Op. Dr. Selvi,göz hastalıklarından korunma

Op. Dr. Selvi, yaptığı yazılı açıklamada, genel sağlığın korunmasında olduğu gibi göz sağlığının korunmasında da besinlerin çok önemli olduğuna işaret etti.

Bilinçli ve doğru beslenmenin çeşitli göz hastalıklarının gelişimini ve ilerlemesini önleyebileceğini vurgulayan Selvi, katarakt, sarı nokta, göz kuruluğu gibi çeşitli göz hastalıklarının koruyucu tedavisinde tüketilmesi gereken besinlere ilişkin bilgiler verdi.

Cem Selvi, “Omega 3, selenyum, zeaksantin, lutein, çinko ve A, C, E vitaminlerini göz sağlığımızı koruyan kahramanlar olarak adlandırabiliriz. Bu vitamin ve minarelleri içeren besinleri tüketmek görme yeteneğini ve görme keskinliğini korur. Ayrıca makula dejenerasyonu olarak bilinen sarı nokta hastalığı, katarakt, göz kuruluğu gibi hastalıkların gelişme riskini azaltır.” değerlendirmesinde bulundu.

Op. Dr. Selvi, sağlıklı gözler için bol su tüketilmesi ve kahve, çay gibi kafein içeren sıvı tüketiminde aşırıya kaçılmaması tavsiyesinde bulunarak, ayrıca sigaranın genel sağlığın ve gözlerin en büyük düşmanı olduğunun unutulmaması gerektiğinin altını çizdi.


Yazın gözlerimizi bunlar bozuyor

Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Berna Özkan “Yaz aylarında dış etkenler bazı göz hastalıklarının oluşmasına bazılarının da şiddetinin artmasına neden olurlar. Bu dış etkenlerden korunmanın basit ve etkili yöntemleri var. Oluşabilecek göz rahatsızlıklarının farkında olmak ve onlardan kaçınmak oldukça önemli. Önleyemediğimiz durumlarda ise çok gecikmeden göz doktoruna başvurmak, ‘geçer’ diye beklememek gerekir. Zira küçük bir ihmal, ileride ciddi görme kayıplarına bile neden olabilir ” diyor. Doç. Dr. Berna Özkan, gözlerimizde yazın kapıyı en sık çalan tehlikeleri ve alınabilecek önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Enfeksiyonlara dikkat!

Plaj, piknik ve kamp yerleri gerekli hijyen sağlanamazsa keyfinize gölge düşürebilir. Örneğin; kirli elle göze dokunmak gözlerin mikrop kapmasına kolayca yol açabildiğinden, ellerinizi olabildiğince temiz tutun. Çocuklar kendi temizliklerini sağlamada daha deneyimsiz olduklarından göz enfeksiyonuna daha sık maruz kalıyorlar. Bu nedenle çocuklara da el temizleme alışkanlığı kazandırmak önemli.

Kontakt lens ihmali

Kontakt lenslerin dikkatsiz kullanımı yazın göz enfeksiyonlarını artırıyor. Kontakt lensi takıp çıkarmadan önce ellerinizi yıkayın. Lens solüsyonlarını ve lens kutularını mutlaka temiz bir şekilde saklayın. Tatilde en uygunu günlük lens kullanmak. Kontakt lens ile havuza girmek olası enfeksiyon ajanlarının lense yapışarak göze bulaşmasını kolaylaştıracağından deniz ve havuza lens yerine numaralı yüzücü gözlüğü ile girin.

Klor

Yaz aylarında yaptığımız aktiviteler göz travmaları riskini artırırken, en sık yaşanan travma, havuzlara hijyen için konulan klordan kaynaklanıyor. Kimyasal bir ajan olan klor, gözümüze zarar verebildiğinden mutlaka havuzda yüzücü gözlüğü kullanın.

Kum ve toz kaçması

Özellikle plaj ve kırsal alanlarda gözümüze sıkça kaçabilen kum, toz veya otlar da önemli risk unsurları. Gözünüze kaçan yabancı cisim görülüyorsa bir gözyaşı damlasıyla gözlerinizi yıkayıp cismin dışarı çıkmasını sağlayabilirsiniz. Ama görülmüyorsa göz doktoruna görünmelisiniz. Zira yabancı cisim korneayı çizerek enfeksiyona hatta kalıcı hasara yol açabilir.

Göze gelen darbeler

Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Berna Özkan “Açık havada yapılan sporlar sırasında gözümüz direkt top, dirsek, diz gibi dış etkenler nedeniyle travmaya uğrayabilir. Bu travmalar gözün ciddi şekilde parçalanmasına, retina yırtıklarına, göz içi kanamalarına ve ödemine neden olabilir. O an önemsenmeyen bir darbe, ileride körlüğe bile yol açabilir. Koruyucu bir spor gözlüğü takmak bu riskleri azaltmak açısından faydalıdır” diyor.

Güneş ışınları

Güneşteki ultraviyole ışık gözümüze doğrudan zarar verirken, batma ve yanmanın yanı sıra katarakt ve retina hastalıklarına da yol açabiliyor. Özellikle 10:00-14:00 arası güneş ışınlarından uzak kalınmalı. Geniş siperlikli şapka ile hem yetişkinler hem de çocuklar için ultraviyole koruması olan güneş gözlüğü kullanmak şart. Cezbedici görüntüsü olan ama ultraviyole koruması olmayan güneş gözlükleri zarar verebiliyor.

Alerji

Yazın havada daha fazla bulunan toz ve polenler alerjiyi tetikleyerek gözde kaşıntı ve sulanmaya neden oluyor. Alerjiye karşı en etkili önlem, alerjiye yol açan etkeni tespit ederek ondan kaçınmak. Alerji göz kapaklarında akut olarak geliştiğinde soğuk kompres uygulayarak rahatlatabilir ve oluşan ödemi azaltabilirsiniz. Eğer alerjiye bağlı şikayetleriniz devam ediyorsa ya da alerji kapaklarda değil gözde ise, göz doktorunuzun önereceği alerji ilacı kullanabilirsiniz.

Klima

Yazın güneşli veya klimalı ortamlarda gözyaşı normalden fazla buharlaşarak gözde kuruma, batma ve yanmaya hatta göz yüzeyinin zarar görmesine yol açabildiğinden en basit önlem; gözlerimizi daha sık kırparak daha sık nemlendirmek. Klimalı ortamda havayı nemlendirici cihaz da kullanabilirsiniz. Bunlara rağmen sorun devam ederse göz hekimine danışarak suni gözyaşı damlası kullanabilirsiniz ancak yeterli gelmezse daha yoğun bir tedavi gerekebilir.

Göz kapağında cilt kanseri!

Doç. Dr. Berna Özkan “Pek çoğumuz ‘gözümüze kaçar’ endişesi ile göz kapaklarına göz kremi sürmüyoruz. Oysa gözümüzün çevresindeki cilt çok daha hassastır. Güneşin ultraviyole ışınlarına maruz kalmak göz kapaklarında cilt kanseri riskini yüzün geri kalanına oranla çok daha fazla artırır. Bu nedenle göz kapaklarımızı da koruyuculuğu yüksek bir güneş kremi ile mutlaka korumalıyız. Kremin gözümüze teması halinde hemen bol suyla yüzümüzü yıkamayı ihmal etmemeliyiz” diyor.

Göz için faydalı besinleri almayı unutmayın

Araştırmalar; luteinin, güneşin gözlerde sebep olduğu sarı nokta hastalığına iyi geldiğini gösteriyor. Sebzeleri zeytinyağı ile tüketmek, lutein etkisini artırıyor

Göz, tüm yaşama yakından etki eden en önemli organlardan biridir. Olması gerektiği gibi gören gözleriniz varsa, bu organın işleyişindeki mucizeleri fark etmeden yaşamaya devam edersiniz. Oysa göz, sahip olduğu sistemin mükemmelliği oranında hassastır da. Ona gereken özeni göstermeli ve onu beslemelisiniz. Yediğiniz gıdalardan, gözlük ve lens seçimine kadar sayısız faktör göz sağlığınızı etkiler. Göz sağlığımızı etkileyen bir diğer faktör ise yüksek kolesterol, tiroit problemleri, diyabet, retinal migren ve göz kuruluğu gibi hastalıklardır.

