Eksik dişe impalant nedeni

Ağızdaki boşlukların doldurulmaması, mevcut dişlerinizin çürümesine neden olabilir. Eksik dişlerin tedavisi en kısa zamanda yapılmalıdır
Uzun süreli diş eksiklikleri, ağız ve genel sağlık için zararlı olabilir. Diş eksiklikleri yalnızca sağlığı değil aynı zamanda estetiği de ilgilendirdiği ve genelde yaşlılıkla ilişkilendirildiği için olduğunuzdan yaşlı görünmenize neden olabilir. Diş eksikliğini gidermek; yüzünüzün şeklini, estetiğinizi ve gülüşünüzü inanılmaz şekilde güzelleştirir. Eksik dişlerin giderilmesi; ağız-diş sağlığınızı düzeltmesinin yanında, yemek yemenizi ve çiğneyebilmenizi de sağlar, fonksiyonlarla beraber estetik görünüm elde edilmesi ise özgüveninizi artırır. Ağzınızda dişsiz boşluklar olması, çenenizin kapanmasını etkiler. Boşluğun karşısındaki diş, boşluğa doğru uzayarak çenenizin kapanışını bozar ve çene ekleminde sorunlara yol açabilir. Çekilmiş dişin etrafındaki dişler ise, meydana gelen boşluğa doğru devrilir. Boşlukların uzun süre doldurulmaması, o bölgelerde gıda artıklarının sıkışarak mevcut dişlerinizi çürütmesine de neden olabilir. Bu nedenle, eksik dişlerin tedavisi en kısa zamanda yapılmalıdır. Kaybedilen her diş, çene kemiğinin daha erken çözülmesine neden olur. Çünkü varolan dişler çene kemiğine destek olmaktadır. Çene kemiğinin çözülmesi yani erimesi sürecine rezorbsiyon adı verilir. Dişsiz kalınan süre arttıkça çene kemiği rezorbsiyonu da artar. Kemiğin kaybı, çiğneme fonksiyonunun kaybıyla beraber yemek alışkanlıklarında değişikliklere neden olduğu için yaşam kalitesini de düşürür. Çünkü çiğneme güçlüğü, diş çekilir çekilmez başlar. Yapılmış akademik çalışmalara göre; hareketli protez kullananların yüzde 29’u yumuşak ve kıyılmış yemekleri tercih ederken, yüzde 50’si ise birçok yemekten uzak durmaktadır. Zamanla çene kemiği kaybı arttığından; çene, işlem yapılamayacak seviyeye gelebilir.

KÖPRÜLER İLE SABİT PROTEZLER ARASINDA FARK VAR MI?
İmplant üstü sabit protezler, tek ya da birden fazla diş eksikliklerinde uzun yıllardır kullanılmakta olan sabit köprü protezlerine oranla çok daha avantajlı olan uygulamalardır. Öncelikle çekilmiş diş veya dişlerin, önünde ve arkasında yer alan sağlam dişler küçültülmeden, yalnızca boşluk olan bölgeye implant yerleştirilmesi ile diş dokuları korunmuş olur. Ayrıca implantsız köprülerde, eksik diş veya dişlerin taşıması gereken çiğneme yükünü küçültülmüş destek dişler karşıladığı için, bu dişlerde birtakım sorunlar yaşanabilir ve hatta diş kayıpları söz konusu olabilir. Bir diğer dezavantaj ise, uzun seneler boyunca ağızda kalan köprü protezlerinin yapıştırıcı maddesinin ağır ağır çözünmesi sonucu destek dişlerde meydana gelebilecek olan çürümeler, diş eti problemleri ve ağız kokusudur. Implant üstü protezlerde ise, implantın ağız içine doğru uzanan parçası üzerine yapıştırıldığı veya vidalandığı için bu durumun sözkonusu olmamasıdır.

HAREKETLİ PROTEZLER İLE SABİT PROTEZLER ARASINDA FARK VAR MI?
Tam protezler, tüm dişleri çekilmiş olan hastalara uygulanan, daha çok damak protezi olarak bildiğimiz takıp çıkarılabilen protezlerdir. Tam protez kullanan hastaların en büyük şikayetleri ise, çiğneme etkinliklerinin az olması yani gıdaları yeterince öğütememeleridir. Implantlar sayesinde, tam dişsiz olan hastalara sabit veya hareketli implant protezleri uygulanabilmektedir. Implant, ağızdaki doğal diş gibi, dişin kökünü taklit eden bir yapıda olduğundan; üzerine uygulanan sabit protezlerdeki çiğneme, hastanın kendi dişleri ile çiğnemesi gibi etkilidir. Az sayıda implant uygulanarak, sabit yerine implant üstü hareketli protez tedavileri de mümkündür. Bu tedavilerin avantajı da, dişsiz çenelere uygulanan protezlere göre çok daha etkin çiğnemeyi mümkün kılmalarıdır.

İMPLANTLAR ÖMÜR BOYU ÇENEKEMİĞİNDE KALABİLİR
Belki de en fazla merak edilen konu, implantların ne kadar süre ağızda kalacağıdır. İmplant uygulaması sonrasında, kemikleşen yani çene kemiği içerisinde hareketsiz bir duruma gelen implantlar, bir ömür boyu çene kemiği içerisinde kalabilir. Ancak hastalar arasında bir yanlış anlaşılma söz konusudur. İmplant üzerine yapılan protezlerin porselen olması, bazı hastaların ağız hijyenlerine dikkat etmemesine neden olur. Porselenler renk değiştirmedikleri, lekelenmedikleri ve çürümedikleri için, hastalar doğal dişlerine verdikleri önemi protezlerine göstermemektedir. Bu durum, ağız hijyenini bozduğu ve diş eti hastalıklarına yol açtığı için, implantların kaybına bile neden olabilir. Doğal dişli ağzımızdaki temizlik kuralları, implant üstü protezlerde de geçerli olmalıdır. İmplant kayıplarında bir diğer önemli konu ise, hastanın sigara alışkanlığıdır. Sigara kullanımı da implantların sallanmasına ve kayıplarına neden olabilmektedir. Bir ya da birden fazla diş eksikliklerinde uygulanan implantlarda ise, ağızdaki mevcut doğal dişlerin enfeksiyonlarının çene kemiğine yayılması halinde, komşu implantlar da etkilenebilmektedir. Bu nedenle tüm ağız sağlığımıza önem vermeliyiz. İmplant kayıplarını engelleyebilmek için yılda en az iki kere muayene olarak, erken müdahalelerle büyük problemlerin oluşması riskini engelleyebiliriz.

ÜÇ BOYUTLU PLANLAMA NE GİBİ AVANTAJLAR SAĞLIYOR?
İmplant uygulaması için hazırlık yapılırken bilgisayar tomografisi kullanılır. Üç boyutlu planlama, fonksiyon ve estetikle bağlantılı olarak hastanın anatomik olarak önemli yapılarını hesaba katar.
İmplant ve onun çevresi ile ilgili daha detaylı bilgi ile birlikte daha az komplikasyonla daha başarılı implant uygulamasını mümkün kılar.
Planlama; doğru implantın veri tabanından seçilmesi, implantın pozisyonu, derinliği ve açısı belirlenerek en uygun şekilde yerleştirilmesini ve kemik yoğunluğu ile sinirlerin implant çevresinde işaretlenmesini içerir.
Tomografi bilgisi yazılımdan direkt olarak alındığı için, planlama yapılırken hastanın bulunması gerekmez. Bu bilgiye dayanılarak yüksek hassasiyette operasyonlar mümkün olur. İmplantlar, kemiğe, miktara, estetik ve protetik planlamaya dayanarak fonksiyonel bir şekilde ayarlanır. İmplant uygulanmadan kesin protezin üretilmesi mümkündür.
Çene kemiğinin içinde karmaşık bir damar ve sinir ağı vardır. Diş hekiminiz, üç boyutlu implant planlama sistemi ile bu yapıların zarar görme riskini tamamen ortadan kaldırır.

ROBOTİK CERRAHİ UYGULAMASI
Almanya’da 2009 sonlarında geliştirilen cerrahi yönlendirme teknolojisi, eş zamanlı olarak Türkiye’de de hastaların hizmetine sunuldu. Bu teknoloji sayesinde implant uygulamaları esnasında karşılaşılabilecek sorunlar önceden belirleniyor, analiz ediliyor ve ameliyat sırasında sürpriz yaşanmıyor. Sonrasında ise, ameliyat kesiği, kanama ve dikiş olmadığı için çok hızlı iyileşme sağlanıyor. Sistemin genel işleyişi, hastadan alınan çok detaylı dijital tomografi bilgisi ile cerrahi planlama yapılması ve bu planın müdahale sırasında hastaya uygulanması üzerine kuruludur.

İMPLANT UYGULAMA YÖNTEMLERİ NELERDİR?
Klasik cerrahi yöntem, şablon uygulaması, piezo sistemi, lazer destekli ve robotik cerrahi… Bu yöntemler arasında en yeni teknoloji, robotik cerrahi teknolojisidir. Navigasyonlu implant uygulaması olarak da bilinen bu yöntem, üç boyutlu implant planlama ve cerrahi navigasyon aşamalarından oluşuyor.

ELDE EDİLEN BİLGİ NASIL KULLANILIYOR?
Üç boyutlu planlama ile implantın yeri tam olarak belirlendikten sonra, bu bilgi cerrahi navigasyon sistemine aktarılıyor. Diş hekiminin cerrahi müdahale sırasında kullandığı el aletine bağlanan sensörler sayesinde yönlendirilen hekim, minimum cerrahi müdahale ile implant yuvası açıyor.
3 Boyutlu navigasyon sistemi sayesinde yumuşak dokunun sınırlarına ulaşmak için flep açma cerrahisine gerek kalmıyor. Bu nedenle, dikiş atılmadan 50 mikron hassasiyet ile implant cerrahileri gerçekleştiriliyor.


Ağzınız sizi hasta edebilir

Hastaların ağzındaki mikroorganizmalar diş eti hastalığına sebep olur. Bu diş eti hastalıkları tedavi edilmediğinde ise koroner kalp hastalıkları, diyabet, akciğer hastalıkları ve hamilelik dönemi için büyük risk oluşturur
Bu hafta sizlerle bir mutluluğumu paylaşmak istiyorum.
2013 yılında Bakü’deki Azerbaycan Tıp Üniversitesi ve Odlar Yurdu Üniversitesi’nin mikrobiyoloji ve çene cerrahisi anabilim dallarının ortaklaşa yürütmüş olduğu ‘Ağız boşluğunun iltihabi hastalıklarının teşhis ve tedavi efektifliğinin yükseltilmesinde kompleks program tatbik edilmesinin mikrobiyolojik aspektleri’ başlıklı doktora tezimi tamamladım. Azerbaycan Cumhurbaşkanı himayesinde Âli Atestasya Komisyonu tarafından tıp üzerine felsefe doktoru (PhD) unvanını almaya hak kazandım.

