Beyin için sağlıklı bal gerekiyor

Sağlıklı düşünmek ve akıl sağlığını korumak için, diyet listesinde sağlıklı yağlar olmalı. Omega 3 ve Omega 6, beyin gelişiminde önemli rol oynar. Ancak bu iki yağ asidi dengeli tüketilmelidir
Yağlar, hayatta kalmamız ve akıl sağlığımızı korumamız için çok önemlidir. Beynimizin yaklaşık üçte ikisi yağdan oluşur ve iletişim nöronlarının da yaklaşık yüzde 70’i yağlarla çevrelenerek korunur. Bu nedenle sağlıklı düşünmek ve beynin fonksiyonlarını sağlıklı yürütebilmesi için yağlar gereklidir. Özellikle yağ asitlerinden Omega 3 ve Omega 6, beynin normal büyümesi ve gelişimi için çok önemli rol oynar. Bu; somon gibi besinlere neden ‘beyin besinleri’ dendiğini açıklar. Somon; tıpkı diğer soğuk su balıkları, avokado, ceviz, keten tohumu ve zeytin gibi sağlığa yararı kanıtlanmış bir besindir.
Sağlıklı yağlar, diyet listelerinde he zaman daha az vardır, buna karşılık sağlıksız yağlar daha çok bulunur. Ancak sağlıklı yağlar; A, D, E ve K gibi yağda çözünen vitaminleri vücudun her yerine taşımaya yardımcı olur, seks hormonlarını oluşturur, hücre zarı inşa eder, kötü kolesterolü iyi kolesterole dönüştürür, cilt, göz, tırnak ve saç sağlığına katkıda bulunur.

YAĞLI BALIK TÜKETİN
İnsanlar Omega 6’yı çoğunlukla rafine edilmiş bitkisel yağlardan elde eder. Örneğin soya fasulyesi, fast foodlarda ve işlenmiş gıdalarda oldukça yaygındır. Amerikan tarzı beslenmede alınan kalorinin yüzde 20’sinin bu kaynaktan geldiği tahmin edilr. Çok fazla alınan Omega 6 ve yeterli alınmayan Omega 3; astımda, kalp krizinde ve kanserin pek çok türünde artış olmasının nedenlerinden biri olarak düşünülüyor. Aynı zamanda bu dengesizlik; obezite, disleksi, depresyon ve hiperaktiviteyi tetikliyor.
Bu yağların iyi dengelenmesi aslında çok kolaydır. İşlenmiş gıdaların, fast foodun ve doymamış yağların (mısır, ayçiçeği, soya) tüketimini azaltmak bunun için önemlidir. Bunların yerine daha çok yağlı balık (özellikle somon, sardalya, ringa balığı, uskumru, siyah morina, lüfer), ceviz, keten tohumu vb. yiyin.

ANTİOKSİDANLARI YİYİN
Her zaman söylediğim gibi, bitkiler en iyi antioksidan kaynağıdır. Turunçgiller ve taneli meyveler, en güçlü antioksidan kaynakları olmakla birlikte, tüm meyve ve sebzeler antioksidan kaynağıdır. Koyu ve parlak renkli meyveler, vitaminler bakımından oldukça zengindir. Eğer bulursanız en canlı meyve ve sebzeleri satın alın.
En favori meyveler: Yaban mersini, ahududu, çilek, nar, goji meyvesi.
A vitamini kaynakları: Havuç. mango.
C vitamini kaynakları: Kivi, mango, papaya, kuş üzümü.
E vitamini kaynakları: Sebze yağları, badem, koyu yeşil yapraklı sebzeler, buğdaydır.

RETİNOL KIRIŞIKLIKLARI AZALTIR
Cildiniz, yenilenme ve tamir döngüsünde doğal olarak A vitamini kullanır. Retinol de, A vitamininin saf bir formudur. Retinol genellikle, ciltte kırışıklıkların görünümünü azaltmak ve akne ile savaşmak için kullanılır. Bu güçlü içerik, hücresel yapıyı uyararak cildin yüzeyinde yeni, sağlıklı hücreler meydana getirir, antiaging faydalar sağlar. Retinol, aşağıdaki besinlerde bolca bulunur:
Süt: D vitamini, kalsiyum ve A vitamini bakımından zengin olan sütün yapısında bulunan retinol miktarı, içerdiği yağ miktarı tarafından dengelenir. Buna göre, yağ içeriği yüksek olan sütün, içermiş olduğu A vitamini miktarı daha azdır. Öyle ki; bir su bardağı tam yağlı sütün içermiş olduğu retinol miktarı 227 IU iken, bir su bardağı yağsız sütün içermiş olduğu retinol miktarı, 497 IU’dur. Buna ek olarak, süt ürünleri ekstra A vitamini ile zenginleştirilerek daha fazla retinol alımı sağlanabilir.
Et ve tavuk: Retinol; et ve kümes hayvanlarında değişen miktarlarda bulunur. Sığır karaciğeri, retinol içeriği en zengin olan gıdalardan biridir. 100 gram fırınlanmış karaciğerin içerdiği retinol miktarı 26088 IU A vitamini şeklindedir. Bu miktar, günlük alınması tavsiye edilen A vitamini miktarının çok üzerindedir. Retinol içeren diğer et ürünleri; ördek eti, tavuk eti, balık yağı ve karidestir.
Peynir: Peynirin retinol içeriği, türüne bağlı olarak değişkenlik gösterir. Buna göre, keçi peyniri ve krem peynirinin yapısında bulunan retinol miktarı daha yüksek iken, diğer peynir türlerinin yapısında bulunan retinol miktarları daha düşüktür.
Balık: Ton balığı, uskumru, alabalık, ringa balığı, morina ve somon gibi balıklar, esansiyel Omega-3 yağ asitleri ve protein açısından zengin kaynaklardır. Bu tür balıklar, aynı zamanda iyi bir retinol kaynağı olup cilt için faydalı etkiler gösterir.
Meyve ve sebzeler: A vitamini, retinol ve beta-karoten olmak üzere iki formda bulunur. Retinol hayvansal ürünlerde bulunurken, beta-karoten ise meyve ve sebzelerde bulunur. Retinol, vücut tarafından kolayca emilebilen A vitamini formudur. Beta-karoten ise kolayca absorbe edilemez, vücut içinde retinole dönüştürülebilir özelliktedir. Bundan dolayı, beta karoten içeren besinler de retinol tüketimi açısından önemlidir. Kabak, domates, kavun, lahana, brokoli, mango, greyfurt, papaya, guava, havuç, ıspanak, biber ve kabak; A vitamininin beta-karoten formunda olan zengin gıdalara verilen birkaç örnektir.
Bunların dışında kırmızı ve turuncu renkteki sebze ve meyveler de retinoidler bakımından zengin besin kaynaklarıdır.

LESİTİNE İZİN VERİN
Yağlar ve temel yağ asitlerinin kompleks bir karışımı olan lesitin, hücre zarının ana bileşeni olarak canlı hücreler içinde bulunan yağlı bir maddedir. Yağımsı bir madde olan lesitin; hücrenin yapısına girerek hücreleri, dokuları, organları onararak onları korumayı ve fonksiyonarını en üst seviyede çalışmasını sağlar. Beyin fonksiyonunu güçlendirici özelliktedir; bellek, düşünme yeteneği ve kas kontrolünde olumlu etkileri vardır. Ayrıca, kolestrolün damar çeperlerinde birikimini ve safra taşını önleyen bir maddedir. Lesitin bakımından zengin besinler; yumurta, soya ürünleri, karnıbahar, fındık ve fındık yağı, turunçgiller, patates, ıspanak, iceberg marul ve domatestir.

YEMEKLERİNİZE TUZ YERİNE BAHARAT KOYUN
Hücrelerde ekstra su tutan ve onlara zarar veren tuz yerine yemeklerinizi tatlandırmak için aşağıdaki faydalı ot ve baharatları kullanabilirsiniz:
Zencefil: Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kandaki yağ oranını düzenleyerek damarları korur. Şeker hastalığını tedavi edici etkisi vardır. Migrene iyi gelir. Ağrı kesici ve iltihabı yok edici özelliği vardır. Yapılan araştırmalarla, soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlarda zencefilin tedavi edici etkisi kanıtlanmıştır.
Zerdeçal: Kanserli hücreler ile mücadele ederek hücre yenilenmesini hızlı bir şekilde destekler. Bunama ve Alzheimer’a yakalanma riskini büyük oranda azalır. Antioksidan etkisi sayesinde vücutta biriken zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Kanı temizleyerek damar tıkanıklığını engeller. Kalp rahatsızlığı riskini azaltır.
Sarımsak: Kötü kolesterolü düşürür, kalp sağlığını korur ve tansiyonu dengeler. Çeşitli araştırmalarda, düzenli olarak çiğ veya az pişmiş sarımsak tüketmenin kolon ve mide kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser türlerine yakalanma riskini önemli oranda azalttığı belirlenmiştir.
Kimyon: Tam bir A vitamini deposu olan kimyon; C, E ve K vitaminleri de içerir. Yabancı maddeler ve serbest radikallere karşı etkili antioksidan içerdiği için, bağışıklık sisteminin hastalıklarla mücadele etmesine yardımcı olur.
Acı kırmızı biber: Vücut ısısını artırarak kan dolaşımını hızlandırır. Bir iltihap sökücü ve enfeksiyon giderici olması nedeniyle artirit ağrılarına iyi gelir. Diyabet ve sedef hastalarında da tedavi edici olarak kullanılır.


Sinir Cerrahisi Profesörü Mustafa Gürelik, omurga travmaları

Medicana Sivas Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Profesörü Mustafa Gürelik, omurga travmalarının vücutta kalıcı hasara neden olabileceği uyarısında bulundu.

Gürelik, yaptığı yazılı açıklamada, sıcaklıkların artması ile birlikte sosyal aktiviteler ve sporun insan hayatında çok daha fazla yer aldığını belirtti.

Bu aktiviteler sırasında meydana gelen omurgada kırık, çıkık ve omurilik hasarlarının tedavi edilmemesi durumunda yaşanabilecek sıkıntılar ve tedavi yöntemleri konusunda bilgiler veren Gürelik, doğa sporları yaparken temel kuralların ihmal edilmemesi ve dikkatli olunması gerektiğine dikkati çekti.

