Sosyal medyada fazla yer alan çocuk

Çocuk-Genç ve Erişkin Psikiyatristi Prof. Dr. Bengi Semerci, sosyal medya reklamlarında kullanılmanın çocukların psikolojisini olumsuz yönde etkileyebildiğini belirterek, “Ergenliğe doğru küçükken komik gelen şeyler, utandırıcı olmaya başlar. Bunları (sosyal medyada) paylaşan ebeveynlerine öfke duyarlar.” dedi.

Semerci, annelerin çocuklarına ilişkin ayrıntıları başkalarıyla paylaşmayı sevdiğini söyledi.

Daha önceleri bazı köşe yazma şansı olan annelerin, çocuklarına ilişkin ayrıntıları anlatarak daha geniş kitlelere ulaşmaya başladığını, sonra bloglarların ortaya çıktığını ifade eden Semerci, “Sosyal medya ile hem yaygınlık arttı hem de görsellik eklendi.” diye konuştu.

Semerci, kendileriyle ilgili ayrıntıların başkalarıyla fazlaca paylaşımının çocukları zamanla rahatsız edeceğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

“Özellikle ergenliğe doğru küçükken komik gelen şeyler, utandırıcı olmaya başlar. Bunları (sosyal medyada) paylaşan ebeveynlerine öfke duyarlar. Bu olayın bir kısmı. Diğer bir grup çocuk içinse çok göz önünde olma, aynı küçük yaşta oyuncu, şarkıcı vesaire olan çocuklarda olduğu gibi bütün ilgiyi toplama, sevilme aracının yolu olarak görülüp diğer yönlerinin gelişimini engelleyebilir. Bu da diğer bir yönü. Bu ilgi, çocuk büyüdükçe aynı şekilde sürmeyecektir. Bunun sonucu olarak ilgiyi sürdürmek için uğraşların getireceği sorunlar, ilgi kaybının getireceği çökkünlükler ve nice beklenmedik sorun ortaya çıkabilir.”

Çocuk yaştaki bireylerin uygun olmayan kıyafetlerle ve makyaj yapılarak medyanın her alanında yer almasının getireceği olumsuz sonuçlara vurgu yapan Semerci, “Çocukların yaşlarına uygun olmayan kıyafetlerle, makyajlı ya da sağlıklı olmayan kişilerin kullanımına müsait fotoğraflarının kontrolsüz bir şekilde sosyal medyada yayınlanmasının çocuk istismarcılarına kolaylık sağlayıcı olduğunu söylemek için sanırım uzman olmaya gerek yok. Bir iki haber okumak, bir iki film seyretmek bile çocuğunuzu korumak için yapmanız gerekenler konusunda bilgi verebiliyor. Kendi çocuklarımız üzerinde haklarımız olduğundan daha çok sorumluluklarımız olduğunu unutmamakta yarar var. Bu durum hem kız hem de erkek çocuklar için geçerlidir.” değerlendirmesinde bulundu.

Semerci, ailelerin çocuklarını medyada nereye sürüklediğine dikkat etmesi gerektiğini belirterek, çocuklarının gösteri dünyasında yer alması için çaba gösteren ailelerin sayısının arttığına dikkati çekti.

Bu durumun çocuklarda ruhsal ve bedensel birçok soruna neden olabileceğini anlatan Semerci, donanımsız ve emeksiz şekilde kazanılan ünün olumsuzluklarının daha farklı olacağını söyledi.

Semerci, bunun sonucunda çocukta oluşacak yıkımın düzeltilmesinin kolay olmayacağını dile getirerek, şunları kaydetti:

“Onları ünlü yapmaya çalışırken, ünün sadece olumlu sonuçlarını değil, olumsuz olanlarını da düşünmek gerekir. Yaptığı işte başarılı ise kendini tanıtacaktır. Tek bir yönünü değil, çok yönünü beslemek gerekir ki birini kaybederse kendini yok olmuş hissetmesin. Ayrıca çocuklar küçük yaşta, önemli olanın bir insanı kaç kişinin tanıdığı değil, nasıl ve hangi nedenle tanıdığının önemli olduğunu öğrenmesi. Çocuklarımıza kendi sınırlarını ve başkalarının sınırlarını korumayı öğretmemiz gerekiyor. Yaptığı işte başarılı ise kendini tanıtacaktır. Kaç kişinin tanıdığı değil, nasıl tanındığı önemli olmalıdır. Onlara bu değerleri aktarmak için büyüklerin de yeniden hatırlaması ve uygulaması gerektiğini unutmayın.”


Yeterince anne sütü almıyorsa

Çocuklar arasında kaka yapma alışkanlığı farklılık gösterebiliyor. Ancak normal gibi görünen farklılıklar bazen büyük bir rahatsızlığın habercisi olabiliyor. İşte bu nedenle çocuklarda kaka yapma alışkanlığının normal olup olmadığının belirlenmesi çok önemlidir.
EmseyHospital’dan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mevlit Korkmaz, kabızlığın çocuklarda sık rastlanan bir rahatsızlık olduğunu belirterek, normal gibi görülen ve zamanla düzelir düşüncesiyle tedavisi ertelenen bu rahatsızlığın, erken tedavi edilmemesi durumunda makatta yara ve kanama, kaka tutma, kaka kaçırma, hatta büyüme gelişmede duraksama gibi komplikasyonlara neden olabildiğini belirtti.

ÇOCUKLARDA KABIZLIĞIN BİRDEN ÇOK NEDENİ VAR
Kabızlık başlangıcını çok çeşitli nedenlerle olabildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Mevlit Korkmaz, “Küçük çocuklarda, yeterince anne sütü alamama ve mama ile beslenme, ek gıdaya başlama, anüs çevresi pişik ve abse gelişmesi, geçirilen enfeksiyonlar kabızlık nedeni olabilir. Daha büyük çocuklarda ise oyuna dalıp kaka tutma, okulda veya kreşte kakasını yapamama, kuru ve lifsiz gıda tüketimi nedenler arasındadır.” Şeklinde konuştu. Haftada 3 ya da daha az kaka yapma, tuvalet eğitimi sonrası haftada en az bir defa kaka kaçırma, ağrılı ya da sert kaka yapma, kaka tutma, büyük çaplı kaka yapma gibi şikayetlerin kabızlık belirtisi olabileceğini söyleyen Korkmaz, zamanında etkili bir tedavi yapılmaması durumunda problemin katlanarak büyüdüğünü ve neden olduğu komplikasyonlarla tedavinin hem uzun, hem de çok zor hale gelebileceğini ifade etti.

TEDAVİ SONRASI TAMAMEN GEÇMEYEBİLİR
Her kabızlık rahatsızlığının tamamen düzelemeyebileceğine vurgu yapan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mevlit Korkmaz, sözlerine şöyle devam etti: “ Ne yazık ki her kabız hastası normal kaka yapma ritmine ulaşamayabilir. Çünkü kabızlığa neden olabilecek ve tedavisi gerçekten çok zor olan pek çok hastalık vardır. Özellikle anne-babada da kabızlık varsa çocuklar da bu sıkıntıyı çekebilmektedir. Bu hastaların bir kısmı büyüdükçe pelvik kaslar ve karın içi basıncını iyi kullanarak kaka yapmayı daha düzenli hale getirebilir. Ancak bunların iyi takip edilerek, tanı ve tedavi konusunda gerçekten her şeyin yapıldığından emin olmak gerekir.”

Doç. Dr. Mevlit Korkmaz, anne sütü almayan çocuklar

Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mevlit Korkmaz, normal gibi görülen ve zamanla düzelir düşüncesiyle tedavisi ertelenen çocuklardaki kabızlığın, makatta yara ve kanama, kaka tutma, kaka kaçırma, hatta büyüme ve gelişmede duraksama gibi komplikasyonlara neden olabildiğini belirtti.
Kabızlık başlangıcını çok çeşitli nedenlerle olabildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Mevlit Korkmaz, “Küçük çocuklarda, yeterince anne sütü alamama ve mama ile beslenme, ek gıdaya başlama, anüs çevresi pişik ve apse gelişmesi, enfeksiyonlar kabızlık nedeni olabilir. Daha büyük çocuklarda ise oyuna dalıp kaka tutma, okulda veya kreşte kakasını yapamama, kuru ve lifsiz gıda tüketimi nedenler arasındadır” şeklinde konuştu.
Korkmaz, zamanında etkili bir tedavi yapılmaması durumunda problemin katlanarak büyüdüğünü ve neden olduğu komplikasyonlarla tedavinin hem uzadığını hem de zorlaştığını ifade etti.
TEDAVİ SONRASI KABIZLIK TAMAMEN GEÇMEYEBİLİR!
Her kabızlık sorununun tamamen düzelemeyebileceğine vurgu yapan Dr. Korkmaz, “Kabızlığa neden olabilecek ve tedavisi gerçekten çok zor olan pek çok hastalık vardır. Özellikle anne-babada da kabızlık varsa çocuklar da bu sıkıntıyı çekebilmektedir. Bu hastaların bir kısmı büyüdükçe pelvik kaslar ve karın içi basıncını iyi kullanarak kaka yapmayı daha düzenli hale getirebilir. Ancak bunların iyi takip edilerek, tanı ve tedavi konusunda gerçekten her şeyin yapıldığından emin olmak gerekir” dedi.