DÜZENLİ MUAYENE ŞART

YÜKSEK KOLESTEROL: Bu hastalığı olan bireylerin sık şikayet ettiği konulardan biri de göze perde inmesidir. Halk arasında yarı görememe ya da bulanık görme gibi durumlar ile açıklanmaya çalışılan göz perdesi, ciddiye alınması gereken bir rahatsızlıktır. Yüksek kolesterol hastalığı, görme kaybına neden olabilir. Şiddetli göz ağrısı, parlak ışığa bakamama, gözlerde sarı lekelerin oluşumu gibi semptomlar, yine yüksek kolesterol hastalığı ile ilişkili olabilmektedir.
TİROİT PROBLEMLERİ: Tiroidiniz boynunuzda kelebek şeklinde bir organdır. Büyümenizi ve metabolizmanızı düzenleyen bazı hormonları kontrol eder. Tiroidin düzgün çalışmaması, göz kaslarınızın şişmesine neden olabilir. Tiroide bağlı göz rahatsızlıklarında göz, olduğundan daha şiş görünebilmektedir. Şişliğin devam etmesi halinde, göz kapakları geri çekilir ve kurumayla birlikte gözde ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.
DİYABET: Herhangi bir göz rahatsızlığınız olmasa da, düzenli olarak göz muayenesi yaptırmak önemlidir. Özellikle şeker hastası ya da risk altındaysanız göz muayenesi şarttır. Diyabet hastalığı, gözün merkezi görüşünü kontrol eden retinayı etkileyerek makula bölgesinin şişmesine neden olabilir. Yapılan araştırmalar sonucu diyabetli kişilerde, yüzde 40 oranında göz tansiyonu, yüzde 60 oranında katarakt hastalığı gözlenmiştir. Diyabet, gözlerin ışığa duyarlı bölümünü etkileyen bir hastalıktır. Dolayısıyla diyabet hastaları diyabetik retinopati riskine karşı dikkatli olmalıdır.
RETİNAL MİGREN: Görüşünüzde geçici kör noktalar varsa göz migreni yaşıyor olabilirsiniz. Bu, baş ağrısı gibi bir migren değildir. Retinal migren, görüntüde scotomas adı verilen ‘boş noktalara’ neden olur. Bu durum birkaç dakika sürebilir ya da anlık meydana gelebilir. Bağ ağrısı, bulanık görme, göz dinlendirme ihtiyacı, diğer semptomlar arasındadır. Göz kontrolü ve daha detaylı muayene gerekebilir.

C VİTAMİNİ KATARAKTI ÖNLÜYOR

A vitaminin göz sağlığı açısından mucizevi etkileri vardır. Görme kalitesini artırır, korneayı korur, göz bebeği yüzeyini parlaklaştırır ve gece körlüğü, glokom, katarakt, yaşa bağlı makula dejenerasyonu gibi göz hastalıklarının etkilerini en aza indirir. Çocukluğumuzdan beri hepimizin duyduğu bir şey vardır ki o da havuç yemenin gözlerimize iyi geleceğidir. Evet, doğru! Havuç, içerdiği A vitamini oranı sebebiyle göz sağlığınızı korumaya yardımcı olabilir. A vitamini sadece havuçta mı var? Tabii ki hayır! Ispanak, dolmalık biber, tatlı patates ve yumurta da A vitamini açısından zengin gıdalar arasında yer alır.
C vitamininin göz sağlığı üzerindeki etkileri de azımsanmayacak ölçüde değerli. Araştırmalar; C vitaminin, katarakt oluşumu riskini azalttığını gösterdi. Bilindiği gibi katarakt yaşa bağlı gelişen bir göz hastalığıdır. Bu sebeple özellikle 40 yaşından sonra C vitamininden zengin beslenmek gerekir. C vitamini denildiğinde akla ilk portakal ve limon gelir. Bunların yanında yeşil biber, çilek ve yeşil yapraklı sebzeler de C vitamini yönünden zengindir.
İlerleyen yaş ve korunmasız halde maruz kalınan güneş ışınlarının sebep olduğu yaşa bağlı sarı nokta hastalığı, okuma güçlüğü ile başlayıp ilerlemesiyle birlikte nesneleri çarpık ve dalgalı görmeye kadar gidebilen bir göz hastalığıdır. Araştırmalar; bu hastalığın etkilerini azaltmanın mümkün olduğunu gösterdi. Bu aşamada devreye giren mucizenin adı, lutein. Luteinin etkisinin; A, C vitaminleri, çinko ve selenyum ile birlikte alındığında arttığı da biliniyor. Ispanak, brokoli gibi koyu yeşil sebzelerde bolca bulunan lutein, avokadoda da var. Öte yandan araştırmalar, koyu yeşil sebzeleri az miktarda zeytinyağı ile tüketmenin lutein etkisini artırdığını da gösteriyor.

KURULUĞA KARŞI HER GÜN EN AZ BEŞ SAAT UYUYUN

Kuru göz, gözün yeteri kadar gözyaşı üretememesi sonucu ortaya çıkan nem eksikliğinden meydana gelir. Ulusal Göz Enstitüsü’nün yaptığı araştırmalara göre; özellikle kadınlarda, menopozdan sonra göz kuruluğu ortaya çıkmaktadır. Yaşın ilerlemesiyle birlikte gözler daha az gözyaşı üretir. Göz nemliliği için uygun ortamın sağlanamaması gözde yanma, batma, kaşıntı, kızarıklık, çizilme ve yırtılma gibi rahatsızlıklara neden olur. Bilgisayar başında sık vakit geçirme, çevresel faktörlerin yanı sıra; kontakt lens kullanımı, göz ameliyatı, kalp, ülser, kemoterapi ilaçları da göz kuruluğuna neden olabilmektedir. İşte kuru göz tedavisinde yardımcı olacak öneriler;
Sıcak kompres: Gözlerinizin kuruması halinde, günde iki veya üç kez 5-10 dakika boyunca göz kapaklarınıza temiz, ılık ve nemli bir kompres yerleştirmeyi deneyin. Nemli ısı, kuru gözleri yatıştırır ve gözyaşını uyarıp iyileştirir.
Bilgisayar molası: Bütün gün bilgisayar başında olmak gözlerinizde problem yaratabilir. Bilgisayar başında geçirdiğiniz her saat, bir dakika bir ara verin.

OMEGA 3 DESTEĞİ
Klimadan kaçının: Gözlerinize sıcak veya soğuk havanın doğrudan teması, kuruluğa neden olabilir. Evde ve iş yerinde kullandığınız havalandırmanın gözünüze direkt temas etmesine önleyin.
Sigara kullanmayın: Sigara dumanı, gözdeki kan damarlarının daralmasına neden olur; bu da göz yüzeyini kurutur.
Balık tüketin: Balıkta bulunan Omega- 3 yağlarının, hafıza kaybını önleme, yaşlanmayı geciktirme, kalp ve kolesterol dostu olma gibi sağlığa pek çok faydası bulunur. Bu yağlar, vücuttaki iltihaplanmaları önler ve kuruluğu giderir.
Uykunuzu alın: Gözleriniz, her gece minimum beş saat dinlenmeli. Araştırmalar; az uyumanın, göz spazmlarının başlıca sebepleri arasında yer aldığını gösteriyor.

Gözlerinizi ovalamayın

Gözün ön tabakası olan korneanın merkezinin incelip sivrileşmesi sonucu ortaya çıkan keratokonus, ergenlik çağıyla başlıyor ama 20’li yaşlarda fark ediliyor.
Hastalığın 20-40 yaşları arasında ilerlediğine dikkat çeken Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Ocak, erken tanı ve tedavinin, ileride ortaya çıkabilecek ciddi görme sorunlarının önlenmesi açısından büyük önem taşıdığını vurguladı, keratokonusun belirtilerini şöyle sıraladı:
Gözde sürekli alerji veya kaşıntı olması (hafif göz irritasyonu), Devamlı ilerleyen miyopi ve astigmatın olması, Gözlüğe rağmen net görememek, Işığa hassasiyetin artması, Göz kamaşması.
SÜREKLİ GÖZLERİNİZİ OVALAMAYIN!
Hastalığın toplumda 2 bin kişiden birinde görüldüğünü kaydeden Dr. Ocak, keratokonus hastalığının ortaya çıkmasında genetik yatkınlığın en önemli etken olduğunu belirtti, “Özellikle çocukluk çağında vernal (bahar) konjuktiviti geçiren ve gözünü ovuşturarak kaşıyan çocuklarda keratokonus görülme sıklığı fazladır. Alerjik zemin ve sık göz ovalamak hastalık riskini artırıyor” dedi.