FARKLI HEYETLERE SUNULDU
Tez çalışmamda 16 yurt dışı yayın yaptım. Beş farklı üniversitede, sayıları 15 ile 18 arasında değişen sadece tıp profesörlerinden oluşan heyetlere sunumlarımı yaptım.
Her birinde jüri üyelerinin tamamının müsbet reylerini aldım.
Tez özetim 100 ayrı yere dağıtıldı ve çalışmaya hiçbir itiraz gelmedi.
Çalışmam, en son Azerbaycan Tıp Üniversitesi’ndeki son sunumumla tüm jürinin müsbet oylarıyla tamamlamış oldum. Konunun aktüelliği ve öneminden dolayı jüri ve başkanların tavsiyesiyle tez danışmanlarımla beraber tezimizi tıp doktorları ve diş hekimleri için bir başvuru kitabı olarak hazırlamaya karar verdik.

ÖRNEKLER BAKÜ’YE YOLLANDI
İmplant operasyonları; her yıl Türkiye’de tahmini bir milyona yakın uygulanıyor. Avrupa ülkelerinde; örneğin Almanya’da iki milyonun üzerinde, İtalya’da bir milyonun üzerinde Amerika’da en az beş katı düzeylerinde uygulama yapılmaktadır. Ortadoğu ülkelerinde uygulama her geçen yıl artış göstermektedir. Bu sayıların artmasıyla komplikasyonlar kaçınılmaz bir şekilde artıyor. Çalışmamda, bu problemleri önleyici uygulamalar üzerine araştırmalar yaptım. İmplant uygulamadan önce hasta ağzından tükürük, diş taşı ve diş eti cebi sıvılarını uygun şartlarda alıp Azerbaycan Tıp Üniversitesi’nin Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Laboratuarına götürerek tedavi öncesi, tedavinin hemen sonrası, 15 gün sonrası ve bir ay sonrası mikroorganizmaların mevcudiyetleri ile ilgili çalışmalarımın sonuçlarını yayınladım.

HASTALIKLARIN ÖNLENMESİ İÇİN…
Ülkemizde ortalama 150-200 bin çocuk, genç ve yetişkin olmak üzere her yıl ortodontik hastalara bakılıyor. Maalesef birçok ortodontik hasta, tedavi tamamlandıktan sonra biz diş hekimlerinin karşısına basit ya da ileri düzeyde diş eti tedavisine ihtiyacı olan hastalar olarak çıkıyor. Bu durumun önlenmesine dönük olarak, mevcut mikroorganizmaların tayini ve kontrol altında tutulmasıyla ve hastalıkların önlenmesiyle ilgili çalışmalar yaptık.
20-60 yaş arası bireylerde gastrit oranı yüzde 40 düzeylerindedir. Çalışmalarımda, gastritli hastalarda diş eti iltihabına sebep olan ortak mikroorganizmalar üzerine çalışmalar gerçekleştirdim. Sağlıklı olan bireylerde diş eti problemi olan ve olmayan hastaların ağız mikro florasının karşılaştırılmasını yaptım.
Çalışmanın sonucu olarak siz sevgili okurlarıma şu tavsiyelerde bulunabilirim:
Herhangi bir genel sağlık probleminizle ilgili tedaviye başlamadan önce ağız ve diş sağlığınızla ilgili tüm problemleri tedavi ettirin. Ağız ve diş sağlığı ile ilgili problemleri çözmeden devam edeceğiniz genel sağlığınızla ilgili; örneğin kalp, diyabet gibi hastalıklarda başarıya ulaşmanız zorlaşacaktır.
Diş ve diş eti hastalıkları tek başına ilaçla tedavi olmaz; mutlaka diş hekimi tedavisine ihtiyaç vardır, etkeni yalnız diş hekimi tarafından kaldırabilir.
Hamile olan ya da hamilelik düşünen anne adayları; bu güzel düşünceniz öncesi lütfen bir diş hekimi muayenesinden geçerek problemli olan bölgeleri tedavi ettirin. Ağız ve diş sağlığı problemleri, düşük doğum ağırlığı ve erken doğuma sebep olabilir.
Her altı ayda bir lütfen probleminiz olsa da, olmasa da bir diş hekimi kontrolünden geçin.

ÇAY DİKENİ YAĞINDAN FAYDALANIN
Meslektaşlarımız, tedavi öncesinde ya da sonrasında hastalara değişik ağız gargaraları tavsiye etmektedir. Bazı hastalarımız bunların dilde leke yapması, tat alma dokusunu etkilemesi, diş taşı oluşumuna sebep olması ve genel sağlık problemlerinden dolayı, örneğin kalp ve tansiyon hastalarında sıkıntı yaratabildiklerinden dolayı, doğal preparatların, yağların sürülmesi ya da bitkilerin kaynatılarak yapılmasını göz önünde bulundururlar ve bu yolla gargara yapabilirler.
Biz tez çalışmamızda çay dikeni yağının ağız mikro florasına faydalı olduğunu, tedavi öncesi ve sonrası mikroorganizmaların sayılarıyla ilgili yapmış olduğumuz laboratuvar çalışması sonucu meslektaşlarımıza kullanmaları için tavsiyelerde bulunduk.

ÇÜRÜK KADAR SIK RASTLANIYOR
Yaptırmış olduğunuz tüm tedaviler, örneğin; köprüler, ortodontik tedavi için kullanılan teller, implant uygulamaları, ağız mikrobiyolojik durumunu değiştirir. O yüzden bu tip uygulamalar yaptıran herkesin daha kısa sürelerle diş hekimi kontrolüne gitmeleri tavsiye edilir.
Diş eti hastalıkları, bugün dünyada diş hekimlerinin en az çürük kadar rastladığı yaygın bir problemdir.
Diş kayıplarının yüzde 40’ı diş eti hastalığı nedeniyle ortaya çıkar. Gelişmemiş ülkelerde bu yüzdeler daha fazla artış gösterir.
Diş eti hastalığı, dişi çevreleyen ve destekleyen dokuları etkileyen bir enfeksiyon hastalığıdır. Hiç çürüğü olmayan dişler bile bu hastalık nedeniyle kaybedilebilir.
Diş eti hastalığı, bir veya birçok dişi etkileyebilen; çocuklarda, büyüme çağındaki bireylerde, erişkinlerde ve yaşlılarda görülebilen toplumdaki en yaygın kronik hastalıktır.
Genellikle ağrısız seyrettiği için belirtileri hasta tarafından zor fark edilir ve çoğu vakada hekime geç müracaat edilir.

RİSK FAKTÖRÜ OLUŞTURUR
Diş eti hastalıklarının etkileri ağız ile sınırlı kalmayıp bazı sistemik hastalıklar için de risk oluşturur. Diş eti hastalıkları ile sistemik hastalıklar arasındaki ilişki, geçmiş tarihlerden günümüze kadar araştırılmıştır.
Geçmişte bu ilişki, ağızda yer alan bakterilere ve bu bakterilerin neden olduğu fokal enfeksiyona bağlanmıştır. Günümüzde ise bu ilişki, bilimsel temellere dayalı olarak daha detaylı biçimde incelenmektedir.
Diş eti hastalıkları; koroner kalp hastalıkları, hamilelik, diyabet ve akciğer hastalıkları için risk faktörüdür.

Diş eti iltihabı bebek ölümlerine sebep olabilir
Normal hamilelik süreci olan 40 hafta tamamlanmadan, 37 haftadan önce gerçekleşen doğumlara prematüre doğum denir. Gelişmiş ülkelerde yıllık doğumların yüzde 10’u erken doğumdur ve düşük ağırlığa sahip bebekler dünyaya gelir. Bebek ölümlerinin 2/3’ü düşük doğum ağırlığı sebebiyle meydana gelir.
Anne karnındaki bebek (fetüs), rahim içinde amniyon sıvısı denilen bir sıvıda büyür ve fetüsün başta oksijen olmak üzere her türlü gereksinimi ve beslenmesi plasenta aracılığı ile olur, atıklar yine plasenta aracılığı ile atılır. Yani fetüsün beslenmesi; kan dolaşımı aracılığı ile olmaktadır.
İşte plasentayı da etkileyecek kan dolaşımındaki sorunlar, annedeki bazı problemler, fetüsün içinde bulunduğu rahimdeki bozukluklar ya da fetüsün kendisine ait hastalıklar zamanından önce doğuma (prematüre) neden olabilecektir.
Diş eti enfeksiyonlarında yer alan iltihabi mediatörlerin kan dolaşımına katılması, fetüs-plasenta ünitesi için tehdit oluşturur. Yapılan araştırmalarda, orta ve ileri derecede diş eti iltihaplı annelerde şu problemlere rastlanmıştır:
1-Erken doğum ve düşük doğum ağırlığı
2-Yetersiz fetüs büyümesi
3-Pre-eklemsi
4-Anne karnında bebek ölümü

Diyabet gelişimini hızlandırır
Diya bet ve diş eti hastalığı arasında çift yönlü ilişki vardır. Bu ilişkileri inceleyecek olursak:
Diyabetin komplikasyonlarından biri olarak dişeti hastalığı da belirtilmektedir. Diyabetin metabolik kontrolünün kötü olması diş eti hastalığının seyrini hızlandırır, şiddetini artırır.
Diş eti hastalığının şiddeti de diyabetin metabolik kontrolünü olumsuz yönde etkilemektedir.
Diyabet, bilindiği üzere küçük ve büyük damarları etkileyen bir hastalıktır.
Diş eti hastalığı tedavisi sonrasında diyabetin metabolik kontrolünde düzelme olduğu da ortaya konulmuştur.

Ağız ve diş sorunu neyin habercisi

Ağız ve diş sağlığınıza dikkat ettiğiniz halde yaşadığınız ağız problemleri başka hastalıkların habercisi olabilir.

AĞIZ İÇİNDEKİ BAKTERİLER KALP SAĞLIĞINIZI ETKİLER Mİ?

Bazı çalışmalar, diş eti hastalığına yakalanmış insanların, sağlıklı diş etleri olanlara göre daha fazla kalp hastalığına sahip olduklarını göstermektedir. Sağlıklı dişetleri olan kişilerin genellikle vücut sağlığına daha çok önem verdikleri ve bu sayede kalp sağlığının da korunduğu düşünülebilir. Ancak dişeti hastalığının ve ağız içi bakterilerin kalp sağlığı üzerine doğrudan etkisi henüz gösterilememiştir.

DİYABET DİŞ ETİ HASTALIKLARININ NEDENİ OLABİLİR!

Bağışıklığı önemli ölçüde etkileyen diyabet vücudun enfeksiyona direncini azaltabilir. Yüksek kan şekeri, diş eti hastalığının gelişme riskini artırır. Dahası, diş eti hastalığı, kan şekeri düzeylerini kontrol altında tutmayı zorlaştırabilir. Kan şekeri seviyenizi olabildiğince normale yakın tutarak diş etlerinizi koruyabilirsiniz. Dişlerinizi her yemekten sonra fırçalayın. Diş ipi ve günlük antiseptik gargara kullanın. Yılda en az iki kez diş hekiminize başvurun.

TÜKÜRÜK DİŞ ÇÜRÜKLERİNİN ÖNLENMESİNDE ÖNEMLİ BİR ROL OYNAR.