Çocukluk çağı astım sorunu

Uz. Dr. Cura, “En sık rastladığımız alerjenler; ev tozu ve akarları, polenler, tüy döken ev hayvanları , küf mantarlarıdır. Bunlarla mücadelede ev içi nemin yüzde 50 civarında tutulması, evde çamaşır kurutulmaması, tüylü yünlü oyuncak, giysi, halı gibi tozu çokça barındıran eşyaların çocuktan uzak tutulması önemlidir. Evin hiçbir odasında sigara içilmemesi, hatta sigara kullanan ebeveynin çocuğa dokunmadan önce el-ağız temizliği yapıp giysilerini bile değiştirmesi, o kokunun öksürüğü tetiklememesi için önemlidir” dedi.

“Çocuklarda görülen en sık kronik hastalıktır ki bu oran yüzde 6-8 olarak ifade edilir. Duyarlı kişilerde nöbetler halinde gelen hırıltı, hışıltı, nefes darlığı, öksürük özellikle gece öksürüğü ve sabaha karşı olan öksürük, en önemli belirtilerindendir. Astım her yaş grubunda olabilmekle beraber genellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda bronşiolit, bronşit, biraz balgamı var, hışıltılı çocuk gibi isimlendirilmelerle tanı söylenmekte olup, bir kısmı tıbbi bir kısmı halk diliyle, aslında çocuğunuzun solunum yolları problemli denmeye çalışılmaktadır” diye konuşan Uz. Dr. Cura, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Astımın kelime karşılığı havayollarının daralması, nefes darlığıdır diyen Cura, “Bizler hastalarımıza astım dediğimizde anne ve babaları tepki gösterir ve korkar “Emin misiniz?” diye sorar. Bazen ikinci bir hekime muhakkak danışır. Oysa bronşit dediğimizde tepki o kadar yumuşaktır ki, hasta bunun zaten kolayca tedavi olacak bir hastalık olduğunu zannederek ,kaygı duymadan teşhisi kabullenerek verilen tedaviye hemen başlar. Aslında her ikisi de birbirine yakın mekanizmalarla oluşan astım-bronşitte teşhisin isimlendirilmesi aile açısından önemlidir. Aile bunun geçip geçmeyeceğini kesin tedavinin var olup olmadığını ASTIM deyince sorarken, BRONŞİT dendiğinde ayrıntılandırmadan hemen ilaçlara başlar.Evet tabii ki iki teşhis birbirinin aynı değildir.”

“AİLEDE OLMASA DA ZAMAN İÇİNDE, HERHANGİ BİR MADDEYE ALERJİK TEPKİ GELİŞTİREBİLİR”

Uz. Dr. Cura, konuşmasına şöyle devam etti:

“Astım hava yollarının tekrarlayan enflamatuar bir hastalığıdır. Ülkemizde çocuklarda görülen en sık kronik hastalıktır ki bu oran yüzde 6-8 olarak ifade edilir. Duyarlı kişilerde nöbetler halinde gelen hırıltı, hışıltı, nefes darlığı, öksürük özellikle gece öksürüğü ve sabaha karşı olan öksürük, en önemli belirtilerindendir. Astım oluşturan sebepler alerjik ve non-alerjik (allerjik olmayan) olarak iki başlıkta incelenir. Astım her yaş grubunda olabilmekle beraber genellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda bronşiolit, bronşit, biraz balgamı var, hışıltılı çocuk gibi isimlendirilmelerle tanı söylenmekte olup, bir kısmı tıbbi bir kısmı halk diliyle, aslında çocuğunuzun solunum yolları problemli denmeye çalışılmaktadır. Bazen hastalar öyle geçişkendir ki iki teşhis aynı anda kullanılabilmektedir. Hastalık alerjik ise; ailede astım, alerjik nezle-saman nezlesi, egzama gibi bir hastalığı olan ebeveyn muhakkak sorgulanır. Nasıl ki çocuğumuzun gözleri dayısına benzemişse, ev tozu, polen gibi bronş alerjik duyarlılığı da ona benzeyebilir. Yani alerji genetik geçişli olabilir. Ama diğer taraftan ailede olmasa da, zaman içinde çocuğumuz duyarlanarak, herhangi bir maddeye alerjik tepki geliştirebilir. Bazen 5 yaşında bir hastaya polen alerjisi var dediğimizde “Bugüne kadar yoktu nasıl olur?” diye sorar. Halbuki daha ileri yaşlarda da alerji geliştiği bilinen bir bilimsel gerçekliktir.”

Astım bronşit teşhisinin hekimin muayenesi ile konulabildiğini söyleyen Cura, “Film çekilmesi, tahlil yapılması şart değildir. Muayene sırasında çocuğun dinlenen solunum seslerinin, o anda normal olması da astım-bronşit olmadığı anlamına gelmez. Geçmişte öksüren, balgam kusan, hırıltısı olan ve bu belirtileri birkaç kez yaşayan kişi hekimce takip edilip, semptomların olduğu anda muayene edilerek teşhis konulabilir. Ya bronşit astım değilse? İşte o nedenle ilk görüşmede bazı testler, akciğer grafisi gibi, solunum fonksiyon testi gibi yaşı 5 ten büyük ve uyumluysa ve bazı kan tahlilleri yapılabilir. Alerjiden şüphe ediliyorsa, kan tetkiki ve yaşça uygunsa ve uyumluysa ciltte alerji prick test yapılabilir. Hastaların ilaca verdiği cevapta teşhisi kesinleştiren bir diğer faktördür. Tedavide önce belirtiler kontrol altına alınır, sonra ataklar önlenmeye çalışılır, ilaç ihtiyacı en aza indirilir. Çocuğun günlük hayatını tüm çocuklar gibi yerine getirebilmesi amaçlanır. Verilen ilaçların Kullanma eğitimi hastaya bizzat doktorun kendisi vermelidir. Hasta düzenli takip edilmeli, yapması ve yapmaması gerekenler detaylı anlatılmalıdır. Astım ve yineleyen bronşit hastaları, her yıl Eylül ile Aralık ayı sonuna kadar grip aşılarını olmalıdır” diye konuştu.

NE YEDİRİLMELİ?

Astım bronşit teşhisiyle beraber çocuğun beslenmesinde dikkat edilecek hususlara da değinen Cura, sözlerini şöyle noktaladı:

“Özellikle bıldırcın yumurtasından mucize beklememenizi önereceğim.Yapılan bazı çalışmalarda üzüm çekirdeği tozunun faydalı sonuçlar verdiği tespit edilmiştir. Hazır şurupları ülkemizde mevcut. Ayrıca kefir yapılan çalışmalarda hem alerjiye hem savunma sistemine destek verdiği saptanan tek gıdadır. Kefir 7ay -2 yaş arası 30 ml, 2 yaşından büyüklere 100 ml günde verilmesi önerilir. D vitamini eksikliği astımlılarda sık görüldüğünden D vitamini desteği de önerilmektedir. Öğünlerin düzenli yapılması ve karışık her yiyeceğin tüketimi asıl olandır. Öksürüğün çok olduğu dönemde ada çayı, ıhlamur gibi bitki çayları ve bol su içilmesi balgamı incelterek rahatlama sağlayabilir. Astım ve yineleyen bronşit tedavisi bir ekip işidir. Burada ailenin verilen ilaçları düzenli kullanıp, düzenli hekim takibinde olması, çocuğun kullandığı ilaca ve cihaza uyumu; hekimin doğru teşhis ve ilaç kullandırması ile alınan doğru çevresel önlemler tedavide başarıyı getirir.”

Çocukla tatil yapacaklara önemli uyarı

0-2 yaş dönemi çocuklarda 10 günden daha uzun tatillerin, çocuk için endişe verici olduğunu belirten Dr. Çardak şunları söyledi:

“0-2 yaş dönemi bir çocuğunuz varsa ve 10 günden uzun bir tatil planı yapılıyorsa ev rutinlerinin; yani her zaman alıştığı düzenin dışına çıkmak çocuklara endişe verebilir. 0-2 yaş arası çocuklu tatillerin genelde 5-7 gün sürmesi idealdir. Daha büyük yaşlarda oyun çocuğu dönemi 3-6 yaş çocuklar ise daha uzun evlerinden ayrı kalmayı tolere edebilir.