Göz tansiyonunu önemseyin

Toplumda bazı kesimlerce göz tansiyonu, bazı kesimler tarafından ise karasu olarak adlandırılan glokom, görme sinirini zedeleyerek ilerleyen önemli bir göz hastalığı. Görme sinirlerine verdiği zararla görme kaybına yol açan glokom, dünya üzerinde milyonlarca insanı etkisi altına almış durumda. Herhangi bir belirti göstermeyen hastalık, yalnızca dikkatli bir göz muayenesi ile teşhis edilebiliyor.
Glokom tedavisinin, hastalık teşhis edilene kadar deforme olan görme hücrelerini tekrar canlandıramadığını belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Hasan Küçükşahin, planlanan tedavinin, sağlam kalan sinir hücrelerini korumaya yönelik olduğunu söyledi.
“Bu nedenle hastalık ne kadar erken teşhis edilirse görme sinir lifi ve hücreleri de o kadar tahrip olmaktan kurtarılabiliyor” diyen Küçükşahin, hastalığın belirtileri hakkında şunları söyledi: “Sabahları şiddetli baş ağrısı, bazı zamanlarda bulanık görme, ışıkların çevresinde harelerin görülmesi, televizyon izlerken ya da dijital ekranlar başında vakit geçirirken göz çevresinde ağrı hissedilmesi gibi belirtiler görülürse glokomdan şüphelenilebilir.”
GLOKOMDA EN HIZLI TANI YÖNTEMİ GÖZ TANSİYONU ÖLÇÜMÜDÜR
Glokom tanısı için çeşitli yöntemler kullanılabiliyor. Ancak en kolay ve en hızlı sonuç alınabileni göz tansiyonu ölçümü. Bu ölçüm, uzmanlara kişilerin glokom riski taşıyıp taşımadığı konusunda mühim ipuçları verebiliyor. Bu nedenle göz tansiyonu ölçümünün rutin olarak tekrarlanması öneriliyor.
Normal bir göz tansiyonunun, 10-20 mmHg aralığında olduğunu belirten Dr. Küçükşahin, “Bu tansiyon, kişinin görme sinirlerinde basınç oluşturmayan bir değerdir. Ancak bu değer, bazen normal sayılırken bazen de aksi kabul edilebiliyor. Göz tansiyonu ölçülürken bazı durumlarda yüksek bir değer tespit edilebiliyor. Fakat alınan bu değerin, kişinin glokom hastası olduğu sonucunu vermeyeceği bilinmelidir. Ancak görme sinirinin zarar gördüğü durumlarda glokomdan söz edilebilir” bilgisini verdi.
GLOKOM GÖRME SİNİRİ BAŞI MUAYENESİYLE DE TEŞHİS EDİLEBİLİYOR
Glokom hastalığının önemli teşhis yöntemlerinden bir diğeri görme siniri başı muayenesi olduğunu söyleyen Küçükşahin, tedavide ilk basamağın ilaç uygulaması olduğunu aktardı ve şöyle devam etti:
“Hastalar, gerekli ilaçları her gün aynı saatte ve doktorun önerdiği şekilde kullanmalıdır. Ayrıca kontrol randevuları da aksatılmamalıdır. Çünkü glokom tedavisi, yalnızca düzenli uzman kontrolü altında amacına ulaşabilir. Günlük yaşamı etkileyen herhangi bir yan etki ile karşılaşıldığında mutlaka bir göz hastalıkları doktoruna başvurulmalıdır.
GLOKOM İLAÇLARI, ÖMÜR BOYU KULLANILMALI
Glokom tedavisinde, ilaç dışında ayrıca lazer ve cerrahi yöntemler uygulanır. Hastanın göz tansiyonu, gözdeki sıvının üretimi azaltılarak ya da bu sıvının gözden çıkışı arttırılarak düşürülür. Bu iki yöntem için de hastaya birbirinden farklı ilaçlar önerilir. Doktor tavsiyesiyle verilen ilaçlar ise belli aralıklarla ve hayat boyunca kullanılmalıdır. Fakat ilaç tedavisine rağmen hastanın göz tansiyonu düşmüyor ve görme kaybı yaşanıyorsa uygulanacak tek yöntem ameliyattır.”
SADECE İLERİ YAŞLARDA DEĞİL, HER YAŞTA GÖRÜLEBİLİR
Glokomu etkileyen birçok faktör bulunuyor. Göz tansiyonunun yüksek olması glokoma yakalanma riskini arttıran ilk etken. Diğer önemli faktör ise yaş. 60 yaş üzerindeki kişilerin hastalığa yakalanma riski hayli yüksek.
Ancak glokom her ne kadar ileri yaş hastalığı gibi algılansa da her yaşta görülebildiğine işaret eden Dr. Küçükşahin, “Genetik özelliklerin de glokom üzerinde etkileri vardır. Diyabet, yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları, miyop glokoma yakalanma riskini arttırıyor. Ayrıca gözde yaşanan ciddi travmalar, gözdeki yapısal anormallikler, retina ayrılması, göz tümörleri, üveit, göze damlatılan kortizonlu damlalar, diğer yollarla alınan kortizon ve geçirilmiş göz ameliyatları da glokoma zemin hazırlayabilir2 şeklinde konuştu.

Aranan Kelimeler:

Gözde bıçak değmeden tedavi

No Touch Lazer teknolojisinde tedavi kişinin göz numarasına özel olarak uygulanıyor. Bir dakika gibi kısa bir sürede görme kusurları düzeltiliyor ve gözlüklerden kurtuluyorsunuz
Gelişen teknolojiler sayesinde artık ameliyat süreleri kısaldı, enfeksiyon riskleri azaldı. Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Muharrem Karakaya, göze dokunmadan yapılan ameliyat yöntemi No Touch Lazer ile ilgili sorularımızı yanıtladı…
Son zamanlarda adını sıklıkla duymaya başladığımız No Touch Lazer nasıl bir tedavidir?
No Touch Lazer tedavisi göze hiçbir mekanik ekipman değmeden yapılan bir cerrahidir. Lazer cerrahileri arasında cerrahi sırasında hasta konforu en yüksek olan tedavi şeklidir. Lazer tedavilerindeki temel amaç ve hedef; korneanın yeniden şekillendirilmesidir. Bunu yapmak amacı ile excimer lazer kullanılıyor. Excimer lazer çevre dokulara hiçbir şekilde ısı hasarı vermiyor, bu sayede de olumsuz yara yeri problemleri görülmüyor. Bir de excimer lazerle kornea dokusuna milimetrenin binde 1’i oranında bir hassasiyette şekil vermek mümkün. Korneanın şekillendirilmesi stroma denilen daha bir iç tabakada olmak zorunda, stromayı kaplayan epitel dediğimiz doku yaralandığında tekrar iyileşme özelliğine sahip ve normal korneanın sağlığını sürdürmesi için mutlaka gerekli. No Touch tedavisinde bu epitel tabakasını da lazer sayesinde geçiyor ve alttaki stroma dokusuna kalıcı olan şeklini veriyoruz.

TEK BİR LAZER ÇEŞİDİ YOK
Lazer tedavisi hep aynı yöntemle mi yapılıyor, başka yöntemler de var mı?
Lazeri; çok hassas mikron, yani milimetrenin binde 1’i oranındaki hassasiyette dokulara şekil veren bir araç olarak düşünebiliriz. Bu aracı değişik şekillerde kullanmak mümkün. Üstelik tek bir çeşit lazer de yok. Lazerin enerjisine, frekansına ve dalga boyuna bağlı olarak doku üzerindeki etkileri oldukça değişik. Lazerin tıpta kullanımı son yıllarda oldukça arttı ama sanırım en yaygın olarak hâlâ göz hastalıkları için kullanıyoruz. Dünyada dört-beş büyük lazer platformu var ve bunlar da zaman zaman yeniliklerle kaşımıza çıkıyorlar. Her bir lazer platformunun kendine göre avantajları var.

1 DERECENİN ALTINDA ETKİNLİĞİ AZ
No Touch Lazer’in diğer lazer ameliyatlarından farkı nedir?
Diğer lazer ameliyatlarında bu epitel dokusunu geçmek için ya epitelin mekanik olarak kazınması gerekiyor ya da korneadan flep dediğimiz yapraksı bir kısım kaldırıp altına lazer yapmamız gerekiyor. No Touch tedavisinde ise bu işlem lazer aracılığı ile yapılıyor. No Touch Lazer tedavisi yüzeyel lazer tedavilerinden biri. Diğer lazer tedavilerinde kornea epitelinin ya mekanik olarak kazınması gerekiyor. Bu kazınma işlemi sırasında ne kadar özenilirse özenilsin bir lazerin hassasiyeti sınırlarında işlem yapmak mümkün değil. Bir de No Touch tedavisi kişiye özel tedavi için yüksek derecede değiştirilebilirliğe sahip. Astigmatizma ve miyop dışındaki, kornea kaynaklı yüksek dereceli kırma kusurlarını da tedavi etmek mümkün.
Kimlere uygulanmalıdır?
Kornea cerrahisi olmak için uygun yaşa gelmiş neredeyse herkese uygulanması mümkün. Tabii gene de bu tür lazer cerrahisinin uygulanamayacağı durumlar var, örneğin keratokonus hastaları. Bu tür hastalar için lameller lazer cerrahileri yapılması sakıncalıyken bu tür bir lazer tedavisi korneayı güçlendirici çaprazlaşma tedavisi ile birleştirilerek uygulanabiliyor. 1 derecenin altındaki miyop hastalarda etkinliği biraz daha az. Bir de bazı hipermetrop hastalarda diğer bazı lazer tedavileri daha etkin olabiliyor. Kabaca lazer tedavisi için uygun olan herkese uygulanabilen bir tedavi.
Kimlere uygulanmamalıdır?
Eğer hastamız hamile ise, korneasında ileri kuru göz bulguları mevcutsa, başka bir göz rahatsızlığı varsa ve romatizma gibi bazı sistemik hastalıklarda bu tür cerrahileri uygulamak uygun olmuyor, onun dışında hemen herkese uygulanabilir. Bir de gece çalışan kişilere, mesela gece sık taşıt kullanan şoförlere önermiyoruz, gözlük kullanımına devam ediyoruz.

