Hem sigarayı bırakın hem kilo almayın

Sigarayı bırakan kişilerde en sık karşılaşılan problemlerden birinin kilo alımı olduğunu söyleyen Beslenme ve Diyet, Fitoterapi Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili, araştırmalara göre, sigarayı bırakanların ortalama 2-5 kilo aldıklarını belirtti.
Sigaranın içindeki 5 bin zararlı maddeden biri olan nikotinin çok güçlü bir biyokimyasal etkiye sahip olduğunu, bu nedenle de iştahı baskıladığını dile getiren Bilgili’ye göre, sigara içenler sigara içmeyenlere göre daha az iştahlı oluyor.
Özellikle sigaraya psikolojik bağımlılığı olanlarda sigarayı bıraktıktan sonra aşırı yeme isteği olduğunu, yüksek kalorili besinlere eğilimin arttığını belirten Bilgili, sigarayı bıraktıktan sonra kilo alma endişesi yaşayanlara önerilerini 6 başlık altında şöyle anlattı:
Lokmanızı çok çiğneyin: Sigarayı bırakan kişilerde tat ve koku alma duyusu iyileşiyor. Böylece yemeklerden keyif alınmaya başlanıyor, haliyle yeme isteği de artıyor. Bunun önüne geçmek için yemekleri yavaş tüketerek her lokmanın keyfini çıkarın ve lokmanızı çok çiğneyin. Çünkü hızlı yemek de alınan kalori miktarını artırıyor. Porsiyon büyüklüklerini azaltarak, ana yemeklerde küçük, salatalarda büyük kase ve tabak kullanarak da kilo alımının önüne geçebilirsiniz.
Tatlı yerine kuruyemiş tüketin: Size sigarayı hatırlatan yiyeceklerden vazgeçin. Örneğin, çay ve kahve size sigarayı çağrıştırıyorsa, onun yerine aşırıya kaçmamak kaydıyla yeşil çay, kuşburnu, ıhlamur gibi bitki çayları tercih edebilirsiniz. Evde veya işyerinizde enerji yoğunluğu yüksek besinler bulundurmayın. Diyabet hastası değilseniz, aşırı tatlı isteğiniz olduğunda çikolata, pasta yerine şeker oranı diğer meyvelere göre biraz daha yüksek olan hurma, incir, çilek, muz gibi meyveleri ölçüsüne dikkat ederek tercih edebilirsiniz. Kuruyemişlerde kavrulmamış olanları seçin ancak miktara dikkat edin. Ara öğünlerde 1 çay bardağı tuzsuz kabak çekirdeği veya tuzsuz leblebi ya da 10 adet çiğ badem veya fındık veya 3 tam ceviz miktarını aşmayın.
Su tüketiminizi artırın: Sigara içen kişilerin vücudunda toksik madde birikimi yükseliyor. Bunların atılabilmesi için su en iyi kaynak. Gün içerisinde içeceğiniz suyun, sindirim sisteminizin rahat çalışması ve beraberinde ağırlık kaybınız için kolaylaştırıcı olacağını unutmayın; bu nedenle her gün en az 8-10 su bardağı su için. Sıvı alımının karşılanmasında ayran, cacık, ıhlamur, kuşburnu çayı, açık çay gibi içecekler tercih edebilirsiniz.
Posa tüketimini artırın: Posalı yiyeceklere daha çok yer verin. Tam tahıllı ve kepekli ürünleri tercih edin. Posadan oldukça zengin ıspanak, semizotu, kabak, pazı gibi sebzelerle, elma, armut, kayısı, şeftali, erik gibi meyveleri tüketmeye özen gösterin. Kurubaklagiller hem bitkisel protein hem de çok iyi bir posa kaynağı olduğundan haftada en az 1 kez sofralarınızda yer verin. Kefir, yoğurt gibi bağırsak dostu probiyotik bakteri içeren besin tüketimini arttırın. Böylece hem sigarayı bırakan kişilerde en sık rastlanan kabızlığa karşı önlem almış hem de kilo kontrolünü sağlamış olacaksınız.
Mutlaka hareket edin: Kendinize zaman ayırın ve günlük hareketinizi artırın. Her gün en az yarım saat tempolu ve düzenli yürüyün. Sabah kahvaltıdan önce 15 dakika boyunca karın kaslarının çalışmasını sağlayın. Böylece kilo almaya karşı çok önemli bir kazanım elde etmiş olursunuz.
Mevsim sebzesi olan semizotu tüketin: Sigara içenlerde kalsiyum, demir ve D vitamini eksikliği daha fazla görülür. Yaz aylarında güneşten doğru saatlerde bol bol faydalanmak, süt ve süt ürünleri tüketmek, yeterince balık tüketmemek gibi durumlarda diyetisyen önerisi ile gerekirse omega-3 takviyesi almak gerekebilir. C vitamini sigaranın bıraktığı hasarı gidermede önemli rol oynar. C vitaminden zengin çilek, kivi, nar, greyfurt gibi meyvelerle biber, brokoli, ıspanak ve özellikle mevsim sebzesi olan semizotu gibi yeşil yapraklı besinler tüketmek de hem toksin atımı hem de kilo alımını önlemek açısından faydalı.


Hava ve güneşin etkisi

Sadece “güneş ışığı, çay ve çikolatalı bisküvi”yle beslendiği öne sürülen 62 yaşındaki kadın, öldü. Soruşturma açan polis, kadının kız kardeşi ve iki arkadaşını ihmalkârlıkla suçladı

Hollanda’nın Utrech kentinde yaşayan 62 yaşındaki Jeannette adlı kadının 8 Haziran’da ölmesi üzerine büyük bir soruşturma açıldı. Kadının kız kardeşi Leonoor ve iki arkadaşıyla, Avustralyalılar arasında son dönemde popüler olan ve “sadece nefes alarak ve güneşle yaşanabileceğini” savunan “Breatharianism” akımının takipçileriydi. Akımın kurucusu Jasmuheen’e göre “insanoğlunun yaşamaya devam etmek için yemek yemeye ihtiyacı yok ve sadece güneş ışığından gerekli besinleri alabilir”. Gerçek adı Ellen Greve olan kadın, 19 yaşından beri sadece çay, güneş ışığı ve nadiren çikolatalı bisküviyle beslendiğini iddia ediyor. Jeannette’in takip ettiği diyetin de bu türden olduğu belirtiliyor. Dört arkadaş “www.contactmuziek. nl” adresli web sitelerinde 2014’ten bu yana kendilerini daha iyi hissetmek ve müziklerine yoğunlaşmak için yiyecekle ilişkilerini kestiklerini duyurmuştu. Sitedeki açıklamada, “Sadece meyve ve bitki suyu içerek, şarkılar güzelleşiyor. Böylece nefes almaya, hislere ve duygulara daha fazla zaman kalıyor” ifadeleri yer alıyor.

İKİ YIL HAPİS CEZASI ALABİLİR
Jeannette’in ölümün ardından polisin sorguya aldığı grup, ihmalkârlık ve tehlikede olan bir insana yardım etmemekle suçlanıyor. Ölen kadının kızkardeşi Leonoor sosyal medya sitesi Facebook’tan yaptığı paylaşımda, “Kız kardeşim öte bir dünyaya gitti. Huzur içinde ölmüştü. Ne yazık ki ölümün hemen ardından cehennemin kapıları açıldı ve biz evlerimizden çıkarılarak hapishanede iki korkunç ve yalnız gece geçirmek zorunda kaldık. Olayın travmasını üstlerinden atamadıklarını belirten Leonoor, bu akımın kız kardeşinin ölümünden sorumlu olmadığını söyledi. Leonoor ve iki arkadaşının 2 yıl hapis alabileceği açıklandı.

Bardağa attığınız buza dikkat

Sıcakların artmasıyla birlikte amip hastalığıyla ilgili uyarılarda bulunan Doç. Dr. Behice Kurtaran, bu dönemde özellikle çocuklarda karın ağrısı ve ishal gibi şikayetlerin görülebileceğini anlattı. Her ishalin amip olmadığını belirten Doç. Dr. Kurtaran, “Ancak bazı virüsler amip kadar etkili olabiliyor. Buna dikkat edilmeli” dedi.

HASTALIĞA KARŞI UYARDI

Klorlanmayan içme suları ve ellerin sık yıkanmamasının amip hastalığına davetiye çıkardığını belirten Doç. Dr. Behice Kurtaran şunları söyledi:

“Amip açısından içilen sulara veya içeceklere konulan buz da risk taşıyabilir. Klorlanmayan sulardan hazırlanan buz parçasını içeceğinize koyarsanız risk oluşturabilir. Kirli ellerin temas ettiği buzlar da amip hastalığına neden olabilir. İyi temizlenmeyen yeşillikler de risklidir. Temizliğinden emin olunmayan gıdalardan ve içeceklerden uzak durulmalı. Tuvalet sonrası, yemek öncesi ellerin mutlaka yıkanması gerekir. Yıkanmayan elle tutulan kapı kolu bile hastalık bulaştırabilir. Amip gibi hastalıklar özellikle çocuklar da daha sık görülüyor. Bazı ishal vakalarında ilaç kullanmaya gerek olmayabiliyor ama amip gibi hastalıklarda ilaç tedavisi mutlaka gerekiyor.”