Ergenlik dönemindeki çocukların ise zaten aile ile değil arkadaşlarıyla birlikte tatil yapmaktan daha çok keyif aldıkları bir gerçektir, ergenlik yaş grubu çocuğunuz eğer anne babasıyla tatile gelmek istemiyorsa çok da ısrarcı olunmamalıdır.Anne ve baba çocuktan ayrı tatil planı yapıyorsa çocuklarının yaşları kadar ayrı gece onlardan uzak olduklarında çok ciddi sorun çıkmaz. Kısacası 1 yaş çocuğunuz sizden ayrı 1 gün; 2 yaş çocuğu da 2 gün geçirebilir. Ama daha uzun süre anne babadan ayrı kalmak küçük çocuklarda huzursuzluk yapabilir.”

“PAMUKLU GİYSİLER ÖNCELİKLE TERCİH EDİLMELİ”

Çocukların çantası hazırlanırken pamuklu giysilerin öncelikle tercih edilmesi gerektiğini belirtti ve sözlerine şöyle devam etti:

“Kısa kollu kıyafetlerin yanı sıra uzun kollu olanlar da birkaç tane alınmalı. Gündelik ayakkabıların yanında kumda ayaklarının yanmaması için ya da Islak zeminde kaymayan, su geçirmeyen sandaletler alınabilir. Güneş ve rüzgardan korunmak için geniş kenarlı şapkalar, güneş gözlükleri bavula eklenebilir. Denize girdikten sonra değiştirilmesi için birkaç tane mayo mutlaka olmalıdır.

Şampuan, sabun, nemlendirici yağ gibi özel bakım eşyaları unutulmamalıdır. Yataklar arası mesafe varsa evde kullanılan telsiz alınabilir. Sevdiği, vakit geçirebileceği oyuncaklar, kitaplarbu çantada yer alabilir. Sinek olabilme ihtimaline karşı cibinlik, sinek önleyici likit ya da tabletler götürülebilir.Mutlaka gerekli olacak bu eşyaların yanı sıra önlem olarak da ateş ölçer, gazlı bez, yara bandı, doktor tavsiyesi ile kullanılan ilaçlar, şuruplar, pişik ve alerji kremleri alınabilir.”

“UÇAKTA BEBEKLER EMZİRİLMELİ”

Uçakla yapılacak seyahatlerde çocuğu kalkış ve iniş sırasında emzirmenin kulak basıncını dengelemeye yardımcı olacağını sözlerine ekleyen Dr. Özlen Kaya Çardak uçak ve araba yolculuklarında dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle açıkladı:

“Vaktinde doğan prematüre olmayan ve sağlıklı bebekler 3 haftalık olduktan sonra uçakla seyahat edebilir. Uçakta iniş ve kalkışlarda kulak basıncının dengelenmesi için yutkunma hareketi yapılmalıdır. Bebeklerin yutkunma yapabilmesi için uçağın iniş ve kalkışında annesini emmesi tavsiye edilir. 4 yaş üstü gibi daha büyük çocuklar ise sakız çiğneyebilir. Sakız çiğnemek de benzer bir etki ile kulak basıncını dengelemektedir. Araç içi yolculuklarda da mide bulantısının daha az olması için çocukların aracın gidiş yönüne bakması tavsiye edilebilir. Ciddi araç tutması olan çocuklara yolculuk öncesi çocuk doktorunun uygun göreceği bulantı önleyiciler önerilebilir. Yola çıkmadan en az 1 saat önce de çocuklara bir şey yedirilmemesi gerekir. Çok uzun bir araç yolculuğu ise ara ara molalar vermek çocuğu rahatlatacaktır. Yola çıkış mümkünse güneşin tam tepede olduğu öğle saatlerinde değil daha serin saatlerde yapılmalıdır. Çok sıcak hava çocuğun yolculuktan kısa sürede sıkılmasına yol açabilir.Araba içindeki hava temiz, taze tutulmaya çalışılmalıdır. Serinlik yaratmak için klima direkt soğuk olarak açılmamalıdır.”

TETANOS AŞISINA DİKKAT

Yazın tetanos aşısının daha önemli olduğunun altını çizen Dr. Çardak, sözlerini şöyle noktaladı:
“Özellikle tetanos aşısı yaz döneminde eksik bırakılmamalıdır. Tetanos aşısı ülkemizde her bebeğe 2-4-6-18. aylarda ve 4-6 yaşında yapılmaktadır. 6 yaşından sonra 5 yıl koruyuculuğu devam etmektedir ve 11-12 yaşlarında bir doz daha tetanos yapılmaktadır. Genelde 11-12 yaşlarında yapılan bu tetanos dozu unutulabilmekte ve ergenlik dönemleri risk oluşabilmektedir. Riskli bölgelere seyahat etmeyi planlayan aileler için gidilecek bölgeye göre rutin dışı özel aşılar da unutulmamalıdır. Örneğin Arabistan ve Afrika’ nın menenjit kuşağı olarak adlandırılan bazı bölgelerine seyahat edilmesi planlanıyorsa meningokoksik menenjite kaşı mutlaka yapılmalıdır. Meningokoksik menenjit aşısı ülkemiz ulusal aşı takviminde rutin olarak yer almamakla birlikte Hacca gidecekler için Sağlık Bakanlığı tarafından rutin uygulanmaktadır. Yurt dışında pek çok ülkede rutin olarak uygulanan bu aşı ülkemizde çok sayıda göçmen olması nedeniyle Arabistan veya Afrika’ya seyahat etmeseniz de yapılması tavsiye edilen aşıların başında gelir. Çocuklar için kullanılacak güneş kremleri kimyasal içermeyen mineral filtreli olarak tanımlanan kremler olmalıdır. Mineral filtreli kremler kimyasal içermez ve kumaş gibi çocuğun cildini kaplayarak güneşin zararlı etkilerinden çocukları korur. 2 yaş altında 50 faktör güneş kremleri tercih edilmelidir. Güneşe çıkmadan 20 dakika önce güneş kremleri sürülmeli ve sık sık yenilenmelidir. Güneşin dik geldiği saatlerde çocukların güneş altında kalmamasına dikkat edilmelidir.

Çocuklara güneş gözlüğü seçimi

Güneş, sağladığı avantajlarla hem evren hem de insanlar için vazgeçilmez bir enerji kaynağıdır. Ancak sağladığı sayısız yararın dışında verdiği birçok zarar ile de komplike bir durum yaratır. Bizlere düşen ise bu komplike durumun yarattığı zararları minimum seviyeye indirecek önlemleri almaktır. Güneşten ayrılarak doğaya ulaşan ve gözlerimize ciddi zararlar veren UV ışınları karşısında alacağımız en güçlü önlem ise doğru güneş gözlüğünü kullanmaktan geçiyor.

ULTRAVİYOLE IŞINLARININ GÖZLER ÜZERİNDEKİ ZARARLARI…

Güneşten dünyaya ulaşan birçok zararlı ışın var. Bunların başında ultraviyole (UV) ışınları geliyor. Uzun süre ultraviyole ışınlarına maruz kalmak cilde olduğu kadar gözler üzerinde de ciddi hasarlara yol açıyor. UV ışınlarının göz sağlığı üzerindeki etkilerini ise şöyle sıralamak mümkün;

– Göz kapağı cildine, kornea ve göz merceğine zarar verebilir.

– Göz kapaklarını kaplayan deride kanser oluşumuna sebep olabilir.

– Aynı şekilde konjonktiva tabakasında kanser oluşma riskini arttırır.

– Uzun dönemde kornea yüzeyinde bozulmalara yol açar.

– Göz merceğinin içindeki proteinlerin yapısını bozarak katarakt oluşumuna yol açabilir.

Güneş, gözler üzerinde bu kadar etkiliyken zararları karşısında alacağımız önlemler de büyük önem arz ediyor. Bu konudaki en büyük yardımcımız ise güneş gözlükleri! Doğru seçilmiş bir güneş gözlüğü ile güneşin zararlı ışınlarına karşı güçlü bir savunma oluştururken uzun vadede göz sağlığımız için de önemli bir yatırım yapmış oluruz.

PEKİ, DOĞRU BİR GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ NASIL OLMALI?

Güneş gözlüğü çoğumuz için yaz aylarının vazgeçilmezi şık bir aksesuar olarak görülse de güneş gözlüklerinin üstlendiği misyon bir aksesuardan çok daha fazlası… Uzun süre maruz kalınan ışıklardan, güneşin yaydığı ultraviyole ışınlarına kadar birçok zararlı etkene karşı bir kalkan görevi gören güneş gözlükleri bu anlamda ciddi bir görevi üstleniyor. Tam da bu yüzden güneş gözlüğü seçerken modanın sürekli değişen trendlerine göre değil sağlığınız için değişmeyen normlara göre karar vermeliyiz.

DOĞRU BİR GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ;

– EN 1836 standardına uygun olmalı ve sertifikası bulunmalı.

– UV ışınlarının yaklaşık % 95’ini süzebilecek koruyuculukta olmalıdır. Hatta birçok güneş gözlüğünün blokaj seviyesi %99- %100 seviyelere kadar çıkmaktadır. Sizin tercihiniz en yüksek blokaj seviyesine sahip güneş gözlüğünü seçmek olmalıdır.