İNTERNETTEN İZLİYORLAR
Tedavinin avantajları nelerdir?
Yüzeyel bir tedavi olması ile çok nadir de olsa görebildiğimiz flep kaynaklı bazı problemlerin hiç görülmüyor olması, güvenli olması en önemli avantajları. Bunun yanı sıra kornea nedenli veya göze bağlı yüksek dereceli kırma kusurlarını kişiye özel olarak tedavi etmesi başka bazı avantajları. Bir de epitelde yaratılan açıklık yalnızca tedavinin yapılacağı alan kadar ve bu alanın kenarları son derece düzenli. Bu nedenle mekanik yolla epitelin açıldığı tedaviye karşı tartışılmaz bir üstünlüğe sahip. Bu tür tedavilerden sonra hastalarımızı en çok etkileyen durum; iyileşme sürecinde hemen lazer tedavisi sonrasında gelişebilen ağrı ve görme keskinliğinin yavaş düzelmesi. No Touch yapılan hastalarda ise benzer problemleri daha az görüyoruz. Hastalar genellikle tedavi sırasındaki konfor karşısında şaşırıyorlar. Hastanının gözüne hiçbir şekilde dokunulmadığı için konforu çok daha yüksek. Hastalar bazen internetten bazı cerrahileri izliyorlar ve bu da bazı hastaların cerrahiden çekinmesine yol açıyor. No Touch olmuş hastaların cerrahi deneyimlerini dinleseler farklı şekilde düşünmeleri çok mümkün.

30-60 SANİYE SÜRÜYOR
Bu tedavinin dezavantajları nelerdir?
Dezavantajları daha önce de söylediğim gibi; lazer sonrası ilk gün olan ağrı ve görmenin tam olarak kendini toplamasının biraz zaman alması. Bunun dışında yüksek numaralarda (eğer önleyici ilaçlar uygulanmazsa), genellikle zaman içerisinde geçen ama korneada yara iyileşmesine bağlı gelişen ve haze denilen genellikle hafif düzeyde olan yara yeri reaksiyonu görülebilir. Bu haze oluşumunu önlemek için bazı yüksek numaralı hastalar için haze gelişmesini engelleyen ilaçlar uyguluyoruz; bu sayede haze görme oranımız çok azaldı. Yeni mezun arkadaşlar bu nedenle ancak eski vakaları gördüklerinde haze görebilir hale geldi.
Ameliyat ne kadar sürüyor?
Ameliyat kırıcılık kusuruna bağlı olarak 30 saniye-1 dakika arasında değişiyor. Bu tür lazer tedavilerinde ölçümlerin alınması ve değerlendirilmesi daha vakit alıyor, yoksa cerrahinin kendisi vakit alan bir girişim değil.

Prof. Dr. Ahmet Barış Toprak, akıllı lensler

Yakın gelecekte göz içi lensler kişiye özel olarak 3 boyutlu yazıcılarda üretilebilecek. Ölçüm cihazından gelen data, yazıcıya gönderilerek kişiye özel lens kısa sürede hazırlanacak
Son teknoloji göz içine yerleştirilen lensler sayesinde artık gözlükler tarih olmak üzere… Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Barış Toprak, akıllı lensler hakkında bilgi verdi…
Son zamanlarda adını sıklıkla duymaya başladığımız ‘Akıllı lens tedavisi’ nedir?
Son yıllarda hem uzağı, hem de yakını görmek için kullanılan değişik göz içi lensler mevcut. Bu lenslere çok odaklı anlamına gelen multifokal göz içi lensler diyoruz. Multifokal lensler ışığı ya üzerindeki doku sayesinde yakın ve uzak odak olmak üzere ikiye ayırıyor ya da üzerinde halkasal bölgelerde değişik kırma gücü barındırarak aynı işi yapıyor. Bu şekilde hem uzaktan, hem de yakından gelen ışınlar odaklanır ve kişi hem yakını, hem de uzağı görebilir. Beynimiz uzağa bakarken uzaktan gelen ışınları seçer yakına bakarken de uzaktan gelen ışınları seçer. Yani bir süre bu tür lenslere alışmak gerekebilir. Bu lensler kişiyi gözlük bağımlılığından kurtarsa da odaklar arasındaki geçişin keskin olması görmenin akıcı ve doğal olmamasına yol açabiliyor. Yani ara mesafelerde net görememek bir tatminsizlik duygusu yaratabilir. Son yıllarda geliştirilen ve odak derinliği daha yüksek olan akıllı lensler; hem yakın, hem uzak, hem de ara mesafede görmeyi sağlayarak daha akıcı bir görme deneyimi sağlıyor. Bu tür göz içi lenslerle değişik odak aralığı bulunması ile gelişen ve halo olarak adlandırılan ışığın dağılması olayına son derece az rastlıyoruz. Burada şunu vurgulayayım; zamanla, görülen bu halo dağılımında anlamlı bir azalma oluyor. Bu tür göz içi lensler standart katarakt cerrahisi sonrası göz içerisine konuluyor. Ancak son yıllarda katarakt cerrahisinin güvenilirliğinin son derece artması ile tam katarakt gelişmemiş hastalarda da refraktif amaçlı olarak bu tür göz içi lensleri kullanmak mümkün. Bu tür göz içi lenslerin bir avantajı da yapılan tedavinin ömür boyu sürmesi yani hastalara ikinci bir girişim gerekmemesi.

ÖLÇÜM CİHAZLARI HASSAS DEĞİLDİ
Uzak ve yakını görme dışında katarakt hastalığının tedavisinde de bu lensler mi kullanılıyor?
Elbette katarakt hastalığının tedavisinde bu tür lensleri kullanabiliyoruz. Göz içi lensleri 1960’lı yıllardan beri katarakt hastalığı tedavisinde kullanılıyor. Temel prensip aynı kalsa da göz içi lens dizaynları yıllar içerisinde çok gelişti. Eskiden hem kullanılan lensler bir tür sert biyouyumlu plastik malzemeden üretiliyordu, hem de katarakt cerrahisi tekniği geniş bir kesi ve bu kesinin dikilmesini gerektiriyordu. Bu teknikle hastalara yalnızca uzakta gözlüksüz net bir görüntü sağlamak bile büyük başarıydı. Bunun nedeni göz içerisine konulacak lens gücünü ölçmek için kullandığımız ölçüm cihazlarının yeterince hassas olmamasıydı. Bir de yapılan kesi bir miktar astigmatizmaya neden oluyordu. Ancak fako yöntemi ve küçük kesili cerrahi sonrası uzak için yüksek görme keskinliğine ulaşmak artık standart oldu. Hastalarımızın önceden korneal belirgin astigmatizması yoksa neredeyse hepsi uzağı çok iyi görüyor. Tabii artık astigmatizmayı da göz içi lensler yoluyla düzeltmek mümkün. Bir de son yıllarda göz içi lensin gücünü hesaplayan cihazlar son derece gelişti, artık lazer interferometri denen tekniğe dayalı cihazlarla bu tür ölçümler yapılıyor; bu sayede yüksek hassasiyette ölçümler yapabiliyoruz. Bu tür cihazların bir avantajı da daha önce lazer cerrahisi olmuş hastalarda hatasız ölçümler yapabilmemiz.
Akıllı lenslerin diğer merceklerden farkı nedir?
Normal lenslerde tek bir odak mesafesi var. Bu tür lensler mükemmel uzak görüş sağlasa da orta ve yakın mesafede net bir görüş sağlamak için mutlaka yakın gözlüğü kullanmak gerekiyor. Akıllı lenslerde ise değişik odak mesafelerindeki ışığı odaklamak için özel desenler yer alıyor Tabii bu tür desenleri oluşturmak için yüksek düzeyde optik mühendislik ve üretim mühendisliği gerekiyor. Çünkü bu desenlerin yükseklikleri milimetrenin binde 1 seviyesinde. Ancak cerrahi teknik ve göz içerisine yerleştirme teknikleri açısından aralarında bir fark yok. Yani cerrahi aynı oluyor ama göz içerisine konan lens farklılık gösteriyor.

KİŞİYE ÖZEL OLACAK
Akıllı lensleri kişiye özel lensler olarak değerlendirebilir miyiz?
Akıllı lensleri henüz kişiye özel lensler olarak tanımlamak için erken. Kişiye özel lazer cerrahisi mümkün ve sık sık uyguluyoruz. Lazer tedavisinde tedavi deseni çok değişken ve lazer cihazı ile herhangi bir şekilde tedavi deseni oluşturmak mümkün. Kişiye özel kırma kusurunu ölçen cihazlardan gelen data lazer cihazına yüklendiğinde kişiye özel bir tedavi deseni elde ediyoruz. Ancak göz içi lensleri üretmek için yüksek teknolojili üretim tesisleri gerekiyor. Fakat gelecekte üç boyutlu yazıcı cihazlarının gelişmesi ile sanırım göz içi lensi üretimi için bu tür tesislere gerek kalmayacak. Ölçüm cihazlarından gelen datanın hastane içerisinde bir yerdeki üç boyutlu yazıcıya gönderilmesi ile kişiye özel göz içi lenslerinin üretimi mümkün olacak. Belki de hastane içerisinde kullanılan diğer malzemenin örneğin kalp kapakçıkları veya eklem protezleri de benzer şekilde üretilmesi mümkün olabilir.

KATARAKT HASTALARINA YAPILIR
Kimlere uygulanmalıdır?
Akıllı lensler gözlük bağımlılığından kurtulmak isteyen tüm katarakt hastalarına uygulanabilir. Daha genç yaş grubunda yine gözlük bağımlılığından kurtulmak isteyen ve bir miktar kataraktı bulunan kişilere uygulanabilir. Zira daha genç yaş grubunda lazer tedavisi de mümkün olabilir. Hastaların gerçekçi beklenti içerisinde olmaları bizim açımızdan çok önemli.