Tükürük ağız içindeki yumuşak dokuların ve dişlerin sürekli olarak yıkanmasını sağlayarak yiyecek artıklarının ve bakterilerin diş ve dişetleri üzerinden uzaklaştırılmasını sağlar. Yaşın ilerlemesi ile bazı kişilerde tükürük bezleri yeterli tükürük salgısı üretemeyebilir. Ayrıca önemli bir romatolojik hastalık olan Sjögren sendromu özellikle gözyaşı kanallarına ve tükürük bezlerine zarar verir. Bu durum beraberinde göz ve ağız kuruluğuna yol açarak kişinin diş çürüğü ve diş eti hastalıklarına yatkınlığını artırır. Tükürük salgısını artıracak yiyecekler, ilaç tedavileri ve uygun yapay tükürük solüsyonları ile ağız kuruluğu önlenebilir. Ağız kuruluğu şikayetiniz varsa diş hekiminize başvurabilirsiniz.

AĞIZ KURULUĞU KRONİK HASTALIĞINIZ İÇİN KULLANDIĞINIZ İLAÇLARIN BİR YAN ETKİSİ OLABİLİR!

Alerji, depresyon gibi uzun süreli tedavi gerektiren hastalıklar için kullandığınız antihistaminik, dekonjestan, antidepresanlar ve ağrı kesici ilaçlar ağız kuruluğunuz nedeni olabilir. Bu yüzden ağız kuruluğu yan etkisiyle karşılaştığınızda mutlaka kronik hastalığınızı takip eden hekiminiz ve diş hekiminizle görüşün.

STRES DİŞ KAYBI NEDENİDİR!

Eğer stresli, endişeli bir yapınız varsa veya depresyondaysanız, ağız sağlığı sorunları için daha yüksek risk altında olabilirsiniz. Stres altındaki kişiler kortizol hormonunu yüksek miktarda üretirler. Kortizol yüksek ya da dengesiz kan şekerine sebep olmakla birlikte bağışıklık sistemi üzerine olumsuz etkileri bulunur. Yapılan araştırmalara göre stres yaşayan insanların %50’sinden fazlası dişlerini düzenli olarak fırçalamıyor ya da diş ipi kullanmıyor. Stresle ilgili dişe zarar veren diğer ek alışkanlıklar arasında sigara, alkol ve diş sıkma/gıcırdatma bulunur. Stres kontrol altına alınamadığında tüm bunlar bir araya gelerek ağız ve diş sağlığınıza kötü yönde etki eder. Stresle başa çıkabilmek ağız ve diş sağlığı açısından oldukça önemlidir.

OSTEOPOROZ DİŞLERİ DE ETKİLER!

Kırılgan kemik hastalığı osteoporoz, çene kemiğiniz de dahil olmak üzere vücudunuzdaki tüm kemikleri olumsuz etkiler ve diş kaybına neden olabilir. İleri derecede osteoporozu olan bireylerde çene kemiği sağlıklı bireylere göre daha zayıf ve boşlukludur. Diş çevresi dokularının hastalığı olan periodontitis sonucu osteoporoz hastalarında daha hızlı çene kemiği yıkımı görülebilir. Erken ve hızlı diş kayıpları osteoporoz belirtisi olabilir. Özellikle implant tedavilerinde implantın ancak sağlıklı kemik içine yerleştirilmesi ile başarılı bir kemik-implant bağlantısı gerçekleştirilebilir. İmplant tedavisinde osteoporozun seviyesi son derece önemlidir. Osteoporoz hastalığınız varsa tedavi öncesinde hem bu bilgiyi hem de kullandığınız ilaçları diş hekiminizle paylaşmayı unutmayın.

SOLUK DİŞ ETLERİ KANSIZLIĞIN HABERCİSİ OLABİLİR!

Kansızlık (anemi), ağız ağrısı ve diş etlerinde solgunlaşmaya, dilin şişmesi ya da pürüzsüz olmasına neden olabilir. Aneminiz olduğunda, vücudunuzun yeterli kırmızı kan hücresi yoktur veya kırmızı kan hücreleriniz yeterli miktarda hemoglobin içermez. Sonuç olarak vücudunuz yeterli oksijen alamaz. Soluk dişetleri kansızlığınızın belirtisi olabilir.

DİŞLERDE ERİME GÖZ ARDI EDİLEN YEME BOZUKLUKLARININ SONUCUDUR!

Bulimia gibi bir yeme bozukluğunun belirtilerini fark eden ilk kişi diş hekiminiz olabilir. Tekrarlayan kusma ataklarında mideden gelen asit, diş minesini ciddi derecede aşındırabilir. Kusma aynı zamanda ağız, boğaz ve tükürük bezlerinde şişme ve ağız kokusunu da tetikleyebilir. Anoreksiya, bulimia ve diğer yeme bozuklukları dişlerinizin sağlığını etkileyebilecek ciddi beslenme eksikliklerine de neden olabilir.

DİŞ ETİ HASTALIĞININ TEDAVİSİ ROMATOİD ARTRİT’İN ŞİKAYETLERİNİ AZALTABİLİR.

Romatoid artritli (RA) kişilerin, bağışıklık sistemiyle ilgili herhangi bir problem yaşayamayan kişilere göre diş eti hastalığına yakalanma olasılığı 8 kat daha fazladır. Aynı şekilde Romatoid Artrit, parmak eklemlerine zarar verdiği için diş fırçalama ve diş ipi kullanma konusunda zorluk yaşanabilir. Ancak mevcut dişeti iltihaplanması tedavi edilirse eklem ağrısı ve iltihabı da azalabilir.

TEDAVİ EDİLMEYEN DİŞ ETİ HASTALIKLARI ERKEN DOĞUMA NEDEN OLABİLİR!

Hamileyseniz ve diş eti hastalığınız varsa, çok erken ve çok küçük doğmuş bir bebeğiniz olma olasılığı daha yüksek olabilir. İki koşulun nasıl tam olarak bağlantılı olduğu anlaşılamamıştır; ancak ağız içi enfeksiyonlar sorumlu tutulabilir. Hamilelik ve buna bağlı bazı hormonal değişiklikler diş eti hastalığını daha da kötüleştirir. Kendinizi ve bebeğinizi nasıl koruyacağınızı öğrenmek için kadın hastalıkları ve doğum uzmanınızla ve diş hekiminizle görüşün.

SAĞLIKLI DİŞ ETLERİ İÇİN AĞIZ BAKIMINIZA ÖZEN GÖSTERİN!

Sağlıklı diş etlerinin kırmızı ve şişmiş değil; pembe ve sağlam görünmesi gerekir. Diş etlerinizi sağlıklı tutmak için ağız sağlığınıza önem verin. Günde en az iki kez iki dakika dişlerinizi fırçalayın, diş ipi kullanın, günde bir veya iki kez antiseptik bir gargara ile durulayın, diş hekiminizi düzenli olarak görün ve sigaradan uzak durun.

Ağız kokusu mahçupluğundan kurtulun

Hem kişiyi, hem de çevresini rahatsız eden, aile ve sosyal hayatı etkileyen ağız kokusu için bazı tedbirler almalısınız. Dilinizi fırçalamalı, ara yüz fırçası ve diş ipi kullanmalısınız

Ne kadar yakışıklı, ne kadar güzel, ne kadar güzel giyinen, pahalı parfümler, takılar, saatler kullanan, en güzel arabalara binen biri olursanız olun, tüm bunları sıfır ile çarpıp bir anda hepsininin değerini sıfıra düşürecek sosyal bir problemdir ağız kokusu…
Ağız kokusu pek çok durumda bulunduğunuz ortamda hem sizi, hem de çevrenizdekileri rahatsız eder. Amerikan Dişhekimleri Birliği; ‘halitosis’ olarak bilinen ağız kokusu oranını yüzde 50 ile 65 arası olarak açıklamıştır. Peki dişlerinizi fırçaladığınız halde ağzınız hâlâ kokuyor mu?
İşte ağız kokusunu önlemeniz ve gerekli tedbirleri almanız için yapmanız gerekenler…

SOSYAL HAYATI ETKİLİYOR
Ağız kokusu sosyal bir olaydır ve bazılarının odasına bile giremezsiniz. Ağzı şiddetli kokan kişilerin yanına bir metre yaklaşamazsınız.
Bunlar, aile hayatını yıkan durumlardır. Önce diş hekimine, sonra kulak burun ve boğaz doktoruna gidilmeli, tedavi olunmalı, koku yapacak tüm etkenler ortadan kaldırılmalıdır.
Ağzı kokan hastalar bunun farkına varamadığından durumun uygun dille anlatılması gerekir. Eşini, çocuklarını, çalıştığı iş yerindeki arkadaşlarını rahatsız edebilir. Ağız kokusu sosyal hayatı etkiler.
Ağız kokusu, aile içi huzursuzluklara, boşanmalara, toplumdan dışlanmaya, hatta işten atılmalara kadar götürebilir.
Ağız kokusu kişinin kendi işini de etkiler.
Ağzı kokan biri kuaföre, berbere, doktora gitmez. Bazı ağız kokusu türleri, örneğin sabah ortaya çıkan ağız kokusu, normal kabul edilir ve genellikle de bu durum herhangi bir sağlık sorunu ile ilgili değildir.
Sabahları ağız kokusu olabilir çünkü gün içerisinde salgılanan ve ağızdaki yiyecek artıklarını, kokuları yok eden tükürük, geceleri uyurken azalır. Ağzın kurumasıyla ölü hücreler dil ve yanakların içine yapışır. Bakteriler gıda olarak bu hücreleri kullanır ve kötü bir koku yayan bileşikler salarlar.

AĞIZ VE DİŞ TEMİZLİĞİ ÇOK ÖNEMLİ
Ağız kokusunun nedenleri arasında en birinci sırada ağız temizliğinin ihmal edilmesi gelir. 2002 yılında Amerika’da yapılan bir araştırmada, ağız kokusunun yüzde 90 oranında ağız içindeki sorunlardan kaynaklandığı belirlenmiştir. Ağızdaki bakteriler dil üzerine, dişlerin arasına, diş etlerine ve boğaza saklanıp gelişir. Eğer ağız bu bakterilerden arındırılmazsa, bakteriler diş çürümesine yol açabilir.
Diş çürümesi de başlı başına, başka bir ağız kokusu nedenidir. Yemek yediğimizde, gıdalar doğal olarak ağzımızda yaşayan bakteriler tarafından parçalanır. Gıdaların parçalanmasıyla ortaya kötü kokulu gazlar çıkar. Yediklerimizi yuttuktan sonra, dişlerin arasına sıkışan yiyecekler bozulmaya başlar ve bakteriler tarafından bu artıklar da parçalanmaya devam eder.
Diş temizliğine önem verilmezse dişlerdeki yiyecek artıkları ağız kokusuna uzanan süreci başlatmış olur. Gerektiği gibi bir ağız temizliği yapıldığı takdirde, ağızdaki tüm kötü koku kaynakları engellenir.
Diş fırçalamak, ağız kokusunu engellemek için yeterli olmayabilir. Dişlerin yanı sıra diş etleri ve en önemlisi dil de mutlaka fırçalanmalıdır.

