Adet düzensizliği sorunu yaşayanlar

Adet, yani regl; rahim içi dokusunun gebelik gerçekleşmediğinde vücuttan dışarı düzenli olarak atılmasıdır. Adet kanamaları kadın üreme döngüsünün bir parçasıdır. Medical Park Fatih Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden Op. Dr. Hurşide Cevlan, ergenlikte başlayan adetin menopoza kadar devam ettiğini belirterek, adet döngüsü olarak adlandırılan iki adet dönemi arasının 21 ila 35 gün arasında, ortalamada 28 gün olduğunu kaydetti. Cevlan, farklı nedenlerle ortaya çıkabilen adet düzensizlikleri hakkında şunları söyledi;

ERGENLİK VE MENOPOZA YAKLAŞTIKÇA…
Adetlerin düzene girmesi iki yılı bulabilir. Ergenlikten sonra kadınların çoğunda adetler düzenli şekilde gelmeye başlar. Adet kanaması normalde ortalama 5 gün olmak üzere, iki ila yedi gün arasında sürer. Ancak bazı kadınların adetleri düzensiz gelir. Düzensizlik adetler arasındaki sürede, kanamanın miktarında ve devam ettiği sürede gözlemlenebilir. Adet düzeni doğum kontrol yönteminin değiştirilmesi nedeniyle de bozulabilir. Ayrıca adetleri düzenleyen östrojen ve progesteron hormonlarındaki dengesizlik nedeniyle de adet düzeni bozulabilir. Hormonlardaki dengesizliğin ise birçok nedeni vardır. Adet düzensizliği ergenlikte ve menopoza yaklaşırken sık görülür. Bu zamanlarda genellikle tedaviye gerek duyulmaz.

YÜZMEYE ENGEL YOK
Adet dönemlerinde denize girmenin sakıncalı olduğuna dair yaygın inancın tıbbi bir temeli bulunmuyor. Adetliyken denize girmek mümkün. Yüzerek adetten kesilmezsiniz, kanınız pıhtılaşmaz ya da karnınız ağrımaz.
STRES BİRİNCİ NEDEN OLABİLİR
Adet düzensizliklerinin en temel nedenleri şöyledir;
Stres,
Doğum kontrol hapları,
Uterin polipleri ya da miyomları,
İltihaplı pelvik hastalığı,
Polikistik over sendromu,
Prematüre yumurtalık yetmezliği,
Aşırı kilo alma ya da kilo verme,
Aşırı egzersiz,
Rahim kanseri,
Tiroid hastalığı,
Şeker hastalığı,
Karaciğer sirozu,
Hamilelik komplikasyonları,
Östrojen takviyeleri,
Kan inceltici ilaçların kullanımı,
Doğum kontrolü için spiral kullanımı,
Anti-depresanlar,
Östrojen ya da progesteron dengesizliği,

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?
Adet kanamasının normal periyodunun dışında olması: Adet kanamalarının beklenenden önce olması “polimenore”, beklenilen ay döneminden sonra olması “oligomenore” olarak adlandırılır. Adet arası kanamalar ise “metroraji” (ara kanama) olarak bilinir.

Adetlerin pıhtılı olması: Adetlerin normalde fazla olması “hipermenore” olarak tarif edilir. Adetlerin pıhtılı şekilde olması da normalden fazla olduğunu yani hipermenore durumunu gösterir. Çünkü normalde adet kanı içinde pıhtı hücreleri olmadığından adet kanı pıhtılaşmaz.
Adetlerin ağır ve sancılı olarak geçmesi: Adetlerin yoğun şekilde ağrılı geçmesine “dismenore” adı verilir. Dismenorenin organik veya organik olmayan pek çok sebepleri vardır.

Adetlerin normalden uzun sürmesi: Normalde adet kanaması 2 ile 8 gün arasında sürer ve kesilir. Reglin 8 günden uzun sürmesi “menoraji” olarak tarif edilir ve normal değildir.