Hamilelikte bu besinleri tüketmeyin

Dr. Fevzi Özgönül, özellikle hamilelik esnasında bazı besinlerin anneler için tehlikeli olduğunu belirtti.

Özellikle şeker metabolizmasının bozulması hem anne hem de bebek sağlığı açısından oldukça önemli olduğunu anlatan Dr. Fevzi Özgönül, “Zaten hamilelik esnasında çok hassas bir konuma gelen bu durum, hamile bir hanımın fazla şekerli veya unlu gıdaları tüketmeye başlaması ile hem kilo problemi hem de diyabet riski olarak karşımıza çıkmaktadır” diye konuştu.

Dr. Fevzi Özgönül, soyanın genetiği, oynanmış enzimler içerdiği için hem anne hem de bebek sağlığı açısından bu dönemde tüketilmemesi gereken besinlerin başında geldiğini ifade ederek, “Listeria adlı bir bakteri en çok süt ve süt ürünlerinden bulaşabilmektedir. Süt ürünlerinde kaynatma veya pastörize etmek bu bakterinin ölmesini sağlar.Fakat çiğ olarak hazırlanan süt ve süt ürünlerinde üreyen bu bakteri, soğuk algınlığına benzer bir belirti ile başlayıp hamilelikte risk oluşturabilmektedir. Bu nedenle kaynatılmamış ya da pastörize edilmemiş ürünler kullanılmamalıdır. Toxoplazma veya salmonella barındırabileceği için düşüğe hatta bebekte hidrosefali mikrosefali gibi ağır nörolojik hastalıklara neden olabilmektedir. İyi yıkanmamış çiğ sebze ve salataların yenmesi toxoplazma riski nedeniyle anne tarafından tüketilmemesi gereken gıdalar listesindedir.

Bitki çaylarında aşırıya kaçmayın!

Bazı bitki çayları konusunda da uyaran Özgönül, “Bazı bitki çaylarının çok tüketilmesi vücutta normalin üzerinde bir su kaybına, bağırsak pasajının hızlanması nedeniyle besinlerin iyi emilememesine neden olur. Hatta bazıları rahimde kasılma gibi etkiler oluşturabilmetke ve hamilelik sürecini tehlikeye sokmaktadır. Bu tür gıdalar az miktarda sindirimi kolaylaştırdığı gibi çok miktarda alınmasında tam tersi bir etki göstererek sindirimi engelleyebilir.Örneğin kepekli ekmek çocuklarda olduğu gibi hamilelerde de demir emilimini olumsuz etkileyerek demir eksikliği ve kalsiyum eksikliği yapabilmektedir.

Alkol ve sigara tüketimi de özellikle hamilelik esnasında bebeğin gelişimini olumsuz etkileyen davranışların başında gelir. İlk 3 ayda yüksek kafein alımı ise düşüğe, erken doğuma, düşük doğum ağırlıklı bebeklerin doğmasına neden olabilmektedir. Kafein hem uyarıcı hem de vücuttan su atılımını tetikleyen etkisi nedeni ile gebelikte risklere de neden olmaktadır. İlk 3 aydan sonra da kafein alımını artırmamakta yarar vardır. Midye, istiridye gibi kabuklu deniz ürünleri özellikle sığ sularda yaşadığı için bir çok hastalığa açıktır. Kabuklu deniz ürünleri genellikle çok pişirilmeden hazırlanır fakat fazla pişirilse bile hastalık riski tamamen yok olmadığı için hamilelik boyunca bu tür yiyeceklerden uzak durmakta yarar vardır. Özellikle salmonella riski nedeni ile çiğ yumurta tüketmekten kaçınılması gerekir” şeklinde konuştu.

Oruç tutarak kanseri önleyin

Doktor Ender Saraç, “Kanser bol yağ ve bol şekeri sever ve bu sayede gelişir. Oruç tutarken yağ ve şeker kesiliyor ve ilk olarak kanser hücreleri yok oluyor” dedi.

ETİ YAKMADAN YİYİN

Kanserden korunmanın yollarını da anlatan Saraç, “Kanserden korunmak için eti yakmadan yiyin. Kekik ve zahter tüketin. Mutlaka C, D ve B12 vitamini, omega3, selenyum alınmalı. Aşırı tuz tüketmeyin” diye konuştu.

PAPATYA ÇAYI İÇİN

Türk halkının vazgeçilmez içeceği çayın fazla tüketildiğinde vücuda olumsuz etkileri olduğunu söyleyen Ender Saraç, “Fazla çay tüketimi demir eksikliğine neden oluyor. Hem sağlıklı beslenmek hem de formda kalmak için papatya çayı tüketebilirsiniz” açıklamasında bulundu.

EVİNİZE BEYAZ EKMEK SOKMAYIN

Sağlıklı beslenmenin altın kurallarından birinin de ekmekten uzak durmak olduğunu belirten Saraç, “Evinize beyaz ekmek sokmayın. Şekerden mutlaka uzak durun. Eğer şeker tüketiyorsanız spor yapmanız gerekiyor” dedi.

SİYAH SARIMSAK TÜKETİN

Sarımsağın faydalarını anlatan Saraç, “Hanımlar yemek yaparken mutlaka sarımsak kullanıyor. Ancak beyaz sarımsak yerine siyah sarımsak tüketin. Normal sarımsaktan 5 kat daha değerli. Kansere karşı, Alzheimer’e karşı etkili. Enfeksiyonlarla iyi savaşır” diye konuştu.

İKİ FİNCAN TÜRK KAHVESİ FAYDALI

Saraç ayrıca, “Günde iki fincan sade Türk kahvesi çok faydalı. Şeker hastaları acıbadem ve kekikle şekerlerini dengeleyebilir. Bir de ne olursa olsun karbonhidrat ve proteini bir arada tüketmeyin. 6 ayda bir de mutlaka kan tahlili yaptırın” şeklinde konuştu.

iftarda tatlı yerine yoğurt

Ramazanda uzun süren açlık sebebiyle metabolizmamız daha az enerji harcıyor ve kilo alma eğilimimiz artıyor. Aynı zamanda midemiz daha fazla asit salgıladığından dolayı mide rahatsızlıkları da sıklıkla görülüyor.
İftar sofralarının vazgeçilmezi olan şerbetli ve ağır tatlılar yerine, sindirim sistemini düzenlemesinin yanı sıra kilo kontrolüne de yardımcı olan ballı yoğurt tüketilmesi öneriliyor.
Ramazanda uzun süreli açlık sebebiyle metabolizmamız daha az enerji harcıyor. Bu dönemde mide sağlığını korumak ve kilo kontrolünü sağlamak için, enerji veren ancak kan şekerini dengeli biçimde yükselten besinlerin tercih edilmesi gerekiyor. İftar sofralarının vazgeçilmezi olan şerbetli ve hamurlu tatlılar, mide rahatsızlıklarına ve kilo almaya neden olmasının yanı sıra gün içerisinde sıvı tüketme isteğini arttırıyor.
Şerbetli ve yağlı tatlılar yerine sütlü tatlılar tüketilmesi öneriliyor. Tatlıya alternatif olarak, uzun süreli açlıktan dolayı artan mide asidini nötralize eden yoğurt ve ham bal ile hazırlanan ballı yoğurdun tüketilmesi tavsiye ediliyor.
Balın tarih boyunca şifa veren bir besin olduğunu belirten Honeyci’nin kurucusu ve bal uzmanı Ahmet Bağran Aksoy, “Bal sadece lezzetli olduğu için değil aynı zamanda şifa kaynağı olduğu için insanlık tarihi boyunca doğal tatlandırıcı olarak tüketilmiştir.
Sağlığa faydaları saymakla bitmeyen ham bal, aynı zamanda doğal ilaç olarak kullanılmıştır. Pastörizasyon işlemi görmemiş, doğanın gerçek mucizesi ham bal ve yoğurt ile hazırlayacağımız ballı yoğurt, sindirim sistemini düzenleyici rolüyle özellikle ramazan ayında yaşanan mide ağrılarının önüne geçiyor.
İftarda tatlı yerine tüketeceğiniz ballı yoğurdu, üç yemek kaşığı yoğurt ve üzerine koyacağınız 2 tatlı kaşığı bal ile hazırlayabilirsiniz. Aynı zamanda sağlıklı ve besleyici bir tatlı olan ballı yoğurdu şubelerimizde deneyebilirsiniz.” ifadelerini kullandı.
Yoğurdun çok önemli bir protein kaynağı olduğunu belirten ve aynı zamanda diyet koçu olan Aksoy, “Sütte bulunan laktoz, birçok bireyde gaz ve şişkinlik yapabilir. Ancak yoğurt, fermantasyon sonucunda laktik aside dönüştüğü için rahatlıkla tüketebilir.
Yararı saymakla bitmeyen yoğurdu ramazan boyunca tatlı olarak da tüketebiliriz. Ham bal ile tatlandırdığımız yoğurdumuz kalorisi yüksek tatlılara çok iyi bir alternatif olabilir” dedi.