DİLİNİZİ DE FIRÇALAMALISINIZ
Dişleri yemek artıklarından arındırmak için diş ipi kullanmak da faydalı olur. Ağız kokusundan, yaklaşık olarak yüzde 90 oranında, dil üzerindeki bakteriler sorumludur.
Diş fırçalamanın dışında ağız içi temizliği için gargara kullanmak hem bakterileri yok etmeye, hem de nefesi ferahlatmaya yardımcı olur.
Protez kullanımında, eğer protez temizliğine dikkat edilmezse ağız kokusu riski yüksektir. Ayrıca protez ağza tam uymuyorsa, gıdaların takılma olasılığı da daha yüksektir.

TEMİZLENMEYEN PROTEZLER KOKAR
Diş problemleri, ağız kokusuna sebep olur ve daha da kötü kokmasına yol açar.
1- Dişlerdeki çürükler, apseler, diş eti iltihabı, temizlenmesi güç diş eti cepleri; yaygın ağız kokusu nedenleridir.
Kemik kaybına bağlı olarak oluşan dişler arasında bulunan temizlenmesi güç aralıklar, çok kötü kokuya neden olabilir.
2- Yarım sürmüş, gömülü 20 yaş dişinin etrafında yiyecek birikimine neden olan diş eti cepleri.
3- Altı kolay temizlenemeyen köprüler, yıllardır yenilenmemiş, diş eti ile uyumu bozulmuş kaplamalar da besin birikimi ve çürük nedeniyle koku kaynakları arasındadır.
Uyumsuz, temizlenmeyen ya da yiyecek birikimine sahip pürüzlü yüzeyleri olan takıp çıkarmalı protezler de yiyecek artıkları nedeniyle koku yapar. Böyle durumlarda çürükler temizlenmeli, diş eti tedavisi yapılmalı, problemli 20 yaş dişleri çekilmelidir.
Sadece diş fırçası değil; ara yüz fırçasını kullanma konusunda isteksiz çok sayıda insan vardır. Temizlenmesi zor alanlarda temizleme işlemi için özel üretilmiş ara yüz fırçaları tercih edilmelidir. Köprü temizliğinde yine ara yüz fırçaları ve köprüler için üretilmiş diş ipleri kullanılmalı, eski köprüler en kısa sürede yenilenmelidir.

DİŞ EKSİKLİĞİ DE KOKU YAPAR
Dişler yemeği çiğneme esnasında yanak ve dil tarafından doğal olarak temizlenir.
Diş eksikliğinin olduğu durumlarda dişin olmadığı tarafta çiğneme de olmayacağı için karşıt ve yan dişlerde daha yoğun yemek birikimi olduğu görülmektedir.
Ağız kuruması varsa; ağızda koku oluşabilir.
Su; sık sık ve bolca içilmeli Yine ağız kuruluğuna sebep olan tükürük bezi hastalıkları, vitamin eksikliği, menopoz, şeker hastalığı ve çeşitli anti depresan ilaçlar da tükürüğün azalmasına neden olur. Tükürüğün azalmasıyla ağzın kendi kendini temizleme mekanizması ortadan kalkar ve ağız kokusu oluşur.

ÇEŞİTLİ HASTALIKLARIN HABERCİSİ
Ağız kokusuna neden olan rahatsızlıkların arasında solunum yolu, sindirim sistemi, böbrek ve şeker hastalıkları da vardır. Kronik böbrek hastalığı olan hastalarda, tükürükteki amonyak ve nitrojene bağlı olarak oluşan balık kokusuna benzer bir koku olur. Şeker hastalarında aseton benzeri bir koku mevcuttur, özellikle şekerin yüksek olduğu dönemlerde koku artar.
Ayrıcı bronşial ve akciğer enfeksiyonları, akciğer apsesi ve KOAH hastalarında da ağız kokusu olur.

SİNDİRİM BORUSUNDA CEP OLMASI KOKU YAPAR
Çok nadir olmakla beraber bazı insanlarda sindirim borusu girişinde cep oluşmuştur. Bu bölgeye gelen yiyecekler buradan çıkamaz ve zamanla kokuşarak ağız kokusuna neden olur. Eğer yapılan tüm ağız bakımları, tedavileri ya da sağlık tetkikleri sonucu çözüme ulaşılamıyorsa, bu durum da göz önünde bulundurulmalıdır. Solunum yolları rahatsızlıkları da ağız kokusuna neden olabilir. Sinüzit, burun kaynaklı iltihaplar da geniz akıntısına yol açarak ağız kokusu yapabilir.

AĞIZ KOKUSU KANSERİN İŞARETİ OLABİLİR Mİ?
Özellikle ülser ve mide kanseri, mide hareketlerini bozarak yiyeceklerin uygun şekilde sindirilmesine engel olabilir. Sindirilemeyen yiyecekler midede kalarak kokuşur ve meydana gelen bu koku ağza kadar ulaşabilir. Yine bağırsakta meydana gelen bir ülserasyon, hatta kanser nedeniyle bağırsaklarda oluşabilen daralma ya da tıkanıklık, yiyecek posalarının bağırsakta kalmasına ve gaz oluşturmasına neden olur.

Bir diş kaybı bile önemlidir

Vücut bir bütündür ve dişler bunun önemli bir parçasıdır. ‘Nasıl olsa biri çekilse geriye 31 tane kalır’ mantığı tüm vücuttaki problemlerin de göz ardı edilmesine neden olur

Geçenlerde kıymetli hocam Prof. Dr. Haluk Tanrıverdi ile diş kayıplarıyla alakalı sohbet ederken hocam, ‘İlker’ciğim,’Bir diş giderse sadece ağızdan değil; vücuttan da değil, insandan çok şey gider dedi’ ve sohbete başladık ben de bu hafta bu yazıyı kaleme aldım…
Dişler, bir bütün veya tek bir şekil halini alan, vücudu oluşturma yaradılış gayesi ve amacıyla kullanılan organlarımızdır. Dişleri; yerleri, adet ve işlevleri, görevleri gereği farklı şekil ve büyüklükte, birbirleriyle bağlantılı ve ilişkili kümeler dizisi (diş örneği verecek olursak, kesici, köpek ve azı dişleri) olarak ifade edebiliriz. Bu kümeler dizisinin kendi yapısı ve ait olduğu vücudun diğer kümeleri ve dizileriyle ilişkileri de vardır. Bu yapı; bilişim, kısıtlamalar, işleyiş, bağımsızlık, bağımlılık, bağlılık, beraberlik, bağlantı, ara bağlantı, benzerlik ve kalıp gibi birbiriyle ilişkili tüm terimlerle görev ve yetkili olarak faaliyetlerini sürdürürler.

BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ İŞLEVLERİ VAR
Dişler ölçüt olarak hem bağımsız işlevlere sahiptirler, hem de birbirleriyle yapı ve ilişkiler olarak bağımlıdırlar. Tabiatıyla düzenlidirler; sistemlerin epistemolojik hiyerarşisi diye bilinen bir düzeni bulunmaktadır.
Diğer taraftan sistem yaklaşımı açısından da dişler; birbirlerine bağımlı olan iki veya daha fazla parça ve alt sistemlerden oluşan, çalışma ve özellikleri itibariyle belirli bir sınırı olan ve diğer sistemlerden ayırt edilen yaradılmış ve bölünmez bir bütündür.
Dişleri besleyen sinirle bütün vücudu besleyen sinir; beyinde aynı çekirdekte bulunur. Gene dişleri besleyen sinirler sempatik ve parasempatik lifleriyle bütün vücuda dağılan vagal sinirle kafada aynı ganglionlarda buluşur. Bu nedenden dolayı dişler; bütün vücudu, hormonları ve duyguları etkiler. Bu bağlantı yüzünden dişlerdeki hatalı dolgular, bedenle uyumsuz metal sinyalleri, dişeti hastalıkları, enfekte dişler, düzgün doldurulmayan kanal tedavileri, kök parçaları, gömük dişler, tam iyileşmemiş çekim yerleri; bedene sürekli olarak olumsuz sinyaller yollar. Aynı şey tersi için de geçerlidir.
Vücudun herhangi bir yerinden yollanan olumsuz sinyaller; diş ve dişetlerinde problemlere neden olabilir.

DİŞ BELİRLİ PARÇALARA SAHİPTİR
Bu yaklaşıma göre dişler belirli parçalara sahiptir. Bu parçalar arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu parçalar aynı zamanda ağız yapısı içinde bulunan yanak, damak, diş eti, kemik, kas, dokular ve vücudun diğer organlarıyla ilişkili olarak bir bütünü meydana getirir. İnsan vücudu buna göre ana sistemdir. Bu sistem birbirleri ile ilişkili ve karşılıklı bağımlı alt sistemleri (sindirim, üreme, boşaltım, beyin, sinir, omurilik, kemik, kas, doku vb.) içerir. Örnek olarak dişler; vücuda ağız yoluyla alınan besinlerin parçalanması, koparılması ve ezilmesiyle insan vücudunun en önemli sistemlerinden birinin temel yapıtaşını oluşturarak sistem içinde parçalar, süreçler ve amaçlardan oluşan bir bütün olarak yerini alır.
Dişlerimiz sağlam olmazsa aldığımız besinleri yeterince çiğnemeyiz ve sindirim sistemimiz olumsuz etkilenir. Diğer taraftan insan organizmasında otonom sinir sistemlerinin önemli rolü bulunur. Dişlerin, besinlerin parçalanması ve öğütülmesi görevlerinin yanında konuşma ve görünümümüzde de önemli etkisi vardır. Dişleri eksilmiş insanların bazı sesleri çıkarabilmeleri zorlaşır. Bu yüzden dişlerimizin sağlıklı ve tam olmasına dikkat etmeliyiz.
İnsanın; sağlıklı insan vücudunun yapı, ilişki ve işleyişini değerlendirirken, bu sistemlerin esas sisteme yaptıkları katkıyı bilmesi gerekir. Sağlıklı hayatının devam etmesinde, yaşaması, gelişmesi ve dinamik dengesini sağlamada bedeninin yapılanmasıyla ilgili bütün faktörleri bilmesi, anlaması ve değerlendirmesi gerekir.
Sağlıklı bir insan bedeninin yeme, içme, üreme vb. işlevlerinden oluşan üreme sistemi, vücudun sağlıklı işlemesi için diş sağlığı ve diş bakımı uygulamaları, araç ve gereçler sayesinde sürdürülebilir sağlıklı diş uygulamaları; destekleyici ve diş varlığını koruyucu işlev görebilir.
Bunlara örnek verecek olursak; çocukluk döneminde A, C, D vitaminleri ve çeşitli mineralleri yeterince almak, süt ve süt ürünleri ile taze meyveleri bolca yemek, fındık, ceviz gibi sert kabuklu yiyecekleri dişlerimizle kırmamak diş sağlığımız için önemlidir. Dişlerimizdeki çürük oluşumunu engellemek için yemeklerden sonra dişlerimizi fırçalayarak besin atıklarını ağzımızdan uzaklaştırmamız gerekir.
Bunun yanında yılda en az iki kez diş doktoruna gitmeliyiz. Asitli ve şekerli besinlerden uzak durmalıyız.