– UV ışınlarını kıran polarize camlı olmalıdır.

– Yüz şekline tam oturmalıdır. Aksi takdirde yanlardan ışık alır ve gözlük takmanın bir anlamı kalmaz.

Çocuklar güneş gözlüğü kullanmalı mı?

Güneşin, yetişkin bireylerdeki etkisini düşününce çocuklar üzerinde yaratacağı zararları da öngörmek mümkün. Haliyle bu konuda bilinçli olmak ve gerekli önlemleri almak çocukların göz sağlığı için atlanmaması gereken önemli bir durum!

Bu anlamda yapılması gereken çocuklara küçük yaşta güneş gözlüğü takma alışkanlığı kazandırmak olacaktır. Çocuklarda güneş gözlüğü kullanımı yaşı uzman görüşlere göre değişiklik göstermektedir. Kimi uzmanlar bebeklikten itibaren kullanılmasını önerirken kimisi 2 yaşından sonra kullanmasını uygun bulmaktadır. Zira güneş gözlüğü kullanmak özellikle de çocuklar açısından belli bir sorumluluk istiyor. Oynarken hatta yürürken bile düşüp kırılması durumunda gözlere batma riski daha ciddi bir tablo ortaya çıkarıyor. Bu sebeple küçük çocuklarda güneş gözlüğü kullanımı ebeveynlerin kontrolü altında olmalıdır.

ÇOCUKLARA GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ ALIRKEN BU UNSURLARA DİKKAT!

– Alınacak gözlükte cam olarak polorize cam kullanılmalı, anti UV özelliği bulunmalı.

– Yine alınacak gözlüklerin camı organik olmalıdır. Organik camlar aynı zamanda çocuklarda şaşılık tedavisi içinde kullanılmaktadır.

– Kırılmaz cam ve çerçeveli olan gözlükler hareketli çocuklar için daha güvenli bir seçim olur.

– Camı geniş olan ve yüze tam oturan gözlükler de güvenlik açısından daha doğru bir seçimdir.

– Eğer çocuğunuz numaralı gözlük kullanıyorsa güneş gözlüğü de aynı şekilde numaralı olmalı.

– Güneş gözlüğü alırken atlanmaması gereken en önemli unsur ise süslü ya da tatlı olduğu için alacağınız sertifikasız ve kalitesiz camlı güneş gözlüklerinin tercih edilmemesi gerektiğidir.

Merak ederek gelişen çocuklar

İnsanların bir şeyi merak ettiklerinde, daha çok öğrendiklerini ve daha iyi olduklarını açıkça gösteren pek çok araştırma var. Hatta bazı araştırmalar ebeveynlerinin soru sormaya teşvik ettiği çocukların bilimde daha başarılı olma olasılıklarını ortaya koyuyor.

Merak Ederek Gelişen Çocuklar Yetiştirin

MERAK YARATICILIĞA YÖN VERİR

Küçük çocuklar doğal olarak meraklıdır. Dünyalarını keşfetmek ve hayatın nasıl işlediğini bilmek isterler. Onun bu noktada gelişimini sağlayarak doğru konulara yönlendirin, çocuğunuzun gelişimine daha fazla katkı sağlayın.

Çünkü merak, aynı zamanda yaratıcılığa yön veriyor. Yazar Elizabeth Gilbert yaratıcılığın ‘merak odaklı bir hayatın’ doğal yan ürünü olduğunu söylüyor. Meraklı bir çocuk yetiştirmek için onların sorularına dikkat edin ve yanıtlar konusunda samimi olun. Onlara gerçek ve üzerine daha fazla düşünmelerini sağlayacak yanıtlar verin. Hatta yeni sorular için ufuklarını açın. Bir yaşındaki bir çocuk her şeye “Bu nedir?” diye yaklaşıp, tat, koku gibi hislerini geliştirirken dört yaşlarına geldiklerinde konunun nedenlerini sorgulama başlar. “Neden aynı anda su içip nefes alamıyorum?, “Güneş neden sadece yazın ısıtıyor?”, “Su ısındığında neden üzerinde baloncuklar çıkıyor?”, “Bu yumurtayı yere bıraktığımda ne olacak?”, “Bu düğmeye basarsam ne olacak?” Biliyoruz bazen bu bitmeyen sorular bilgilerinize ve sabrınıza meydan okuyor. Ancak onların merakını beslemek için belki de verebileceğiniz en iyi yanıt “İyi soru. Hadi bulalım,” olabilir. Devr-i Alem Kurumsal İletişim Koordinatörü Filiz Kantekin çocuklarda merak duygusunu geliştirmek için anne ve babalara şunları öneriyor;

KEŞFEDİN;

Çocukların oyunları nasıl oynayacağıyla ilgili hiçbir yerde net kurallar yazmaz. Siz de yazmayın. Meyve suyu kutusunu ters çevirdiğinde ne olacağını merak ediyorsa sokağa çıkmasına ve bunu yapmasına izin verin. Duvarlara resim çizmek nasıl bir duygu diye merak ediyorsa odasında bir duvarı buna ayırın. Çocuğunuzun yeni oyunları kendi kendine keşfetmesine izin verin. Ona yeni bir oyuncak aldığınızda nasıl oynanacağını göstermek yerine yol gösterici olun ve kenara çekilin. Kim bilir belki de çocuğunuz o oyunun kurallarını yeniden yazacak.

BAKIN;

Bilgi çağında birçok ‘neden’ sorusunun cevabını cebimizde taşıyoruz. Fakat sorular geldiğinde hemen telefona sarılıp, yanıtı ezbere söylemek yerine önce ona “Bu konuda sen ne düşünüyorsun?” diye yönlendirin ve onun yanıtını dinleyin. Ardından konunun net açıklaması için telefonunuza danışın. Verdiği cevap üzerinden haklı olduklarını gördüklerinde konuya ilgileri ve merakları daha da çok artacaktır.

BİR UZMANA DANIŞIN;

Meraklı çocuğunuzun, bilgilerini paylaşmaya istekli uzmanlarla çevrelendiğini fark edin! Nasıl mı? Mesela sebzelerin meyvelerin oluşumuyla ilgilenen bir çocuğunuz varsa belki onu büyükannesinin bahçesine götürebilirsiniz! Burada ondan alacağı bilgiler ve gözlemler onu emin olun fazlasıyla mutlu edecektir. Arkadaşlarınız ve ailenizin ağını çocuğunuzun merakları konusunda kullanmaktan çekinmeyin. İnanın onlar da becerilerini, hobilerini ve yaşam deneyimlerini çocuğunuzla paylaşmaktan keyif alacak.

Okul öncesi göz muayenesi şart

Çocuğu okulda başarısız olan ve ders çalışmayı sevmeyen ebeveynlerin aklına göz hastalıkları olasılığının gelmesi gerektiğini belirten Mehmet Söyler, ailelerin çocuklarına özellikle okul öncesi dönemlerde düzenli göz taraması yaptırmalarının büyük önem taşıdığını vurguladı.

“Okul öncesinde 5 – 6 yaştan erken dönemde, bebek ve çocuklarda taramaların yapılması hastalıkların erken tanı ve tedavisinde çok önemli fayda sağlar. Herhangi bir göz sorunu olmasa bile çocukların her yıl düzenli göz muayenesi olması gerekir. Göz sağlığı, okul başarısını doğrudan etkiler. Gözde bir rahatsızlık olup olmadığı konusunda aileler çok bilinçli hareket etmeli. Bu konuda öğretmenlere de büyük görev düşüyor. Eğer okula başladıktan sonra çocuğunuz okula gitmek, ders çalışmak ya da ödevlerini yapmak istemezse onları tembellikle suçlamadan önce mutlaka gözlerini muayene ettirmelisiniz. Aksi takdirde ilerledikçe tedavisi mümkün olmayan ya da kalıcı hasarlara yol açabilen rahatsızlıklar oluşabilir.”

Okul öncesinde göz muayenesi çok önemli

ÇOCUKLARINIZDA BU BELİRTİLERE DİKKAT!

“Eğer çocuk tam görmüyorsa aile bunu bazen fark edemiyor. Göz tembelliği olmasa bile çocukların görme kusurlarındaki herhangi bir sorun belli olmuyor. Özellikle yakın görmeyle ilgili uğraşıları artmaya başladığı okul çağında okuma isteksizliği, çalışma isteksizliği, çabuk yorgunluk, hemen uykusu gelmesi gibi, çok sık söyledikleri baş ağrısı gibi şikayetleri olabiliyor. Görme kusurlarından kaynaklı bu tür çalışma isteksizlikleri, okula karşı bir tepki, ödev yapma yönünde bir isteksizlik, ilkokula başladıkları andan itibaren tembelliğe meyil edebiliyorlar. Bu nedenle her çocuğun okula gitmeden mutlaka göz muayenesinden geçmesi gerekir.”