Doğum sonrası kadınlarda depresyon belirtileri

Türkiye’de yapılan araştırmalar, doğum sonrasında kadınların yüzde ellisinin depresyona girdiğini gösteriyor. Gebelik ve doğumun getirdiği nöroendokrin ve psikososyal değişiklikler depresyona neden oluyor.

DEPRESYONUN 10 BELİRTİSİ:

– Gülememek ve olayların komik tarafını görememek

– Geleceğe hevesle bakamamak

– Bir şeyler kötü gittiğinde gereksiz yere kendini suçlamak

– Nedensiz yere kendini sıkıntılı ya da endişeli hissetmek

– İyi bir nedeni olmadığı halde korkmak ya da paniklemek

– Her şeyin giderek sırtına yüklendiğini hissetmek

– Öylesine mutsuzum ki uyumakta zorlanıyorum demek

– Kendinizi üzüntülü ya da çökkün hissetmek

– Öylesine mutsuzum ki ağlıyorum demek

– Kendine zarar vermeyi düşünmek

Gebelik döneminde kadınların bedensel, ruhsal, sosyal değişimler yaşandığını ve diğer birçok olayla kıyaslandığında bu dönemin çok daha büyük değişikliklere neden olduğunu dile getiren Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı (TSÇV) Aile Danışma Merkezi Uzman Psikoloğu Özgür Duran Yurtsever, “Doğum sonrasında 2 haftadan uzun süren bir duygusal zorlanma mevcut ise Doğum Sonrası Depresyonu’nu düşünmek gerekir ” dedi.

ERKEN DOĞUM DEPRESYON RİSKİNİ ARTIRIYOR

Doğum Sonrası Depresyonu’nda; aşırı ağlama, sinirlilik, suçluluk, bebeğe ilgi eksikliği, yeme ve uyku alışkanlıklarında değişiklikler, konsantre olmakta sorunlar, umutsuzluk, annenin bebeğe veya kendine zarar verme düşüncesi ortaya çıkabiliyor.

Doğum Sonrası Depresyonu’nun ciddi sıkıntılar yaratan bir rahatsızlık olduğunu ve anne ile bebeğin yaşam kalitesini önemli oranda düşürdüğünü söyleyen Yurtsever, “Annelerde; bebekleriyle başa çıkma konusunda beceriksiz veya yetersiz hissetme, derin düşüncelere dalma, alışılmış faaliyetlerde ilgi kaybı yaşama, değersiz hissetme, bebeğin sağlığı hakkında aşırı endişelenme gibi davranışlar görülebilir. Özellikle erken doğum, depresyon için riskli bir durum oluşturur. Erken doğumda prematüre bebek ve anneye özel bir destek sunulması gerekir ” dedi.

Yurtsever, annelik hüznü veya Doğum Sonrası Depresyonu durumlarında, annenin aile içi desteği yeterli düzeyde hissetmesinin öncelikli olduğunu belirterek, özellikle partnerlerin eşlerini yoğun şekilde desteklemesini ve süreci aşmak için sahiplenici bir ortak olarak davranması gerektiğini söyledi.

TSÇV Aile Danışma Merkezi, 2015 yılında aile yapısının gelişmesi ve güçlenmesi için; koruyucu, önleyici, eğitici, geliştirici, rehberlik edici ve psikoterapik hizmetler sunmak amacı kuruldu. Merkez, bebek, çocuk, ergen ve yetişkinlere yönelik danışmanlık hizmeti veriyor.

Yaz hamileleri nasıl tatil yapmalı

Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, anne adaylarına yaz hamileleri için sağlıklı tatil tüyoları vererek önerilerde bulundu…

GİDECEĞİNİZ BÖLGEDE HASTANE OLSUN: Tatile çıkmadan önce gideceğiniz bölgeyi araştırın. Otelde kalacaksanız, otelin çevresinde hastane olup olmadığını sorun. Her ihtimale karşı bir sağlık kuruluşuna yakın olmanız olası risklerde zaman kazanmanız için önemlidir.