Ayrıca trafik kazalarının da bu tip travmaların en büyük nedenlerinden olduğunu vurgulayan Gürelik, şunları söyledi:

“İlk etapta ciddi belirti vermeyen omurga zedelenmeleri, ilerleyen zamanlarda geçmeyen ağrılarla kendini hissettiriyor. Omurga travmaları vücudun herhangi bir yerinde güçsüzlük, koordinasyon problemi, felç, uyuşma, o bölgeyi hissedememe, mesane veya kalın bağırsak kontrolünün sağlanamaması, kollarla ellerin hareket ettirilememesi, omurilikteki kanama sonucu kas zafiyeti, dış kanama sonucu kol ve bacakların hissizleşmesi gibi şikayetlerle kendini hissettiriyor.”

Bu tür durumlarda ilk müdahalenin önemli olduğunu vurgulayan Gürelik, omurga travmasının genellikle, boynun üst kısmında, sırt ile bel arasında, belin alt kısmında yaşandığını, yaralanma şüphesi olan kişinin sağlık personeli gelene kadar hareket ettirilmemesini, yer değişikliği gerekiyorsa sırtüstü yatar pozisyonda omurganın bükülmesine izin vermeden düz ve 3-4 kişi tarafından güvenli bölgeye taşınmasını tavsiye etti.

Prof. Dr. Mustafa Gürelik, bu gibi durumlarda uzman bir hekime başvurarak radyolojik incelemelerle tanı koyulabileceğini belirterek, ayrıca travma sonrası omurilik ve sinirlerde hasar olmasa bile uzun vadede omurgada kayma, eğrilik, kamburluk gibi omurga yapısında bozukluklar veya bel ve boyun fıtıkları yaşanabileceği konusunda uyardı.

Dikkatsizlik ve kaza sonucu meydana gelen omurga travmalarının tedavisinin yaralanma türüne göre değişiklik göstereceğini dile getiren Gürelik, hafif şiddetli yaralanmalarda korse, istirahatle tedavinin yeterli olabileceğini, bazı hastalarda ise kırıkları tespit edecek vida, çubuk gibi implantlar kullanılarak operasyon uygulanmasının gerekli olduğunu kaydetti.

Beyin tümörleri ve baş ağrısı

Kafatasının içinde ortaya çıkan beyin tümörü gibi yeni bir, zamanla yer kaplayarak büyüyor. Bu durumda da normal düzen bozuluyor; baş dönmesinden bulantıya, baş ağrısından agresifliğe kadar pek çok sorun gelişiyor

Bilim insanlarının büyük uğraşıyla sırlarını ortaya koymaya çalıştığı beyin dokusu, çalışması kadar bozuklukları ile de araştırmacıları zorluyor. Beyin dokusunun birçok hastalığı içinde en karmaşık, en zorlu düşman ise kanser ve tümörler. Bu tümörlerin karmaşıklığını sadece sayılarından bile anlamak mümkün. Öyle ki, 120’den fazla beyin tümörü olduğu biliniyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Koray Özduman, beynimizde ortaya çıkan tümörlerin tedavileri hakkında bilgi verdi…

İYİ HUYLUSU DA VAR, KÖTÜSÜ DE
Beyinde görülen tümörlerin çoğunluğu iyi huylu ve yavaş büyüyen tümörler ve bu hastalıkların tedavisi de günümüzde büyük bir başarı ile yapılabiliyor.

Kötü gidişli olan beyin kanserleri ise çok daha nadir görülüyor. Beyindeki kanserlerin büyük kısmını vücudun farklı yerlerinde, diğer dokulardaki kanserlerin beyne sıçramaları oluşturuyor. İşte bu sıçramalar; çok yaygınlaşmadan ve çok büyümeden yakalandıklarında, iyi huylu tümörlerde olduğu gibi başarı ile tedavi edilebiliyor.

BELİRTİLERİ ÇOK FARKLI
Beynimiz, dış etkenlere karşı kafatasımız tarafından korunuyor. Beyin tümörleri gibi yeni bir kitlenin ortaya çıkması durumunda bu yeni kitle, kafatası içinde yer kaplayarak büyüyor. Dolayısıyla beyinden, beynin içinde yüzdüğü beyin omurilik sıvısından ve beyni besleyen kanın kapladığı hacimden yer çalıyor.

Bunun sonucunda üç farklı grup bulgu ortaya çıkıyor. En sık görülen bulgu; kafa içinde basınç artışına bağlı olarak gelişen baş ağrısı, bulantı, kusma, çift görme ve bilinç değişiklikleri. İkinci sıklıkta rastlanan bulgu ise epileptik ataklar, yani halk arasında sara krizi olarak bilinen, beynin elektriksel bozukluğu oluyor. Üçüncü sıklıkta gözlenen bulgu ise direkt olarak büyüyen tümörün içinde çıktığı ya da bası yaptığı bölgeye ait beyin fonksiyonlarında bozulmalar. Bunun sonucunda güç kayıpları, konuşma bozukları, görme bozuklukları ile kişilik değişiklikleri gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor.

RİSK FAKTÖRÜ: RADYASYON
Günümüzde beyin tümörlerinin oluşumu konusunda çok az sayıda bilinen risk faktörü var. En net şekilde kanıtlanmış risk faktörü ise radyasyon. Bazı ailesel-genetik hastalıkların da beyin tümörlerine zemin hazırladığı biliniyor. Dolayısıyla, beyin tümörlerinden korunmak için öncelikle radyasyon kaynaklarından uzak durmak gerekiyor.

AMANSIZ BİR HASTALIK DEĞİL
Günümüzde MR ya da bilgisayarlı tomografi gibi yöntemlerin gelişmesi, tanının çok daha kolay ve pratik bir şekilde konmasını sağlıyor.

Tedavi yöntemleri konusunda da büyük gelişmeler var. Beyin tümörlerinde ve beyin kanserlerinde tedavinin üç önemli yöntemi var: Cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi.

Farklı beyin tümörü tipleri için bunların biri veya birden çoğu bir arada kullanılabiliyor. Örneğin meningiom denen iyi huylu beyin zarı tümörlerinin tedavisi cerrahi ya da gamma knife yöntemi ile çok etkin şekilde yapılabiliyor ve hastalıkta tam iyileşme sağlanabiliyor.

Beyin dokusunun kendisinden kaynaklanan tümörler ise çok daha zor hastalıklar.

Vücudun farklı dokularındaki kanserlerin beyin dokusunda sıçraması sonucunda oluşan metastatik beyin kanserlerinde ise cerrahi, gamma knife tedavisi ve radyoterapi yöntemleri; en ön planda kullanılan yöntemler. Geçmiş yıllarda amansız bir hastalık olarak değerlendirilen beyin metastazlarının büyük bir kısmı ise bugün etkin bir şekilde tedavi edilebiliyor.

AMELİYAT, IŞINLARLA YAPILIYOR
Günümüzde farklı tümörlere, farklı tedaviler uygulanıyor. Gamma ışınları ile yapılan cerrahi, bunlardan biri. Gamma Knife yönteminde klasik ameliyat yerine hasta, ışınlarla ameliyat ediliyor.

Gamma Knife, yüzlerce kobalt kaynağından gelen ışınları bir noktada odaklayarak, cerrahın belirlediği hedefe son derece kontrollü bir şekilde çok büyük bir enerji aktarıyor. Bu ışınlar, tümörleri ve başka beyin hastalıklarını tedavi ederken çevre dokulara zarar vermiyor. Tedavide; hızlı büyüyen tümörlerin ve beyin damar yumaklarının tamamen ortadan kaldırılması, yavaş büyüyen tümör türlerinde ise büyümenin durdurulması amaçlanıyor.

BEYİN TÜMÖRLERİ NASIL OLUŞUYOR?
Normal insanda tüm dokular kendilerine düşen görevi yerine getirmek için büyük bir düzen, büyük bir uyum içinde gelişiyor, yaşıyor ve yenileniyor. İşte bu düzenin bozulduğu, bir hücre grubu ya da bir dokunun vücuttaki fonksiyonunu göz ardı ederek sadece kendi yararına kontrolsüz şekilde büyüdüğü duruma tümörleşme deniyor. Tümörleşmenin en son basamağı ise hızla büyüyen, çevre dokuları istila eden, hatta vücudun uzak dokularına yayılan kanserler. Beyin tümörleri; hem yavaş büyüyen tümörleri, hem de hızlı büyüyen kanserleri içeriyor ve beynin kendisi, beyin zarları, kafatası kemiği ve damarlar gibi beyin ve çevresindeki destek dokularından gelişebiliyor ve giderek büyüyen tümörler oluşturabiliyor.

GAMMA KNIFE YÖNTEMİNİN SAĞLADIĞI FAYDALAR NELER?
Hastaların büyük bir kısmına tek bir seansta uygulanıyor ve tekrarlanmıyor.
Genel anesteziye gerek duyulmuyor.
Saçlı deride ve kafada yara olmuyor.
Pansuman veya istirahat dönemine gerek duyulmuyor. Hastalar aynı gün evine, işine, gündelik yaşamına dönüyor.
Saçların kesilmesini gerektirmiyor, saç dökülmesine yol açmıyor.
Yara ya da yara iyileşmesi gerektirmiyor.
Uygun olduğu durumlarda kullanıldığında ameliyata gerek kalmıyor.
Ameliyatın mümkün olamayacağı bazı durumlarda çok etkin bir alternatiftir.
Ameliyat edilemeyecek, riskli olan hastalarda da kullanılabiliyor.
Çoğu zaman ilaç tedavilerinde de bir değişiklik yapılmıyor. Hastalardan, sadece hastalıklarının özelliğine göre sıklığı belirlenmiş şekilde kontrolde kalmaları isteniyor.

Gamma Knife tedavisi yarım saatle 1.5 saat arası kadar kısa bir sürede tamamlanıyor. Hastalar tedavinin ardından tekrar gündelik hayatlarına, hatta işlerine geri dönebiliyorlar.