Sağlıklı sindirim için kayısı suyu

Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, özellikle Ramazan ayında mevcut yeme düzeninin değişmesi nedeniyle hazımsızlık ve kabızlık sorunlarının arttığına dikkat çekiyor.

Uzmanlar, kayısı ve kayısı suyu içeriğinde bulunan vitamin ve minerallerin sindirim sistemini düzenlediğini belirtiyor. Ramazan ayında rutin beslenme düzeninin değişmesiyle sıklıkla karşılaşılan sindirim bozukluklarından korunmak için uzmanlar, özellikle iftarda bir bardak kayısı suyu içilmesini öneriyor.

Ramazan ayının başlamasıyla beraber beslenme düzenindeki değişiklikler, sindirim sistemi rahatsızlıklarını da artırıyor. Sindirim sisteminde oluşan sıkıntıları gidermek için uzmanlar, özellikle iftarda bir bardak kayısı suyu içilmesini tavsiye ediyor.

Sindirim sisteminde oluşan sıkıntıların giderilmesi için bol sıvı tüketilmesini öneren Prof. İnanç, “Oruç tutanların gün boyunca beslenememesi ve iftar zamanında da ağır gıdalar tüketmesi sindirim sistemini zorlar. Bu zorlama da önemli sıkıntılara neden olur. Bunların en belirgini halk arasında kabızlık olarak bilinen rahatsızlıktır. Kayısı, bağırsak hareketlerinin düzenlenmesinde etkili olan bir çeşit posa olan selüloz ve pektin içermektedir. Bu nedenle ramazanda kabızlığın giderilmesi için iftarda bir bardak kayısı suyu içilmesi yararlı olmaktadır ” dedi.

Hurma ile ilgili gerçekler

İddiada belirtildiği gibi “Corro ” isminde herhangi bir virüs bulunmuyor. “Corona ” virüsünün kastedildiği düşünüldüğünde de, Suudi Arabistan Sağlık Bakanlığı’nın konu hakkında bir açıklaması bulunmuyor. Ayrıca corona virüsünün sebep olduğu MERS-CoV enfeksiyonu Suudi Arabistan’da geçtiğimiz yıllarda sıkça görülse de, bu enfeksiyonun develerden insanlara solunum yoluyla geçtiği ifade ediliyor. Solunum yoluyla bulaşan bir virüs olan corona virüsünün bir şey yenilerek bulaşması ise mümkün değil. Türkiye’de bu enfeksiyon yalnızca 2014 yılında bir kişide görüldü.

CORONA VİRÜSÜ

İddiada belirtildiği şekliyle “Corro ” adında viral taksonomide bir virüs bulunmuyor. İddiada aktarılmaya çalışılan virüsün “Corona ” olabileceğini söylemek mümkün. Corona virüsleri çoğu zaman hafiften orta dereceye üst solunum sistemi enfeksiyonlarına yol açan, insanların sıklıkla karşılaştığı virüslerden. Bu virüs nadiren MERS ya da SARS gibi ölümcül enfeksiyonlara yol açabiliyor.

SUUDİ ARABİSTAN SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN BÖYLE BİR UYARISI YOK

2013 yılında Suudi Arabistan Sağlık Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde MERS-CoV ve yarasalar arasındaki ilişkiyi gösteren bir çalışmanın özetine yer veren bir yazı yayınlanmıştı. Ancak sitede şu an Suudi Arabistan Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan böyle bir uyarı bulunmuyor.

MERS-CoV

Middle East respiratory syndrome (MERS), corona virüsünün yol açtığı bir enfeksiyonudur. Hastalığa yol açan virüs MERS-CoV virüsüdür. Bu virüs ilk olarak 2012 yılında Suudi Arabistan’da keşfedildi ve bugüne dek insanda karşılaşılan vakaların yüzde 80’i de Suudi Arabistan’da görüldü. Araştırmaların ortaya çıkardığı sonuca göre, bu virüs genel olarak hayvanlardan insanlara geçen, insandan insana geçmesi ise daha zor olan bir virüstür. Genellikle insanlar çöl develerinden enfekte olmuşlardır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Mayıs 2017 verilerine göre bu virüse Suudi Arabistan’da da rastlanma oranının giderek düştüğü görülebilir.

DÜNYADA KARŞILAŞILAN MERS-COV VAKALARININ GRAFİĞİ

DSÖ’nün vakaları gösteren bu grafiğine göre 2017 yılında karşılaşılan vakaların sayısı geçmiş yıllara göre oldukça düşük. Mart ve Nisan ayında Suudi Arabistan’da bu virüs sadece 13 kişide görüldü.

HURMA İTHALATININ EN ÇOK YAPILDIĞI İRAN’DA 1 VAKAYA RASTLANDI

Türkiye en çok İran, Suudi Arabistan ve Tunus ile hurma ithalatı yapıyor. Suudi Arabistan ise hurma ithalatı konusunda 2015 yılında üçüncü sıradayken 2016 verilerine göre ikinci sırada. İran’da MERS-CoV 1 Mayıs 2015 tarihinde bir kişide tespit edildi. Tunus’ta ise Suudi Arabistan’a seyahat etmiş aile üyelerinin ikisinde tespit edilmişti.

Türkiye’de ise laboratuvar testleri ile doğrulanmış ilk ve tek MERS-CoV vakası, 17 Ekim 2014 tarihinde bildirildi. Hayatını kaybeden 42 yaşındaki Türkiye vatandaşı, işi gereği Suudi Arabistan’da bulunuyordu. Şimdiye dek Arap yarımadasının dışında görülen vakaların tümü ya bu bölgedeki ülkelerde bulunmuş ya da nadir de olsa bu ülkelerden gelen başka MERS hastaları ile yakın temasta olan kişiler.

HURMA YİYEREK CORONA VİRÜSÜ BULAŞIR MI?

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Profesör Dr. Murat Sayan, teyit.org’a yaptığı açıklamada corona virüsünün solunum yolu virüsü olduğunu ve bir şey yiyerek bu virüsün bulaşmasının mümkün olmadığını belirtti:

“MERS-CoV özellikle Ortadoğu’da develerde temas halinde olunmasıyla solunum yoluyla, solunum sıvılarıyla bulaşır. Bu virüsün yayıldığı bölgelerde “develerinizi öpmeyin ” şeklinde uyarılar bile yapılmıştı. Hayvan-insan adaptasyonu olan bir virüstü ve hızlıca etkilenildi. Hurma yiyerek ya da herhangi bir şey yiyerek corona virsüsü kapmak mümkün değil. Çünkü bulaş yolu uygun değil. Örneğin tifoyu da kapmanız için besinlerle gastrointestinal yoldan almanız gerekir. Yani tifoyu kasların içine enjekte etseniz de bu hastalığı kapamazsınız. Çünkü virüsler doğru bir giriş kapısından girerse hastalık yapabilirler. Evrimdeki adaptasyon meselesi aslında. Bu yüzden de corona virüsü mutlaka solunum yoluyla bulaşmak zorunda. Bir diğer mesele ise bitkilerde de viral hastalıklar olur ama bunlar bizi hasta etmez. Muzda üzümde olan durum da bu. Her cinsin bir viral havzası vardır. ”

Ayrıca DSÖ’nün şartları gereği bir ülkede böyle bir virüs ya da hastalık tespit edildiğinde resmi kaynaklardan açıklama yapılma zorunluluğu bulunuyor.

YIKAMAK BİR ÇÖZÜM MÜ?

İddiada yer alan hurmanın yemeden önce iyice yıkanması gerektiği bilgisi de doğru değil.

Prof. Dr. Murat Sayan teyit.org’a yaptığı açıklamada virüsün yıkayarak ortadan kaldırılamayacağını belirtti.

Belki sabunla yıkarsanız bir virüsü uzaklaştırabilirsiniz ancak bu yöntem besinlere uygulanamaz. Sabun katyonik bir antiseptiktir ve temas ettiği yüzeyin elektrik yükünü değiştirerek mikroorganizmaları elimine eder. Eliminasyon, yüzeyin yıkanmasıyla tamamlanmış olur. Hurmada dikkat edilmesi gereken şey virüsten daha çok tarım ilaç kalıntısı ve/veya aflatoksin, mikotoksin gibi zararlı unsurlardır. Yapılması gereken bunların kontrolü ve varlığında tüketime sunulmamasıdır.

Corona virüslerine karşı koruyucu herhangi bir aşı bulunmuyor. Enfeksiyon riskini azaltmanın başlıca yolları ise su ve sabunla sık sık ellerin yıkanması, gözlere, ağza ve buruna dokunulmaması, hasta insanlarla yakın temastan kaçınılması.

YARASALARDA RASTLANILAN CORONA VİRÜSÜ SUUDİ ARABİSTAN’DA YAYGIN DEĞİL

MERS’in çıkış noktası tam olarak anlaşılamasa da DSÖ raporunda çok uzun yıllar önce bunun ilk olarak yarasalarda ortaya çıktığı sonrasında da develere bulaşmış olabileceği belirtiliyor.

Ekim 2012 ve Nisan 2013’te üç örgüt MERS vakalarına rastlanılan bölgedeki yarasalardan örnekler topladı. Suudi Arabistan Sağlık Bakanlığı, Columbia Üniversitesi Enfeksiyon ve Bağışıklık Merkezi ve EcoHealt Alliance’ın birlikte yürüttüğü bu çalışmada, CoV’un farklı türlerine Suudi Arabistan’daki yarasalar arasında rastlanıldığı ve yaygın olduğu tespit edilse de MERS-CoV yalnızca bir yarasada tespit edildi.

Ancak, 2017’nin Nisan ayında Uganda’da MERS benzeri bir virüsün yarasalarda görüldüğü belirtildi.

2016 yılında yapılan bir çalışmayla ise Bangladeş’te Nipah adındaki bir virüsün 2010-2014 yılları arasında hurma ağacında yaşayan yarasalar tarafından taşındığı tespit edildi. Bangladeş’te NİV taşıyan 18 vaka olduğu ve bu hastalar üzerinde yapılan araştırma sonucunda NİV’in yüzde 87 oranında MERS-CoV ile benzer olduğu yüzde 91 oranında ise NeoCoV (Güney Afrika’da yarasada tespit edilen başka bir corona virüsü) ile benzerlik taşıdığı ortaya çıktı.

Uganda ve Bangladeş’te hastalığın yayılmasında yarasaların bir rolü olduğu düşünülen virüslere Suudi Arabistan’da rastlanılmış değil.

Ramazanda maden suyu önerisi

Ramazan ayında oruç tutanlara Beylikdüzü Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü bünyesinde görev yapan Uzman Diyetisyen Billur Filiz, önerilerde bulundu.
Uzman Diyetisyen Billur Filiz, “Yaz aylarına denk gelen ramazanda oruç süresinin uzun olması nedeniyle beslenme ve sıvı tüketiminde daha da dikkatli olunması gerekiyor. Günde en az 2 litre su tüketilmesi gerekiyor. Şekersiz komposto, bitki çayları ile de su alımına katkı sağlanmalı. Mineral kaybını önlemek için de maden suyu tüketilmeli” dedi.
PROTEİN TOK TUTUYOR

Sahurda da protein ağırlıklı yumurta, peynir, süt, yoğurt gibi besinlerle beslenmenin uzun süre açlığı sağlıklı bir şekilde geçirmek adına doğru tercih olacağına değinen Billur Filiz, ceviz, fındık, badem gibi tokluk hissi sağlayan yağlı tohumların da tüketilmesini tavsiye etti.

Yeterli iyot ne kadardır

Karasal iklimde yaşam, deniz ürünleri tüketmemek, iyotsuz tuz kullanmak; iyot eksikliğine yol açabilir. Bu da guatr ve tiroid hastalıklarına sebep olur

İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi Haftası’nı geride bıraktığımız şu günlerde, iyotun öneminden ve eksikliği sonucu ortaya çıkabilecek hastalıklardan bahsetmek istedim. İyot, boynun ön tarafında bulunan tiroid bezlerindeki salgının ana maddesidir ve vücudun temel ihtiyaçları arasında sayılabilir. İyot eksikliği sonucu, başta guatr olmak üzere tüm hayatınızı etkileyebilen pek çok hastalık meydana gelebilir. Bu hastalıklardan bir kısmı ise henüz dünyaya gelmeden, anne karnında ortaya çıkar. Wake Forest Baptist Tıp Merkezi’ndeki Kapsamlı Kanser Merkezi’nde yapılan araştırmalara göre, gebe veya emziren kadınlar iyot eksikliği açısından yüksek risk altındadır. Çünkü bebeğin gelişimi için vücut sürekli olarak iyota ihtiyaç duyar. Bu eksikliğin giderilmemesi, bebeğin zihinsel gelişimini tamamlayamamasına neden olur. İyot eksikliğinin başlıca nedenleri şöyledir:

Denizden uzak karasalda yaşam
Yapılan araştırmalara göre denizden uzak kalmış bölgelerde yaşayan insanlarda daha fazla guatr hastalığı gözlenmiştir. Deniz, iyot açısından oldukça zengindir.

Vejeteryan diyeti
Vejeteryanların proteinden eksik beslenmesi, vücudun iyot ihtiyacının giderilememesine sebep olur. Dolayısıyla tiroid hormonları sağlıklı çalışamaz.

Deniz ürünleri tüketmemek
Deniz mahsülleri iyot açısından oldukça zengin kaynaklardır. Haftada en az iki kez balık tüketimi hem omega asitleri, hem de iyot alımınızı destekler.

Karalahana ve kara turp
Ülkemizde bol miktarda yetişen kara lahana ve kara turp, sağlığa pek çok fayda sağlamakla beraber; vücudun iyot emilimini engeller. Dolayısıyla sık sık kara lahana ve kara turp tüketimi guatr hastalığına neden olabilir.

İyotsuz tuz kullanımı
İyot eksikliğinin başlıca sebeplerinden biri de iyotsuz tuz kullanımıdır. Ülkemizde 1960’lı yıllardan itibaren iyot, sofra tuzlarına ekleniyor. Dolayısıyla özellikle yemeklerde iyotlu tuz kullanılmalıdır.
İyot eksikliği erken evrede kendini göstermese de ilerleyen evrelerde birtakım semptomlarla karşımıza çıkabilir. Bu semptomlar şöyledir:
Saç dökülmeleri, tırnak kırılmaları
Sürekli üşüme hali
Kilo artışı
Ciltte kalınlaşma ve kuruluk
Kas ağrıları
Depresyon

İYOT EKSİKLİĞİNE BAĞLI HASTALIKLAR

GUATR: İnsan vücudu, kusursuz bir sisteme sahiptir. Sistemde yer alan parçalardan biri gerektiği şekilde çalışmadığında, zamanla diğer parçalarda da bozulmalar başlar. Tiroid bezi gibi vücutta adeta ateşleyici vazife gören bir organın düzenin dışına çıkması, tüm sistemde sıkıntılara sebep olur. Nefes ve yemek borusunu adeta saran iki parçalı bir salgı bezi olan troid bezi; tiroksin, yani tiroid hormonu salgılar. Bu hormon, vücudun çalışma ritmini direkt etiler. Fazla hormon üretilmesi vücudun çalışma hızını artırır, az hormon üretilmesi ise yavaşlatır. Bu salgı bezinin kanser ve iltihaplanma dışı sebeplerle büyümesi, guatr hastalığı olarak adlandırılır. Tiroid bezinin büyümesi, beraberinde nodülleri de getirebilir. Gözlemlenen nodüllerin büyük kısmı iyi huyludur. Sadece yüzde 5’i kötü huyludur. Nodüllerin kesinlikle dikkatli takip edilmesi gerekir. 2 santimin üzerinde büyüyen, kireçlenme görülen ve şekil bozukluğu olan nodüller asla ihmal edilmemeliler. Ülkemizde guatr hastalığına rastlanma oranı yaklaşık yüzde 40’dır.
Troid bezi, gıdalardan ihtiyacı olan iyotu temin edemezse, hormon sentezleyebilmek için büyümeye başlar. Bu büyüme, neredeyse sarılı vaziyette bulunduğu nefes ve yemek borusu üzerinde ciddi bir baskı yapar. Bu da nefes darlığı ve yutkunma zorluğuna neden olur. Guatr türleri incelendiğinde, belirti ve tedavi yöntemleri değişiklik gösterir. Erken teşhis hayati öneme sahiptir. Guatrın en önemli belirtisi; boynun ön kısmında, adem elması da denilen noktanın hemen altında meydana gelen dikkat çekici şişliktir. Guatr tiplerini incelediğimizde bu şişliğin oluşmadığı durumların da var olduğunu görebiliriz.

HİPOTİROİD: Hipotiroid, tiroid bezlerinin az çalışması sonucu ortaya çıkan hastalıktır. Hipotiroid hastalığının teşhisi için sadece semptomlara dayalı bir tanı koymak zordur. Chicago’daki Rush Üniversitesi Tıp Merkezi’nde yapılan araştırmalara göre hipotiriod tanısını koymanın en iyi yolu kan testi yaptırmaktır. Araştırmaya göre hipotiriod hastalarında da, tiroid ağına bağlı semptomların çoğu olan depresyon, menopoz ve kronik yorgunluk sendromu gibi karakteristik özellikler benzerlik taşır. Belirtiler kişiden kişiye değiştiğinden, birçok insan tiroid sorunlarıyla farkında olmadan yaşıyor. Amerikan Tiroid Birliği araştırmalarına göre, kadınlar erkeklerden beş-sekiz kat daha fazla tiroid hastalığı ile karşı karşıya kalıyor.