SARI NOKTASI OLANA UYGULANMAZ
Kimlere uygulanmamalıdır?
Bu tür lensler gözün arkasında geniş bir aralıkta odak yarattığı için sarı nokta hastalığı olan hastalara önermiyoruz. Bu tür hastalar katarakt cerrahisinden fayda görüyorlar ancak bu tür lenslerden herhangi bir fayda görmeleri söz konusu değil; bu nedenle bu tür hastalara önermiyoruz. Şeker hastası olanlarda eğer gözün arkasında sarı noktada problem varsa önermiyoruz. Bir de bu tür gözün arkasına uygulanacak lazer tedavisinin yapılmasını güçleştirebilir. Ancak bazı kişilerde şekerin etkileri çok az oluyor, bu durumda klinik değerlendirme sonrası gene de bu tür akıllı lensler uygulanabilir diye düşünüyorum. Gözün arkasında bir problem varsa önermiyoruz kısacası. Bir de göz içinde olan bazı rahatsızlık durumlarında önermiyoruz.

TEDAVİNİN AVANTAJLARI NELER?
Bu tedavi etkisini ömür boyu sürdürüyor, kalıcı bir tedavi diyebiliriz. Yıllardır yapılan çok güvenilir tekniklere dayanıyor. Bu da bize hangi durumda nasıl bir yol izleneceği konusunda ışık tutuyor. Akıllı lens teknolojisi ile doğala yakın bir görme deneyimi elde ediliyor ve hastalar gözlüksüz bir şekilde tüm işlerini, gençliklerinde oldukları gibi görebiliyorlar.

DEZAVANTAJLARI NELER?
Göz içi cerrahisi olduğu için küçük de olsa riski var. Bir de cerrahi sonrası görülebilen, halo denilen ışık saçılması ve kamaşma bulguları ki; bunlar çoğunlukla zamanla geçiyor. Geceleri ışıklar etrafında saçılmalar görülmesi durumu biraz daha uzun sürebiliyor. Temelde dezavantajları bunlar.

AMELİYAT NE KADAR SÜRÜYOR?
Ameliyatın süresi kişiden kişiye bir miktar değişkenlik gösteriyor, daha yumuşak lenslerin cerrahisi daha çabuk oluyor; genellikle lens sertleştikçe cerrahi süresi de bir miktar uzuyor. Hastanın uyumu da önemli olabiliyor bazen. Bu tür ameliyatları damla anestezisi ile yapıyoruz yani hastalar uyanık oluyor. Süresi, ortalama 10-15 dakika diyebilirim.

Aranan Kelimeler:

Uzak ve yakın gözlüğü birleşiyor

Geliştirilen yeni teknoloji ile akıllı gözlükler artık ayrı ayrı uzak ve yakın gözlükleri kullanmayı tarihe karıştıracak. Günümüzde kullanılan lenslerle mümkün olmayan bu yenilik, ‘likit lens’e sahip akıllı gözlüklerle mümkün olacak.

Utah Üniversitesi araştırmacıları, geliştirdikleri esnek lensler ve basınçsal elektrikli pistonları kullanarak, akıllı gözlüklerin bir prototipini ürettiler. Hem uzak hem de yakını görmekte zorlanan hastalar üzerinde yapılan denemelerde gözlüğün, her iki mesafeyi de pistonların hareketiyle lens kırvımlarını değiştirerek, net olarak gösterdiği kanıtlandı.

Gözlüğün, kullanıcının ihtiyaçlarına göre kendini ayarlaması için, iki ayrı bilgiye ihtiyacı var. Birincisi, hastanın mobil uygulamaya gireceği reçetesi, ikincisi ise netleştirilmesi istenen objenin akıllı gözlükle arasındaki, akıllı gözlük tarafından otomatik olarak algılanan, mesafe. Bu iki bilgiyi kendi algoritmasıyla işleyen akıllı gözlük, lenslere ne kadar baskı yapılması gerektiğini hesaplayarak kullanıcının tek gözlükle hem uzak hem de yakını görmesine imkan sağlıyor.

Tekrar şarj edilmesi gerekmeden 6 saat çalışan akıllı gözlüğün, fonksiyon gösteren bir prototipinin yapılmasıyla, daha hassas netleme sağlama amacıyla, göz takip sistemi geliştirme çalışmalarına başlandı.

Ekran bağımlılığı miyop yapıyor

Avrupa’da miyop sayısı 20 yılda iki kat artarken Türkiye’de ise %65 oranında bir artış söz konusu.

Günümüzde ekran bağımlılığının arttığını belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Kadircan Keskinbora, özellikle miyop sorunlarının ortaokul çağında ortaya çıktığını ve miyop probleminin tedavi süreçlerinin detaylarını şöyle anlatıyor;

Miyop insanların gözleri normal gözlerden daha büyük olur

“Miyopi uzağı bulanık görmekle karakterli kırma kusurudur. Miyop insanlarda gözler normal gözlerden daha
büyük olur. Uygun gözlük/kontakt lens uygulamasıyla veya lazer ameliyatıyla uzağı net görürler.

Miyopi, hipermetropi diğer “kırma kusuru” başlığı altında değerlendirdiğimiz göz bozukluklarından biridir. Gözlük vb optik düzeltici aygıtlarla düzeltilebilen kusur olarak kabul edilir, hastalık olarak kabul edilmez. Ancak, miyopinin dejeneratif / patolojik (veya eski isimlendirmeyle “fort”) şekli hastalık olarak kabul edilmekte sadece gözlük veya kontakt lensle düzeltme tamamen düzelmeyi sağlayamamakta, hastalık ilerlemektedir.

İnsanlar miyop olduklarını doktora gitmeden nasıl test edebilirler?

Miyop olan bir insan bir öğrenciyse yanındaki arkadaşı tahtadaki yazıları rahatlıkla görebilirken kendisi bulanık görür. Televizyon alt yazılarını bulanık görür, okuyamaz. Sinemada film izlerken devamlı gözlerini kısar, araba kullanıyorsa tabela veya trafik levhalarını ancak çok yanaştığı zaman görebilir, bazen kavşağı geçtiği esnada levhaları okur ve kavşağı kaçırır.

Bu gibi belirtilerden birini yaşayan biri, gözünde sorun olmayan bir arkadaşı veya yakınıyla kendi görmesini karşılaştırarak kendi durumuyla ilgili değerlendirme yapabilir.” diyor.

Miyop en çok ortaokul çağlarında görülüyor

İnsanlarda en çok miyop görülme yaşının ortaokul çağlarına denk geldiğini belirten Prof. Dr. Kadircan Keskinbora, hastalığın bu şekline şekline “okul çağı miyopisi” adı da verildiğini belirtiyor. Miyop astigmat hastalığına da dikkat çekiyor ve sözlerine şöyle devam ediyor;

“Gözlerimiz karşımızdan, bütün eksenlerden yani 360 dereceden gelen ışınları görür. Bu ışınların oluşturduğu düzlemi ifade edersek birbirini ortadan kesen yatay ve dikey iki eksenden söz ederiz. Miyop olan kişide yatay ve dikey eksendeki kırma kusuru birbirine eşittir.

Bu iki eksendeki kusur birbirinden
farklı değerlerde ise kişide astigmat bulunduğu anlaşılır.

Miyop astigmatı olanlar dairesel cisimleri oval biçimde görebilirler

Miyop astigmat olan bireylerde kusurun büyüklüğü arttıkça daha belirginleşmek üzere, dairesel görünümlü cisimleri oval şekilli görürler. Bir cismin bir kısmını nispeten net görürlerken, ona dik olan eksendeki kısmı bulanık görürler. Bu bulanık görünüm beyinde tek hayal haline getirilmeye, netleştirilmeye çalışılır. Kişide belli bir süre sonra göz yorgunluğu, uyku hali veya baş ağrısı olmaya başlar.

Miyop ve miyop astigmat tedavisi nasıl olur?

3 ayrı seçenekle kırma kusuru düzeltilebilir:

1) Kırma kusurunu düzeltecek değerdeki camların uygulandığı gözlükle,

2) Uygun sferik veya torik kontakt lenslerle,

3) Excimer lazer cerrahisiyle.

Excimer lazerle göz çizme ameliyatı, göz bozukluklarını düzelten bir göz ameliyatıdır. Gözlerimize cisimlerden gelen ışığın, gözümüzün kornea (cam tabaka) bölümündeki yanlış kırılmasını ameliyatla korneada kalıcı değişiklik yaparak düzeltilmesidir. Korneaya lazer ışınlarıyla müdahale edilerek, gözlerimize gelen ışığın doğru şekilde kırılması sağlanır. Böylece göz bozukluğumuz düzeltilmiş olur.

Lazer ameliyatı sonrası dikkat edilmesi gerekenler!

Lazer ile kornea çizme ameliyatlarının ise birden fazla çeşidi vardır.” diyor.

Kimlerin lazer ameliyatına uygun olduğunu açıklayan Keskinbora önemli noktaları şöyle özetliyor;

“Öncelikle kişinin buna istekli olması gerekir. Kendisine bütün detaylar anlatılır, ameliyatın başarı şansı, olası sorunlar ve ne gibi durumlarda bu ameliyatı yapmanın sakıncalı olabileceği anlatılır. Ön değerlendirme muayenesinden başka, göz kuruluğu bulunup bulunmadığı, kornea haritalandırma ve kornea kalınlık testleri yapılır. Bunlardan sonra uygun bulunursa sonraki aşamalara geçilir.