Beyninizi güçlendirmenin yolları

En yakın arkadaşınızın yüzüne bakıp adını bile hatırlayamadığınız oluyor mu? Gözünüzde takılı olduğu halde gözlüklerinizi bulamadığınız? Biraz önce ayrıldığınız arkadaşınızı cep telefonundan arayarak telefonunuzu orada unutmuş olabileceğinizi sordunuz mu hiç? Ya da çay bardağınız elinizde olduğu halde garsona hâlâ çayınızın gelmediğini mi söylediniz? Hele de sık sık kapınızı çalar hale geldiyse iyiden iyiye korkmaya başladınız bu unutkanlık hallerinizden öyle değil mi? Arkadaş sohbetlerinde gülerek anlatıyorsunuz belki ama içten içe kaygılarınız da artmıyor değil! Acıbadem Altunizade Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nazire Afşar, günümüz insanını en çok korkutan unsurlardan birinin, yaşlanırken zihin sağlığını kaybetmek olduğunu söylüyor. Afşar; yaşlanma veya hastalıkla gelen unutmayı kesin olarak önlemenin henüz ne yazık ki mümkün olmadığını, buna karşın belleğimizi korumak için alabileceğimiz önlemler olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Nazire Afşar, beynimizi güçlendirmek için alabileceğimiz yedi etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu…

1. DÜZENLİ EGZERSİZ YAPIN
Beyin sağlığı ile beden sağlığı yakından ilişkili. Hayat boyu düzenli spor yapan insanlar ileri yaşlarda daha berrak bir belleğe sahip olabiliyorlar. Peki, düzenli spor nasıl etki ediyor? Öncelikle beyin sağlığını kötü yönde etkileyen kalp hastalığı, inme ve diyabet riskini azaltıyor. Yakın zamanda yapılan araştırmaların; düzenli egzersizin beynin, bellek ve öğrenme ile ilgili alanlarında hacim artışına neden olabildiğini gösterdi.
Günde 30 dakika veya haftada 120 dakika, kalp hızınızı biraz artıracak ve sizi terletecek yoğunlukta yapılan düzenli egzersiz, beyin hücrelerinin sağ kalımına yardım edebilir. Yürüyüş sevmeyenler için dans etmek, aracınızı uzağa park edip işe kadar yürümek, asansör yerine merdiven kullanmak da fayda sağlayabiliyor.

2. BEYNİNİZİ AKTİF TUTUN
Sağlıklı bir beynin en önemli destekleyicilerinden birinin eğitim düzeyi olduğu, yapılan çalışmalarla da kanıtlanmış. Beyni aktif tutmak, zihinsel gerilemeyi azaltıyor. Yüzde 100 korunma maalesef mümkün değil ancak aktif olmak, sinir hücrelerini canlı tutmaya ve birbiri ile iletişim halinde olmaya zorluyor. Bu da özellikle ileri yaşlarda beyinde oluşabilecek gerilemeyi yavaşlatabiliyor.

3. AKILDA TUTMA YÖNTEMLERİ EDİNİN
Günümüz yoğunluğu içerisinde hatırlamakta zorlandığımız birçok şey var. Hepimizin belleği aynı alanlarda iyi değil şüphesiz; örneğin kimimiz isimleri daha iyi hatırlıyor, kimimiz sayıları. Bu nedenle kendi becerilerimize göre yöntemler geliştirebiliriz. Hiçbir şey işe yaramıyorsa veya aşırı yoğun çalışılan dönemlerde, kağıt-kalemle veya elektronik notlar tutabilirsiniz.

4. AKDENİZ TİPİ BESLENİN
Yapılan son çalışmalar; Akdeniz usulü beslenmeye ağırlık verenlerin görüntülemelerinde beyin dokusunun daha iyi korunmuş olduğunu ortaya koyuyor. Meyve ve sebzeden zengin, sağlıklı yağlar (balık, zeytinyağı, ceviz, badem gibi), tam tahıllar içeren ve kırmızı etin az tüketildiği Akdeniz tipi beslenme; damar yapısını sağlıklı ve temiz tutarak beyni farklı hasarlardan koruyor. Beyin için tüketilmesi yararlı besinlerin arasında yeşil çay, yaban mersini, ceviz, zerdeçal, lahana, brokoli, somon balığı ve bitter çikolata da yer alıyor. Bu besinleri düzenli ama aşırıya kaçmadan tüketmekte fayda var.

5. KALİTELİ UYUYUN
Kaliteli bir uykunun hafızayı güçlendirmede çok önemli rolü var. Altısekiz saat arası düzenli uyku, belleği korumaya fayda sağlıyor. Yapılan bilimsel çalışmalar; gecede beş saat ve daha az uyuyan ile dokuz saat ve daha fazla uyuyanların zihinsel açıdan yaşıtlarına göre testlerinin daha kötü olduğunu ve en az iki yıl daha yaşlı göründüklerini gösteriyor. Uyku, öğrenmeyi de pekiştiriyor. Bilim dünyasındaki tartışmalara rağmen, uykunun önemini destekleyici en çok delil olan teori; aslında uykunun bellek pekiştirmek için yani öğrenmek için önemli bir süreç olduğu yönünde. Birçoğumuz karışık bir konunun üzerinde çalışıp, yatıp uyandığımızda konunun kafamızda çok daha berrak olduğunu görmüşüzdür. Bu nedenle gizemini korumakla beraber uykunun sağlıklı bir bellek ve sağlıklı yaşam için elzem olduğunu vurgulamak gerekiyor.

6. STRESTEN UZAK DURUN
Çalışmalar, uzun süreli stresin beyin üzerinde kalıcı etkisinin olduğunu ve fonksiyon kaybı yaptığını gösteriyor. Uzun süreli stres ve kortizol salınımı, korku merkezi ile öğrenme veya bellek merkezi arasındaki bağlantıyı normalden fazla artırarak, bellek ve öğrenmeyi olumsuz etkiliyor. Ayrıca beynin ön bölümünde bulunan ve konsantrasyon, karar verme, yargılama, nedensonuç ilişkisini kurabilme ile sosyal davranışlardan sorumlu olan bölgenin küçülmesine neden oluyor.

7. SİGARA İÇMEYİN
Bu uyarı yalnızca kalp hastalıkları ve kanserden korunmak için değil, hafızamız için de önemli. Çalışmalar, sigara içenlerde beynin en dış katmanı olan ve insanda bellek, lisan ve algılama gibi en önemli görevleri üstlenen korteksin içmeyenlere oranla daha ince olduğunu gösteriyor. Üstelik sigara dumanına maruz kalan pasif içiciler de olumsuz etkileniyor.

VİTAMİNLER UNUTKANLIĞI ÖNLÜYOR MU?
Kullanımı hep tartışılagelen vitaminler ve minerallerin tüketimi toplumdan topluma değişiyor. Elimizde çelişkili kanıtlar bulunuyor. Bununla beraber anti-oksidanların, yaşa bağlı unutkanlığa olumlu etkisinin olabildiği ancak Alzheimer hastalığı üzerine etkisi olmadığı düşünülüyor. Bunlar arasında vitamin C, E ve betakaroten sayılıyor. Herhangi bir hastalığı olmayan kişiler bu vitaminleri tüketebilir.
Ayrıca B12, folik asit ve demir eksikliği de unutkanlık başta olmak üzere sinir sistemini etkiliyor. Nörolojik rahatsızlıklarda mutlaka bunların düzeyi ölçülür ve gerektiğinde takviyesi yapılır.

BULMACALARINIZI ÇEŞİTLENDİRİN
Düzenli ve sıkça yeni bilgiler öğrenin. Çocukların bellek oyunlarından satranca kadar beyni çalıştırabilecek faaliyetler yapın.
Kağıt oyunları, özellikle de briç öğrenip oynamak hafızayı güçlendirmede etkili.
Bulmacalarınızı çeşitlendirin. Bunun için sayısal bir tür bulmaca olan Sudoku iyi bir örnek.
Yeni bir dil veya müzik aleti çalmayı öğrenin.
Yeni hobiler edinin, gezi ya da sohbet gruplarına katılın.

GENÇLERDEKİ UNUTKANLIK YOĞUNLUK VE STRESTEN!
Yaşlanan dünyamız ve toplumumuzda demans (bunama) yükü artış gösterirken, araştırmacılar 2050 yılına kadar dünyada 115 milyon kişinin bu hastalıktan etkileneceğini öngörüyor. İstisnalar dışında gençlerde görülen unutkanlık daha çok yaşam tarzının getirdiği ruhsal sıkıntılar ve hastalıklara bağlı. Özellikle de bu yakınma yoğun ve stresli çalışma ortamında bulunan kişilerde oldukça sık görülüyor.

BAĞIŞIKLIK TERAPİSİ ÇARE OLACAK MI?

Bilim adamları, Parkinson semptomu olan beyinde birikmiş alfa-sinüklein proteininin bağışıklık hücrelerini tetiklemesiyle beyindeki nöronların tahrip olduğunu saptadı. Doğrulanması halinde Parkinson bağışıklık terapisiyle tedavi edilecek.
ABD’nin Columbia Üniversitesi Tıp Merkezi ve La Jolla Alerji ve Bağışıklık Enstitüsünden bilim adamlarının, Parkinson hastalığına ilişkin yaptıkları araştırmanın sonuçları Nature dergisinde yayımlandı.
Araştırmada bilim adamları, Parkinson hastalığının semptomu olan yaşlanmayla birlikte beyin hücrelerinde biriken alfa-sinüklein proteininin beyinde tetiklediği bağışıklık tepkisi sonucu, bağışıklık hücrelerinin beyindeki nöronlara karşı harekete geçip onları tahrip ettiğini saptadı.
Araştırma için 67 Parkinson hastası ile aynı yaşlardaki 36 sağlıklı bireyin kan örneklerini karşılaştıran bilim adamları, alfa-sinükleine maruz kalan sağlıklı bireylerin kan örneklerinde bağışıklık tepkisine rastlamazken, hastalık sebebiyle beyinde biriken proteine daha önce maruz kalmış olan Parkinsonlu bireylerin kan örneklerinde güçlü bağışıklık tepkisinin ortaya çıktığı gözledi.
BAĞIŞIKLIK TERAPİSİ ÇARE OLACAK MI?
Nöronların normalde bağışıklık sisteminin otomatik tepkilerine karşı korunaklı olduğuna dikkati çeken bilim adamları, Parkison hastalığında zarar gören depomin nöronlarının ise hücre yüzeyindeki protein içeriğinden ötürü yabancı olarak algılandığından bağışıklık tepkilerine maruz kalabildiğini belirtti.
Bilim adamları, alfa-sinükleine yönelik bağışıklık tepkisinin Parkinson’u tetikleyen asıl faktör mü olduğunu yoksa beyinde nöron ölümüne katkı yapan ikincil unsur olarak mı işlev gördüğünü anlamak için daha ileri çalışmalar yapılması gerektiğini vurguladı.
Parkinson’un bağışıklık kaynaklı olarak ortaya çıktığının saptanması halinde hastalığın bağışıklık terapileriyle daha kolay tedavi edilebileceği kaydedildi.