“Çocuklarda en sık görülen göz hastalıkları arasında şaşılık, miyop, hipermetrop ve astigmat sayılabilir. Erken doğan yani prematüre bebeklerin ise problemleri çok daha farklı ve büyük boyutlarda olabiliyor, bu nedenle bebek ve çocuklardaki göz problemlerinin erken tanısı çok büyük önem taşıyor. Göz kayması, gözlerde titreme, göz kapağı düşüklüğü, yaşarma, çapaklanma, şişlik, bir gözü kapayarak bakma, çok yakından okuma, TV’yi yakından izleme, gözlerini kısarak bakma, satır kaçırma, parmakla takip etme, baş ağrısı, sakarlık, gözlerde kaşınma, 3 aylık olmasına rağmen bakışların odaklanamaması ve ailede göz hastalığı hikayesi varsa çocuklarda göz hastalığı olabilir. Mutlaka bir göz hastalıkları uzmanına başvurmanız gerekir.”

Yaz tatilinde çocuklar mutlaka kahvaltı yapmalı

Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, çocukların kas ve kemik gelişimi hızlı devam ettiği için tatil döneminde de sağlıklı beslenme alışkanlığının mümkün olduğunca devam etmesi gerektiğini kaydederek, “Bu noktada ebeveynlere önemli görevler düşüyor. Okul döneminde zaman bulunamayan beslenme alışkanlıklarının kazandırılması konusunda tatil avantaja çevrilebilir” dedi.

“Sabahları mutlaka kahvaltı ettirin”

Gece boyu aç kalan metabolizmanın tekrar canlanabilmesi için çocuklara mutlaka kahvaltı etmesini öneren Beslenme ve Diyet Uzmanı Gündüz, “Beyin için yeterli glikozun elde edilmesi ancak kahvaltı ile mümkün olabildiği için sabah kahvaltı yapmayan çocuklarda baş ağrısı, yorgunluk ve halsizlik problemleri görülebiliyor. Tatil boyunca çocukların kahvaltılarında en iyi protein kaynaklarından olan yumurtanın mutlaka yer bulması gerekiyor. Vitamin A, B, D, E ve çinko mineralinden de zengin olan yumurta kas ve bilişsel fonksiyonların gelişiminde de fayda sağlıyor” ifadelerini kullandı.

“Birlikte meyve salatası yapın”

Gündüz, çocukların kan şekerini dengeleyerek bir sonraki öğüne kadar tok kalabilmelerini sağlamak ve abur cubura yönelmelerini önlemek için ara öğünlere özen göstermek gerektiğinin altını çizerek, “Örneğin, beraber yapılan bir meyve salatasında anne, meyvelerin yararlarını öğreterek çocuğuna meyve yeme alışkanlığı kazandırabilir. Yoğun çalışma temposunda bu zor iken tatil bir fırsat olarak görülebilir” dedi.

“Meşrubat yerine limonata tercih edin”

Yaz aylarında sıvı tüketim ihtiyacının arttığını ifade eden Çisem Gündüz şunları söyledi:
“Susuzluğu gidermek için meşrubatlar da alternatifler arasına girebiliyor. Ancak çocuklarınızın asit ve şeker barındıran bu içecekler yerine su içmelerini sağlamalısınız. Su, vücutta minerallerin emilebilir hale gelmesi, doku ve organların çalışma fonksiyonlarının devam etmesi, vücut ısısının dengelenmesi ve cildin ihtiyacı olan nemin sağlanabilmesi açısından önem taşıyor. Yaz aylarında asitli meşrubatlar yerine evde çocuğunuzla beraber hazırlayacağınız kaliteli besin değerine sahip limonata ile fazladan kalori alınmasını engelleyerek kilo kontrolüne de yardımcı olabilirsiniz.”

“Beraber spor yapın”

Çisem Gündüz, düzenli uykunun çocukların sabah daha enerjik uyanıp güne daha zinde başlamalarına yardımcı olacağından, uyku düzenini mümkün olduğunca okul dönemindekine yakın tutmak gerektiğini söyledi. Gündüz, “Bununla birlikte tatil boyunca tüm egzersiz fırsatlarından yararlanmaya çalışın. Eğer deniz kenarında tatil yapıyorsanız çocuğunuzla hem sabah hem akşam denizinin keyfini çıkarın. Şehir hayatında kalıyorsanız da çeşitli aktiviteler ile çocuğunuzun daha aktif olmasını sağlayın. Çünkü hareketsiz yaşama alışmış çocuklarda artan kilo problemi obeziteye ve daha sonra da birçok metabolizma hastalıklarına davetiye çıkarıyor. Bunun için tatili bir fırsat olarak görün ve mutlaka çocuğunuzla beraber spor yapın” diye konuştu.

Çocukla seyahatte bunlara dikkat

Tatilin nerede geçirileceğine karar verildikten sonra planlanan yere nasıl gidileceği önemlidir. Büyük çocuklar için uzun araba ve otobüs yolculukları sorun yaratmasa da 2 yaş ve altı çocuklar içim uzun yolda ilk tercihin “uçak ” olmasında yarar vardır. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Ersin Sarı konuyla ilgili bilgilerini paylaşıyor.

HAVA YOLCULUĞU

Çocuklar ve bebekler uçaktaki basınçtan normal bir insanın etkilendiğinden daha fazla etkilenmektedir. Yolculukta uçak tercih edilmişse; orta kulak basıncını dengelemek için uçağın inişi ve kalkışı sırasında bebeklerin emzirilmesi, büyük çocuklara da sakız çiğnetilmesi faydalı olmaktadır. Bebeklerin uçağa binebilmesi için en az 7 günlük olmaları gerekmektedir. 2 yaşından küçük bebekler ise kucakta seyahat etmelidir. Uçak bileti alınırken yoğun olmayan saatler tercih edilmelidir. Ebeveynler koridor tarafındaki koltukları seçmelidir, bu durum hareket rahatlığını sağlayacaktır.

Uçuş ve yolculuk sonrası ihtiyaç duyacağınız her şeyin kabin bagajında olması gerekmektedir. Ek gıda, yedek kıyafet, alt bezi, oyuncak en önemlileri arasında sayılabilir. Eğer çocuğunuzun kulak akıntısı ya da solunum yolları rahatsızlığı varsa, yanına alması gereken ilaçlar hakkında mutlaka doktor ile görüşülmelidir.

ARABA İLE SEYAHAT

1 saatten uzun bir yolculuk yapılacaksa, bebeğinizin-çocuğunuzun sıkılmasını önleyecek ve onu rahatsız etmeyecek şekilde bazı önlemler alınması gerekir. Bunlar:

– Araba yolculuklarında termos içinde su bulundurun,
– Araba koltuğuna bebeğinizin ilgisini çekecek oyuncaklar asın,
– Eğer bebek arabada uyumuyorsa her 1-1,5 saatte bir mola verin,
– Karayolu ile yolculuk annelerin her yarım saatte bir bebeklerini emzirmeleri sağlıklı olacaktır,
– Arabadaki arka koltuklara renkli kurdeleler bağlayın,
– Arabaların camlarına gölgelik koyun,
– Yolculuk sırasında bebeğin beslenme düzenini bozmayacak şekilde yanınıza kavanoz mama ve bisküvi alın,
– Tatile çıkılmadan önce arabanın detaylı temizlenmesi, klimasının kontrol edilmesi ve toz tutmayan paspas kullanılması önemlidir.

YAZ TATİLİNDE BEBEKLERLE/ÇOCUKLARLA YOLCULUĞA ÇIKARKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

– Çocuklarla yolculuğa çıkılmadan önce mutlaka doktor kontrolü yapılmalıdır.
– Trafik kazalarından korunmak için bebek ve çocuklar arabanın arka tarafında kendi oto koltuklarında seyahat etmelidirler.
– Eğer araba ile uzun yolculuk yapılacaksa ve çocuğunuz uyumaya yakın ise uyku saatine denk gelecek şekilde yolculuğa başlanmalıdır.
– Uçakla yapılacak seyahatlerde kulak rahatsızlığı olan çocuklar mutlaka doktora götürülmelidir. Kulak enfeksiyonu olan çocukların enfeksiyonu düzelene kadar uçak ile seyahat etmemeleri gerekir. İniş ve kalkışlarda meydana gelen basınç değişikliği nedeniyle kulakta oluşabilecek rahatsızlık nedeniyle bebek emzirilmeli veya emzik verilmelidir. Daha büyük çocukların kulak rahatsızlıkları için sakın çiğnenmesi önemlidir.
– Uçak veya arabada çalışan klimalar çocuklarda sıvı kaybına neden olabileceği için mutlaka düzenli olarak sıvı alımı sağlanmalıdır.
– Çocuğun yolda sıkılmasını engellemek için sevdiği, dikkatini çekebilecek oyuncakların ve kitapların yanınızda bulunması önemlidir.