DİŞ BOZULURSA DENGE KAYBOLUR
Dişlerin her sistemde enerjisinin tükenmesi, faaliyetlerinin bozulması, dengenin kaybolması, karışıklık ve aksamaların belirmesi ve sonunda sistemin faaliyetlerinin durması yönünde bir eğilim vardır. İşte ‘entropi’ bu eğilimi ifade eden kavramdır.
Örnek olarak otonom sinir sistemi içinde sinirlerin, hastalıklarda, diğer deyişle dengesiz fonksiyonların hem oluşmasında, hem de iyileşmesinde rol almasıdır. Bu sinir sisteminin doğal işleyişini aksatan vücudun içindeki ya da dışındaki her türlü bölgeye bozucu alan (entropiye sebep olan olumsuzluk) denir.
Yapılan çalışmalarda yüzde 36 oranında diş hastalıklarının vücutta hastalık oluşturduğu ortaya çıkmıştır. Diş ve dişetlerinde çoğalan zararlı bakteriler, kan yoluyla vücudun diğer bölgelerine iletilirler. Bu bölgedeki sinirsel ağın vücudun her bölgesiyle iletişimi olduğundan gene bu bölgedeki hasarlı sinyaller vücudun diğer bölgeleri tarafından daimi olarak bozuk bir sinyal olarak algılanırlar. Bunun sonucunda hastalıklar ortaya çıkabilir.

VÜCUT BÜTÜNLÜĞÜNÜ ETKİLER
Vücut bir bütündür ve dişler bunun çok önemli bir parçasıdır. Ağrı yapmıyorsa dişlerde bir sorun yoktur mantığı yanlıştır. ‘Nasıl olsa biri çekilse geriye 31 tane kalır’ ya da ‘Protez takarak hayatımızı devam ettirebiliriz’ mantığı pek çok dişsel problemin yanı sıra tüm vücuttaki problemlerin de göz ardı edilmesine neden olur.

BİRÇOK AĞRI DİŞ TEDAVİSİNDEN SONRA GEÇER
Birçok boyun ağrısı, bel ağrısı, baş ağrısı, kulak çınlaması, kronik yorgunluk, alerji gibi hastalıklar; düzgün yapılan diş tedavilerinin ardından iyileşebilir. Doğum sonrası görülen pek çok zihinsel ya da bedensel defektlerde; kalıtsal özelliklerin yanı sıra fetusun annenin dişlerinden aldığı ağır metallerin etkisi de olabilir.

Bugün Babalar Günü.
Tüm babaların ve babamın Babalar Günü’nü en kalbi duygularımla kutluyorum. Bu yazıyı kaleme alırken Nazım Hikmet’in şu dizeleri aklıma geldi

Baba!
Her yılbaşında sana söyleyecek bir tek sözüm var:
‘Seni ne kadar çok seversem o kadar çok olsun ömründen geçen yıllar…’
Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için eğilir başım

Ağız kokusunu 10 doğal çözüm ile yenin

Dişlerinizi fırçalayamayacağınız bir ortamdaysanız veya dişlerinizi fırçalamanıza rağmen koku bir türlü azalmıyorsa, işte size basit ve etkili doğal çözümler… Diş Hekimi Pertev Kökdemir, ağız kokusuna çare olabilecekler hakkında bilgi verdi:
Peynir: Yapılan araştırmalar yemekten hemen sonra yenilen peynirin, ağız ortamındaki asit düzeyini azalttığını ve bu sayede çürük oluşumunu engellediğini gösteriyor. Ayrıca peynir yemek, koku oluşumunun da önüne geçiyor.
Elma, armut, havuç: Bu besinler, içerdikleri lif sayesinde tükürüğü temizler, nefesi tazelerler.
Limon: Sade sodanın içine limon dilimleri atıp sodanız bitince bu limon dilimlerini yiyebilirsiniz. Ayrıca mentollü veya limon aromalı şekerlerden de tüketebilirsiniz.
Nane-maydanoz: Çiğ olarak tüketeceğiniz birkaç yaprak nane veya birkaç dal maydanoz, nefesinizi doğal olarak temizlemede etkilidir.
Kahve: Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Kahve çekirdeği çiğnemek ise sülfür bileşenlerini ortadan kaldırır. Yemeklerden sonra Türk Kahvesi içmek de kokuya karşı etkilidir.
Karanfil: Karanfil çiğnemek, herkesin bildiği en etkili ve en ucuz ağız kokusu giderme yöntemlerinden birisidir.
Yoğurt: Probiyotiklerden zengin her türlü yiyecek ve içecek (özellikle de yoğurt) düzenli tüketildiğinde ağız kokusunu azaltmada önemli bir yer tutar.
Çinkolu sakız: Çinkolu diş macunu, çinkolu sakız gibi çinko içeren ürünler ağız kokusunu yok eder. Dişlerinizi fırçalayamadığınız anlarda çinkolu sakızınızdan faydalanın.
Tarçın: Tarçın çiğnemenin veya tarçınlı içecekler tüketmenin ağızdaki bakterilerle mücadelede işe yarayabileceği biliniyor.
Bol su içmek: Sık ve bol su içmek, ağız kokusunu azaltmada etkilidir. Bol su içmek, özellikle tükürüksel ağız kokusunu önlemeye yardımcı olur.

Diş fırçalamak orucu bozar mı?

Ramazan ayının oruç ibadetinde en merak edilenkonulardan biri de ‘Diş fırçalamak orucu bozar mı’ sorusu… İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi (İKBU) Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakkı Sunay, Ramazan ayı boyunca diş bakımı düzgün yapılmadığı takdirde ağızdaki sorunların ilerleyeceğini belirtti. Prof. Dr. Sunay, Ramazan ayı boyunca macunsuz da olsa dişlerin suyla fırçalanması gerektiğini ifade etti.

Diş fırçalamak orucu bozar mı? Diş hekimlerinden Ramazan’a özel açıklama
Diş fırçalamak orucu bozar mı? Diş hekimlerinden Ramazan’a özel açıklama

‘Ramazan’da diş fırçalama orucu bozar mı’ sorusunun yanıtı yıllardır her Ramazan ayının en tartışılan konularından biri… Prof. Dr. Sunay, Ramazan’da oruç tutan vatandaşların, öncesinde bir diş hekimine giderek bakım yaptırmalarının, ağız sağlıklarını korumaya yardımcı olacağını açıkladı ve şunları söyledi:

RAMAZAN’DA DİŞ FIRÇALAMAK ORUCU BOZAR MI?

“Ramazan öncesinde ne yapılması gerektiğini vurgulamakta fayda var çünkü hali hazırda ağız ve diş sağlığı ihmal edilen bir konudur. Ağız bakımının da zorlaştığı ramazan ayı sürecinde ağız içerisinde var olan problemler daha hızlı ilerleyerek daha büyük problemlere sebep olabildiği sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Ağız içerisinde diş taşları, çürükler varsa bunların zaten olumsuz etkileri, ağız içindeki mekanik temizliğin de yapılamadığı dönemlerde iyice artacaktır. Aslında çok basit çürükler çok hızlı ilerleyerek, çok ağrılı hatta kanal tedavilerini, diş çekimlerini gerektirecek noktalara dahi gidebiliyor. Oruç tutarken sağlığımızı ihmal etmemeliyiz.”

“MACUN KULLANILMASA DAHİ DİŞ SU İLE FIRÇALANMALI”

Gün içerisinde oruçlu olunan saatlerde macun kullanılmasa dahi diş fırçalamanın önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Hakkı Sunay bu konuda şunları söyledi:

“Mekanik temizliği suyla dahi olsa yapmamızın çok büyük bir faydası var. İftar ve sahur arasında asitli içeceklerin tüketilmesini minimalde tutmaya çalışmak tavsiye edilir. Zaten asidik ortama maruz kalan ağzımıza tekrar asitli ve gazlı içeceklerle daha fazla zarar vermemeliyiz. İftar ve sahur arasında kalan zaman içerisinde ağız bakımının hiçbir aşamasını atlamadan (diş ipi, ağız içi gargaralar, diş fırçalama) düzenli olarak yapılmalı. Bazı diş macunlarındaki etken maddeler hafif ağız kuruluğu yapabilir. Bu nedenle diş fırçalamadan sonra suyla uzun süre çalkalamakta fayda var. Fırçalama sonrası su içmek tavsiye edilir. Sabahları kalktığımız zaman macunsuz da olsa dişlerin fırçalanması çok önemli. Toplum içerisinde bizleri çok rahatsız edecek durumlarla karşılaşmak istemeyiz. ”

RAMAZAN’DA NASIL BESLENMELİ?

Çok yumuşak besinlerle beslenmenin diş etlerinin daha kolay zarar görmesine neden olduğunu belirten Prof. Dr. Sunay, “Olabildiğince yumuşak besinlerle beslenmekten kaçınmalıyız” dedi.

Ağız kokusunun nedeni hastalık mı

Ağzınız çürük yumurta gibi kokuyorsa siroz, amonyak ya da idrar gibi kokuyorsa böbrek hastası olabilirsiniz. Ayrıca Ramazan’da uzun süreli açlık da ağız kokusunu tetikler

Ağız kokusu, hakkınızda pek çok şey söyleyebilecek bir sağlık detayıdır. Ağız kokunuz, sağlıklı bir birey olduğunuzu ya da herhangi bir hastalığınızın bulunduğunu ifade edebilir. Örneğin ağzınız, çürük yumurta gibi kokuyorsa; karaciğer sirozu, amonyak ya da idrar gibi kokuyorsa böbrek hastası olabilirsiniz. Kişiler çoğu zaman kendi ağız kokusunun farkında olmaz. Bu noktada sosyal çevreden gelen yorumların dikkate alınması gerekir. Ağız kokusunun en önemli sebebi, ağız bakımına yeteri kadar önem verilmemesidir.
Özellikle içinde bulunduğumuz Ramazan ayında ağız ve diş sağlığı bakımına normalinden daha fazla dikkat etmek gerekir. Oruç tutulan süre zarfında bir şey yenmemesi ve içilmemesi, ağız kokunuzun boyutunu etkiler. Sahur ve iftarda uygulayacağınız birkaç ipucuyla ağız kokunuzu önlemeniz mümkün…

DİLİNİZİ FIRÇALAYIN
Günde en az iki kez dişlerinizi fırçalamak, ağız bakım sağlığı açısından önemli bir yere sahiptir. Düzenli diş bakımı yapılmadığında pek çok diş eti hastalıkları, aft ve ağız kanserine kadar gidebilecek ciddi hastalıklar ortaya çıkabilir. New York Üniversitesi Periodontoloji ve İmplant Diş Hekimliği Bölümü’nde yapılan araştırmalar sonucunda, ağızda 700’den fazla bakteri türü yaşadığı ortaya çıkmıştır. Bu bakterilerden kötü olanlar, en fazla dilin yüzeyinde yer alır. Ayrıca uzun süre ağızda kuluçkaya yatarak, dilin arkasına saklanabilirler. Bu bakteriler ağızda sürekli yara oluşumuna, ağız kokusuna ve diş eti hastalıklarına neden olabilir. Diliniz fırçalanmadığında kötü bakteriler, gıda parçacıkları ve ölü cilt hücrelerinden bir tabaka meydana getirir. Bu tabaka, tat alma tomurcuklarınızı engeller ve bir süre sonra ağzınızda sürekli keskin, acı bir tat bulunur. Dilinizi fırçalarken, fırçayı dilinize bastırmamaya ve çok yumuşak hareket etmeye özen gösterin. Sert fırça darbeleri, dilin üzerinde yer alan tat alma duyularınızı hasara uğratabilir. Fırçayı yavaşça aşağı yukarı hareket ettirerek 10-15 saniye dilinizde gezdirmeniz yeterlidir.