Hazır gıdalar ve unutkanlık

Dikkat dağınıklığı şehir hayatının vazgeçilmez bir parçası oldu. Herkes unutkanlıktan yakınarak “alzheimer oldum!” endişesi ile nörologlara koşuyor. Oysaki gerçek böyle değil. Şehir insanını kuşatan zor koşullar, yazılı ve görsel basının devamlı pompaladığı “hastalık” korkuları ile birleşince; unutkanlık gelişiyor. Bu unutkanlık, sıklıkla, alzheimer hastalığı ile alakasız. Günümüzde 13, 14 yaşlarındaki çocuklar bile “unutkanlık” illetinden muzdarip. Fakat bu boyuttaki bir “salgının” nedeni ne? Neden, bizim yaşam biçimimiz. Günümüz sıkışık trafikte bir yerlere yetişme çabası ile geçiyor. Bol abur cuburla besleniyoruz. Paketlenmiş gıdalar tüketiyoruz.

Prof. Dr. Okan Bölükbaşı, ‘’Çocukların beslenmesinde şeker tüketiminde patlama yaşanıyor. Obezite, daha şimdiden ülkemizde de ulusal bir sorun haline geldi. Doğal gıdalar, sebze-meyve, sağlıklı ve bol su yeterince tüketilemiyor. İnsanlar daimi bir korku ve koşuşturma içinde. Gelecek kaygısı, sınav kaygısı, güvenlik endişeleri, ailevi sorunlar gibi daimi bir korku iklimi insanları kuşatıyor. Asansörlerin kapı kapama düğmeleri silikleşmiş durumda. Bindiğiniz asansörlerin içindeki düğmelere bir bakın. En çok silinmiş düğmeler, en sık kullanılan “kapı kapama” düğmeleri. Sebebi, herkesin acele ile bir yerlere yetişme kaygısı içinde olmaları’’ dedi.

Mutlu olmanın tek formülü anı yaşamak!

Dikkat, tüm farkındalığınızı bir yere odaklamak anlamına gelir. İnsanların verimli ve mutlu olabilmeleri için tüm dikkatlerini yaptıkları işe vererek “şu ana” ve “şimdiye’’ odaklanmaları gerekir. Ancak toplumun büyük kısmı ya geçmiş ya da gelecekte kaybolmuş vaziyette yaşıyor. İnsanlar büyülenmiş gibi. Kafaları her daim meşgul, “başka alemlerde uçuyor” gibiler. İşte tam da bu nedenle “dikkat eksikliği”, “odaklanamama” sorunu yaşıyoruz. Bu durumun çocuğu ise “unutkanlık”.

Prof. Dr. Okan Bölükbaşı Dikkat Dağınıklığı Çekenler İçin Önemli Tavsiyelerde bulundu.

1-Dengeli ve düzenli beslenin. Çocukları tüm paketlenmiş ve özellikle şeker ilave edilmiş tatlı gıdalardan uzak tutun. Enerji içecekleri kesinlikle yasak. Şekerli gıdaların gelişim halindeki beyinleri olumsuz etkilediği ve “dikkat eksikliği hiperaktivite sendromu” na zemin hazırladığı ispatlandı.

2-Düzenli egzersiz yapın. Okula bisikletle gidip gelen çocuklarda dikkat eksikliğine pek rastlanmadığı gösterildi. Tabii sorun şu; hangi şehrimizde çocuklarımız güvenli bir biçimde bisiklet kullanabilir ?

3-İyi uyuyun. Uyku eksikliğinin mutlaka bir bedeli olur ve faiz oranı yüksektir.

4-Düzenli olarak şunlardan birini yapın; meditasyon (Riyazat), yoga, pilates, tai chi. Bunları yapamıyorsanız, her gün bir doğa parkında, hiç konuşmadan en yarım saat etrafı izleyin ve dinleyin. Tabii eğer böyle bir park bulabilirseniz….Güzel bir ağaçlı yolda yapılan sessiz yürüyüşler de olabilir.

5-Olumsuz insanları etrafınızdan uzaklaştırın. Sizi olumlu yönde etkileyen, yaşama sevinci veren insanlarla görüşün.

6-Asla aynı anda birkaç şey yapmayın. Her zaman tek bir işe odaklanın ve tüm dikkatinizi ona veren. Taocu “çay töreni” nin amacı budur.

7-İşinizi sevin. Sevmiyorsanız değiştirin.

8-Ajanda defteri kullanın. Gereksiz hiç bir şeyi hafızanızda tutmayın. Yarın yapacağınız en önemli 5 işi deftere yazın. Yarın olduğunda öncelikli olan işleriniz bu maddelerdir.

9-İyi aydınlatılmış bir ortamda çalışın. Sevdiğiniz şeyleri çevrenize yerleştirin. Eğer hafif bir müzik eşliğinde çalışmak sizi rahatlatıyor ise, öyle yapın.

10-Çok yoğun bir iş sırasında “beyninizin durduğunu” düşünüyorsanız; kısa bir süre için ara verin. İyi bildiğiniz bir şiiri ya da şarkıyı yüksek sesle tekrarlayın ya da bulmaca çözün. Sonra, işiniz her ne ise ona geri dönün. Başaracaksınız.

11-Bir müzik aleti çalın ya da resim yapın. Bedeni bir meşguliyetiniz olması iyidir. Bedeni meşguliyetler, zevkle yapılan bir hobinizin olması, farkındalığı artırır. Bilardo oynamak ya da balık tutmak da böyle meşguliyetler arasındadır.

12-Derin düşüncelere dalmayın, kafanızdaki korkuları uzaklaştırın. Çoğu, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek. Düşünmeyin sadece “yapın”.

13-Alkol gibi zihinsel baskılayıcılar kısa süre için işe yarar görünür. Odaklanmayı artırabilir ama uzun vadede kesinlikle yarardan çok zarar getirir. Uzak durun.

14-Elektronik ekranlara bakarak geçen süreyi sınırlandırın. Özellikle çocuklarda bu çok daha önemli.

15-Ailevi “olaylarınız” olsun. Daha çok sohbet edin. Yemeğe birlikte oturun.

Beyni yaşlanmaktan nasıl koruruz

Sağlık uzmanı Dr. Andrew Weil, özellikle ilerleyen yaşlarda hafızayı korumak için tavsiyelerde bulundu.

Yaşlanırken görülen ve normal olmayan hafıza kaybına bunama dendiğini, bunun en yaygın görünen şeklinin ise alzheimer olduğunu ifade eden Dr. Weil, “Hafıza kaybı, başka hastalıklar nedeniyle ve bu hastalıkları geçirmek için kullanılan ağrı kesiciler, antidepresanlar gibi ilaçlar nedeniyle de ilerleyebilir. İlerleyen yaşlarda anlama yeteneğini ve zihni açık tutabilmek, bedeni ve beyni aktif tutmaya bağlıdır. Kart oynamak, okuma yapmak ve bulmaca çözmek uzmanlar tarafından bedeni ve beyni aktif tutmak için önerilen yöntemlerdendir.

Yeni araştırmalara göre yeni bir dil öğrenmek veya müzik aleti çalmak gibi farklı hobileri denemek ise zihinsel olarak daha uyarıcıdır ve beyin işlevini daha da koruyabileceğini gösterir. Zihni çalışmaya zorlayan faaliyetler, sinirsel bağların kuvvetlenmesinde sigorta görevi görür. Araştırmalar sürekli olarak fiziksel aktivitelerin de zihnimizi keskinleştirebileceğini gösteriyor. Örneğin düzenli egzersiz alzheimer riskini yüzde 30 ila 50 azaltır. Hafif aerobik egzersizler, beyindeki kan dolaşımını arttırır ve sağlıklı vücut ağırlığında kalınmasına yardımcı olur” dedi.

Doktorların haftada beş kez 30 dakikalık yürüyüş, yüzme veya bisiklet sürmeyi tavsiye ettiğini dile getiren Dr. Weil, “Sosyal faaliyetler ve neşeli olmak zihni ve bedeni korur ve sağlıklı bir yaşam sürmeyi sağlar. Sigaradan uzak durulması da alzheimer riskini yarı yarıya düşürür. Meyve ve sebzeler, soğuk su balıkları gibi omega-3 yağlarının alzheimer hastalığına karşı etkili olduğunu belirten uzmanlar, zerdeçalı da doğal bir iltihap söktürücü olması nedeniyle tavsiye ediyorlar” ifadelerini kullandı.

Beyinde ortaya çıkan sara hastalığı

Beyin hücrelerindeki elektriksel aktivitenin bozulmasıyla ortaya çıkan sara hastalığında beslenme önem taşıyor. Nöbetlerden korunmak için; çay, kahve, kola ile greyfurt ve nardan uzak durulması gerekiyor…

Toplumda ‘sara hastalığı’ olarak bilinen epilepsi, nöbetler halinde gelerek, kişiyi ve yakınlarını zorluyor. Bu hastalığın doğru teşhis ile büyük oranda tedavi edilebildiğini söyleyen Central Hospital’dan Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Gamze Eroğlu Arığ, “Tedavide düzenli kullanılan ilaçlar, belirtileri baskılayıcı özelliğe sahiptir. Ayrıca günümüzde epilepsi cerrahisi ile de oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor” diyor. Bazı besinlerin yaşanacak nöbetlerin önüne geçebildiğini, bazılarının da ilaçlarla etkileşime girerek nöbet sıklığını ve şiddetini etkilediğini belirten Dr. Arığ, epilepsi hastalarının neler yemesi, nelerden uzak durması gerektiğini şöyle anlatıyor…

TUZ-ŞEKERE DİKKAT!
Epilepside en önemli noktalardan biri, vücut kan şekerinin dengeli seyretmesidir. Bu sebeple epilepsi hastaları, şeker içeren besinlerden uzak durmalı, un yerine tam tahıllı ürünler tüketmeye özen göstermelidir. Ayrıca uzun süreli açlıklar kan şekerinin aşırı düşmesine neden olacağından hastalar kesinlikle öğün atlamamalıdır.
Omega-3 ve Omega-9 gibi sağlıklı yağlar epilepsi hastaları için oldukça faydalıdır. Hastalar bu yağları içeren balıklar tüketmeye özen göstermelidir.
Alkol, çay, kahve, kola gibi kafein içeren içecekler epilepsi nöbetlerini tetikleyebildiği için uzak durulması gerekir.
Greyfurt ve nar gibi meyveler epilepsi ilaçlarıyla etkileşime girebildiği için nöbetler üzerinde olumsuz etki yaratabilir.
Sodyum, kalsiyum ve magnezyumun nöbetleri kontrol altına alma özelliği taşıdığı biliniyor. Epilepsi hastalarında öncelikle sodyum, kalsiyum ve magnezyum eksikliklerinin olup olmadığı kontrol edilmelidir. Oluşan soydum eksiklikleri için yeterli tuz, kalsiyum için süt ve süt ürünleri, magnezyum için ise kurubaklagiller tüketilmelidir.
Epilepsi hastalarında çoğunlukla D vitamini eksikliği ve kemik erimesi sorunları ile karşılaşılır. Bu nedenle hastalarda D vitamini takviyesine ihtiyaç duyulabilir. Tabii ki en önemli D vitamini kaynağı güneştir. Ayrıca süt, peynir, yumurta ve balık çeşitleri de diğer D vitamini kaynaklarıdır.