HİPERTİROİD: Tiroid bezinin salgıladığı tiroksin hormonunun fazla sentezlenmesi durumunda ortaya çıkan bu tip; iştah artmasına rağmen hızlı kilo kaybı, sık idrara çıkma, kadınlarda seyrek adet görme, sürekli sinirlilik, ellerde titreme, nabız yüksekliği, aşırı terleme ve gözlerde büyüme gibi belirtiler gösterir. Bu tip guatrda da boğazda belirgin şişlik gözlemlenir. Zehirli guatr, bezin tamamının büyüdüğü, fazla hormon salgılayan tek bir yumrunun olduğu ve çok sayıda yumru ile karşılaşılan birbirinden farklı üç tipi içinde barındırır.

GEBELİK SORUNLARI
İyot yetersizliği; düşük, preterm doğum, ölü doğum ve konjenital anormalliklerle bağlantılı bir durumdur. Dolayısıyla anne adaylarının iyottan zengin beslenmesi gerekir. Anne adayında iyot eksikliğinin bulunması; bebeklerde zeka geriliği, büyümenin yavaşlaması, çocuklarda konuşma ve işitme problemlerine neden olabilir.
Tıp Enstitüsü’nün araştırmalarına göre günlük iyot tüketimi aşağıdaki gibi olmalıdır:
Erkek ve kadın yetişkinler için: 150 mikrogram (mcg)
Hamileler: 220 mcg
Emziren kadınlar: 290 mcg
Fazla iyot tüketimi hipertiroide ve diğer çeşitli hastalıklara sebep olabileceğinden dikkatli olmak gerekir. Aşırı egzersiz ve sağlıksız beslenme dikkat edilmesi gereken diğer konulardır. Aşırı egzersizle birlikte yakılan yağ depoları vücudun aynı zamanda iyot kaybına sebep olur. Ağır egzersizlerden kaçınarak, yürüme, yüzme gibi aktivitelerde bulunabilirsiniz. Sağlıksız beslenmeniz de hem iyot alımınızı engelleyebilir, hem de alınan iyotun emilememesine neden olabilir. Bu nedenle sağlıksız beslenmek yerine avakado, yumurta, et, balık, deniz ürünleri gibi protein değeri yüksek besinlerden tüketmeye özen gösterilmelidir. Tiroide bağlı hastalıkların teşhisinde vücudumuzdan gelen sinyalleri dinlemek hayati önem taşır. Boğazınızda gözle görülür bir şişkinlik fark ediyorsanız mutlaka doktora görünmeniz gerekir.

Sahurda uzak durulacak besinler

Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, “Oruç tutan herkes mutlaka sahura kalkmalı ve sahurda protein içeriği yüksek, uzun süre tok tutmayı sağlayan, ekstra susuzluk hissine neden olmayacak yiyeceklerle hafif ve doyurucu bir öğün yapmalıdır. Peynir, yumurta, ceviz, domates, salatalık, yeşillik, süt, tam tahıllı ekmek gibi yiyecekler sofrada yer almalıdır. Çabuk acıktırmaya neden olan besinlerin sahurda tüketiminden mutlaka kaçınılması gerekir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, çabuk acıktıran besinleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

BAL, REÇEL, SÜRÜLEBİLEN ÇİKOLATA

Sahurda bal, reçel, sürülebilen çikolata gibi tatlı grubu yiyecekler hem kan şekerini hızlı yükseltip hızlı düşürerek çabuk acıkmaya yol açıyor hem de susatıyor. Bu nedenle sahurda şeker kaynaklarına yer vermeyin.

RAMAZAN PİDESİ

Ramazanın olmazsa olmaz yiyeceklerinden pideyi sahurda tüketmek doğru değil. Çünkü; besinlerin şeker yükü anlamına gelen glisemik indeksi yüksek yiyecekler çabuk acıkmaya neden oluyor ve pide de glisemik indeksi yüksek bir besin. Pideyi haftada 2-3 kere 1-2 avuç büyüklüğünde iftarda tüketebilirsiniz. Sahurda; tam tahıllı ekmek tüketerek tokluk sürenizi uzatabilirsiniz.

PATATES

Patates; yenildikten sonra kısa sürede yeniden acıktıran yiyeceklerden biri. Çabuk acıktırma özelliğinin yanısıra kızartma olarak tüketilirse sağlığa zarar veriyor. Kızartılmış patatesi günlük beslenme alışkanlıklarınız arasından çıkarın; sahurda da tüketiminden kaçının.

KAVUN, KARPUZ, ÜZÜM

Meyveler içerdikleri vitamin, mineral, posanın yanısıra belirli miktarlarda şeker içeriyor. Yüksek şeker içermek aynı zamanda çabuk acıktırmak anlamına geliyor. Özellikle; kavun, karpuz, üzüm gibi diğer meyvelere göre daha yüksek şeker içeren meyveleri sahurda tüketmeyin.

TAZE SIKILMIŞ MEYVE SULARI

Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, vitamin, mineral ve posadan zengin olan meyve grubunun iftardan 1 saat sonra veya sahurda aşırıya kaçmadan tüketilmesini önerirken “Buna karşın taze sıkılmış dahi olsa meyve suyunu önermiyoruz. Çünkü meyve suyu içtiğinizde hem 3-4 meyvenin şekerini yüklenmiş olursunuz hem de çabuk acıktıran bir içecek içmiş olursunuz” diyor.

Ara öğünde az yağlı süt

Stresli ve kapalı ofis ortamında çalışanların en büyük sorunu kalp-damar hastalıkları. Bunun için de beslenmeye dikkat edilmesi gerekiyor. Soslu gıdalardan uzak durun, ara öğünlerde abur cubur yerine süt ve süt ürünleri tüketin

Kalp ve damar hastalıkları halen dünyada ölüm nedenleri arasında en üst sıralarda yer alıyor ve yılda 20 milyona yakın insan bu nedenle hayatını kaybediyor. Günümüzde kimi zaman yanlış beslenmenin, kimi zaman da ağır sporun neden olduğu kalp krizleri de çoğalıyor. Halbuki doğru beslenme ve spor ile kalbinizi korumanız ve sağlıklı bir ömür sürmeniz mümkün.
“Doğru beslenme; iyi karbonhidratların daha az ve dengeli kullanıldığı, daha çok sebzeden zengin, belli oranda meyvenin tüketildiği, zeytinyağının ağırlıklı olarak kullanıldığı dengeli bir diyetten geçiyor. Akdeniz tipi diyet, tüm dünyanın bugün önerdiği diyet tipidir” diyen İstanbul Florence Nightingale Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı, Prof. Dr. Saide Aytekin, doğru beslenmenin anahtarını verdi:

1- Toplam yağ tüketimi, enerjinin yüzde 30’unu geçmemeli: Yağ içeren besinler aynı zamanda vücudun ihtiyacı olan diğer besin ögelerini de içerdiği için yağa ihtiyacımız vardır. Ancak sağlık açısından bakıldığında koruyucu olması açısından diyette yağ miktarını (enerjinin yüzde 25-30) azaltmak yararlıdır. Diyette yağı azaltmanın yolları şunlardır:
Yediğiniz tüm besinlerin yağ miktarını dikkate alın. Çok fazla yağ içermeyen sağlıklı bir diyeti; sebze ve meyveler, tahıllar, yağsız kırmızı et, derisiz kanatlı hayvan etleri, balık ve düşük yağlı besinlerle oluşturabilirsiniz.
Süt ve süt ürünlerinin az yağlı veya yağsız olanlarını tercih edin. Yağı azaltılmış süt ve süt ürünlerinin bileşiminde diğer besin ögeleri açısından hiç fark olmadığı için bu ürünleri tercih etmek, koruyucu olması açısından önemlidir.
Beslenmenizde balığa daha çok yer verin. Haftada en az iki kez tüketilmelidir.

2- Günde en az beş porsiyon sebze ve meyve tüketin: Sebze ve meyvelerin yağ içeriğinin düşük olmasının yanı sıra posa içeriğinin de yüksek olması kalp damar sağlığını korumada olumlu rol oynar. Çünkü bazı meyve ve sebzelerin bileşiminde bulunan suda çözünür posa, kolesterol düşürücü etkiye sahiptir.

3- Et seçimine dikkat: Yağsız dana, koyun eti ile derisi alınmış kanatlı hayvan etlerini tercih edin. Hayvanın sırt bölgesinden alınan ve görünür yağı ayrılabilen etler daha az yağlıdır. Yağsız et, görünür yağları ayrılmış olmasına rağmen hem yağ, hem de kolesterol içerir. Ancak diğer yağlı etlere göre yağı az olduğu için tercih edilir.