BİR BARDAK YEŞİL ÇAY İÇİN
Sıcak suya bir çay kaşığı kadar eklenip karıştırılarak demlenen yeni yeşil çay çeşidi (Matcha, yani toz yeşil çay), yapraklı olandan çok da farklı değil. Ancak hem içtiğiniz çayın rengini, ismini çağrıştıran yeşile boyuyor, hem de yeşil çayın farklı alanlarda kullanılmasına olanak sağlıyor. Yeşil çayın faydalarını araştıran bilim adamları; bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini, farklı birçok tip kanseri önlemede önemli rol oynadığını ve kolesterolü düşürdüğünü tespit etmişler.
Yeşil çayın bir diğer mucizevi etkisi ise ağız kokusunu önlemesi. Yeşil çay, diş çürüklerini önler ve diş eti hastalıklarına karşı etkin bir koruma sağlar. Sağlıklı bir ağız bakımı için günde bir bardak yeşil çay tüketimi önemlidir. Yeşil çayın mideyi yatıştırıcı etkisi de bulunur. Sahurda bir bardak yeşil çay tüketmeniz yeterlidir.

GÜNDE BİR KASE YOĞURT YİYİN
Japonya’da yapılan araştırmalara göre, yoğurttaki canlı bakterilerin ağız kokusu oluşturan bakteri düzeylerini baskılayabildiği ortaya çıkmıştır. Araştırmada; 24 gönüllü altı hafta süreyle günde iki ortak bakteri içeren şekersizleştirilmiş yoğurt tüketti. Araştırma verilerini inceleyen Tsurumi Üniversitesi’ndeki mikrobiyologlar, deneklerin nefes örneklerini yoğurt tüketiminden önce ve sonra olacak şekilde kontrol ettiler. İncelemeler sonucu; düzenli yoğurt tüketen deneklerde ağız hastalıklarına neden olan kötü bakterilerin minimum seviyeye indiğini, kötü nefese neden olan hidrojen sülfür seviyesinin ise yarıya düştü gözlemlendi. Yoğurt, kalsiyum bakımından zengin oluşuyla diş ve diş eti hastalıklarına karşı etkin koruma sağlar.

SAĞLIKLI BİR AĞIZ BAKIMI İÇİN…
Kafeinden uzak durun. Kafein, ağzınızdaki asit dengesini değiştirerek kötü bakterilerin oluşumuna zemin hazırlar. Ayrıca tükürük akışınızı engeller. Bu da oruç tuttuğunuz süre zarfında çabuk susamanıza neden olur.
Diş fırçanızı üç ayda bir değiştirin. Diş fırçası üzerinde birçok bakteri, mantar, virus gibi mikroorganizmalar bulunur. Diş fırçası yenilenmediğinde bu mikroorganizmalar diş plağınıza zarar verip diş eti hastalıklarına neden olabilir.
Diş fırçalama süreniz dört dakikanın altında olmamalıdır. Her gün dişlerinizi fırçaladığınız halde ağzınız kokuyor, diş eti hastalıklarına yakalanıyorsanız bunun tek sebebi yeteri kadar dişlerinizi fırçalamıyor oluşunuzdur.

Ramazan da ağız bakımı

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Şeniz Karaçay, ramazanda ağız kuruluğuna bağlı olarak, iyi temizlenemeyen diş yüzeyleri ve ara yüzlerde daha yoğun olarak biriken bakterilerin çürük oluşumu riskini arttırdığını ve kötü ağız kokusuna sebep olduğunu belirterek, “Bunu engellemek için sahur ve iftar sonrasında özenli bir diş bakımı gerekmektedir” dedi.

Karaçay, ramazanın İslam alemi için çok özel bir yere sahip olduğunu, bu ayda Müslümanların beslenme alışkanlıklarının tamamen değiştiğini ve insanların kendilerini fiziksel ve ruhsal olarak eğittiklerini söyledi.

Ramazanda, öğün sayısının ikiye düştüğünü ve bunlar arasındaki sürenin de uzadığını hatırlatan Karaçay, bu nedenle, yenilen ve içilen gıdaların özenle seçilmesi gerektiğini, bu sayede sindirim sisteminin dinlendirilmesinin ve vücuttan toksinlerin atılmasının kolaylaştırılabildiğini anlattı.

Prof. Dr. Karaçay, değişen beslenme alışkanlığı nedeniyle ağız ve diş sağlığına da ayrı bir önem verilmesi gerektiğine işaret ederek, “Bu ayda ağız diş sağlığının korunmasına yönelik alınması gereken tedbirleri şu şekilde özetleyebiliriz. Oruç tutmak mide asit seviyesini arttırarak ağızda kötü bir tat ve kokuya sebep olabilir. Bunu önlemek için sahurda liften zengin beslenmeye dikkat etmek gerekmektedir.” diye konuştu.

Öğünlerde rafine karbonhidrat içeren şeker ve beyaz un ağırlıklı tatlı gıdalardan kaçınmak gerektiğini dile getiren Karaçay, şöyle devam etti:

“Bu gıdalar tükürük akış hızını düşüreceği gibi bakterilerin çoğalmasını ve çürük oluşumunu kolaylaştırır. Ağız kuruluğu oruç tutarken sıklıkla karşılaşılabilecek bir durumdur. Bunu hafifletmek için iftar ve sahurda bol miktarda su içmek, asitli ve kafeinli içeceklerden kaçınmak, glisemik indeksi düşük gıdalar tercih etmek gerekmektedir. Piyasada satılan diş macunlarının çoğunda sodyum lauril sülfat bulunur. Ağız kuruluğuna sebep olan bu maddenin etkisini azaltmak için dişler fırçalandıktan sonra ağız bol suyla çalkalanmalıdır. Ayrıca sahurdan sonra alkol içeren ağız bakım ürünlerinin kullanılması da gün içinde ağız kuruluğuna sebep olabilir. Ramazanda ağız kuruluğuna bağlı olarak, iyi temizlenemeyen diş yüzeyleri ve ara yüzlerde daha yoğun olarak biriken bakteriler çürük oluşumu riskini arttırır ve kötü ağız kokusuna sebep olur. Bunu engellemek için sahur ve iftar sonrasında özenli bir diş bakımı gerekmektedir. Yumuşak bir diş fırçası kullanılarak, en az iki dakika diş etinden dişe doğru dairesel hareketlerle fırçalama yapılmalıdır. Dişlerin ara yüzleri de diş ipi veya ara yüz fırçasıyla temizlenmelidir. Ayrıca, sadece dişler değil, her diş fırçalamadan sonra dilin sırtı, arka kısımları ve yanakların iç yüzleri de dil temizleyiciler ya da diş fırçalarıyla özenle temizlenmelidir.”

“Ağızdaki mevcut sorunlar, ramazanda ağız kokusunun şiddetlenmesine sebep olur”

Prof. Dr. Şeniz Karaçay, günümüzde, diş çürüğü kadar önemli olan diğer bir konunun da dişin sert dokularında geri dönüşümsüz madde kaybı olarak tanımlanabilecek erozyon olduğunu vurgulayarak, “İftar ve sahurdan sonra, yiyeceklerin kolay sindirilmesi amacıyla tüketilen asitli içecekler, aynı zamanda erozyonun da en önemli sebeplerinden biridir. Asitli içecek tüketiminin kısıtlanması, erozyonu önlemek açısından da faydalı olacaktır.” dedi.

Ağızda mevcut çürük, diş eti hastalıkları, uyumsuz protezler ve dolguların varlığının, ramazanda ağız kokusunun daha da şiddetlenmesine de sebep olduğunu kaydeden Karaçay, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu sebeple, ramazan öncesinde yapılacak bir diş hekimi kontrolü hem ağız kokusunun azaltılmasını hem de ay içerisinde oluşabilecek diş kaynaklı problemlerin engellenmesini sağlar. Biz diş hekimlerine sıklıkla gelen sorulardan biri de oruçluyken diş tedavisi yapılıp yapılamayacağıdır. Bilinmektedir ki anestezi gerektirmeyen dolgu, protez yapımı, ölçü alma gibi uygulamalar orucu bozmamaktadır. Anestezi gerektiren işlemler ve diş çekimlerinin iftar sonrası saatlerde planlanması uygun olacaktır. Ayrıca, diş fırçalama ve gargara da yutmamaya özen gösterildiği takdirde orucu bozmayacaktır.”

Ramazan da ağız sağlığı

Ramazan’da ağız ve diş sağlığı, oruç nedeniyle çok daha fazla önemli hale geliyor. Özellikle iş ve sosyal yaşantılarında daha rahat etmek isteyen kişiler, diş hekimlerini ziyaret ediyorlar. Ramazan ayı boyunca ağız sağlığınızı kontrol altına almanız ve sağlıklı bir oruç süreci geçirmeniz mümkün. Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Nihat Tanfer, Ramazan ayı boyunca ağız ve diş sağlığınız için yapılması gerekenleri anlatıyor
AĞIZ KOKUSUNUN ÇEŞİTLİ SEBEPLERİ VAR

Çoğu durumda ağız kokusunun ana sebebi yüzde 85-90 oranında ağız bölgesindeki sağlık sorunlardan kaynaklanmaktadır. Ağız kokusunun yoğunluğu beslenme şekli ve ağız kuruluğa bağlı olarak farklılık gösterir. Oruç sırasında ağızdaki kuruluk nedeniyle güçlü bir koku oluşur. Koku esas olarak dil sırtından kaynaklanır. Yüzde 5-10 oranında burun ve sinüslerden, yüzde 3-5 oranında da bademcik sorunlarından kaynaklanır. Diğer sorunlar ise sistemik hastalık kaynaklıdır. Mide ve sindirim sistemi de ağız kokusunda çok önemli bir rol oynar. Proteinlerin parçalanması sırasında amino asitlerin çıkardığı gazlar da ağız kokusunun başlıca sebepleri arasındadır. Örneğin kükürt gazı ağızda kokuya yol açan gazlar arasındadır.

Ramazan’da ağız sağlığınıza dikkat edin

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI ÖNEMLİ!

Dilin yüzeyi üzerine yiyecek ve içeceklerden gelen çok sayıda bakteri yerleşir. Dilin sırt yüzeyi kuruduğunda bakteri popülasyonu artar. Bu da ağızda kokuya yol açar. Dilin alt kısmı dışında ağızdaki diğer uzuvlar da kokuya neden olur. Bunların arasında dişler, abse, kirli protezler, diş eti iltihapları, yiyecek ve içecek kalıntıları bulunmaktadır. Diş eti sağlığını korumak için günlük bakımı çok düzgün yapmak büyük fayda sağlıyor. Özellikle dişlerin arasındaki alanların temizliği büyük önem taşır. Diş eti hastalığı olan kişilerde koku seviyesi çok yüksektir.