Epilepsi nedir?

Epilepsi; beyin hücreleri arasında yaşanan normal elektriksel aktivitenin geçici olarak bozulması şeklinde açıklanır. Kısa süreli elektriksel boşalımla ortaya çıkan durum ‘nöbet’ olarak tanımlanır. Nöbetin türü, bu anormal elektriksel boşalımın beyin bölgesinin neresinde gerçekleştiğine, bu bölge ile sınırlı kalıp kalmadığına ve ne hızda yayıldığına göre değişkenlik gösterir.

Otuzdan fazla nöbet türü var

Tıpta, çok kısa süreli dikkat kaymasından uzun süreli konvülsiyonlara (havale) kadar otuzdan fazla farklı nöbet türü tanımlıdır. En sık karşılaşılan epilepsi nöbetleri ise jeneralize (tüm beyne yayılan nöbet çeşidi), parsiyel (yalnız sınırlı beyin bölgesinden kaynaklanan nöbet türü) ve sekonder jeneralizedir (sınırlı bölgeden başlayıp beynin tamamına yayılan nöbetler).

Tek bir nöbet tanıya yetmez

Nöbetler sırasında bilinç, davranış, hareket ve algı fonksiyonları kısa süreli bozulur. Epilepsi için baygınlık, vücutta kasılma, ağızdan köpük gelmesi gibi belirtiler tanımlansa da nöbetler, bayılma olmaksızın yalnızca donup kalma, boş bakma, tekrarlayıcı çiğneme-yutma hareketleri, sıçrayıcı anormal kol-bacak hareketleri, anormal koku duyma ya da algı bozuklukları şeklinde ortaya çıkabilir. Tek bir nöbet tanı için yeterli değildir.

Temelinde çeşitli faktörler barınır

Epilepsinin kadınlarda da erkeklerde de görülme oranı eşittir. Çocukluk ve gençlik döneminde sık görülür. 65 yaş ve üzerinde de sıklık artışı olur. Nedenleri arasında, beyinde gelişimsel bozukluklar, genetik, tümoral, damarsal enfeksiyon ve metabolizma hastalıklar gösterilir. Uykusuzluk, açlık, ateşli hastalıklar, kullanılan bazı ilaçlar da nöbetlerin ortaya çıkışını tetikleyebilir.

Soğan koklatmak işe yaramaz

Epileptik nöbetler, genellikle 1-2 dakika içinde kendiliğinden sonlanır. Nöbet sırasında hastanın nefes almasını güçleştiren giysilerin gevşetilmesi gerekir. Soğan veya kolonya koklatmak yararsız uygulamalardır. Hastanın ağzı kesinlikle kaşık ya da parmak yardımıyla açılmaya çalışılmamalı, kasılmaları önlemek için vücuduna gereksiz kuvvet uygulanmamalıdır. Nöbetten sonra hasta sersemlik hissi ve zihin karışıklığı hissedebilir.

Doç. Dr. Gökalp Silav,Yaşlılık hidrosefalisi

Yaşlanmayla birlikte sadece cildimiz kırışıp vücudumuz yaşlanmıyor. Organlarımızın işlevinde de bozulmalar başlıyor. Örneğin beynimiz… Yaşlılık süreciyle birlikte en sık unutkanlık yaşanmaya başlanıyor. Unutkanlık, normal yaşlanma sürecinin bir parçası olabileceği gibi, başka bir hastalığa da işaret edebiliyor. Yaşlılıkta görülen hidrosefalinin en önemli belirtilerinden birinin belirtisinin de ‘unutkanlık’ olduğunu söyleyen Doç. Dr. Gökalp Silav, bunu yürüme bozukluğu (denge kaybı) ve idrar kaçırma gibi belirtilerin takip ettiğini söylüyor.

Demansın bir türü

Genellikle 60 yaş sonrasında ortaya çıkan ve ‘normal basınçlı hidrosefali’ olarak bilinen bu kronik durum, ilk kez 1965 yılında Kolombiyalı beyin cerrahı Salomon Hakim tarafından kendi adı ile tanımlandı. Tanımlandığı günden itibaren üzerinde sayısız çalışma yapılan bu hastalık, demansın tedavi edilebilir bir formu olarak biliniyor. Doç. Dr. Gökalp Silav, her yüz kişinin yaklaşık ikisinde görülen bu hastalığın tanısı zor ancak tedavisi mümkün olduğunu belirtiyor. Daha önce geçirilmiş bir beyin kanaması veya kafa travması bu hastalığı tetikleyebiliyor. Ancak herhangi bir sebebe bağlı olmadan da yaşlılık hidrosefalisi ortaya çıkabiliyor.

Adım atmakta zorlanma, zihinde yavaşlama

Hastalığın sebebi ile ilgili pek çok teori olmasına rağmen, temelde beyin omurilik sıvısının üretimi sonrasında geri emilmesi ile ilgili bir dengesizlikten kaynaklandığı üzerinde duruluyor. Hastalığın bulguları arasında yürüme bozukluğunun en belirgin bulgu olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Gökalp Silav, “Bu hastalığa sahip kişiler, sanki ayaklarının altında bir yapışkan veya bir mıknatıs varmış gibi adımlarını atmada zorlanırlar. Kısa adımlarla paytak bir şekilde yürürler” diyor. Ayakta dururken ve dönme sırasında düşmelere yol açan bir dengesizlik halinden de bahseden Doç. Dr. Gökalp Silav, hastalığın diğer bir bulgusu olan unutkanlığın ise, genel bilişsel bir problemden kaynaklandığını anlatıyor: “Hastalar genellikle kendi durumlarının farkında olmaz. Zihinsel işlevleri yavaşlar; dikkat, hafıza, bilgi hazırlama, düşünce akıcılığı, yönetimsel işlevler, görsel yapılandırma becerileri ve konuşma akıcılığı yetersiz bir hale gelir.” Hastalığın başka bir bulgusu olan idrar problemleri ise, önceleri idrara yetişememe şeklindeyken, daha sonra idrar kaçırma ve daha da ilerleyen durumlarda büyük abdestini tutamamaya kadar varabiliyor.

Teşhiste MR önemli

Kişiler genellikle dengesizlik, unutkanlık ve idrar kaçırma gibi hastalığa ait şikayetler ile aileleri tarafından bir uzmana getiriliyor. Dikkatli bir hastalık öyküsü ve muayenenin şart olduğu rahatsızlıkta, kesin tanıyı koymaya yönelik bazı testler ve radyolojik incelemeler öne çıkıyor. Hastalığın teşhisinde en önemli belirleyicinin MR olduğuna değinen Doç. Dr. Gökalp Silav, kaliteli bir MR ile unutkanlığa neden olan hastalıkların pek çoğuna ait bulgular saptanabileceğini ifade ediyor.

Hastalığın teşhisindeki bir sonraki aşama ise, tanıyı destekleyen testler… Bu testler tanıyı desteklemek dışında, kişinin tedaviden fayda görüp görmeyeceği hakkında ipucu veriyor. Yapılacak işlemi, kişinin belinden su alınması olarak da bilinen beyin omurilik sıvısının boşaltılması olarak açıklayan Doç. Dr. Gökalp Silav, “Beyin omurilik sıvısı boşaltma testinden klinik fayda gören (bulguları düzelen) kişiler, artık cerrahi tedavi olabilirler” şeklinde konuşuyor.

Karın boşluğuna yollanıyor

Beyin omurilik sıvısı boşaltma işlemi ile düzelenler, büyük oranda cerrahi tedaviden de fayda görüyor. Cerrahide ‘şantlama’ adı verilen bir işlemle basınç mekanizmasına sahip ileri teknoloji ürünü silikon bir tüpün genellikle ventrikül ismi verilen kafa içerisindeki beyin omurilik sıvısı havuzundan, bir ciltaltı tüneli aracılığı ile karın boşluğuna yerleştirilmesiyle, beyin omurilik sıvısı, karın boşluğuna yönlendiriliyor. Karın zarı bu sıvıyı emebilecek kapasitede olduğundan genellikle karın boşluğunun tercih edildiğini dile getiren Doç. Dr. Gökalp Silav, “Kişi genellikle bir saat kadar süren bu ameliyat sonrasında iki gün istirahat ederek hastaneden çıkabiliyor” diyor.

İlk iyileşme yürümede

Cerrahi işlemin ardından en erken düzelen bulgu; yürüme bozukluğu. Yapılan çalışmalarda yürüme bozukluğunun yüzde 100, idrar kaçırma şikayetinin yüzde 90 ve unutkanlık şikayetinin ise yüzde 40 civarında düzeldiği bilgisini paylaşan Doç. Dr. Gökalp Silav, unutkanlığın düzelmesinin daha çok vakit aldığının altını çiziyor. Yine yapılan çalışmalarda ameliyattan faydalanma yüzdesi ilk 3 ayda yüzde 65 iken, üçüncü yıla doğru bu oran yüzde 30’lara kadar düşebiliyor.