Ayrıca, -10.0 diyoptriden daha yüksek kusurlarda uygulamamak genellikle daha uygundur.

Excimer lazer miyop düzeltme ameliyatlarında, başarı oranı yüksektir. Bazı hallerde ve özellikle yüksek numaralı gözlerde yapılan ameliyatlarda bazen bir miktar geri dönüş olabilmektedir.

Operasyondan sonra güneş gözlüğü kullanılması, ilaçların hekimin önerdiği sürelerde ve önerilen şekilde kullanılması, göze darbe alınmaması, gözün ovalanmaması önemli önlemlerdir.” diyor.

Renk körleri için geliştirildi

Yalova’nın Çınarcık ilçesindeki Atatürk Bilim ve Sanat Merkezi fen bilimleri öğrencilerince hazırlanan “Renk körleri için renk tonu bulucu (RETBUL)” projesi, bu sorunu yaşayan kişilerin renkleri ayırt etmesini kolaylaştırdı.
Fen Bilimler öğretmeni İnanç Feridun Çancı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, öğrencileri Beyzanur Özker ve Efe Can Kutlu tarafından tasarlanan cihazla ton bulma sorununun ortadan kalktığını söyledi. Öğrencileriyle iki senedir elektronik cihaz üzerine çalışmalar yaptıklarını belirten Çancı, şunları söyledi:
“Renk körlerinin hangi aşamalar üzerinde zorlandıklarını fark ettik. Daha sonra öğrencilerimizle renk körlerinin sorunlarını çözebilmek için neler yapabileceğimizi konuştuktan sonra bir cihaz tasarladık. Cihazımızın en önemli özelliği herhangi bir yerde kullanılır olmamasıdır. Tasarımı tamamen bize ait. Öğrencilerimizle beraber ileriki aşamasında patent enstitüsüne bunun için başvurmak istiyoruz.”
Renk körlüğünün birkaç aşamadan oluştuğunu anımsatan Çancı, “Bunlardan bazıları lacivert tonlarını ayıramazlar, bazıları mavi renk körlüğü, bazıları yeşil renk körlüğü olarak adlandırılıyor. Renk körleri örneğin mavinin renk tonlarını birbirinden ayırt edemezler. Bunları siyah olarak algılarlar. Bizim tasarladığımız cihazda şunu fark ettik ki, her rengin bir direnci var. Bu direncin karşısında yapmış olduğumuz elektronik sistemle de rengin tonunu yazarak, ölçtüğümüz direncin karşıdaki rengi algılıyoruz ve renk körlüğünün bu değeri okumasını sağlıyoruz.” ifadesini kullandı.
Öğrenci Beyzanur Özker de her rengin ayrı bir direncinin olduğunu ve multimetre ölçüm cihazı ile bunun ölçülüp kodlamasının yapıldığını söyledi. Özker, şunları dile getirdi:
“Bu renk tonlarını ayırt edebilecek bir araç tasarladık. Çalışmamızda ilk olarak temel ışık renkleri olan kırmızı, mavi ve yeşil ışık renkli ledler bulunuyor. Bu ledlerin yer aldığı cihazımızı renklere tuttuğumuzda ışıklar karşıdaki renklere çarpıyor ve rengi sorguluyor. Ardından o rengin geri dönüşünde cihaz içinde bulunan foto dirençten (LDR), çıkış yaparak multimetre ölçüm cihazında bir direnç gösteriyor. Her rengin ayrı bir direnci var ve biz de bunları ölçerek renk körlerinin bunları anlamalarını düşündük. Çalışmamızda ilk olarak bu sistemi kurduktan sonra renk körü olanların kullanımını kolaylaştırmak için de cihazımızı bileklik üzerinde tasarladık. Bilekliğimizin içinde de aynı şekilde ana ışık renkleri bulunuyor. Ayrıca içinde arduino nano kartı (mikro denetleyici) var. Bu kartla programladık bilekliği ve bu programın içine bir yazılım yazdık.”
“CİHAZIMIZI GELİŞTİREREK GÖZLÜK HALİNE DE GETİRMEK İSTİYORUZ”
Bu yazılıma renklerin direnç aralıklarını yazdıklarını anlatan Özker, şu değerlendirmede bulundu:
“Bu direnç aralıklarını biraz uzak tuttuk. Çünkü ışıklar yüzünden bazen dirençler değişebiliyor. Örneğin kırmızı rengimiz 845-850 arasında direnç gösteriyor. Diğer renklerin de direnç aralığını yazılıma yazdık. Bunun karşılığında hangi renkler olduğunu yazdık. Böylece bilekliğimiz rengi algıladığında ekranda ismini aktarıyor. Bilekliğimizde yer alan yazılımımıza hangi direnç aralığını yazarsak, o renk ve tonları görülecektir. Bu cihazımız sadece renk körleri için değil, başka alanlarda kullanılabilir. Bu cihazımızı ressamlar ve terziler de kullanabilir. Örneğin terziler kumaşlar arasındaki ton ayarını bulmak için bu cihazı kullanabilir. Ressamlar da çizecekleri görselde bu cihazı kullanarak aradaki uyumu sağlayabilirler. Biz bu cihazımızı daha çok geliştirerek gözlük haline de getirmek istiyoruz. Gözlüğe yerleştireceğimiz arduino kartı ile algılayacağı rengi bulabilecek.”

Göz tembelliğinde yaş sınırı

Çocuğunuzun gözlerini ihmal etmeyin çünkü göz tembelliğinin tedavisinde 8-9 yaş sınır olarak kabul edilir. Bu yaşı geçen çocuklarda tedavi istenilen sonucu vermez
Çocuklar, anne-babalarının gözü gibi sakındıkları en değerli varlıkları. Buna rağmen birçok çocuk, ebeveynlerinin ihmali yüzünden hayatının geri kalanını da etkileyecek görme sorunları yaşıyor. Ailelerin yanlış ya da eksik bilgileri tedavide geç kalınmasına neden oluyor. Kudret Göz İstanbul’dan Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Deniz Oygar Baylançiçek, çocuklarda göz muayenesinin önemini ve muayene korkusunu azaltma yöntemlerini anlattı:

ÖNEM VERİLMELİ
Çocuklara sağlıklı, güzel bir gelecek sunmak her ebeveynin ve yetişkin bireyin birincil görevidir. Bebeklik döneminden itibaren çocukların göz sağlığına önem vermek gerekir. Yetişkinlerde olduğu gibi bebeklerde ve çocuklarda da göz hastalıkları görülür. Astigmat, hipermetrop, miyop, göz tembelliği, şaşılık, gözyaşı kanalı tıkanıklığı bebeklerde ve çocuklarda sık görülen göz hastalıklarıdır.
Daha nadir olarak katarakt, göz tansiyonu, gözün gelişimine bağlı anormallikler, göz tümörleri ve benzeri her türlü göz hastalığına çocuklarda ve yeni doğan bebeklerde rastlıyoruz. Erken dönemde teşhis edilmeyen bazı göz hastalıklarının ilerleyen yaşlarda tedavisi zorlaşır. Müdahale edilmeyen bazı hastalıklar da kalıcı görme kayıplarına yol açabilir. Örneğin çocuklarda en sık rastladığımız hastalıkların başında gelen şaşılık tedavi edilmezse göz tembelliğine neden olur. Göz tembelliği hem görmenin, hem de derinlik hissinin azalmasına yol açarak çocukların hayatlarını olumsuz etkiler. Göz tembelliğinin tedavisinde 8-9 yaş kritik sınır olarak kabul edilmekte, bu yaş aralığını geçen vakalarda ne yazık ki tedaviden istenilen cevap alınamamaktadır.

OKUL BAŞARISINI ETKİLİYOR
Görme bozuklukları tedavi edilmeyen çocuklar kitap okumakta ya da tahtayı görmekte zorlanabilir. Görme bozuklukları denge kayıplarına yol açarak çocukların fiziksel ve el becerisine dayalı aktivitelerini de olumsuz etkileyebilir. Tüm bunlar öğrenme güçlüğü ile birlikte başarısızlık, yetersizlik hissine yol açarak ruh sağlıklarını olumsuz etkiler. Topu yakalamak, fırlatmak ya da çizgilere basmamak ve benzeri kurallara dayalı oyunlar; performans kaygısına yol açarak sosyalleşmelerine engel olabilir. Görme sorunları; çocukların başarılarını, algılarını, öğrenme ve ifade yeteneklerini etkileyebileceği gibi tedavi edilmeyen bazı göz hastalıkları, ilerleyen yaşlarda çocuklarda estetik kaygılara da yol açabilir.