MOLALARDA YÜRÜYÜN: Yolculuk sırasında 1.5-2 saatte bir mola vermeniz ve mümkünse bu molalarda 5-15 dakika yürüyüş yapmanız, ödem ve bacak toplardamarlarında kan pıhtılaşması ihtimalini minimuma indirir. Eğer uzun bir seyahat söz konusu ise, pıhtı oluşumunu engellemek için varis çorabı kullanmalısınız. Genel olarak gebelerin uçakla seyahat etmelerinde sakınca yoksa da; bazı hava yolu şirketleri, 34’üncü haftasını tamamlayan gebelerin doktor raporları olsa bile seyahatlerine izin vermeyebilir. Bu sebeple hamileliğiniz 34 haftayı geçtiyse, şehre yakın veya arabayla gidilebilecek mesafede tatil beldelerini tercih etmeniz iyi olacaktır.

EMNİYET KEMERİNİ KARNINIZIN ALTINDAN BAĞLAYIN: Anne adayları hangi taşıtla seyahat ederlerse etsinler, yolculuk sırasında mutlaka emniyet kemeri takmaları gerekiyor. Emniyet kemerini bağlarken karnınızın üstünden değil, altından geçmesine ve kalçalarınız hizasında olmasına dikkat edin. Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, “Eğer emniyet kemerinizi tam karnınızın üzerinden geçecek şekilde takarsanız; olası bir kaza durumunda oluşacak şiddetli basınç, bebeğin plasentasının erken ayrılmasına sebep olabilir. Ayrıca emniyet kemeri omuzla göğüs arasında olmalıdır. Kemerin boyun hizanızda olması tehlikelidir” diyerek anne adaylarını uyarıyor.

AYAKLARINIZI NANE YAĞIYLA SERİNLETİN: Ayaklarınızı; şiştiğinde, terlediğinde ya da ihtiyaç duyduğunuzda, bir leğen dolusu soğuk suya sokun. Birkaç damla nane yağının suya damlatılması ise ayaklarınızın daha da serinlemesini sağlar.

SENTETİK KUMAŞLARDAN UZAK DURUN: Hamilelik süresince; sentetik olmayan kumaşlardan yapılan, ısıyı yansıtan açık renkli kıyafetleri tercih edin. Yaz aylarında ve gebelik süresince vücut ısısının yükselmesi yanında efor kapasitesinin de azalması terlemeyi artırır. Uygun kıyafet seçimi, sizi cilt mantarları ve genital mantardan korur. Ayrıca, terlemeye bağlı olarak ciltte oluşabilecek sorunları sık sık duş alarak ve doktor önerisiyle kullanılan kremlerle gidermeniz mümkündür.

PAMUKLU İÇ ÇAMAŞIRI TERCİH EDİN: Gebelikte sıklıkla görülen vajinal enfeksiyonlar yaz aylarında daha da çok ortaya çıkabilir. Gebelik süresince genital bölgenin kuruluğuna dikkat etmeniz, pamuklu iç çamaşırı kullanmanız önemlidir. Günlük pedler kullanmanız ise önerilmez. Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, “Ayrıca; düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve güçlü bir bağışıklık sistemi, her türlü enfeksiyonla mücadele etmede önemli faktörler olduğundan bunlara dikkat etmeniz yerinde olur” dedi.

HAVUZA ERKEN SAATLERDE GİRİN: Düşük ya da erken doğum tehlikeniz yoksa, hamilelik süresince deniz ve havuza girmenizde bir sakınca yoktur. Ancak havuz kaynaklı enfeksiyon hastalıklarının sık görüldüğü unutulmamalıdır. Bu sebeple, günün erken saatlerinde ve temizliğine güvenilen yerlerde denize ya da havuza girmeye özen gösterin. Ayrıca tatilde güneş yanıkları ve lekelerine, böcek ısırmalarına ve düşmelere karşı daha da dikkatli olmalısınız.

SUDAN ÇIKAR ÇIKMAZ MAYONUZU DEĞİŞTİRİN: Gebelik döneminde görülen mantar enfeksiyonu, ıslak mayo veya bikini ile beklendiğinde, genital bölgenin nemli kalmasına bağlı olarak daha sık karşımıza çıkar. Enfeksiyonun tedavisi için ilaç kullanmak zorunda kalınabildiğinden, sudan çıktıktan sonra mayo veya bikininizi mutlaka değiştirmelisiniz.

YÜZERKEN YANINIZDA MUTLAKA BİRİSİ OLSUN: “Hamileler, tatilde birtakım kurallara uyarlarsa suyun iyileştirici etkisinden faydalanabilirler. Hamilelerin denize veya havuza girmesi, bedenlerindeki gerginliği azaltıp onları rahatlatması ve alınan kilolar nedeniyle oluşan sırt ve bel ağrıları açısından çok faydalıdır” diyen Op. Dr. Seval Taşdemir, “Ancak anne adayları denizde yalnız yüzmemeye dikkat etmeliler. Hamilelik döneminde magnezyum ihtiyacı arttığı için bacaklarda kramplar meydana gelebilir. Yanlarında bir kişinin olması paniklememelerini ve kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlar” diyerek hamileleri ve yakınlarını uyardı.

HAVUZA GİRERKEN DE ÇIKARKEN DE DUŞ ALIN: Kadınların deniz veya havuzdan sonra ıslak mayoyla kalması, idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabilir. Bunun sebebi, kadınlarda idrar yolunun kısa olmasıdır. Denize ya da havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra mutlaka duş almalısınız. Genital bölgedeki yararlı bakterilerin yok olmaması için vajinanın içini yıkamamalı, pudra, deodorant ve parfüm gibi ürünler kullanmamalısınız. Vajinada akıntı, yanma, kötü koku veya kaşıntı varsa, en kısa sürede kadın hastalıkları doktoruna gitmelisiniz. Bunların sebebi mutlaka teşhis edilmeli ve geç kalınmadan, en kısa sürede tedavisi yapılmalıdır. Geç kalınması, enfeksiyonun böbreklere yayılması nedeniyle daha ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.

YÜKSEK KORUMA FAKTÖRLÜ KREM, ŞAPKA VE GÖZLÜK KULLANIN: Hamilelikte değişen hormon seviyeleri, ciltte bazı değişikliklere yol açar. Bu değişikliklerden en çok karşılaşılan, ciltte görülen renk değişiklikleridir. Burun, alın, çene ve yanaklarda görülen cilt lekeleri çoğunlukla doğum sonrası kaybolur. Bu lekeleri önlemek için yüksek koruma faktörlü kremleri tercih etmeniz, güneş ışınlarının dik olduğu saatlerde açık havada bulunmamanız, gölgelik alanları tercih etmeniz, bol kıyafetler giymeniz, şapka ve gözlük kullanmanız gerekir.

BESLENME PROGRAMINIZI DEĞİŞTİRMEYİN: “Çiğ sebze ve meyveleri tüketirken çok iyi yıkanmış olmasına, etlerin de iyice pişmiş olmasına dikkat edin. Emin olmadığınız yöresel yemekleri mümkünse tüketmeyin” diyerek anne adaylarını uyaran Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, “Beslenme programınızı tatilde olduğunuz için değiştirmeyin, her zamanki gibi devam ettirin. Dışarıda yenilen gıdalara bağlı olarak gıda zehirlenmeleri yaz aylarında daha sık görülebileceğinden, gebelikte daha dikkatli olunmalıdır. Besin zehirlenmeleri bulantı, kusma, ishalle kendini gösterebilir ya da ateş, dinlenmeyle geçmeyen kramplar ve baş ağrıları görülebilir. Bu gibi şikayetlerde hemen en yakın doktora veya sağlık merkezine başvurmalı” dedi.

Erken doğumu önlemek için

Acıbadem Altunizade Hastanesi Perinatoloji ve Yüksek Riskli Gebelikler Merkezi Uzmanı Doç. Dr. Oktay Kaymak, “Her hastalıkta olduğu gibi rahim ağzı yetmezliği tedavisinin başarılı olmasında da erken tanı çok önemli” diyor.

Günümüzde tüm doğumlarda sıklığı yüzde 10’a varan erken doğum, yenidoğan ölümlerin yüzde 75’inden sorumlu oluyor. Erken doğumun en önemli sorumlularından biri ise rahim ağzı yetmezliği. Her 100 hamile kadından 1’inde görülen ve birçok nedene bağlı olarak gelişen bu tablo aslında erken tanı konulduğunda sorun olmaktan çıkabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Perinatoloji ve Yüksek Riskli Gebelikler Merkezi Uzmanı Doç. Dr. Oktay Kaymak, rahim ağzına dikiş atılması yöntemiyle erken doğumun önlenebildiğini ve bu sayede anne adayının ideal zamanda doğum yapma şansını yakaladığını belirtiyor.

RAHİM AĞZININ İNCELENMESİ ŞART

Rahmin vajinaya açılan en alt noktasını oluşturan rahim ağzı normal şartlarda kapalı oluyor. Rahim ağzının hamileliği taşıyacak kadar güçlü olmaması ve doğum sancıları başlamadan önce açılması ise rahim ağzı yetmezliği olarak adlandırılıyor. Riskli durumlarda önlem alınmadan hamile kalınırsa 12 -22 haftalar arasında düşük oluşabiliyor. Bazı hamilelikler de 24 – 32 haftalar arasında erken doğumla sonuçlanabiliyor. “Ne yazık ki günümüzde birçok anne adayının risk belirlemesi tam yapılamıyor ve bunun sonucunda hamilelikleri erken doğumla sonuçlanıyor” diyen Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Oktay Kaymak bu nedenle özellikle düşükle sonuçlanmış hamileliklerde bir sonraki hamileliğe başlamadan önce anne adaylarının mutlaka yeterli bir şekilde değerlendirilmeleri ve ek olarak rahim ağızlarının incelenmesi gerektiğini vurguluyor.

BASİT BİR MUAYENE İLE TESPİT EDİLEBİLİYOR

Rahim ağzı yetmezliğinde en önemli bulgu ise düşüğün hamileliğin ikinci 3 ayında (4. ay 5. ay 6. ay) ve en önemlisi ağrısız bir şekilde gerçekleşmiş olması. Çünkü rahim ağzı yetmezliği olan anne adayları bebeklerini düşürürken çok fazla ağrı hissetmiyor. Eğer hamilelik bu şekilde noktalandıysa, altta yatan etkenin rahim ağzı yetmezliği olma riskinin yüksek olduğu anlamına geliyor. Bu tablonun bir diğer bulgusu ise rahim ağzı boyunun normalden kısa olması. Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Oktay Kaymak bu durumun vajinal yoldan yapılan ultrasonografik incelemenin yanı sıra basit ve ağrısız bir muayeneyle tespit edilebildiğine işaret ederek “Ölçümlerde sadece rahim ağzı boyu değil, ek olarak yapısı da göz önüne alınıyor. Çünkü bazı anne adaylarında rahim ağzının boyu yeterli olsa da yapısının bozuk olması nedeniyle düşük veya erken doğum gelişebiliyor” diyor

TEDAVİ ERKEN DOĞUMU ÖNLEYEBİLİYOR

Medikal, yani ilaç ile tedavisi, pesser denilen plastik halkalarla tedavi veya rahim ağzı dikişi ( vajinal ya da karın bölgesinden ) günümüzde uygulanan ana tedavi yollarını oluşturuyor. Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Oktay Kaymak rahim ağzı yetmezliğinde hangi tedavi yöntemine başvurulacağına anne adayının mevcut durumu, daha önceden başarısız rahim ağzı dikişi geçirip geçirmediği ve rahim ağzının şu anki yapısına bakılarak karar verildiğini söylüyor. İlk hamileliği olan veya daha önceden erken doğum hikayesi olmayan anne adaylarında ilk tercih ilaç tedavisi oluyor. Eğer başarılı sonuç alınamazsa rahim ağzı dikişi yöntemine başvuruluyor. Plastik halkalar ise rahim ağzı yetmezliğinin önlenmesinde deneniyor.

RAHİM AĞZINA DİKİŞ ATILIYOR

Genellikle 12-14. haftalarda yapılan rahim ağzına dikiş işlemine, daha ileriki haftalarda rahim ağzının erken açılması durumunda acil olarak da başvurulabiliyor. Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Oktay Kaymak vajinal veya karın bölgesinden uygulanan rahim ağzına dikiş uygulamasının ameliyathane şartlarında, genel anestezi altında veya belden uyuşturulduktan sonra yapıldığını belirterek şu bilgileri veriyor: “Ortalama olarak 15-20 dakika süren bu işlemde 5 mm genişliğinde, vücutta emilmeyen özel bir dikiş malzemesi, rahim ağzının en içerideki kısmına yerleştiriliyor. Dikiş, açılan rahim ağzını çepeçevre gezerek bir torba ağzı gibi sıkıştırıyor. Böylece rahim ağzının doğumdan önce açılması önleniyor.” Rahim ağzı dikişinin başarısı, dikişin konulduğu hamilelik haftası, rahim ağzının yapısı ve hamileliğin mevcut durumuna göre yüzde 30 – 70 arasında değişkenlik gösteriyor.

Geç gebelikte omega 3 şart

Ayrıca bu annelerin bebeklerinde de zeka geriliği, anomaliler, çeşitli sağlık problemleri ortaya çıkabiliyor. Jinekolog Doç. Dr. Ferit Saraçoğlu, geç gebeliklerde ve sonrasında kullanılan Omega-3’ün sadece anne değil bebek sağlığı için de büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Saraçoğlu, anne karnında ve ilk 1000 günde alınan Omega 3’ün bebeğin bağışık sistemini güçlendirerek ileride ortaya çıkması olası hastalıkları önleme açısından da yararını vurguluyor.

Geç gebelikleri giderek arttığı günümüzde anne adaylarının karşı karşıya olası riskler de artıyor. 35 ve üzeri yaşlardaki anne adayları anemi, diyabet, tansiyon problemlerinin yanı sıra erken doğum, düşük, bebek anomalileri, plasenta problemleri, bebekte zeka geriliği gibi sorunlar görülebiliyor. 35 yaşın üzerinde gebeliklerde birçok hastalığın görülme olasılığı erken yaştakilere göre daha fazla. Örneğin geç gebeliklerde kronik hipertansiyon erken yaştaki gebeliklere göre 2-4 kat, diyabet riski 2 kat, düşük riski de daha genç gebeliklere göre yaklaşık 4 kat artıyor.

EMZİRME DÖNEMİNDE DE OMEGA-3 ALINMALI

Jinekolog Doç. Dr. Ferit Saraçoğlu, gebelikte Omega-3 kullanımının özellikle geç gebelikte ortaya çıkan bu riskleri azalttığını, ayrıca bebeğin gelişimini de olumlu yönde etkilediğini belirtiyor. Anne karnında ve ilk 1000 günde alınan omega 3’ün bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve ileride ortaya çıkması olası hastalıkları önleme açısından yararlı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Saraçoğlu, “Omega-3 yağ asitleri, hamilelik döneminde de önemli faydalar sağlıyor. Omega-3’ü hamilelik öncesi tüketmeye başlayan geç yaş gebelerinde, bebeklerin nörolojik, görme, zeka ve motor fonksiyonlarının gelişmesini olumlu yönde etkiliyor. Omega-3 eksikliği yaşayan bebeklerde ileriki yaşlarda kronik hastalıklar, kalp damar sistemi hastalıkları, şişmanlık, tip 2 diabet, kanser gibi hastalıklar diğer bebeklere oranla birkaç daha fazla görülüyor. Bilimsel çalışmalar, hamilelerin gebelik ve emzirme döneminde Omega-3 alımının artırılması gerektiğini ortaya koyuyor” diyor.

ALG YAĞI DOĞAL OMEGA-3 KAYNAĞI

Sadece gebelik sürecinde değil ilk 1000 günde iyi beslenemeyen çocukların bağışıklık sistemlerinin, görme ve beyin fonksiyonlarının, motor ve zeka gelişimlerinin olumsuz etkilendiğine dikkat çeken Doç. Dr. Saraçoğlu, şunları söylüyor: “Omega-3 yağ asitleri açısından en iyi kaynaklardan biri deniz ürünleridir. Ancak civa ve diğer toksik maddelerin birikimi nedeniyle gebeler daha az balık tüketmesi önerilmektedir. Ancak gebelikte günde en az 650 mg Omega-3 alınması gerekir. Bunun 300 mg’ı DHA’dır. Gebelik diyetlerinde deniz ürünleri tüketiminin düşüklüğü ve Omega-3 yağ asitlerinin vücut tarafından üretilemediği göz önüne alındığında, gebelerin mutlaka dışarıdan destek alması gerekmektedir. Bu desteklerin en önemlileri günlük olarak alınan balık yağı, krill yağı ve alg yağıdır. Ülkemize yeni gelen alg yağı (Algae Oil), planlı gebelik, gebelik ve emzirme döneminde kullanılan, anne karnındaki bebeğin beyin, göz ve sinir sisteminde etkili, bitkisel, doğal Omega-3 kaynağıdır. Ayrıca algler vejetaryenler için en geçerli DHA kaynağı olarak da bilinir.”

Hamilelikte göz sorunlarına dikkat edin

Hamile hastaların bu özel durumları göz önünde bulundurularak, anne ve bebek sağlığına zarar gelmeyecek şekilde tedavi edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Ankara Hastanesi Göz Ünitesi’nden Dr. Bekir Sıtkı Aslan, hamilelikte göz sağlığını korumak için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.

GÖRMEDE BULANIKLIK OLUŞABİLİR

Hamilelik, gözde kırma kusuru değişikliğine neden olmaktadır. Progesteron ile bağlantılı olarak kornea dokusunun yani gözün en öndeki bombe saydam tabakasının su tutma özellikleri değişir. Bunun sonucunda görmede bulanıklık ve özellikle kontakt lens kullananlarda lense karşı aşırı bir duyarlanma gelişebilir. Bu dönemde kontakt lens kullanımının ertelenmesi doğru bir tercih olmaktadır. Her ne kadar hamilelerde görme problemleri fizyolojik nedenlerle gelişebilse de, görme ile ilgili şikayeti olan tüm hamile kadınların yakınmaları büyük bir hassasiyetle ele alınmalı ve özenle bir ayırıcı tanı çalışması gerçekleştirilmelidir.

Hamilelikte fizyolojik etkenler damarsal değişimleri tetikleyebilmektedir. Bunlar arasında kafa içi damarlarda yapısal bozukluklar, göz retina arter tıkanıklıkları, kendiliğinden gelişen göz çukuru kanamaları ve hipofiz bezi kanamaları sayılabilmektedir. Hormonal değişimler hipofiz bezi ve göz boşluğunun iyi ve kötü huylu tümörlerinin büyümelerine ve daha da belirginleşmelerine yol açabilmektedir. Hamilelik doğrudan bu tümörlerin oluşma nedeni değildir ancak daha önce meydana gelmiş olan oluşumlar bu dönemde daha belirgin hale gelebilmektedir.

KAN BASINCI ÖLÇÜMÜ ÖNEMLİ

Hamile kadınlarda preeklampsi ve eklampsi adıyla tanımlanan damarlarda değişikler sonucu ortaya çıkan durumlar mutlaka araştırılmalıdır. Hamile hastaların kan basıncı mutlaka ölçülmelidir. Eklampsinin görme yollarının tümünü etkileyebileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Preeklampsi aşamasında öne çıkan bulgular hipertansiyon ve idrarla aşırı protein atılmasıdır. Preeklamptik hastalar eklampsi aşamasında istem dışı kasılmalarla hatta koma hali ile hastaneye ulaştırılabilmektedir.