Ev işlerinden fıtık olmayın

Saatlerce ayakta duruyoruz, eğiliyoruz, bir yerlere uzanıyoruz, ağırlık kaldırıyoruz… Bu hareketleri yaparken dikkatli olmadığımızda bel veya boyun kaslarının kasılmalarına, bunun sonucunda da yaşam kalitemizi olumsuz etkileyen ağrıların gelişmesine yol açıyoruz. Yaşadığımız problemler bununla da sınırlı kalmıyor maalesef. Hatalı hareketleri sık sık tekrarladığımızda ve bu hareketlerle birlikte vücudumuza yüklendiğimizde veya yük taşıdığımızda omurga arasındaki disk çekirdeğinin yırtılmasına sebep oluyor; bunun sonucunda da bel veya boyunda fıtık oluşumunu kolaylaştırıyoruz. Dolayısıyla ev işleri yaparken hatalı duruş ve hareketlerden kaçınmamız çok önemli. Acıbadem Fulya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yunus Aydın bel ve boyun sağlığını korumak için ev işleri yaparken nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlattı, önemli önerilerde bulundu.

• Bulaşık makinesini dizleri kırmadan boşaltmak

Bulaşık makinesini boşaltmak için devamlı olarak eğilip kalkmak gerekiyor. Ancak dikkatli olun, dizlerinizi kırmadan dizden aşağıya eğildiğiniz zaman bel kaslarınıza yük biniyor. Bunun sonucunda da bel fıtığı gibi olumsuz sonuçlar gelişebiliyor.

Doğrusu: Eğilirken belinize yüklenmek yerine dizlerinizi kırarsanız omuriliğe yük oluşmasını engeller ve belinizin ağırlığını azaltmış olursunuz.

• Yemek hazırlarken ayakta kalmak

Yemek hazırlarken veya bulaşık yıkarken uzun süre ayakta kaldığımız zaman belimiz bize ağrı hissettirerek uyarı veriyor. Bu uyarıları dikkate almalısınız, aksi halde en basit olarak kasların güçsüzleşmesine neden olabilirsiniz. Kaslarınızın gücünü yitirmesi de bel bölgesinde ağrıya sebep oluyor.

Doğrusu: Fazla yüksek olmamak şartıyla bir ayağınızı basamak gibi bir yere koymanız diğer kaslara dinlenme fırsatı tanıyacaktır. Her 4-5 dakikada bir ayağınızı yüksek bir basamağa kaldırın. Bu durum omurgadaki kas grubunda farklı eklemlerin kasılmasını sağlayacağı için yükü tek bir bölgede tutmayıp, dağıtıyor. Bu hareket de belinizde ağrı oluşumunu engelliyor.

• Süpürürken öne doğru eğilmek

Yerleri devamlı eğilerek süpürmek belinizde ağrı oluşmasına ve kaslarınızın zedelenmesine neden oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yunus Aydın hatalı olarak eğildiğiniz sırada aynı zamanda ağır bir nesne de taşırsanız bu durumun belinizde zaman içinde fıtık oluşumuna da yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Doğrusu: Evi süpürürken öne doğru eğilip eklem kaslarınıza yük bindirmemek için süpürge sapını uzatın ve olabildiğince dik pozisyonda durmaya çalışın. Özellikle koltuk ve dolapların altlarını süpürürken belinizi kırmak yerine bele güç vermeden, diz çökerek süpürmeye dikkat edin. Süpürme işlemi sırasında mobilyaları tek elinizle kaldırmamaya da özen gösterin. Objeyi gövdenize en yakın şekilde kaldırmak da belinize etki eden gücü azaltacaktır.

• Ütü yaparken boynu eğik tutmak

Ütü masanızın alçak olması boynunuzu uzun süre öne doğru eğik tutacağınız anlamına geliyor. Bu hareket de boynunuzda bir süre sonra ağrı oluşumunu tetikliyor. Ağrı boyundaki kasların yorulduğu anlamına geliyor. Devamlı hatalı hareket uygulayıp zedelenmesine neden olursanız, kaslarınız zamanla yırtılacak ve fıtık oluşumuna sebep olacaktır.

Doğrusu: Ütü yaparken ütü masasının yüksekliği çok önemli. Bu nedenle mutlaka ayarlanabilir bir ütü masası tercih etmeli ve boyunuza göre ayarlamalısınız. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yunus Aydın ütü masasının yüksekliğinin bel hizanızda olması gerektiğine işaret ederek şu önerilerde bulunuyor: “Ütü yaparken ütü masasına yakın durun ve ayağınızın altında fazla yüksek olmayan bir basamak bulundurun. Ayağınızı 4-5 dakikada bir değiştirirseniz belinizin aynı bölgede kasılmasına ve ağrı oluşumuna engel olursunuz. Birkaç gömlek ütüledikten sonra devam etmek yerine oturarak dinlenin. Ayrıca ütü yaparken çamaşırlarınızı olabildiğince yükseğe koyarsanız sürekli eğilip kalkmak zorunda kalmazsınız.”

• Yemek hazırlarken boynu eğmek

Yemek hazırlarken boynunuzu öne veya yana eğik pozisyonunda tutmanız veya sırtınızı yaslamadan tabure oturuşu yapmanız boyun ve beldeki eklemlere yük binmesine, bunun sonucunda kasların zedelenmelerine yol açıyor. Zedelenen kas da gücünü kaybediyor ve bölgede ağrı oluşumuna neden oluyor. Hareket sırasında boyuna yük bindirilmesi de fıtık oluşumunu tetikliyor.

Doğrusu: Boynunuzu olabildiğince hareket halinde tutmayı ihmal etmeyin. Otururken sandalyenin sırtına yaslanmaya da dikkat edin, çünkü belinizi yaslamadan oturmanız belinizdeki kasların kasılmasına, bunun sonucunda da ağrı oluşumuna sebep oluyor. Bu yüzden sandalyenizin sırt kısmının bel ile birlikte hareket edebilecek ve bu bölgenize destek verecek şekilde olmasına dikkat edin.

• İş yaparken ağır kaldırmak

Bir ağırlığı gövdenize ne kadar uzak kaldırıyor ve taşıyorsanız belinize o kadar fazla yük bindirmiş olursunuz. Örneğin 3 kiloluk bir ağırlığı vücudunuza olabildiğince yakın olarak kaldırdığınız zaman o nesne tam 3 kilo ağırlığında oluyor. Elinizle bir metre uzaktan kaldırdığınız zaman ise ağırlığı 9 kilo olarak hissedersiniz. Ağırlıkların eklem üzerine tekrar tekrar yüklenmesi de o eklemin kalınlaşmasına, bunun sonucunda da eklem hacminin büyümesine ve komşu sinir dokusuna baskı oluşturmasına neden oluyor. Devamında omurilikte kanal darlığı gelişiyor ve sinire ait olması gereken alan küçülüyor, siniri besleyen kan damarları baskı sonucu kapanıyor. Ağır bir yükü kaldırmayı kronik olarak tekrarlamanız da kanal darlığı ve fıtık oluşumuna sebep oluyor.

Doğrusu: Baskıya engel olabilmek için kaldırdığınız eşyaların fazla ağır olmamasına dikkat edin, gövdenize en yakın şekilde tutarak kaldırmaya özen gösterin.

• Perde asarken yukarıya doğru uzanmak

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yunus Aydın ev işlerinde boyunuzu ve göz hizanızı aşan işlerde yukarıya doğru uzandığınızda boyun kaslarını riske atmış olacağınız uyarısında bulunuyor. Örneğin boyun fıtığı gelişimine yol açabiliyorsunuz. Yukarıya doğru uzandığınız zaman başınızı arkaya doğru uzattığınızda boynun arkasındaki eklemler üzerinde baskı oluşuyor. Bu pozisyonda ekstra güç harcanıldığı için maruz kalınan kuvvet boyuna etki ediyor. Boynun alışık olmadığı bir hareketi uzun süre yaptığınız ve bunu yaparken de güç harcadığınız zaman eklem ile disk çekirdeği eskimeye başlıyor, bunun sonucunda da boyun fıtığı gelişebiliyor.

Doğrusu: Uzandığınız yükseklik göz hizasına ne kadar yaklaşırsa risk o kadar azalıyor. Dolayısıyla merdiveni yukarıya çok fazla uzanmayacağınız şekilde, göz hizanıza yakın kurmaya dikkat edin.

• Diz çökerek yer silmek

Ev işi yaparken en dikkatsiz olunan konulardan biri de yer silmek. Eğilerek veya diz çökerek yer silmek belinize baskı oluşturuyor, bunun sonucunda da bel ağrısı gelişiyor.

Doğrusu: Uzun saplı yer silme aletlerini kullanın. Vücudunuzu olabildiğince dik pozisyonda tutmaya da gayret gösterin.

Yaş ilerledikçe inme riski

Tüm dünyada her yıl binlerce kişiyi ve yakınlarını etkileyen inme halinde ilk 3 saatteki müdahale hayati önem taşıyor. İnme, beyin ve beyne giden damarların tıkanması, daralması veya beyin dokusu içindeki kanamalara bağlı olarak ortaya çıkıyor. Tıkanma ya da kanama beyin hücrelerinin beslenmesini engellediği için kalıcı hasar meydana geliyor. Vücutta ortaya çıkan belirtilerin de hasarın yaşandığı beyin bölgesine göre değişebileceğini belirten Acıbadem Kayseri Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, vücudun bir tarafında uyuşma, keçelenme kuvvet kaybı, denge bozukluğu, görme kaybı, baş ağrısı, baş dönmesi, bilinç bozukluğu ya da bilinç kaybının inmeyi gösteren ilk belirtiler olduğunu anlattı.

Diyabete karşı önlem alınmalı

Her ne kadar, inme açısından değiştirilemez risk faktörlerine müdahale etmek mümkün olmasa da bilinçli olarak ve değiştirilebilir faktörlere karşı önlem alarak toplam risk düşürülebiliyor. Zira değiştirilebilir faktörler tek başına bile inme için tehdit oluştururken, birlikte görülmesi halinde riskin katlanmasına neden oluyor. Bunun en güzel örneklerinden birinin diyabet olduğunu söyleyen Doç. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, “Diyabet inme açısından önemli bir risk faktörü. Ancak, diğer risk faktörleri ile birlikte yaşanması halinde inme riski yükseliyor. Bu nedenle diyabete karşı gerekli önlemleri almak inme riskinin düşürülmesinde de önem taşıyor” diyor. Bununla birlikte obezite, karın ve boyun bölgesinde yağlanma, kolesterol yüksekliği de inmeye davetiye çıkaran etkenler arasında yer alıyor.