YOLCULUĞA ÇIKILMADAN ÖNCE ALINMASI GEREKENLER

– Burun tıkanıklığı için serum fizyolojik damla,
– Ateş ölçer,
– Yanık merhemi,
– Antiseptik kremler,
– Böcek ve sinek ısırığı için kullanılabilecek jel, yara bandı,
– Sivrisineklere karşı cibinlik,
– Havuzda ya da denizde çocuğun kullanması için can yeleği, şapka, plaj terliği ve güneş sütü
bavulda bulundurulması gereken en önemli eşyalardır.

Op. Dr. Mehmet Söyler, Çocuklarda miyop

Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Söyler “Göz, ışığı gerektiğinden fazla kırdığında görüntü retina denen görme tabakasının önüne düşmekte ve bundan dolayı retina üzerinde net bir görüntü sağlanamamaktadır. Miyopiyi düzeltmek için verilen gözlük camları, retina önüne düşen görüntüyü arkaya doğru iterek görüntünün retina üstüne düşmesine neden olur. Bu sayede kişi net görüntü elde eder.”

ÇOCUKLUK ÇAĞI MİYOPİSİ İLERLEYEBİLİR

“Özellikle çocukluk çağında vücudun gelişimi ile birlikte gözün ön arka çapı da büyür. Göz büyüdüğü için kullanılan gözlüğün numarası yetersiz kalır ve görüntü yine retinanın önüne düşer ve görme giderek bulanır. Verilecek yeni gözlük ile gözlüğün numarası artırılarak görüntünün yeniden retina üzerine düşürülmesi ve dolayısıyla görüntünün netleşmesi sağlanır. Belli aralarla yapılan göz muayenelerinde gözün ön arka çapının büyümesine paralel olarak gözlük numarası sürekli ayarlanarak kişinin net görmesi sağlanır.”

MİYOPİ RİSKLİ BİR GÖZ HASTALIĞIDIR

“Görmeyi bozması ve düzeltilmesi için gerekli ekonomik kaynakların yanında, miyopi, göz hastalıkları için de bir risk faktörüdür. Miyopide, glokom, katarakt ve retina dekolmanı gibi göz hastalıklarının riski artmaktadır. 4,5 miyopi ile ilişkili riskler düşük miyoplarda hatta -3 dioptrinin altında bile vardır. Miyopi arttıkça riski de artmaktadır. Miyopi, miyopik makulopatinin en önemli risk faktörüdür. Miyopik makulopati körlüğün en önemli ilk 5 nedeni arasında sayılmaktadır.”

ÇOCUKLUK ÇAĞI MİYOPİSİNİN İLERLEMESİ ENGELLENEBİLİR

Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Söyler “Miyopinin çocukluk çağındaki ilerlemesini durdurmak için çok çeşitli yöntemler denenmiştir. Bugüne kadar denenen 16 farklı yöntemin karşılaştırıldığı bir çalışmada “Düşük Doz Atropin” tedavisi ilerlemeyi engelleyebilen bir tedavi yöntemi olarak etkin bulunmuştur. Atropin ile yapılan iki büyük çalışmada ilacın miyopi gidişini durdurduğu ve/veya yavaşlattığı konusunda kesin bilgiler elde edilmiştir. Bu çalışmaların ışığında 6-12 yaş aralığında, -2 dioptriden daha yüksek miyopisi olan ve miyopisi ilerleyenlere 24 ay sürecek “Düşük Doz Atropin” tedavisi başlanabilir. Tedavi edilmeyen çocuklarda 2 yıl içinde 1.2 dioptri ilerleme görülürken tedavi edilen grupta ilerleme 0.2-0.5 dioptri arasında bulunmuştur.”

Eğer sizi de çocuğunuzda miyopi varsa ve “Düşük Doz Atropin” tedavisine uygun olup olmadığını öğrenmek istiyorsanız göz hastalıkları uzmanından destek alabilirsiniz.

Bebeklerinize güneşte dikkat edin

Avantajlı çünkü, güneşle daha fazla temas eden bebeklerin dış etkenlere dirençleri yüksek oluyor ve D vitamininden maksimum düzeyde faydalanıyor. Dezavantajlı çünkü, ciltleri çok hassas olan bebekler güneşin de etkisiyle pişik, yanık ve alerjilerle başa çıkmak zorunda kalıyor. Bebeklerin yaz aylarında hassaslaşan ciltleriyle ilgili Uzm. Dr. Hatice Deniz Yardımcı önemli açıklamalarda bulundu.

Güneşin yüzünü gösterdiği bu günlerde, bebeklerin cildi daha da hassaslaşıyor. Hassaslaşan cilt duvarı dış etkenlere karşı savunmasız oluyor ve sonuç; isilik, pişik, kızarıklık, güneş yanıkları… Bu liste uzar gider ama alacağımız küçük önlemlerle bebeklerimizi koruma altına alabiliriz.

Bebeklerde sıklıkla rastlanan cilt rahatsızlıkları:

1) Güneş ışınlarının etkisiyle oluşan yanıklar;

Bebeklerin cildinin ne kadar duyarlı ve derilerinin yetişkinlere göre epey ince olduğunu biliyoruz. Haliyle güneş ışınları, ince bir duvara sahip ciltlerinde kızarıklıklardan yanıklara kadar birçok olumsuz sonuca yol açabiliyor. Bu sebeple bebeklere güneşe çıkarmadan önce uygun bir güneş kremi ile koruma sağlamak oldukça önemli.

Peki, bebeklerimizi güneşin zararlı ışınlarından nasıl koruyabiliriz?

• 6 aydan daha küçük bebekler, sıcak çarpması riski nedeniyle doğrudan ve dolaylı güneş ışığından uzak tutulmalıdır. Özellikle, güneş ışınları en kuvvetli olduğunda, sabah 10.00 ile öğleden sonra 16.00 arasında bebeğinizi güneşe çıkarmayın.

• Bebekleri mümkün olduğunca gölgede tutun. Örnek olarak; bir ağaç, plaj şemsiyesi veya bebek arabasındaki güneş korumasının altı gibi. Ancak unutmamak gerekir ki, bu yüzeyler UVR etkisini yalnızca% 50 oranında azaltabiliyor.

• 6 aydan büyük bebeklere güneş kremi, bebeklerin giysiler ve şapka koruması dışında kalan tüm cilt bölgelerine uygulanmalıdır.

• Bebeklere terlemeyecek şekilde ince pamuklu kıyafetler giydirilmeli, mutlaka şapka takılmalıdır.

• Bebekler için güneş koruyucularında fiziksel koruma oluşturan koruyucular kullanılmalıdır. Bunlar ciltten emilim olmadan güneş ışınlarını yansıtan koruyucu görevini görürler.

2) Sinek ve böcek sokmalarına bağlı gelişen cilt lezyonları;

Yaz aylarıyla birlikte hayatımıza giren sinek ve böcekler en çok bebeklerde olumsuz sonuçlara yol açıyor. Sinek ısırığı ve böcek sokmalarına bağlı olarak ciltte kızarıklıklar meydana gelebiliyor. Buna önlem olarak kaşıntı giderici jeller ve kremler kullanılabilir. Ancak ısırılan bölgede iyileşme olması gerektiğinden uzun sürüyor ve açık yara oluşuyorsa enfeksiyon kapmasını önlemek için doktorunuza başvurun.

3) İsilik;

İsilik her yaş grubundan çocukta olmasına rağmen en çok bebeklerde görülüyor. Çünkü bebekler yetişkinlere göre daha küçük cilt gözeneklerine sahip ve bu nedenle terlediklerinde teri vücuttan atmaları daha zor. Yaz aylarıyla birlikte bebekler için tam bir baş belasına dönüşen isilik bebeklere giydirilen sıkı kıyafetlerle ve hareket sınırlamasıyla daha da artıyor.
Peki, çözüm nedir? Yapmanız gereken, bebeklerin onlara uygun şampuanla günde 2 kez yıkanması ile olabilir. Bebeğinizi doğrudan güneş ışığına maruz bırakmayın ve güneşten koruyun. Buradaki mantık da bebeğinizin derisinin ısınmadan serin kalmasıdır. Eğer ağır bir isilik durumu gözleniyorsa doktora başvurmakta fayda var.

4) Havuz ve deniz sezonun açılmasıyla ortaya çıkan cilt rahatsızlıkları;

Temiz olmayan yüzme havuzuna giren bebekler birçok enfeksiyona yakalanabilir, ciltte kaşıntı, sarı uçlu kızarıklıklar oluşabilir. Hijyene çok dikkat edilmelidir. Buna rağmen belirtiler davam ederse mutlaka bir hekime başvurulması gerekmektedir.

Çok kuru cildi olan bebeklerde havuz sonrası alerjik reaksiyonlar gelişebilir. Banyo sonrası nemlendirici kullanımı arttırılmalıdır.

Diğer bir hastalık ise havuzların yol açtığı mantarlar. Bu yüzeysel mantarlara pişiklerin artışına neden olur. Önlem olarak bebeğinizin cildini daima kuru tutmalı ve ortak kullanılan eşyaları bebeğinizde kullanmamalısınız. Mümkün olduğunca bebeklerde havuz yerine deniz tercih edilmelidir.