MARGARİNİN BİR KAŞIĞI 12 GRAMDIR!

4- Sofranızda mutlaka tam tahıl ürünleri yer alsın: Günlük enerji gereksiniminizin büyük bir kısmını karbonhidrattan zengin besinlerden karşılarsanız yağ alımınızı azaltmış olursunuz. Ancak burada özellikle kompleks karbonhidratları (kahvaltılık tahıl ürünleri, kepekli, yulaflı ekmekler, bulgur, makarna, pirinç gibi nişastalı besinler vb.) tercih etmeye çalışın. Yulaf gibi tahılların, çözünür posa da içerdiği için kan lipidlerini düşürücü etkisi vardır.

5- Yemeklerinizde katı yağları az kullanın: Yemeklerinizde margarin, tereyağı, kuyruk yağı, iç yağı gibi doymuş yağlar yerine bitkisel sıvı yağları (zeytinyağı, ayçiçek yağı, soya, kanola yağı vb.) tercih edin. Tereyağı hayvansal kaynaklı, margarinler bitkisel kaynaklı olmalarına rağmen her ikisi de aynı miktarda yağ içerirler. Bir yemek kaşığı tereyağı veya margarin 12 gramdır ve 100 kalori enerji verir.

6- Satın aldığınız besinlerin etiketlerini çok iyi okuyun: Çoğu besinin etiketi üzerinde bulunan besin ögeleri tablosunda enerji, yağdan gelen enerji, toplam yağ, doymuş yağ ve kolesterol miktarlarını okuyun. Ayrıca etiketler üzerinde ‘az yağlı’ veya ‘yağsız’ ifadelerine de dikkat edin. Hazır besinlerden düşük yağlı olanları tercih edin.

KIZARTMA YERİNE FIRINDA PİŞİRİN

7- Ara öğünlerde yağ miktarı düşük besinleri tercih edin: Ara öğünlerde bisküvi, kek, pasta, cips gibi yağ içeriği ve enerjisi yüksek besinler yerine enerjisi ve yağ miktarı düşük meyve ve sebzeler, hafif bir kahvaltı, az yağlı süt ve süt ürünlerini tercih edin.

8- Uygun pişirme yöntemlerini seçerek yağ kullanımını azaltın ya da yağ kullanmayın: Yemek hazırlama yöntemlerinizi değiştirerek lezzette herhangi bir eksiklik olmaksızın yemeklerinizdeki yağ miktarlarını azaltabilirsiniz. Örneğin besinleri kızartmak yerine; fırında kızartma, haşlama, ızgara, buharda veya mikrodalga fırında pişirme yöntemlerini tercih edin.

9- Beslenmenizde kuru baklagillere daha çok yer verin: Kuru baklagiller yağ, doymuş yağ ve kolesterolden fakir kompleks karbonhidratlar ile posadan zengin bitkisel protein kaynağı besinlerdir. Bu özellikleri nedeni ile kan kolesterolünü düşürücü etkileri vardır.

SOSLU YEMEKLERİ SEÇMEYİN

10- Ev dışında yemek yediğiniz zaman yağsız/az yağlı yemekleri tercih edin: Mönüden yemek seçerken az yağlı besinleri tercih etmek için yiyeceklerin nasıl yapıldığını sorun ya da kızarmış veya soslarla zenginleştirilmiş olanları tercih etmeyin. Kalp sağlığını korumada diyetin toplam yağ miktarı, enerjinin en fazla yüzde 30’unu oluşturmalıdır. Günlük 2 bin kalori tüketen bir kişinin en fazla 67 gram/gün yağ (yüzde 30) tüketmesi sağlıklıdır.

11- Sporsuz bir yaşam düşünülemez: Aktif yaşam; kan kolesterol ve trigliserit düzeylerinizi normalde tutar, HDL kolestrol düzeyini artırır, kan basıncını düşürür, stresi kontrol etmeye yardımcı olur, enerji harcayarak vücut ağırlığının kontrol altında tutulmasını sağlar. Daha etkin aerobik aktivite, kalp kasını iyi çalıştırır ve kardiyovasküler sistemin daha etkin çalışmasına yardım eder. Haftada 300 dakika egzersiz, önerilen aktivitedir.

BİR GÜNDE NE KADAR TUZ TÜKETMELİYİZ?
Ülkemizde yapılan çalışmalarda gösterildi ki, günlük almamız gereken tuz miktarı 5 gram olması gerekirken, ortalama tükettiğimiz tuz miktarı 20 gram civarındadır. Bu çok yüksek bir orandır.
Bunun yanı sıra kolesterol oranımız oldukça yüksektir. Biraz bölgelerimize bağlı olarak değişmekle birlikte, özellikle Türkiye’nin doğu ve güney doğusunda et ve yağ tüketimi fazla olduğundan bu bölgede kolesterol oranları daha yüksek görülür.

Kronik hastalıklar için ramazan önerileri

Kronik hastalığı olanlar dikkat! “Ben her sene tutuyorum, bir şey olmuyor” ya da “Riskli olduğunu söyleyenler abartıyor” demeyin; uzun yaz günlerinde oruç tutmak için doktorunuzun mutlaka onayını alın. Zira Ramazan’ın yaz sıcaklarına gelmesi, uzun açlık sürecinin yanı sıra sıvı kaybının artması riskini beraberinde getiriyor. Dr. Aytaç Karadağ, ülkemizde ortalama yaşam süresinin 78 yıla çıkması ve ‘geriatrik popülasyon’ olarak adlandırılan 65 yaş üstündeki kişilerin oranının yüzde 8.3’e yükselmesi nedeniyle kronik hastalıkların sayısının beklenildiği gibi arttığını belirterek “Çocuklar, hamileler, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar uzun süreli açlığa ve sıvı kaybına karşı daha duyarlıdırlar. Yaz orucu gibi uzamış açlık dönemlerinde metabolik hızımız yavaşlayacağı için halsizlik, mide boşalmasında yavaşlama, şeker düşüklüğü olmakta; bu durum ise kronik hastalığı olanları olumsuz etkilemektedir. Oruç tutmak için mutlaka kontrolden geçip doktor onayı almalarını öneriyorum” diyor. Dr. Aytaç Karadağ, kronik hastalığı olanlara özel uyarılar ve önerilerde bulundu.

Mide-bağırsak hastalıkları

Mide-bağırsak problemi olan hastaların büyük bir kısmı iftarı açtıktan sonra hastane acillerine başvurmak zorunda kalıyor. Çünkü hızlı yemek, yemek sırasında bol su içimi, mideyi gerecek şekilde çok yemek iftarı açtıktan sonra mide-bağırsak şikayetlerinin artmasına neden oluyor.

Ne yapmalı?

• Yemek sırasında aşırı su içmeyin. Su içimini saatlere yayın.
• Lifli, sulu, zeytinyağlı, sebzeli Akdeniz tipi beslenin.
• Hızlı yemeyin, besinleri iyi çiğnemeden yutmayın, yemekten sonra hemen yatmayın.
• Aşırı yağlı, baharatlı yiyecekler ve şerbetli tatlılardan kaçının.
• Karnınızda şişkinlik ve gaz varsa; süt, süt ürünleri ve glutenden fakir beslenin.

Diyabet

Tip 1 diyabet hastalarının tamamı ve insülin kullanan Tip 2 diyabet hastalarının oruç tutması sakıncalı. Ağızdan şeker ilacı kullananlar; açlık-tokluk kan şekeri seviyeleri ve son üç aylık kan şekeri ortalamaları makul seviyelerde ise doktorlarına danışarak oruç tutabilirler. Sabah aç karnına ilaç kullanan diyabet hastalarının hipoglisemi riskinden dolayı doktor kontrolünde açlık şeker hapı değiştirilmeli.

Ne yapmalı?

• İftar ve sahurda karbonhidrat ile yağdan zengin beslenmeyin.
• Yumurta, süt, tuzsuz peynir gibi düşük glisemik indeksi olan ve yavaş sindirildiği için tokluk hissi veren, kana yavaş salındığı için kan şekerinin düşmesini engelleyen gıdalar tüketin.
• Pide, makarna, pilav gibi kan şekerini hızlı yükseltip düşüren besinlerden kaçının.
• İftar ve sahur arasında, saatlere yayarak mutlaka en az 2 litre su için.
• İftardan sonra tatlı yeme isteği olduğunda en az 1 saat bekleyin. Şerbetli tatlılardan kaçının. Şekeri azaltılmış sütlü tatlı tercih edin.

Solunum sistemi hastalıkları

Nefes açıcı spreyler, buhar tedavileri akciğerden emilemediği, sistemik dolaşıma katılamadığı için orucu bozmuyor. Astım, KOAH hastaları reflüye karşı önerilere uymadığında kuru öksürük ve nefes darlığı atakları artabiliyor.