Hipertansiyon kontrolü çok önemli

İnme için değiştirilebilir risk faktörlerinin başında hipertansiyon geliyor. Kan basıncının kontrol altında tutulmasıyla inme riskinin yüzde 35-45 oranında önlenebildiğine işaret eden Doç. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, “Bilimsel çalışmalara göre, inmenin önlenmesi için kan basıncının 140/90’ın altında tutulması gerekiyor” dedi.

Sigarayı bırakmak şart

Sigara kullanımının, içmeyenlere oranla inme riskinin iki kat artırdığını belirten Doç. Dr. Nergis Hüseyinoğlu, diğer faktörlerin de eklenmesiyle birlikte riskin katlandığına işaret ederek sözlerine şöyle devam etti: “ Örneğin, doğum kontrol hapı kullanan kadınlar aynı zamanda sigara içiyorsa, beyin damar tıkanıklığı 7 kat, beyin kanaması riski ise yaklaşık 4 kat artıyor. Bunun dışında, sigara dumanına maruz kalmak da kalp hızını, damar sertleşmesini ve kan pıhtılaşmasını arttırarak, inmeye neden olabiliyor.”

Doç. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu’nun verdiği bilgiye göre, sigara bırakıldıktan sonra de risk azalmakla beraber, tam olarak ortadan kalkmıyor. Bu nedenle, en etkili korunma yolu olarak kesinlikle sigara kullanmamak ve sigara dumanına maruz kalmamak olarak gösteriliyor. ”

Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeli

İnmenin ortaya çıkardığı ciddi sonuçlara rağmen erken müdahale edildiğinde tedavi edilebildiğini söyleyen Doç. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, “Yaşam tarzında yapılacak küçük değişikliklerle de inmenin önüne geçmek mümkün olabiliyor. Düşük yağ tüketimi, meyve ve sebze ağırlıklı beslenme, düzenli ve yeterli fiziksel aktivitenin inme riskini azalttığının bilimsel çalışmalarla da kanıtlanmış durumda” diye konuştu.

Yaş ilerledikçe inme riski artıyor

55 yaşın üzerinde her 10 yılda bir inme geçirme riskinin ikiye katlandığını ve bu nedenle yaşın değiştirilemez risk faktörlerinin başında geldiğini söyleyen Doç. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, değiştirilemez risk faktörleriyle ilgili şu bilgileri verdi: “Bir diğer önemli etken ise cinsiyet. Erkeklerde inme riskinin kadınlara göre daha fazla olduğu biliniyor. Ancak 35-44 yaş arasında gebe olan veya doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda da riskin normal popülasyondaki kadınlara göre arttığı gözleniyor. Bilimsel çalışmalar, ailede inme hikayesi veya genetik bir yatkınlık varsa inme riskinin de yükseldiğini gösteriyor. Örneğin, genetik olarak çeşitli pıhtılaşma faktörlerinde bozukluk olan aile bireylerinde erken yaşlarda dahi inme yaşanabiliyor.”

ruh hali bozukluklarıyla ilgili

İtalyan bilim adamları, dejeneratif beyin hastalığı alzaymırın beynin hafızayı yöneten bölgesindeki değil, ruh hali bozukluklarıyla ilgili bölgesindeki nöronların ölümüyle bağlantılı olduğunu ileri sürdü.

İtalyan haber ajansı ANSA, İtalya’da 500 bin, dünya genelinde ise yaklaşık 50 milyon kişiyi etkileyen alzaymırla ilgili olarak İtalyan bilim adamlarının ilginç bir tespitte bulunduğunu duyurdu.

IRCCS Santa Lucia Vakfı ile Roma’daki Ulusal Araştırma Konseyi (CNR) iş birliğiyle yürütülen çalışma, hastalığın varsayılandan farklı bir kökene dayandığını ve alzaymıra depresyonun yol açtığını ortaya koydu.

Şimdiye kadar hastalığın beynin hafıza ve yön bulmada önemli bir rol oynayan hipokampus bölgesindeki hücrelerin dejenerasyonuna bağlı olduğu düşünülüyordu.

Beynin ruh hali bozukluklarıyla ilgili olan ve dopamin üretilen ventral tegmental bölgesine (VTA) yoğunlaşan İtalyan bilim adamları, dopamin üreten nöronların ölmesi sonucu kimyasalın hipokampüse ulaşamadığını ve hafıza kaybının meydana geldiğini belirledi.

Elde edilen bulgular, laboratuvarda ortamında kobay hayvanlara dopamin seviyesini düzeltecek iki tip tedavi uygulanarak da doğrulandı.

“Hafıza kaybı ve depresyonu aynı madalyonun iki yüzü”

Çalışmayı koordine eden Roma Biomedikal Kampüs Üniversitesi Fizyoloji ve Nörofizyoloji Bölümünden Doç. Dr. Marcello D’Amelio, “Dopaminerjik nöronların dejenerasyonu, inisiyatif yokluğu riskini arttırıyor. Bu durum da alzaymıra eşlik eden ve depresyona yol açan günlük aktivitelere ilgisizliği açıklıyor.” dedi.

D’Amelio, hafıza kaybı ve depresyonu aynı madalyonun iki yüzü olarak niteledi.

Alzaymır ve demans gibi nörodejeneratif hastalıklara yaklaşımda yeni bir bakış açısı getiren çalışma, “Nature Communications” dergisinde yayımlandı.

Hala etkili bir teşhis ve tedavi yöntemi bulunmuyor

İlk kez 1906 yılında Alman bilim adamı Alois Alzheimer tarafından tanımlanan ve 65 yaş üstü kişilerde beyin dokularında ağır hasara neden olan alzaymır hastalığı için hala etkili bir teşhis ve tedavi yöntemi bulunmuyor. Hastalığı önlemek ya da tedavi bulmak için yapılan araştırmaların büyük bir kısmı sonuçsuz kaldı. Araştırmaların, belirtiler genellikle hastalığın başlangıcından sonraki 10 yıl içinde ortaya çıktığı ve hastaya teşhis konulduğunda da tedaviye çok geç kalındığı için başarısız olduğu sanılıyor.

Dünyada yaklaşık 50 milyon alzaymır hastası olduğu tahmin ediliyor. 2050 yılına kadar bu sayının 135 milyona yükselmesi bekleniyor.

Fasülyenin farklı bir faydası

üşük yağ ve kalori oranı, yüksek lif ve protein içeriği sayesinde tüm beden sağlığınız için sayısız faydası bulunan fasulye, beyin sağlığını da koruyor. Fasulyeyi, haftada üç öğün tüketmeniz yeterli

Hastalığı yaşayan kişi kadar yakın çevre ve ailesinin de hayatını zorlaştıran Alzheimer, son yıllarda sıkça karşılaştığımız bir rahatsızlık. Kısaca tanımlamak gerekirse Alzheimer; hafıza, düşünme ve davranış yetilerinde ortaya çıkan bir demans (bunama) türüdür. Genelde semptomlar, yavaş ve hafif şiddette görülmeye başlar ancak zamanla günlük rutinleri dahi etkileyebilecek kadar şiddetlenir.
Gelişen teknoloji ve kalitesi artan yaşam şartları, beklenen insan ömründe ciddi bir artışa sebep oldu. Yaşlanabiliyor olmakla beraber ileri yaş rahatsızlıklarıyla karşılaşma oranı da arttı. Alzheimer, en trajik ileri yaş rahatsızlıklarından biridir ve demansın (bunama) en sık görülen formudur. Davranış bozuklukları ile başlar, hafıza kaybı ile devam eder ve artan nörolojik semptomlar sebebiyle ölümle sonuçlanır.

HENÜZ TEDAVİSİ YOK
Maalesef bu hastalığın henüz bir tedavisi yok. Ancak bilim adamları tedavi edici yöntemler ve belirtileri erken teşhis ederek hastalığın ilerlemesini yavaşlatacak teknikler üzerinde çalışmaya devam ediyorlar. Çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine sebep olan kalp rahatsızlıkları ya da kanser kadar değilse bile Alzheimer da ölümle sonuçlanan rahatsızlıklar arasında bulunuyor.
Yapılan araştırmalara göre, dünya üzerinde 26 milyondan fazla kişi Alzheimer ile mücadele ediyor. 2050 yılı için beklenen hasta sayısı ise oldukça yüksek. Bilim adamları, 2050 yılında dünya nüfusunun yüzde 1’inden fazlasının Alzheimer hastası olacağı öngörüsünü taşıyor. Alzheimer’ı tetikleyen birçok faktör vardır. Bunlar arasında en majör beş faktörü sıralamak gerekirse; yaş, genetik miras, diyabet, kafa travmaları ve kalp rahatsızlıkları sayılabilir.
Alzheimer hastalığına yakalanma riskini azaltmak aslında mümkün. Bunun, egzersizden beslenmeye pek çok yolu var. İşte size bazı tavsiyeler:

Mümkünse her sabah veya akşam (günde bir kez olabilir), sert bir zemin üzerinde çıplak sağ ve sol ayak üzerinde (gözleriniz kesin tam kapalı), her iki kolunuz yanlara T şeklinde açık, yaklaşık 30 saniyede 100’e kadar, tek ayak üzerinde sesli sayarak dengede durma eğitimine vücudunuzu ve beyninizi alıştırın.

PLAK BÜYÜMESİYLE MÜCADELE
Yapılan araştırmalar, folik asidin Alzheimer’ı geriletmede son derece önemli bir kaynak olduğunu gösteriyor. Bu amino asitten zengin gıdaları şöyle sıralayabiliriz: Kıvırcık, lahana, ıspanak, börülce, kuru fasulye ve baklagiller.

E vitamini oldukça güçlü bir antioksidan kaynağıdır ve yağ içinde eriyebilir. Bu özelliği sebebiyle Alzheimer hastalarında görülen plak büyümesiyle mücadelede önemli bir yardımcı olan E vitamini; badem, fındık, ay çekirdeği, yer elması ve zeytinyağında bolca bulunur.

Hardal ve köri sosları da, araştırmalar neticesinde Alzheimer’ı tedavi etmede faydalı olduğu belirtilen yiyecekler arasında sayılıyor. Bazı kaynaklar bu sosların faydalı olmasının altında, zerdeçal barındırmalarının yattığını söylüyor.