ÇOCUKLARDA İLK MUAYENE ÖNEMLİ
Bebeğin ilk göz muayenesinin doğum sonrasında çocuk doktoru tarafından yapılması önemlidir. Bu ilk muayenede doktor gözde doğumsal bir aykırılık olup olmadığını kontrol eder. Göze ışık tutarak gözbebeğinin ne kadar daraldığını, ışığa verdiği tepkiyi kontrol eder. Anormalite saptanırsa bebeğin hemen uzman bir göz doktoruna gösterilmesi gerekir. Sıra dışı bir durum yoksa ilk muayeneyi takiben 6’ncı ve 12’nci aylarda uzman bir hekim tarafından muayene edilmelidir. Herhangi bir hastalık belirtisi gözlenmese de 3 ve 5 yaşlarında ve okul sürecinde düzenli olarak her sene göz muayeneleri tekrarlanmalıdır.

AİLE YE ÖNEMLİ ROL DÜŞÜYOR
Bebeklerde ve çocuklarda görülen göz hastalıklarının erken teşhis ve tedavisinde aileye önemli bir rol düşer. Ailenin iyi bir gözlemci olması, çocuklarının fiziksel durumlarının yanı sıra davranışlarına da dikkat etmesi gerekir. Göz hastalıkları; gözlerde kayma, çapaklanma, kızarıklık, şişlik, göz kapağı düşüklüğü gibi şikayetlere neden olabilir. Sık aralıklarla göz kırpmak, gözlerini ovuşturmak, gözlerini kısarak, bir gözünü kapayarak ya da başını bir yana eğerek bakmak, çok yakından televizyon izlemek ya da nesneleri yaklaştırarak bakmak, okuduğu yeri belirlemek için parmak kullanmak, baş ağrısı, baş dönmesi; öğrenme güçlüğü yaygın göz bozuklukları belirtileridir. Bunlardan herhangi biri fark edilirse vakit kaybetmeden bir göz doktoruna başvurmak gerekir.

ÇOCUKLARIN MUAYENE KORKUSU NASIL AZALTILIR?
Randevu saatini, acil durumlar hariç çocuğunuzun uyku düzenine uygun olacak şekilde planlayın.
Çocuklarınızı istemediğiniz davranışlardan vazgeçirmek ya da çocuğunuzda disiplin sağlamak için doktor, tedavi ya da sağlık görevlileri ile korkutmayın. Doktora gitmeyi ceza olarak algılamasına neden olacak cümleler kullanmayın.
Doktora gitmeden önce çocuğunuzu bilgilendirin. Muayene sırasında yapılacakları ve kendisine sağlayacağı yararları anlatın.
Çocuğunuza karşı dürüst davranın. Örneğin ‘Doktor iğne yapacak ama canın hiç yanmayacak’ şeklindeki açıklamalar hem size, hem de doktorlara karşı olan güvenini azaltabilir.
Doktorlar ve sağlık görevlileri konusunda onun anlayabileceği şekilde olumlu mesajlar verin ve olumlu örneklemeler yapın. Mesela okuduğunuz masaldaki ya da hikayedeki kahramanlar neden bir doktor ya da hemşire olmasın…
Muayeneye giderken sevdikleri kıyafetleri giydirin, sevdikleri oyuncağı yanlarına alın.
Yaş grubuna uygun nitelikte sağlıkla ilgili muayene takımı gibi oyuncaklar alın ve onunla doktorculuk oynayın.
Her doktor muayenesinin sonrasına masal okumak, birlikte sevdiği oyunu oynamak, parka gitmek, sevdiği bir yiyeceği yemek gibi hoşuna giden bir aktivite planlayın. Doktor muayenelerinin olduğu günleri güzel hatırlamasını sağlayın.

Aranan Kelimeler:

Dr. Emel Çolakoğlu, net görememe

Halk arasında ‘uzağı net görememe’ olarak adlandırılan miyopi, teknolojinin ilerlemesiyle çağın hızla yaygınlaşan bir tehdidi haline geldi. Dr. Emel Çolakoğlu, Avrupa’da miyop sayısının 20 yılda iki kat arttığını, ülkemizde de miyopi görülme oranının yüzde 65’lere çıktığını belirtirken “Çağımızda akıllı telefon-tablet aktiviteleri ile miyopinin ortaya çıkma yaşı 3,5 yaşına kadar geriledi. Okul dönemindeki çocuklarda okul dışında tablet ve telefon kullanımı çok yaygınlaştı. Yetişkinlerde de hem iş hem sosyal medyadan dolayı uzun süre telefon ve bilgisayar ekranına bakmak ciddi anlamda riski artırdı. Miyopiye karşı acil önlem almak şart” diyor. Peki ama nasıl? Dr. Emel Çolakoğlu çağın giderek yaygınlaşan tehdidi miyopiye karşı gözlerimizi korumak için alabileceğimiz basit ama etkili 8 önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Elinizdeki objeye en az 40 cm uzaktan bakın

Cep telefonu elimizden düşmez oldu. Öncelikle çocukların göz sağlığı açısından 7 yaşından önce cep telefonu ve tabletle tanıştırılmaması gerekiyor. Cep telefonuna, laptop, bilgisayar ve tablete en az 40 cm mesafeden bakmak çok önemli. Aynı şekilde kitap okurken de gözlerimize çok yaklaştırmamalı, 40 cm mesafeye dikkat edilmesi gerekiyor. Bu nedenle elinizdeki objeyi burun ucundan itibaren 2 karış mesafeden az kendinize yaklaştırmamaya özen gösterin.

20-20-20 kuralını uygulayın

Yalancı miyopi kasların stres, yorgunluk ve aşırı yüklenme sonrası gevşeyememesi durumunda oluşuyor. Bu durum özellikle uzun süreli yakın çalışma ve yoğun odaklanma sonucu ortaya çıkıyor. Bu nedenle 20-20-20 kuralını günlük hayatta uygulamak çok önemli. Yani 20 dakikada bir 20 saniye 20 metre uzağa odaklanın! Çalışmanızı gerektiğinde gün içinde farklı saatlere bölün.

Sosyal medyaya kilitlenmeyin

Siz siz olun sosyal medyada aralıksız ve uzun zaman geçirmeyin. Akıllı cihazların yaygınlaşması ile günlük hayatta her boşlukta yakına bakıyoruz ki bu durum miyopinin erken ortaya çıkması, varsa da hızlı ilerlemesine yol açıyor. Beraberinde yanma, batma ve kızarıklık gibi göz kuruluğu belirtileri de yaşanıyor.

Karanlıkta uyuyun, telefon ekranına karanlıkta bakmayın

Uyurken odanızın tam anlamıyla karanlık olmasına dikkat edin, gece lambasından kaçının! Ruhsal sağlığımız açısından olduğu kadar göz sağlığımız açısından da karanlıkta uyumak şart. Telefon ekranına bakarak yatmak, uygun mesafeyi (40 cm) ayarlamada problem yaratıyor. Karanlık ortamda cep telefonuna bakmak da uyum gücünün çok zorlanmasına ve kasların yorulmasına neden oluyor.

Çocuğunuza tablet için süre kısıtlaması getirin

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu “Okul döneminde olan çocuğunuz varsa, hafta içi ders dışı aktivitelerin dışında tablet ve telefon kullanımını kısıtlayın. Hafta sonu 1 saatlik kullanımı 15 dakikalık periyodlara bölün” diyor.

Çalışma ortamınızı yeniden düzenleyin

Monitörünüzün ekran aydınlatması, bulunduğunuz ortamdaki ışıktan daha hafif düzeyde olmalı. Ayrıca monitörünüzün yüksekliği göz seviyenizin altında olsun ki, yakın aktivite sürecinde 20 dakikada bir 20 saniye ve 20 metre uzak noktalara odaklanmanızı sağlayabilin. Doğal ışıktan yoksun alanda fazla zaman geçirilmesi göz sağlığını bozabiliyor. Çalışma ortamınızın gün ışığı alması faydalı.

Diyabet hastalığınız varsa dikkat edin

Diyabet hastalığında kan şekerinin yükselmesi miyopi sıklığını artırıyor. Erişkin döneminde miyopi başlar veya artarsa katarakt oluşumu ve diyabet hastalığı ihtimali ile araştırma yapılmalı.

Dış mekanda spor yapın

Dr. Emel Çolakoğlu “Özellikle erken dönemde ortaya çıkan miyopide teknolojinin gelişmesi ile tablet ve telefon ekranı gibi yakın mesafeye odaklanmanın en anlamlı etkiye sahip olduğu biliniyor. Bu nedenle miyopinin başlaması ve/veya ilerlemesini engellemede uzak odaklı spor faaliyetleri çok faydalı oluyor. El ve göz koordinasyonu güçleniyor, gün ışığının etkisiyle retinada dopamin miktarı artıyor ve miyopi gelişme riski azalıyor” diyor.

Ne zaman gözlük takılmalı?

Miyopi en sık okul döneminde ortaya çıkıyor. Sonrasında erkek çocuklarda 12-16, kız çocuklarında ise 10-14 yaş arası ergenlik döneminde hızla artıyor, 24-25 yaşa kadar ilerleme olabiliyor. Miyopinin tespitinden sonra ilerlemelerin eşlik edeceği bir takip dönemi başlamış oluyor. Bu nedenle şikayet olmasa da 6 ayda bir kontrol gerekli. Dr. Emel Çolakoğlu “-0.25, -0.50 hatta -0.75 miyopilerde mümkünse günlük aktiviteleri düzenleyerek gözlük verilmeden takip yapılmalı ya da gözlük kullanımı sadece uzak aktivitelerle kısıtlanmalıdır. Yalancı miyopi ile ayırıcı tanısı yapılarak numara belirlenmelidir” diyor.