Ramazan’da ağız sağlığınıza dikkat edin

ORUÇ SÜRESİNCE AĞIZ KOKUSU ARTAR

Bunun nedeni tükürük azalmasıdır. Tükürük doğal bir gargara işlevi görür. Antibakteriyel özelliğe sahip olan tükürük ağızdaki bakterileri yok eden en güçlü kaynaktır. Ağızdaki bakterileri yok ederek ağız kokusunu ortadan kaldırır. Uyku sırasında tükürük akışı olmadığı için sabah ağızda kötü bir kokuyla uyanılır. Uyandıktan kısa bir süre tükürük salgısı başlar ve koku gider. Oruç sırasında nefesin kokmasının sebebi de budur.

Ramazan’da ağız sağlığınıza dikkat edin

AĞIZ HİJYENİ ÖNEMLİ

Ramazan boyunca, her zaman yapılması gerektiği gibi kokuyu azaltmak için yapacağınız ilk şey ağız hijyeni sağlamaktır. Bu dil temizliğini de kapsar. Günde iki kez dili dikkatli bir şekilde temizlemek kokuyu engellemenin en etkili yoludur. Dil raspası kullanarak dilin üzerindeki bakterileri, kalıntıları ve mukusu temizlemek gerekir. Bakterilerin ağıza yayılmasına neden olduğu için diş fırçasıyla dil temizliğinden kaçınılmalıdır. Dilin alt bölgesinde V şeklindeki kısma uygulanmamalıdır. Dilin yüzeyine fırça yardımıyla tuzlu su sürmek anti bakteriyel etki sağlar. Sahurda sağlıklı bir kahvaltı ve sert gıdalar dilin kök kısmının temizlenmesine yardımcı olur. Günde iki kez dört dakika boyunca dişlerinizi düzenli olarak fırçalayın. Araştırmalar ağız kokusu olan insanların diş fırçalama süresini kısa tuttuklarını ortaya koyuyor. Dişlerinizin arasını kokusuz bir diş ipiyle her zamankinden daha özenli temizlemeniz gerekiyor.

Diş çürüğü olanlar dikkat

Selma Kurtoğlu, sağlıklı dişlere yönelik değerlendirmelerde bulundu.

Güzel ve sağlıklı dişlerin, estetik avantajlarının yanı sıra genel vücut sağlığına da olumlu etkisi olduğunu vurgulayan Kurtoğlu, ihmal edilen küçük bir çürüğün kalp-damar hastalıklarına, romatizmaya, ülsere, böbrek ve karaciğer sorunlarına, hatta kansere bile neden olabildiğini kaydetti.

Kurtoğlu, ağız ve diş sağlığının öneminin farkındalığında olan ülkelerde diş hekimine 6 ayda bir gitme zorunluluğu varken, Türkiye’de böyle bir zorunluluk olmamakla birlikte 2 yılda bir diş hekimine gidildiğini dile getirdi.

İleride oluşabilecek sistematik rahatsızlıkların önüne geçebilmek için ağız ve diş bakımını düzenli yapmak, koruyucu ve önleyici tedavileri yaptırmanın önemli olduğunu vurgulayan Kurtoğlu, ağız ve diş bakımında sağlıklı dişlere sahip olmak için 10 altın kuralı şöyle sıraladı:

“Sabah ve akşam dişleri fırçalamak, diş ipi kullanmak ve ağız gargaraları ile dişlerin detaylı tam temizliğini yapmak. Diş ipi çok yaygın olmamakla beraber diş temizliğini tamamlayan işlemdir. Dişler ne kadar iyi fırçalansa da ara yüzler ve protezlerin altı diş ipi yardımıyla temizlenir. Yapılan istatistiklere göre plağın ağızdan uzaklaştırılmasında diş fırçalamanın etkisi yüzde 66 iken, plağın ağızdan uzaklaştırılmasında diş ipinin rolü yüzde 34 olmaktadır. Günde 1 defa mutlaka diş ipi kullanılmalıdır.

Dengeli beslenme ağız ve diş sağlığı açısından oldukça önemlidir. Beslenmede ilk prensip vücut için gerekli her türlü protein, vitamin, mineral ve karbonhidrat gibi tam besinlerin dengeli bir şekilde alınmasıdır. Bu dengeyi bozacak her türlü alışkanlık genel sağlığımızı nasıl olumsuz etkiliyor ise diş sağlığımızı da olumsuz etkileyecektir. Fındık ve ceviz gibi sert besinler dişlerle kırılmamalıdır. Havuç, elma gibi lifli ve çok sert besinleri yemek bir nevi diş fırçası görevi üstlenerek, dişleri temizler ve güçlendirir. Şeker, çikolata, lokum gibi gıdalardan sonra dişlerin özellikle fırçalanması veya bol su ile çalkalanması gerekmektedir. Özellikle çocukluk çağında dişlerin çıkması ile birlikte azı dişlere fissür örtücü uygulanması çürükleri önlemektedir. Şekersiz sakız çiğnemek dişlerin temizlenmesine yardımcı olur. Asitli içecekler yerine doğal meyve suları veya maden suları tercih edilmelidir. Düzenli diş hekimine giderek, belirli aralıklar ile panoramik röntgen çektirerek çürük kontrolü yapılmalıdır. Flor uygulaması ile dişleri güçlendirmektedir.”

Beyazlatıcı macunlar mı etkili yoksa su mu

İSTANBUL Aydın Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cenker Zeki Koyuncuoğlu, diş beyazlatmada ağzı bol su ile ağzı çalkalamanın daha etkili ve daha sağlıklı bir yöntem olacağını söylüyor.
Dişlerimiz yapısal, ilaç kullanımına bağlı ya da alışkanlıklarımıza ve tükettiğimiz gıdalara bağlı olarak renklenebilir. Dış kaynaklı renklendirici ürünlerin başında sigara geliyor. Ayrıca çay, kahve, kola ve kırmızı şarap gibi içecekler de dişlerde renklenmeye yol açabilir. İstanbul Aydın Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cenker Zeki Koyuncuoğlu, dişlerde doğuştan ya da hatalı /aşırı antibiyotik kullanımına bağlı lekelenmelerin diş beyazlatma ya da dolgu uygulamaları gibi girişimsel işlemler ile tedavi yapılabildiğini belirtirken, tüketilen gıdalardan ya da nargile/sigara gibi tütün ürünlerinin kullanımına bağlı olarak sonradan renklenen dişlerin temizliğinin ise diş hekimleri tarafından yapılması gerektiğine işaret ediyor. Yrd. Doç. Dr. Koyuncuoğlu, bu işlemin ardından hastaların evde doğru ve yeterli ağız bakımı uygulamaları ile bu durumu korumalarının öneminin altını çiziyor.

BEYAZLATICILAR DAHA FAZLA RENKLENDİRİYOR

Beyazlatıcı ya da leke çıkarıcı diş macunlarının da zaman zaman kullanılabildiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Koyuncuoğlu, ancak bu tip diş macunlarının uzun süre boyunca kullanılmaması konusunda uyarıyor: “Yapılan bir araştırmada piyasadaki beyazlatıcı bir diş macununun hem renklenmeyi uzaklaştırmada başarısız olduğu hem de suyla yapılan fırçalamaya göre daha fazla renklenme oluşturduğu gösterilmiştir. Sonuç olarak, bu macunlar bir süre sonra dişte aşınmalara veya çizilmelere neden olabilir. Bu da dişin daha kısa sürede renklenmesine sebep olur.”

ÇOCUKLARDA RENKLENMENİN NEDENİ ARAŞTIRILMALI!

Çocukların dişlerinde görülen renklenmelerin nedenlerinin ise farklılık gösterdiğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Koyuncuoğlu, “Bebeklik ve erken çocukluk döneminde düzenli ilaç kullanıma bağlı (antibiyotikler, demir içeren vitamin şurupları gibi) lekeler oluşabilir. Ancak bunların diş çürüğü başlangıcında izlenen renklenmeler ile karışmaması için bir diş hekimine başvurularak sebebinin araştırılması gerekmektedir” uyarısında bulunuyor.

Yrd. Doç. Dr. Cenker Zeki Koyuncuoğlu, dişlerin fırçalanmaması ve diş aralarının temizlenmemesinin diş ve diş eti hastalıklarına yol açtığına dikkat çekerken, diş fırçalamanın ve ara yüz fırçası/diş ipi kullanımının yerini başka hiçbir uygulamanın tutamayacağının altını çiziyor ve ekliyor: “Dişlerimiz özellikle gece yatmadan önce olmak üzere günde iki defa fırçalamamız yeterlidir. Ancak diş fırçamız yanımızda değilse ve dişlerimizi fırçalayamayacağımız bir ortamdaysak ağzımızı mutlaka bir bardak su ile çalkalamamız veya tüketilen son gıda olarak beyaz peynir yememiz dişlerimizin sağlığı açısından önem arz etmektedir.”

Diş eti kanaması nedeni

Fatih Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Ayça Tenli Kurt, “Dişlerinizi kaybetmek istemiyorsanız diş eti kanamanızı ciddiye alın. ” ifadesini kullandı.

Kurt, diş ve diş eti hastalıklarından korunmak için yapılması gerekenlere ilişkin açıklamasında, Türkiye’de sık karşılaşılan hastalıkların başında diş ve diş eti hastalıkları ve buna bağlı olarak gelişen diş eti kanamaları olduğunu belirtti.

Diş ve diş eti hastalıklarından korunmak için yapılması gerekenlerin başında doğru fırçalama tekniklerini bilme, diş ipi ve arayüz fırçası kullanmanın geldiğini vurgulayan Kurt, şunları kaydetti:

“Diş eti hastalıkları ülkemizde her 10 kişiden 9’unda var. Diş eti kanamaları genelde ciddiye alınmayan bir hastalıktır. Ancak önlem alınmadığı takdirde diş kayıplarına ve hatta çene kemiğinde erimelere kadar gidebilir. Böyle bir durumda implant ya da protez yaptırmak da zorlaşır. Dişlerinizi kaybetmek istemiyorsanız diş eti kanamanızı ciddiye alın.

Diş etinde meydana gelen kanamalar diş eti rahatsızlığının habercisi olabilir. Bakteri plağı ve diş taşı (tartar) birikimleri sonucunda diş etlerinde ve dişleri çene içerisinde tutan kemikte iltihapsal bir alan oluşmakta ve diş eti kanaması ortaya çıkmaktadır. ”

Kurt, diş eti kanamasında öncelikle kanama gelişen bölgeler için daha dikkatli fırçalama ve diş ipi kullanılması ile beraber ağız hijyeninin en iyi seviyeye getirilmesi gerektiğini, böylece vücudun kendini yenileme kapasitesi gösterebileceğini belirtti.