11 YAŞ GENÇ GÖRÜNÜN
Yapılan araştırmalar, yeşil yapraklı sebzelerin Alzheimer hastalığı riskini azalttığını gösteriyor. Ayrıca yeşil yapraklıları yemeyi alışkanlık haline getirebilirseniz, bir müjdemiz daha var. Yapılan karşılaştırmalı bir araştırmada, her gün bir öğün yeşil yapraklı sebze tüketenler, tüketmeyenlere oranla 11 yıl öncenin değerlerini göstermişler. Yani 11 yaş daha genç görünüyorlar!

Kanatlı kümes hayvanlarının beyin sağlığı için faydası ve gerekliliği yapılan araştırmalar neticesinde gösterildi. Haftada bir ya da iki kez kanatlı kümes hayvanı tüketmeniz, Alzheimer riskini azaltmanız için yeterli. Kümes hayvanlarının sanayi tipi yetiştirilmesi son yılların tartışma konularından biri. Beklenen faydayı elde etmek için organik ürünler tercih etmelisiniz.

Fasulye, Alzheimer’a yakalanma riskini düşürdüğü ispatlanan yeni keşiflerden biri. Ayrıca düşük yağ ve kalori oranı, yüksek lif ve protein içeriği sebebiyle de tüm beden sağlığınız için sayısız faydayı beraberinde getiriyor. Haftada üç öğün tüketmeniz yeterli.

Zeytinyağı, sağlıklı her diyetin ana parçasıdır. Pek çok sebeple zeytinyağı tüketmeniz tavsiye edilir. Son yıllarda yapılan bir araştırma, yemeklerini zeytinyağı ile pişirmeyi alışkanlık haline getirenlerin idrak ve kavrama yeteneklerinin arttığını gösterdi. Bu da zeytinyağının beyin sağlığını korumada ne derece faydalı olduğunun ispatı niteliğinde.

ÇAYINIZ YEŞİL OLSUN
Yapılan araştırmalar, beyin sağlığınız için düzenli olarak tam tahıllı yiyecekler tüketmeniz gerektiğini söylüyor.

Alzheimer’a iyi gelen vitaminler arasında; B, C, E ve A vitaminleri yer alıyor. Bu vitaminlerden zengin oldukları bilinen biber, nane, yumurta sarısı, havuç, tatlı patates, kayısı, domates ve beyaz peynir; Alzheimer ile mücadelede önleyici ve geciktirici gıda maddeleri arasında yer alıyor.

Yeşil çay içmeyi alışkanlık haline getirin. İçeriğinde yer alan maddelerin hafıza üzerinde etkili olduğu bilinmektedir.

HAFTADA İKİ KEZ KIRMIZI MEYVE
Çilek ve yaban mersini gibi berry cinsi meyveler, beyin sağlığınızı korumanız için son derece faydalı alternatiflerdir. Haftada iki kez bu cins meyve tüketen kadınlar arasında yapılan bir araştırma, 2.5 yılın sonunda, bu düzeni devam ettiren kadınların kavrama (idrak) yeteneklerinin ciddi oranda arttığını gösterdi.

Kuruyemişler (fındık, ceviz ve badem gibi) beyin sağlığı açısından oldukça faydalıdır. Ayrıca içerdikleri sağlıklı yağlar, lif ve antioksidanlar sebebiyle kalp sağlığınızı korumak için de önemli birer yardımcıdırlar. Beklenen faydayı elde etmek için haftada beş kez yemiş tüketmeniz yeterli.

SOĞUK SU BALIĞI TÜKETİN
Omega 3 eksikliği Alzheimer hastalığının tetikleyicileri arasında sayılıyor. Somon ve uskumru gibi balıklar, omega- 3’ten oldukça zengindir. Bunun yanında içeriklerinde bulunan DHA (dihidroksi asetan) isimli madde, beyin sağlığı açısından son derece faydalıdır. Haftada bir öğün balık yemeniz yeterli.

Beyin anevrizmasına ilk ameliyat

Kentte yaşamını sürdüren iki çocuk annesi ev hanımı Hayriye Karapolat (60), iki hafta önce şiddetli baş ağrısı ve bilinç bulanıklığı ile Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine müracaat etti.
Buradaki tetkiklerde Karapolat’a, beyin damarlarının duvarındaki kas tabakasının zayıflaması dolayısıyla damarda oluşan balonlaşma olarak bilinen ve damarın yırtılması halinde beyin kanamasına yol açabilen “beyin anevrizması” teşhisi konuldu.
Teşhisin ardından yoğun bakım servisine alınan Karapolat, Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı Dr. Barış Özöner ve 5 kişiden oluşan ekibi tarafından ameliyat edildi.
Dr. Özöner, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ameliyatın başarılı geçtiğini söyledi.
Karapolat’a kendilerine müracaatı sonrası gerekli tetkikleri yaptıklarını ifade eden Özöner, şunları dile getirdi:
“Hastanın beyin zarıyla beyni arasında yaygın geçmiş bir kanamayla karşılaştık. Bunun üzerine ileri tetkik yaptık ve halk arasında Ebru Gündeş hastalığı olarak bilinen beyin damar anevrizması, yani bir baloncuk tespit ettik. Baloncuk normalin dışında bir yer olan ön beyin damarlarının bileşkesindeydi. Genelikle bu çok nadir görülen bir durumdur. Bu tür ameliyatlar hastanın alnından girilerek yapılıyor. Hastanemizde bu ameliyatlar yapılmadığı için hastalarımızı başka hastahanelere sevk ediyorduk. Erzincan’da beyin anevrizması ameliyatını ilk kez yaptık ve başarılı olduk.”
Hayriye Karapolat, “Sağlık durumum çok iyi, kısa süre sonra taburcu olacağım. Ameliyatı yapan ekibe teşekkür ediyorum.” diye konuştu.
Karapolat’ın kızı Hülya Çelik de annesinin hastaneye geldikten sonra doktorların başka bir yere sevkinin uygun olmayacağını söylediklerini, bunun üzerine ameliyatın Erzincan’da yapılmasına karar verdiklerini ifade etti.
Çelik, “Annem çok başarılı ameliyat geçirdi. Şu anda da çok iyi, bilinç kaybı yok. Doktorlarımıza çok teşekkür ediyoruz.” sözlerine yer verdi.

Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, alzheimer nasıl önlenir

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, alzheimer vakalarında kişilerin en son müzik yeteneklerini kaybettiklerine dikkat çekerek, şarkı söylemenin ve müzikle ilgilenmenin alzheimerdan korunma için bir yöntem olduğunu söyledi.

Alzheimer sıklığının yaşla birlikte arttığını, hastaların yaklaşık yarısının 75-80 yaş aralığında olduğunu söyleyen Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, hastalıkta en son müzik yeteneğinin kaybolduğunu söyledi.
Eskiden bilinen, dinlenen şarkıların hastalarda eski anıları anımsamayı sağladığına dair çalışmalar olduğunu aktaran Dr. Kütükçü, “Bu nedenle ileri evre Alzheimer hastalarında bile bu yolla hastalara tekrar bazı şeyleri kazandırmak ve öğretmek için en iyi yol müzik olabilir. Enstrüman çalmayı bilen hastalarda özellikle bunu kullanmak çok yararlı olabilir. Hatta hareket fonksiyonları yeterli olan hastalarda müziğin ritmini kullanarak yapılan danslar, hastalarda sarılma, dokunma duyularının, güven duygusunun artması ve anıların canlanmasında güzel bir yol olabilir” dedi.
MÜZİK UYKU BOZUKLUKLARINI DA DÜZELTİYOR
Müziğin ayrıca rahatlatıcı ve sakinleştirici etkisinin olduğunu belirten Kütükçü, “Müziğin hastalarda değişik çalışmalarda ajitasyonu, anksiyeteyi, saldırganlığı, uyku bozukluklarını düzeltici ve hatta bilişsel ve fiziksel fonksiyonları düzeltici etkileri olduğu bildiriliyor. Şarkı söylemek aslında beynin sağ yarıküresinin sağladığı bir eylemdir, ancak müzik ritmi dışında diğer fonksiyonlar da olduğundan aynı zamanda sol yarıküresi ve hatta görme merkezi de uyarılarak birlikte bu alanların çalışmasını, böylece beynin bir şekilde uyarılmasını sağlıyor. Unutkanlığı ve ilerde gelişebilecek demansı önlemenin yolları önce bunlara neden olabilecek hastalıkların bilinmesi ve bunlara karşı yapılacak mücadele ile başlar” diye konuştu.
Dr. Kütükçü, unutkanlığa sebep olan faktörler hakkında ise şunları söyledi:
• Damar sertliğine neden olan yüksek tansiyon, şeker, kolesterol yüksekliği, sigara kullanımı gibi nedenler var ise bunları ortadan kaldırın.
• Düzenli egzersiz yapın. Özellikle düzenli yürüyüş yapanlarda unutkanlık ve demansın gelişme riskinin daha düşük olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir.
• Sosyal ilişkilerde bulunun ve aktif olun. Bu ayrıca stres, depresyon anksiyete gibi diğer risk faktörlerinin azaltılması için de önemlidir.
• Düzenli ve dengeli beslenin.
• Stresten uzak durun.
• Zevkle yapabileceğiniz uğraşılar bulun ve yapın. Varsa hobilerinizi devam ettirin.
• Düzenli uyuyun.
• Sigara içiyorsanız bırakın.
HAFIZAYI GELİŞTİRME AKTİVİTELERİ
• Bulmaca, Sudoku çözmek.
• Scrabble gibi strateji gerektiren oyunlardan oynamak.
• Bol miktarda gazete, dergi okumak, sevdiğiniz türden kitap okumak.
• Müzik aleti çalmak.
• Yabancı dil öğrenmek gibi yeni hobiler ve uğraşılar edinmek, bunları öğrenmek için uğraşmak.
UNUTKANLIKTA YARDIMCI OLACAK ÖNERİLER
1. Günlük işlerinizi, planlarınızı, randevularınızı ve yapacaklarınızı not alın.
2. Alışverişe çıkarken liste yapın.
3. Önemli telefon numaralarını bir yere yazın.
4. Bir şeyi nasıl yapacağınızı unutuyorsanız yapış sırasını yazın.
5. Koyduğunuz eşyaları (anahtar, gözlük gibi) bulamıyorsanız hep aynı yere koymaya dikkat edin.
6. Randevularınız için hatırlatması bakımından saat kurulabilir.
7. Biriyle konuşurken dikkatinizi ona verin.
8. Mümkünse bu konuşmaları sessiz ortamlarda yapın.

Aranan Kelimeler: