerin mutlaka yıkanması gerekir. Yıkanmayan elle tutulan kapı kolu bile hastalık bulaştırabilir. Amip gibi hastalıklar özellikle çocuklar da daha sık görülüyor. Bazı ishal vakalarında ilaç kullanmaya gerek olmayabiliyor ama amip gibi hastalıklarda ilaç tedavisi mutlaka gerekiyor.”