Lazerle tedavi yaygınlaşıyor

Miyopide gözlük, kontakt lens ve cerrahi yöntem uygulanırken, günümüzde lazerle tedavi de giderek yaygınlaşıyor. Dr. Emel Çolakoğlu, göz hastalıklarının tedavisinde kullanılan pek çok lazer çeşidi olduğunu belirterek “Kırılma kusurlarının tedavisinde kullanılan excimer lazerdir. Excimer lazer, uygulama esnasında organik reaksiyonlarla korneanın belli bölümlerini incelterek etkisini gösterir. Hastanın ve gözdeki kusurun durumuna göre değişik uygulama şekilleri vardır. Uygulamalar bilgisayar denetiminde otomatik olarak yapılır. 25 yaşın bitiminden sonra bir yıl ara ile yapılan muayenede numarada artma olmaması durumunda ameliyata karar verilmelidir” diyor.

Tedavide yeni yöntem: Gece Lensi

Son yıllarda yeni bir tedavi yöntemi olan Ortokeratoloji de (Gece Lensi) umut veriyor. Yöntemin son 7 yıldır tüm dünyada uygulandığını belirten Dr. Emel Çolakoğlu “Ortokeratoloji; miyop ve miyop astigmatın tedavi edilmesi veya en aza indirilmesi için özel olarak tasarlanmış gaz geçirgen lenslerle, kornea denilen gözün şeffaf ön tabakasının şekillendirilmesi işlemidir. 4-5 numara miyopi ve 1,5 numara astigmata kadar olan numaralar sıfırlanmaktadır. 7 yaşından büyük çocuklar dahil her yaştan kişiye uygulanmaktadır. Gece yatarken takılıp, uyandıktan sonra çıkarılan Ortokeratoloji Lensi (Gece Lensi) ile kişi gün boyunca gözlük veya kontak lens kullanmadan net görebilmektedir” diyor.

Aranan Kelimeler:

Kontakt lens tehlikeli mi

Sivas 1. Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan, Türkiye’nin ilk göz içi ve kontakt lens üretim fabrikası Anadolu Tıp Teknolojileri AŞ, 2005’ten bu yana faaliyet gösteriyor. Firma, ürünlerini iç ve lojistik merkezi Hollanda olan bir firmayla yaptığı anlaşma çerçevesinde dış pazarda satışa sunuyor.

Fabrikanın üretim müdürü Muhammed Nalbant, oftalmik (gözle ilgili) tıbbi cihaz ürettiklerini söyledi.

Ana üretimlerinin göz içi katarakt ve kontakt lens çeşitleri olduğunu belirten Nalbant, kontakt lenslerin daha çok görme kusurlarının düzeltilmesi ve estetik kaygıyla, diğerinin ise katarakt cerrahisinde kullanıldığını anlattı.

‘Genç-yaşlı herkesin tercihi’

Nalbant, kontakt lenslerin, güzel görünüm, öz güven ve özgürlük sağladığı için hekim gözetiminde, gencinden yaşlısına herkes tarafından tercih edilebildiğini dile getirdi.

Son yıllarda özellikle erkeklerin şeffaf kontakt lens kullanımının arttığına işaret eden Nalbant, şunları kaydetti:

“Cinsiyet olarak baktığımızda erkeklerin kontakt lens kullanımı, kadınlarla yarışır ölçüde. Son yapılan araştırmalara göre, kadınların yüzde 60’ı, erkeklerin ise yüzde 40’ı kontakt lens kullanmayı tercih ediyor. Erkekler, mesleklerine veya hobilerine bağlı olarak görme kusurlarını düzeltmek için kontakt lens kullanıyor. Özellikle gözlük kullanımının zor olduğu meslekler, sporla uğraşanlar, yüksek dereceli görme kusuruna sahip kalın mercekli gözlük kullanan erkekler, günümüzde sıklıkla kontakt lens kullanıyor.”

Katarakt lensler 50 ülkeye ihraç ediliyor

Yıllık üretim kapasitelerinin yaklaşık 600 bin olduğunu belirten Nalbant, “Geçen yıl kapasitemizin yüzde 40’ı kadar üretim gerçekleştirdik. Kontakt lenslerde ise kapasitemizin yüzde 50’si kadar üretim yaptık.” diye konuştu.

Göz içi katarakt lenslerin hepsini ihraç ürünü olarak gönderdiklerini bildiren Nalbant, “Göz içi lensleri, Hollanda’daki lojistik merkezimize gönderiyoruz ve oradan yaklaşık 50 ülkeye ihraç ediliyor. Kontakt lensleri ise sadece Türkiye pazarında değerlendiriyoruz ama yurt dışına açılma çalışmalarımız sürüyor. Yaklaşık 50 kişilik kalifiye ekiple çalıştığımız fabrikamızda, sipariş durumuna bağlı olarak bu aralar günlük 600 göz içi lensi üretiyoruz.” dedi.

Aranan Kelimeler:

Renk körlüğü için gözlük

ABD’li bir optik firması, çoğunlukla kırmızı, mavi ve yeşil renkleri ayırt edemeyen renk körleri için gözlük icat etti. Gözlük, renklerin ışıktan kırılmasını önleyerek, gerçek rengin görünmesini sağlıyor. California’da, renk körü olan ve gözlüğü ilk kez deneyen Jimmy ve Jace Papenhausen kardeşler, “Bu çok muhteşem” diyerek sevinçten ağladı.

NEDEN PERİODİK OLARAK GÖZ MUAYENESİ OLMALIYIM ?

NEDEN PERİODİK OLARAK GÖZ MUAYENESİ OLMALIYIM ?

*Göz muayenesi ve göz hastalıklarını gözlük muayenesinden ibaret değildir. Hastanın gözlük derecesi her muayenede saptanarak, en iyi ne kadar gördüğü belirlenir. Fakat göz muayenesinde, gözün tüm bölümleri sistematik bir şeklide incelenir ve göz tansiyonu, retina, görme siniri, göz kapakları, göz merceği, göz hareketleri tek tek kontrol edilir.

*Hastanın bu konuda bilinçlenmesi çok önemlidir, çünkü kırma kusurları ( miyopi, hipermetropi, astigmatizma ) toplumun hemen tümünde bulunmakla birlikte, göz hastalıklarının çok büyük bir kısmı yazık ki hiç bir belirti vermez. Hasta görmüyorum diye göz doktoruna geldiğinde görme artık geri döndürülemeyecek noktada bulunabilir.

*Bu nedenle hiç bir yakınması olmayan ve tümüyle iyi gören bir kişinin, özellikle de hipertansiyon, diabet gibi bir hastalığı varsa ve 30-40 yaşlarına ulaştıysa, 6 ay- 1 yıl aralarla göz muayenesi olması şarttır !! Ailesinde genetik ya da kalıtsal bir hastalığı olanları da bu gruba sokabiliriz.

*Çocuklarda, dışarıdan anne, baba, çocuk doktorunun görebileceği farklılıklar için zaten göz muayenesine başvurulacaktır. Bunun dışında anne babanın fark edemeyeceği göz bozukluklarının başında gelen göz kusurları (kırma kusurları) ancak göz muayenesi ile ortaya çıkar ve zamanında fark edilmezse 6 yaşından sonra tedavisi son derece zor olan görme tembelliğine (ambliyopi) yol açar. Ayrıca gözün gelişimiyle ilgili olabilen bazı rahatsızlıklar da dışarıdan anlaşılmayabilir. Bu nedenle 1-1,5 yaslar arasında çocuklar, hiç bir şikayet olmasa da muayene edilmelidir.

*Büyüklerde ise şekere bağlı göz hastalığı, göz tansiyonu, retina kanamaları, damar tıkanıklığı ya da yaşa bağlı makula dejenerasyonu (halka arasında sarı nokta hastalığı), uveitler, hatta başlangıç kataraktlar, herhangi bir görme kaybı, ağrı ya da dıştan görülebilecek bir belirti olmaksızın ilerlerler. Hasta göz muayenesine geç geldiğinde görme kaybı düzelmeyebilir.
* Romatizmal hastalıklar, endokrinolojik hastalıkla (örneğin guatr, hipofiz tümörleri), hatta barsak hastalıklarının büyük bir kısmı göz bozukluğuna yol açabileceği gibi, Behçet hastalığı, sarkoidoz, tüberküloz, başta olmak üzere bir çok sistemik hastalığa kesin tanı koyulabilmesi için göz muayenesine ihtiyaç vardır.

*Damar sertliği ve tansiyon yüksekliğine bağlı değişiklikler de, göz dibi muayenesi ile derecelendirilirler. Bu nedenle iç hastalıkları uzmanları, kadın- doğum uzmanları ve nöroloji uzmanları sık sık göz dibi muayenesi için konsültasyon isterler.

*Ayrıca görme siniri liflerinin beyinle olan ilişkileri nedeniyle, beyin tümörleri, kanamaları ve felçler göz muayenesi ile ortaya çıkacaktır.

*İşte bu sebepler periyodik göz muayenesini gerekli kılar.

Op. Dr. Füsun Uzunoğlu, FICO