Prof. Dr. Ahmet Soysal, çocuklarda görülen periyodik ateş

Periyodik yüksek ateş sendromu en çok ağız içinde aft, boyunda şişlik ve faranjitin eşlik ettiği ateş ile belirti veriyor. Memorial Ataşehir\Şişli Hastanesi Çocuk Enfeksiyon Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Soysal, çocuklarda görülen periyodik ateş sendromu hakkında bilgi verdi.

ANİDEN BAŞLAYAN ATEŞE DİKKAT

Özellikle ilkokul çağına gelene kadar çocuklarda birçok hastalık görülebilmektedir. Çocuklar yılda ortalama 9 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilmekte ve bunların büyük çoğunluğu viral kaynaklı olmaktadır. Bunun yanında sık ateşli hastalık geçiren çocuklarda, özellikle ateş döngüselse periyodik ateş sendromları akla gelmelidir. Çocuklarda gerçek anlamda döngüsel ateş yapan sendromlar içinde en sık görülenlerden biri olan PFAPA sendromu; yani periyodik ateş, aftöz stomatit, faranjit ve adenit olarak tanımlanmaktadır.

Bu sendromun en belirgin özelliği döngüsel ateş ataklarıdır. Çocukta ateş aniden başlamakta, 38.9-41 derece arasında seyretmekte, 3-6 gün arasında görülen ateş genellikle 7 günden uzun sürmemekte ve kimi zaman aniden düzelmektedir. Ateş döngüsü 26-30 gün arasında değişmekle birlikte ortalama 28 gün de bir olmakta ve yılda ortalama 11-12 ateş atağı gözlenmektedir. Bu tabloda çocuk sağlıklı görünmesinin yanı sıra normal büyüme ve gelişimini de sürdürmektedir. Ateşle birlikte çocuklarda ağız içinde aftöz ülserler görülebilmektedir. Kesin bir laboratuvar tanısı olmasa da klinik olarak teşhis konulmakta ve en az üç ateş atağının belgelenmesi gerekir.

4-8 YIL SÜREBİLİYOR

Ateş atağının steroid tedavisine yanıt vermesi bir tanı kriteri olarak kabul edilmektedir. Bu hastaların boğaz kültürlerinde genellikle beta-hemolitik streptokok mikrobu üremesi olmaz, üreme varlığı ise bu sendromun olmadığı anlamına gelmemelidir. En az 3 ateş atağı (7 günden kısa, düzenli ve periyodik), faranjit ve ağrılı boğaz şişliği ya da ağız içinde aftöz ülser, normal büyüme ve gelişmesi olan, ateş atakları arasında sağlıklı görünen çocuk varlığı ile tek doz steroid tedavisi sonucu semptomların düzelmesi gibi durumların varlığında PFAPA’nın düşünülmesi gerekir. Ateş atakları ortalama 4-8 yıl sürmekle birlikte çocuk büyüdükçe sıklığı azalıyor ve daha sonra kendiliğinden düzeliyor.

ATAKLAR KONTROL ALTINA ALINABİLİYOR

Hastalığın kesin bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Ataklarının tedavisinde steroid kullanılmaktadır. Tek doz steroid uygulaması ateş ve faranjit bulgularını düzeltse de, bir sonraki ateş atağını önlemez. Tedavide kullanılan diğer ilaç grupları kolşisin ve simetidindir. Bazı olgularda bademciklerin alınması da atakları önleyebilmektedir.

Bu rahatsızlık, çocuklarda periyodik ateş sendromları içinde sayılan Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF) ile karıştırılabilmektedir. FMF genellikle daha büyük yaşlarda ortaya çıkmakta ve ataklar düzensiz aralıklarla gerçekleşmektedir. Ateş 38-40 derece arasında değişmekle birlikte, 12-36 saat devam edip kendiliğinden düşmektedir. Özellikle karın ağrısının eşlik ettiği ateşin yanında göğüs ve eklem ağrıları da görülebilir. Ataklar arasında çocuk sağlıklı görünmektedir. Genetik geçiş bulunduğu için ailede benzer şikayetleri olan kişiler de olabilir. Aileci Akdeniz Ateşinin bu rahatsızlıktan farklı olarak mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde vücutta amiloid birikimine bağlı olarak başta böbrek olmak üzere diğer iç organlarda da hasar meydana gelebilir.

Çocuğunuzla tatil yapmanın püf noktası

Güneşli geçen günlerde bol miktarda tüketilen dondurma, açık büfeli akşam yemekleri ve uzun süre susuz kalınması, çocuklarda bazı önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor.
Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Erkan Uçlar, sağlıklı bir yaz tatili için ebeveynlerin dikkat etmesi gerekenleri anlattı.

İSİLİĞİ ÖNLEMEK İÇİN BOL SU İÇİRİN

Çevre ısısı arttıkça, deriden ter salgılanması da fazlalaşır ve su kaybı sonucu susama hissi doğar. Su alımı ile vücudun normal sıcaklığı koruma altında tutulmaya çalışılır. Bu dengeyi bozan aşırı sıcaklık hallerinde, ter bezleri kanalları tıkanır ve halk arasında ‘isilik’ adı verilen boyun, omuzlarda daha sık olmak üzere vücudun daha fazla terleyen bölgelerinde küçük kırmızı ve kaşıntılı cilt lezyonları belirir. Bunu önlemek için çocuğa düzenli ılık suyla banyo yaptırılması önerilir.

AÇIK TENLİ VE RENKLİ GÖZLÜ İSE DİKKAT

Sarışın, renkli gözlü ve beyaz tenli çocuklar, güneş ışınlarından çok daha fazla etkilendikleri için ailelerin daha dikkatli olması gerekir. Güneş yanığı eğer sadece deride kızarıklık ve ağrı hissi ile kendisini gösteriyorsa bu birinci derece bir yanıktır. 24-48 saat kadar ağrı, deride gerilme, yanma hissi devam eder. Tedavide deriyi nemli tutacak kremler ve ağrıyı kesecek şuruplar kullanılabilir. Deride kabarma ve içi su dolu kesecikler varsa artık ikinci derece yanık söz konusudur. Bu durumda bir doktora başvurulması ve özel yanık pansumanlarının yapılması gerekir.

SEBZE VE MEYVELARİ BOL SU İLE YIKAYIN

Yaz aylarında su ve besin hijyeni, en çok üzerinde durulması gereken konulardan biridir. Piknikte ya da plajda kaynağı bilinmeyen açık suların ve bunlarla yapılmış buzların kullanılması, bu sularla yıkanan sebze, meyvelerin tüketilmesi; kusma, ishal ve sıvı kaybı ile seyreden hastalıklara neden olabilir. Eğer çocukta bu şikayetler varsa gıda zehirlenmesi düşünülerek yenilen yiyeceklerin sorgulanması ve gerekli tetkiklerin yapılması önerilir.

Çocuğunuz için havuz yerine deniz daha sağlıklı bir seçenektir
Hijyen tedbirleri alınsa da havuzlardan hepatit A, cilt mantarı, üriner enfeksiyon, dış kulak yolu enfeksiyonu, konjonktivit gibi hastalıkların bulaşması mümkün olabilmektedir. Bu nedenle deniz çocuklar için daha sağlıklıdır. Deniz ya da havuzdan çıktıktan sonra çocukların mutlaka duş alması, havuza girmeden önce ayaklarının mantara karşı özel solüsyonlu sularla yıkanması, yüzücü gözlüğü ve kulak tıpası kullanması önemlidir.

Sağlıklı bir yaz tatili için bunlara dikkat edin;

Güneş çarpmalarından korunmak için; güneş ışınlarının dik geldiği 10.00- 16.00 saatleri arasında çocuğunuzu açık havaya mümkün olduğunca çıkarmayın
İnce, pamuklu, bol ve açık renkli giysiler tercih edin
Çocuğunuzun bol sıvı tüketmesini sağlayın
Çocuğunuz için en az 30 koruma faktörlü, koruyucu güneş kremi kullanın
Güneş kremini güneşe çıkmadan en az 20 dk önce sürün ve 2 saate bir yenileyin
Güneş kremini sadece havuz ve deniz etkinliklerinde değil, açık hava oyunlarında da kullanmasını sağlayın
İçme suları ve tüketilen bazı besinler gerekli hijyenik koşullar sağlanmadığında mide ve bağırsak enfeksiyonlarına neden olabilir. Bu yüzden içme suyunun ve yiyeceklerin yıkandığı suların temiz kaynaklardan elde edilmiş olmasına özen gösterin
Çocuğunuza dışarıda bekletilen yiyeceklerin satın alınmaması ve ambalajlı ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini tembihleyin
Çocuğunuza açıkta satılan dondurma yedirmeyin
Özellikle sütlü, kremalı, mayonezli ve etli yiyecekler, uzun süre açıkta bırakıldığında sıcağın etkisiyle çoğalan bakterilerin neden olduğu gıda zehirlenmelerine neden olabileceği için; tam pansiyon otellerde açık büfelerde sunulan yiyecekleri dikkatli tüketmeye özen gösterin.