“Ağız hijyenine azami özen gösterilmeli ”

Ayça Tenli Kurt, kanama oluşan bölgelerin, tüm ağız hijyeni uygulamalarına rağmen iyileşme göstermemesi durumunda en kısa zamanda diş hekimine başvurulması gerektiğine dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Diş eti kanamaları için mutlaka önceden önlem alınmalı, ağız hijyeni uygulamalarına azami derecede önem gösterilmelidir. Dişler mutlaka günde 2 kere, sabah kahvaltısından sonra ve gece yatmadan önce fırçalanmalıdır. Fırçalama esnasında hem dişlere hem de diş etlerine masaj yapılacak şekilde fırça hareketleri uygulanmalıdır. Fırçalama sonrası içinse diş arası bakımları tam olarak yapılmalıdır. Bunun için diş aralarında diş ipi veya diş arası fırçası gibi ağız hijyenine katkıda bulunacak yardımcı temizleyiciler kullanılmalıdır. ”

Diş eti kanaması yaşayan bireylerin diş fırçalama ve diş arası bakım yapma alışkanlıklarına devam etmeleri gerektiğini belirten Kurt, ağız hijyeni iyi duruma getirildiğinde vücudun kendini yenilemesinin ve hastalıklarla savaşmasının çok daha kolay olacağını vurguladı.

Kurt, “Diş eti kanaması nedeniyle diş fırçalama işlemini bırakmak, olayı kısır bir döngü içine sokacak ve var olan durumun daha da kötüleşmesine neden olacaktır. En yakın zamanda diş hekimine gitmeleri de gerekmektedir. ” ifadelerini kullandı.

Rahatsız eden ağız kokusu ve kanser

Ağız kokusunu önemseyin! Bazen yetersiz ağız hijyenine, bazen de kullanılan ilaçlara bağlı olarak gelişen ağız kokusu bir türlü geçmiyorsa sebebi ağız kanseri olabilir

Ağız kokuları çoğu zaman; hoşa gitmeyen, itici, mide bulandırıcı, berbat kokulardır, hatta dilimizde birisinin çekilmez davranışları için ‘ağız kokusu çekmek’ şeklinde bir deyim bile vardır.
Tıpta, hastanın ağzında veya nefesinde kötü koku hissedilmesine ‘halitozis’ adı verilir. Ağızları kokanlar çoğu zaman bu kokunun farkında değillerdir. Esas rahatsız olanlar; anne, baba, eş, arkadaş gibi bu kişilerin yakın çevresinde yaşayanlardır.
Ama onlar da belki çekindiklerinden, belki o kişiyi gücendirmek istemediklerinden bunu açıkça ifade etmekten kaçınırlar.
Ağız kokusunun sebebi ağızda üreyen bakterilerden kaynaklanan ‘hidrojen sülfür’ bileşikleridir. Dişlerde çürük olması, yemeklerden sonra ağzın iyi yıkanmaması, ağızdaki gıda artıkları, diş eti iltihapları, ağız mukozasından dökülen hücreler; kokunun oluşumunda en önemli faktörlerdir.

İLAÇLAR AĞIZ KOKUSUNA YOL AÇAR

Ağız kokusu oluşumu; tükürük akımının azalması, uzun süre besin ve sıvıların alınmamasına da bağlıdır. Uyku hali buna iyi bir örnektir. Sabah kalkınca hissedilen ağız kokusu, bu durumla ilgilidir.
Ağız kokusu bazen sigara ve alkolden, bazen soğan veya sarımsak gibi yiyeceklerden kaynaklanan geçici bir durum da olabilir.
Burnu tıkalı olup da ağızlarından nefes alanlarda ağız kuruluğuna bağlı olarak kötü bir koku olabilir. Ateşli hastalıklarda da bundan dolayı geçici ağız kokusu ortaya çıkabilir.
Sütle beslenen küçük bebeklerin ağzında ‘mis gibi süt kokusu’ vardır ama yaşlılarda tükürük salgısındaki azalmaya bağlı olarak ağız kokusu gelişmeye başlar.
Ağız kokusu bunların dışında en sık ağız ve diş bakımının iyi olmamasından kaynaklanır. Diş çürükleri, diş eti iltihapları, ağız içindeki yaralar, tükürük bezi hastalıkları, diş protezlerinin iyi temizlenmemesi, uygun yapılmamış kuron ve köprüler başlıca sebeplerdir.
Bademcik iltihapları, kronik sinüzit, farenjit, burun polipleri gibi hastalıklar ve burun-geniz tümörleri de ağızda kötü bir kokuya yol açabilirler.
İlaçlara bağlı olarak da ağız kokusu oluşabilir. Bazı kanser ilaçları, sakinleştiriciler, idrar sökücüler, atropin benzeri ilaçlar; tükürük üretimini azaltırlar ve böylece ağzın kendi kendini temizleme kabiliyeti azalır ve bu da ağız kokusuna yol açar.

KOKU TESTİ NASIL YAPILIR?

Kokunun ağız boşluğunda mı oluştuğunu yoksa başka faktörlerden mi kaynaklandığını ortaya koymak için basit bir test yapılabilir.
Hastanın dudaklarını sıkıca kapatarak nefesini burun deliklerinden vermesi istenir. Bu durumda yakın mesafeden koku duyuluyorsa bunun sistemik faktörlerden kaynaklanma ihtimali yüksektir.

Buna karşılık hasta, parmakları ile burnunu tıkayıp dudaklarını da kapatıp soluk vermeyi bir an için durdurduktan sonra soluk verdiğinde ağız yoluyla bir koku duyuluyorsa, sebebi ağız boşluğunda aramak gerekir.
Ağız kokusu bazen çok ciddi bir hastalığın belirtisi veya insanın sosyal yaşamını altüst eden önemli bir sorun olarak da karşımıza çıkabilir.
Akciğer apsesinde, yemek borusu ve mide bağırsak hastalıklarında da kötü ağız kokusu olabilir. Şeker komasında, uzun süren açlık ve özellikle küçük çocukların kusmalarında ‘aseton’ kokusu duyulur.
Karaciğer komasındaki hastalarda ise ‘fare ölüsü’ veya ‘kedi idrarı’ kokusuna benzeyen bir koku vardır.
Şuuru kapalı bir hastada alkol kokusu, alkol komasından olabileceği gibi kafa travması da akla getirilmelidir.

VÜCUT KOKULARI ORTAYA ÇIKAR

Ateşli hastalıklarda terlemeden sonra ekşi bir ter kokusu duyulur. Bazı insanların teri çok kötü kokuludur. Hele bir de bu koku parfümlerle kapatılmak istendiğinde daha da dayanılmaz bir koku ortaya çıkabilir.
Bazen daha hastanın odasına girer girmez, hava keskin bir idrar kokusuyla da dolabilir. Erkek hastalarda prostat büyümesi, kadınlarda mesane-vajina fistülü, yaşlılığa bağlı idrar kaçırma bu kokulara sebep olabilir. Kronik astımlı çok öksüren yaşlı kadınlar da idrar kaçırabilirler.
Bakımsız, akıl hastalığı olan kişilerde yıkanmamaya bağlı hem vücuttan, hem çamaşırlardan kaynaklanan fena bir koku vardır. Kangren ve geniş yanıklarda da fena koku olabilir.

MUTLAKA DİŞ İPİ KULLANILMALI

Öncelikle kokunun sebebinin belirlenmesi gerekir. Altta yatan bir hastalığa bağlı ağız kokularında kesin tedavi o hastalığın kontrol altına alınması ile mümkün olur.
Besinler iyice çiğnendikten sonra yutulmalıdır.
Yemeklerden sonra ağız, su ile çalkalanarak ağız boşluğunda yemek kırıntılarının kalmaması sağlanmalıdır.
Bol su veya soda içmeli ama şekerli ve gazlı içeceklerden kaçınılmalıdır.
Dişler ve dilin fırçalanması önemlidir.
Diş aralıkları da diş ipleri ile düzenli olarak temizlenmelidir.
Koku yapan yiyecek, sigara ve alkolden uzak durulmalıdır.
Ağızda kokuya sebep olabilecek diş çürüğü, diş eti hastalığı gibi durumlar ortadan kaldırılmalıdır.
Şekersiz naneli veya tarçınlı sakızlar ve maydanoz çiğnenmesi her türlü ağız kokusuna karşı fayda sağlayabilir.

AĞIZ KANSERİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Dudaklarda, diş etlerinde veya ağzınızın içinde kolaylıkla kanayan ve iyileşmeyen bir yara
Yanakta, dilinizle hissedebileceğiniz bir şişkinlik veya kalınlaşma
Ağzınızın herhangi bir bölümünde his kaybı veya uyuşukluk
Diş etlerinde, dilde veya ağız içindeki beyaz veya kırmızı benekler
Çiğneme veya yutma güçlüğü
Ağzınızda acı veya tarifsiz bir ağrı veya bilinen bir sebep olmaksızın boğazınıza bir şey takılma hissi
Ses değişikliği

AĞIZ KANSERİ NEDİR?

Ağız kanseri, dudakların (genellikle alt dudak) üstünde, ağzın içinde, gırtlak, bademcikler veya tükürük bezlerinin arkasında meydana gelen kanserdir. Kadınlardan ziyade erkeklerde daha sık görülmekle birlikte 40 yaşın üzerindekilerde daha çok karşılaşılabilen bir durumdur. Yoğun alkol kullanımı ile birlikte sigara, en önemli risk faktörüdür. Erken teşhis edilmezse; ameliyat, radyasyon terapisi veya kemoterapi gerektirebilir.

Diş fırçalarken bu hataları yapmayın

Diş fırçalama alışkanlığının bazı kişiler için kökleşmiş alışkanlıklardan biri olduğunu belirten uzmanlar, bireylerin diş fırçalama esnasında yaptıkları basit hatalar ile dişe ve diş etine daha çok zarar verdiğini söyledi. Diş eti hastalıklarından korunmak ve diş çürüklerini önlemek için dişlerin günde en az iki kez fırçalanması gerektiğini belirten Diş Hekimi Metin Ayan, yapılan en temel hatanın fırça seçiminden kaynakladığını söyledi. Ayan “Diş fırçası seçimi dikkat edilecek en önemli husustur. Diş fırçası ağız genişliğine uygun yapıda olmalıdır. Örneğin kişi ağzını geniş bir şekilde açmakta zorlanıyorsa, seçilecek diş fırçasının baş kısmı büyük olmamalıdır.Diş fırçası rahat fırçalamaya imkân vermelidir” dedi.

Diş fırçalamaya başlamadan önce fırçanın ıslatılmasının da en temel hatalardan biri olduğuna dikkat çeken Ayan, “Fırçayı ıslatmadan üzerine fındık büyüklüğü kadar diş macunu uygulamak temizlik için yeterlidir. Diş fırçası diş ve diş eti birleşimine yerleştirilmeli hafif baskı ile üst çenede aşağı doğru, alt çenede yukarı doğru süpürme şeklinde dairesel hareketle fırçalama yapılır. Dişlerin temiz ve beyaz görünmesi için yapılan baskı ve sert fırçalama hatası ise, diş etlerinde ciddi tahrişe yol açarken, diş minelerini de aşındırır” diye konuştu