Ne yapmalı?

• Öğle sıcağında evden dışarı çıkmayın, açık renkli ve geniş kıyafet giyin.
• Kendinizi yormayın. Eve gelince ılık suyla duş alın; gün içinde boyun-el bilekleri, alın ve ensenizi suyla serinletin.
• Sahur ve iftardan hemen sonra uzanmak reflüyü artırdığından hemen yatmayın.
• Hızlı ve fazla yemek reflüyü artırdığından yavaş ve lokmaları iyi çiğneyerek yiyin, midenizi suyla doldurmayın.
• Terlemeyle kaybedilen su balgamı koyulaştıracağı için iftarla sahur arasında saatlere yayarak mutlaka 2-2,5 litre su için.

Kalp, yüksek tansiyon

Hipertansiyon hastalarının oruç tutması sakıncalı. Ancak tansiyon hastalığı kontrol altında olanlar ve ek komplikasyonları olmayanlar, doktor kontrolünde ilaç saatleri yeniden düzenlenerek oruç tutabilir. Eğer doktorunuz onay verdiyse, kurallara uymak kaydıyla oruç tutmanın huzuru ile tansiyon düzene bile girebiliyor.

Ne yapmalı?

• Tansiyonunuzu gün içerisinde daha sık kontrol edin ve herhangi bir sıkıntı hissettiğinizde mutlaka sağlık kuruluşuna başvurun.
• İlacınızı içmeyi ihmal etmeyin.
• Güneşe öğle saatlerinde çıkmayın, çıkarken şapka takın.
• İftar ile sahur arasında en az susamamış olsanız bile 2 litre su için.
• Tuzlu peynir, tuzlu zeytin, turşu, maden suyu, beyaz ekmek gibi besinlerden kaçının, tuzsuz ekmek tüketin.

Böbrek hastalıkları

Yaz oruçları hem aşırı sıcaklara bağlı su kaybının çok olması hem de uzun açlık süresince vücuda su alımının az olması nedeniyle böbrek sağlığı açısından önemli. Evre 1-2-3 böbrek yetmezliği hastaları çok sıvı alabiliyorsa ve eşlik eden hastalığı yoksa kreatinin, üre kontrolü yapılarak oruç tutabilir. Ancak diyalize giren evre 5 ve diyaliz hazırlığı yapılan evre 4 hastalarının mutlak surette oruç tutması sakıncalı.

Ne yapmalı?

• Doktorunuz onay veriyorsa, kreatinin ve üre düzeylerine baktırarak oruç tutabilirsiniz. Ancak testlerin Ramazan süresince en az 1 defa tekrarlanması gerekir.
• Sıvı alımına dikkat edin, iftar ile sahur arasında saatlere yayarak mutlaka en az 2 litre su için.
• Su kaybının yoğun olacağı öğle sıcaklarında dışarı çıkmamaya çalışın.

Migren

Dr. Aytaç Karadağ, “Migren hastalarında uyku ve yemek düzenine riayet edilmesi, sahura kalkılarak oruç tutulması, migreni artıran yiyeceklerden uzak durulması halinde baş ağrısı atakları seyrekleşirse oruç tutulabilir” diyor.

Ne yapmalı?

• Doktorunuz oruç tutabileceğiniz konusunda onay verdiyse, ilaçlarınızı Ramazan’a göre ayarlayarak düzenli için.
• İftarla sahur arasında bol su tüketin.
• Düzenli uykunuzu almaya özen gösterin.
• Açlıkla birlikte artacak stres, migren atağını artıracağı için oruçluyken, gün içinde stresi minimalize edecek şekilde hayat tarzınızı düzenleyin.
• Migreni tetikleyen, özellikle koruyucu madde bulunan sosis, salam, sucuk gibi şarküteri ürünleri ile çikolata, turşu, kabuklu çerezler gibi besinlerden uzak durun.

iftarda bir kase yoğurt iyi gelecektir

Yoğurtta bulunan yağ, asitten gelen laktozu dengeleyerek kan şekeri kontrolünde yardımcı rol oynar. İftarda yenen bir kase yoğurt hem tok tutar, hem de sağlığı korur

Karbonhidratlar yani nişastalı tüm gıdalar hızlı tokluğa ve erken açlığa sebep olur. Ramazan ayında dengeyi iyi korumak kaydı ile uzun dönem tokluk hissi oluşturan proteinden zengin beslenmek çok önemli. Süt ve süt ürünleri başta olmak üzere, et ve diğer proteinli gıdaları tüketin. Ancak proteinli gıdaların azot yükü fazla olduğundan aşırısı böbreklere zararlıdır. Bu azot yükünü yıkayabilmek için su tüketimi de protein tüketimi gibi artırılmalıdır. İftarı; bir kase yoğurt, bir kase çorba, belki biraz süt ile geçiştirip en az 30-45 dakika ara verdikten sonra normal yemek ihtiyacınızı karşılayın.
Yapılan araştırmalar yoğurtta bulunan yağın; yoğurttan alacağınız A, D vitamini ve bazı besin maddelerinin daha iyi emilmesine sebep olduğunu gösterdi. Ayrıca yoğurtta bulunan yağ, asitten gelen laktozu dengeleyerek kan şekeri kontrolünde de yardımcı rol oynar.

TUZ TÜKETİMİNE DİKKAT!
Yemek seçimleri düzgün olduğu sürece ne açlık hissedersiniz, ne de kısa sürede hızlı yemek yemenin rahatsızlığını. Fazla tuzlu ve baharatlı gıdalardan (reflüsü olanlar başta olmak üzere), kızartmalardan uzak durmak gerekir. Bu gıdalar, aşırı derecede susamanıza sebep olacaktır.
Uzun saatler süren açlık, tüm vücudunuzu olduğu gibi bağırsaklarınızı da etkiler. İftar ve sahurda yenen birer kase yoğurt hem tok tutar, hem de sağlığı korur. Süt ürünleri sindirim sisteminizi rahatlatır, tok tutar ve daha az susatır. Yoğurdun; bilimsel olarak, günlük kalori ihtiyacını 500 kalori civarında azalttığı kanıtlanmıştır. Bedeninizi oruca göre programlar, susuzluğu önler ve bağırsaklarınızın daha sağlıklı olmasını sağlar. Uzun süreli açlık, bağırsak sisteminde duraksama veya yavaşlamaya sebep olur, içindeki dışkı akımı azalan bağırsaklarda bakteri yükü artar ve bu bakteriler hastalıklara sebep olabilir. Bunu da en iyi dengeleyen gıda yoğurttur.

TATLANDIRICI DEĞİL HURMA ŞURUBU
Yediğiniz tatlılar, oruç tutmanız sebebiyle dengede durmakta zorlanan sistemde ani kan şekeri yükselmeleri ile hormon dengenizin de bozulmasına sebep olur. Tatlı, Ramazan ayında kilo almanıza sebep olmanın dışında bir de yorgunluk kaynağıdır. Her ne kadar bitkisel olanları olsa da, ben tatlandırıcılara şüpheli yaklaşıyorum. Tatlandırıcı yerine hurma şurubu tercih edilebilir.

ORUÇ KÖTÜ KOLESTEROLÜ AZALTIR
Oruç tutan kişilerin sağlık durumlarını değerlendiren birçok literatür yayınlanmıştır. Bazı bilim adamları, oruç tutarken sigara içilmemesinin bile, sonuçları olumlu yönde etkileyeceğine işaret ediyor. Buna ilave olarak dini sebeplerle oruç tutmaya genellikle yoğun ibadet ve meditasyon eşlik eder. Bu tip oruç, diğer faktörlerden bağımsız olarak bu sebeplerle sağlık üzerinde olumlu etkiler gösterir. Oruç tutanlarda yapılan bazı çalışmalara kısaca göz atalım…
Pakistan Biyolojik Bilimler dergisinde 2007 yılında yayınlanan bir çalışmada, beden kitle endeksi yüksek olan yani obez kişilerin oruç tutmalarının kilo vermelerine yardımcı olduğu gösterilmiştir. Amerikan Kanser Birliği’nce Canser Causes Control dergisinde yayınlanan çalışmaya göre, aralıklı tutulan orucun uzun dönem kanser riskini azalttığı gösterilmiştir. National İnstutute on Aging’in yaptığı bir çalışma ise, oruç tutulurken, normal hücrelerin bu dönemde harici etkenlere (örn: kemoterapi) daha dayanıklı hale geldiğini göstermiştir.
Mayo Clinic ve Harvard Science’a göre, oruç tutmak kalp sağlığı açısından faydalı bulunmuştur. Buna muhtemel sebep, bedenin oruç döneminde kolesterol ve şekeri metabolize etmesidir. Vücutta yağ depolanmasını sağlayan sirtüin enzimi, oruç döneminde baskılanır ve kötü kolesterol sentezini azaltır. Science Translational Medicine’de bu yıl yayımlanan bir çalışmaya göre, oruç tutulan dönemde zeka keskinliğinde artış rapor edilmiştir. Bu raporda, kalori kısıtlanmasının, Alzheimer ve Parkinson gibi dejeneratif hastalıklara karşı beyni koruduğu gösterilmiştir.