ishal olan bebeğe ne yapılmalı

Anne sütü alan bebekler, anne sütünün içinde bulunan maddeler nedeniyle enfeksiyonlara karşı daha dirençlidir. Bu nedenle bebek ishalken de emzirilmeye devam edilmelidir

Yaz aylarında çocukları pek çok hastalıktan korumak şart. Yazın özellikle mide bağırsak enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, güneş yanıkları, ishallerin en sık olarak karşılaşılan sorunlar olduğunu söyleyen Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Seza Baykan, çocuklarda sıklıkla görülen yaz hastalıkları ve tedavilerini anlattı…

SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONU

Dünya Sağlık Örgütü istatistiklerine göre 5 yaş altı yıllık tüm çocuk ölümlerinin yüzde 70’i, enfeksiyon hastalıkları kaynaklıdır ve büyük çoğunluğu önlenebilir enfeksiyonlardır. Çocuklarda en sık rastlanan enfeksiyon hastalığı, akut solunum yolları enfeksiyonlarıdır. Üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE) ve alt solunum yolu enfeksiyonları (ASYE) olarak ikiye ayrılırlar.
Virüsler üst solunum yolu nedeni
Üst solunum yolu enfeksiyonları etkenleri sıklıkla virüslerdir ve genellikle hastalık kendiliğinden düzelir. Krup sendromları, akut bronşit, akut bronşiolit ve zatürre; alt solunum yolu enfeksiyonlarıdır ve genellikle hastanede yatarak tedavi gerektirebilir. Orta kulak iltihapları genellikle bir üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben ortaya çıkar.

İSHALE DİKKAT!

Yaz aylarında anne-babalar en çok çocuk ishallerinden dert yanar. Başta rotavirüsler ve enterovirüsler olmak üzere viral gastroenteritler yaz aylarında sıklıkla salgınlar yapar. Akut ishal, en çok 0-5 yaş grubu çocuklarda görülür ve tüm dünyada ilk 2 yaş içerisindeki çocuk ölümlerinde ilk sırada yer alır. Yaz aylarında ısı artışına bağlı olarak su tüketimi ve beraberinde mikroplu su içme riski de artar. Bunun yanı sıra sıcakta besinlerin saklanma koşullarına bağlı olarak bakterilerin üreme hızı ve ürettikleri toksinlerde artış olur. Ayrıca deniz ve havuz suları da bulaşmanın kaynağı olabilir; çok dikkatli olmak gerekir.
Kusma ve ateş varsa hemen doktora!
İshal, dışkılama sayısının artması ve dışkı kıvamının yumuşamasıdır. İshalle birlikte vücutta sıvı kaybı oluşacağından özellikle bebeklerde ve küçük çocuklarda hayati tehlikeye neden olabilir. Sıvı kaybının başlıca belirtileri ağız ve dil kuruluğu, susuzluk hissi, uykuya meyil, gözyaşında azalma, göz kürelerinin içeri çökmesi, nabızda hızlanma, el ve ayaklarda soğukluk, idrar miktarında azalma, solunum sayısının artması ve dalgınlıktır. İshale kusma ve ateş eşlik ediyorsa bu durum sıvı kaybını artıracağından derhal doktora başvurulmalıdır.
İshal geçene kadar yağsız ve posasız beslenmeli
Tedavide temel prensip kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konmasıdır. Çocuk eğer kusmuyorsa, sıvı kaybı hafif veya orta derecede ise bol sıvı alması sağlanmalıdır. Oral replasman sıvıları bu amaçla kullanılabilir. Bağırsak florasını düzenleyici probiyotik içeren tozlar verilmesi önerilir. İshal kesici ilaçlar kesinlikle kullanılmamalıdır. Virüslere bağlı ishallerde hastalık kendiliğinden geçer. Bakteri ve parazit kaynaklı ishallerde etkene yönelik antibiyotikler kullanılır. İshal düzelene kadar yağsız ve posasız gıdalar alınmalıdır. Meyve olarak şeftali ve muz, katı yiyeceklerden yağsız makarna ve pirinç pilavı, haşlanmış patates ve patates püresi, haşlanmış yağsız et ve tavuk yenilebilir. Vücuttaki sıvı kaybının ağır olduğu ya da çocuğun kusma nedeniyle sıvı alamadığı durumlarda tedavinin hastaneye yatırılarak yapılması gerekir.
Anne sütünü kesmeyin
Anne sütü alan bebekler anne sütünün içinde bulunan maddeler nedeniyle ishale neden olan enfeksiyonlara karşı, anne sütü almayanlara oranla daha dirençlidir ve daha çabuk iyileşirler. Bu nedenle ishalde anne sütü kesilmemeli, sık sık emzirmeye devam edilmelidir. İshalden korunmak için eller sıkça yıkanmalı, mama yiyen bebekler için sular ve biberonlar kaynatılmalı, musluk suyu ve kaynağı bilinmeyen sular tüketilmemeli, çiğ sebze ve meyveler iyice yıkanmalı, yiyecekler buzdolabında saklanmalı, ishalli bireylerle temastan ve aynı eşyaları kullanmaktan kaçınılmalıdır.

GÜNEŞ–SICAK ÇARPMASI

Uzun saatler güneşe ve sıcağa mazur kalma neticesinde oluşan bir tablodur. Çocuklar ve yaşlılar riskli grubu oluşturur. Sık rastlanan formu, kas krampları (karın, kol ve bacak kaslarında ağrı ve spazm) şeklinde kendini gösterir. Bunun dışında terleme, soluk-nemli cilt, bulantı-kusma, baş ağrısı, halsizlik- bitkinlik, bayılma, kalp atım sayısının artması, sık nefes alma, yüksek ateş, huzursuzluk, bilinç bulanıklığı, havale, zayıf nabız gibi belirtiler görülebilir.
Düz yatırıp ayakları hafifçe kaldırın
Yapılacak ilk şey, çocuğu serin ve hava akımı iyi olan bir yere almak ve üzerindeki giysileri çıkarmaktır. Çocuk düz yatırılmalı, ayaklar hafif havaya kaldırılmalı, ciltten buharlaşma sağlanacak şekilde soğutulmalıdır. Bilinç açık ise bol su ve tuzlu içecekler içirilmeli, bilinç kapalı ise hasta en kısa sürede hastaneye ulaştırılmalıdır.

GÜNEŞ YANIKLARI

Hepimiz güneşten korunmak için önlemlerimizi alıyoruz. Ancak bazen ihmaller ya da dalgınlıklar nedeniyle istenmeyen güneş yanıkları oluşabiliyor. Böyle bir durum karşısında ilk iş, serin veya soğuk bir duş almak olmalı. Duş esnasında cildin daha fazla kurumasına engel olmak için sabun kullanılmamalı. Sonrasında henüz vücut ıslakken iyi bir nemlendirici ile nemlendirilmeli. Kullanılan nemlendiricinin yağ bazlı olmamasına dikkat edilmelidir çünkü bu tip nemlendiriciler vücut ısısını içeride hapsederek şikayetlerde artışa neden olabilir. Nemlendirme işlemi belli aralıklarla tekrar edilmelidir. Aloevera ya da yüzde 1 oranında kortizon içeren kremler de rahatlatıcı olabilir. İbuprofen vb non steroid bir antienflamatuar şikayetlerin şiddetini azaltmakta faydalıdır. Bol bol su tüketin. Hasarlı cildin daha fazla tahrişini önlemek için bol, ince, yumuşak ve havadar bir giysi tercih edin.

BÖCEK VE SİNEK ISIRMALARI

Böcek ısırıkları ve arı-örümcek vs. sokmaları genellikle doktor ziyaretine gerek kalmadan kendiliğinden iyi olur. Buna rağmen kaşıntıyı azaltmak ve enfeksiyonu önlemek için kişinin alabileceği birtakım önlemler vardır:
Mümkün olduğunca sakin olunmalı ve az hareket edilmeli. Çünkü hareket zehirin vücuda yayılımını hızlandırır.
Arı sokmuşsa iğnenin ciltte kalıp kalmadığı kontrol edilmeli, kaldıysa çıkartılmalıdır.
Kol veya bacakta sokma oluşmuşsa o uzuv aşağı sarkıtılmak suretiyle zehirin yayılması azaltılmalıdır. Birkaç saat sonra sokma yerinde şişlik artarsa o zaman uzuv yukarı kaldırılabilir.
Zehirli akreplerin yaşadığı bölgelerde akrep sokması olmuşsa, mutlaka antidot olarak akrep serumu yapılmalıdır.
Sokmanın veya ısırığın olduğu bölgeye ilk altı saat, her saat başı buz kalıbı veya soğuk-ıslak kompres uygulanmalıdır. Buz direkt cilde değdirilmemeli, araya bir bez vs. konulmalıdır.