SAĞ TARAFINIZA YATIN
Sahur, günlük enerji gereksiniminiz için gerekli olan yakıtın depolanmasını sağlayan önemli bir öğündür. Oruç tutuyorsanız bu öğünü atlamamanız gerekir.
Şeker, beyaz ekmek, makarna, pilav gibi basit karbonhidratlar, kısa süreli tokluk sağlarlar. Bu sebeple sahurda kompleks karbonhidratlar (müsli, kepek ekmeği) yemenizi öneriyoruz. Bu tip karbonhidratlar sekiz saate kadar tok kalmanızı sağlar.
Süt ve süt ürünleri özellikle yarım yağlı tüketilmelidir. Mutlaka bir yumurta yemenizi tavsiye ediyoruz. Çünkü yumurta 2 gram saf protein içerir ve en önemli uzun etkili yakıt görevi görür. Dolu mideyle yatağa girdiğinizde özellikle sağ tarafınızın üzerine yatın. Midenin anatomik şekli sebebiyle özellikle doluyken sol tarafınıza yatmak, kalbiniz ve ciğerleriniz için gerekli olan boşluğu çalabilir.

ÇORBADAN SONRA 10 DAKİKA VERİN
Ramazan ayının sağlık açısından en önemli öğünü iftardır. İnsan bedeni normalde sürekli sindirim halindedir; oruç tutulduğu dönemde sindirim sistemi ciddi bir yavaşlama göstermektedir. Bu sistemin tekrar sağlıklı olarak başlatılabilmesini ancak düzgün bir iftar öğünü sağlayabilir.
Orucunuzu açar açmaz tüketeceğiniz ılık ve sıvı bir gıda başlangıç için olmazsa olmazdır. Çorbayı iftar mönünüzden sakın çıkarmayın. Çorbadan sonra bağırsak hareketlerinin tekrar düzenli olarak başlayabilmesi için vücudunuza en az 10 dakika zaman tanıyın. Özellikle suyu yemek arasına dağıtarak için. Gazlı içecekler fizyolojiye aykırı olduğu için iftar sofrasında bulundurulmamalıdır. Meyve veya tatlıyı, yemekten 1.5 saat sonrasına bırakın. Gece boyunca sıvı tüketmeyi ihmal etmeyin.

ÇAYA NANE YAPRAĞI
Bitki çaylarından ziyade siyah çayın olağanüstü faydalarından bahsettiğim yazıma arşivden ulaşabilirsiniz. Hem Ramazan boyunca, hem de normal yaşantınızda bitki çaylarını, siyah çayınıza aroma katmak için kullanabilirsiniz. Örneğin taze nane yaprakları siyah çayın içinde hem mükemmel bir lezzet oluşturur, hem de sindirimi kolaylaştırır. Lavanta veya adaçayı da kullanılabilir.

SU TÜKETİMİNİ ARTIRIN
18 saati aşan açlıklarda yağ depoları üçüncü yakıt deposu görevini görür ve kas erimesi ertelenir. Kısacası, vücudun kendini eritmeye başlaması için çok uzun bir süre geçmesi gerekir ve hiçbir dinde bu kadar uzun süreli bir oruç tariflenmemiştir.
Oruç tutarken metabolik fonksiyonların korunması açısından gıda tüketimi engel oluşturmamasına rağmen, sıvı tüketimi mutlaka göz önüne alınmalıdır. Bir insanın tüketmesi gereken sıvı miktarı beden kitle endeksiyle doğru orantılı olmalıdır. Yani ne kadar kilolu ve uzun boyluysanız, o kadar fazla su içmelisiniz.
Oruç tutarken su alabileceğiniz zaman kısıtlı olsa da tüketilen toplam sıvının zamana yayılması gerekmektedir. Dolayısıyla son anda 1 litre su içeyim bana yeter demek sakıncalı olacaktır. Bu şekilde tüketilen sıvı hemen idrara dönüştürülür ve gün boyunca ihtiyacınız olacak sıvı rezervini tehlikeye sokar. Tabii ki bu önerilerimiz sağlıklı bireyler için geçerlidir. Unutulmamalıdır ki dinimiz özellikle sağlık problemleri olan bireylere, gebelere ve emziren annelere oruç tutmayı önermemiştir. Herhangi bir sağlık şüpheniz veya kronik ilaç kullanımınız varsa oruç tutmadan önce mutlaka doktorunuza danışın

iftar sofralarında bunlara dikkat edin

Astım hastalarının çoğunda reflü şikâyeti olduğunu söyleyen İstanbul Alerji Merkezi doktorlarından Çocuk Alerji ve Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akçay; çeşidi bol ramazan iftar sofralarında reflü şikâyeti olabileceğine ve astım ataklarının gelişebileceğine dikkat çekti.

Astımın reflüyü, reflünün de astımı tetiklediğini belirtilen Prof. Dr. Ahmet Akçay; reflünün beslenme alışkanlıkları ile ortaya çıktığını, alerjik bünyeli kişilerde alerjik astım krizine yol açabildiğini söyledi. Sessiz reflü denilen durumlarda ise, hastada her hangi bir şikâyet olmamasına rağmen astım krizlerinin sessiz reflü nedeniyle kontrol altına alınamadığını sözlerine ekledi.

Prof. Dr. Ahmet Akçay; yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna geçişini engelleyen kapak mekanizmasının bozulması nedeniyle, mide asidinin yemek borusuna geri kaçmasıyla reflünün oluştuğunu ve alerjik astımı olan kişilerde bronşlarda kasılmaya, astım krizlerine ve kronik öksürüklere neden olduğunu söyledi. Akçay şöyle konuştu: “İftar sofralarında astım hastalığı olanların özellikle reflüyü artıran portakal, mandalina gibi asitli meyvelerin, domatesin, kafein içeren gıdaların, çikolataların, yağlı gıdaların, baharat, acı, turşu, nane gibi gıdaların mümkün olduğunca kaçınmaları veya az tüketmeleri faydalı olabilir. Reflüye karşı diğer önlemler de sahurda reflüyü artıran gıdalardan kaçınmada daha titiz davranılması ve yemekten sonra hemen yatılmaması, yatıldığı zaman da 45 derece eğimli olarak yatılması faydalı olacaktır. Ayrıca oruç saatlerin fazla su kaybı olması nedeniyle özellikle balgamın koyulaşması ve zor çıkmasına neden olabileceği için özellikle öksürük ve balgam şikayeti olduğu günlerde oruç tutmamaları faydalı olabilir. Astımlı hastaların iftar sonrası bol su içmeleri de faydalıdır. Astım için kullanılan sprey veya buhar tarzında ilaçlar orucu bozmadığı için kullanmaya devam edin. İlacınızı aksatmanız astım hastalığının alevlenmesine neden olacaktır. Alerji aşısı kullanıyorsanız alerji aşınızı aksatmamanız ve özellikle alerji aşınızı sabah saatlerinde uygulanması uygun olacaktır. ”

Obeziteye dikkat

Obezitenin astım ile ilişkisinin önemine değinen Prof. Dr. Ahmet Akçay şöyle konuştu: “Oruç döneminde şekerin düşmesiyle açlık duygusunun fazla olması bu nedenle de iştahın çok artması söz konusudur. İştah artınca özellikle hızlı gıda alımı doyma hissinin daha geç olması nedeniyle fazla kilo almaya neden olacaktır. Fazla kilo da astım için önemli bir risktir. Çünkü obezite astım hastalığının en önemli nedenlerinden birisidir. Fazla yağ göğüse baskı yapar, göğüs duvarında biriken yağın akciğerlere baskı yapması ve bronşların genişleme yeteneğini azaltır. Aynı zamanda reflüyü arttırır, uyku bozukluğuna, kanda yağ miktarı artışına, tansiyon yüksekliğine ve diyabete neden olur ve astımı kötü yönde etkiler. Ayrıca kolesterol yüksekliğinin astım riskini artırıcı etkisi vardır ”
Sonuç olarak Astımlı hastaların iftar sofralarında dikkat etmesi gerekenler;

Reflüyü artıran gıdalardan kaçının
İftarda ve sahurda bol su tüketin
Sahurdan sonra hemen yatmayın, yemekten 1-2 saat sonra yatın
Astım hastalığı için sprey kullanıyorsanız orucu bozmadığı için devam edin
Astım hastalığı nedeniyle öksürükleriniz ve balgamınız varsa oruç tutmaya ara vermeniz uygun olur
İftarda hızla yemek yememeli, kilo yapıcı gıdalardan sakınılmalıdır