VAKİT KAYBETMEDEN UZMANA BAŞVURMALI

Bu hastaların yapılan göz muayenelerinde; görme siniri ödemi, hipertansiyona bağlı retina değişiklikleri, göz damarsal tabakasında tıkanıklıklar, ağ tabakada sıvı toplanması görülebilir. Hamile hastalarda beyin dokularında ve bunun sonucunda görsel alanda hasarlanma, buna bağlı olarak serebral körlük gelişebilir. Tedavi edilmeyen kişilerde, daha ileri aşamalarda hızla geri dönebilen beyin dokusu tutulumu gelişebilir.

KAFA İÇİ BASINÇ ARTIŞINA DİKKAT!

Hamilelerde görme siniri ödemi sıklıkla sebebi belli olmayan kafa içi basınç artışı nedeniyle gerçekleşmektedir. Hamilelik döneminde pıhtı oluşma eğilimi nedeniyle damar tıkanıklıkları ve özellikle kafa içi pıhtılaşma atlanmamalıdır. Sebebi bilinmeyen kafa içi basınç artışı hamile kadınlarda sıklıkla vücutta kontrolsüz sıvı birikimi ile birlikte seyreder. Bu iki durumun dikkatle ele alınması gerekir. Bu hastalar için yakın takip çok önemli olmakla birlikte, genellikle kilo artışının kontrolü vücutta dengelerin korunmasına yardımcı olmaktadır.

Görme sinirinin iltihabı doğurganlık dönemindeki kadınlarda görülebilen bir durumdur ve gebeliğin erken dönemlerinde veya gebelik sonrası gelişebilir. Ara dönemde gebelerdeki bağışıklık sisteminin güçlü olması sayesinde pek görülmemektedir.

Hamile hastalarda dikkat edilmesi gereken bir diğer durum tanı araçlarının dikkatle seçilmesi ve kullanılmasıdır. Zorunlu ise bilgisayarlı tomografi çekileceği sırada karın bölgesi bir radyasyon geçirmeyen kalkanla korunmalıdır. Manyetik rezonans görüntüleme (MRG) gebelerde en sık kullanılan tanı aracıdır. Kontrast madde kullanımının diğer görüntüleme yöntemlerinde olduğu gibi göz damarlarının görüntülemesinde kullanımı dikkat gerektirir ve çok zorunlu olmadıkça ertelenmelidir. Hamilelerde kan koagülasyon özellikleri de kapsamlı araştırılmalıdır.

DİKKATLİ DEĞERLENDİRME YAPILMALI

Tanısı belirlenmiş hamile hastalar için tedavi planları da farklı özellikler gösterir. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) ilaç sınıflama sistemlerine dikkat edilmelidir. FDA Class A grubu ilaçlar güvenlidir. Class B ve Class C grubu ilaçlar için dikkatli değerlendirme yapmak uygundur. Class D ve X grubu ilaçlar hamile hastalarda asla kullanılmamalıdır. Hamile hastaların görme ile ilgili yakınmalarının tedavisinde nöroloji ve kadın doğum uzmanlarıyla birlikte hareket edilmelidir. Hamilelik sırasında bağışıklık sistemi ile ilgili hastalıklar iyileşebilir ancak hamilelik sonrasında hızla tetiklenebileceği akılda tutulmalıdır. Epidural anestezi ile doğum yapan gebelerde, geçici göz kapağı düşüklüğü görülebilmektedir.

Hamilelik, kadınların hayatında çok özel bir dönemdir. Bu dönemde genel yakınmaların yanında görme yönünden de rahatsızlıklar gelişebilmektedir. Görme ile ilgili en küçük bir yakınmada bir göz doktorunun bilgisine başvurmak, sağlıklı hamileliği güvenceye alabilecek doğru bir yaklaşımdır.

Anne adayı tek başına yüzmemeli

Anne adayları, denizde yalnız yüzmemeye dikkat etmeliler. Hamilelik döneminde magnezyum ihtiyacı arttığı için bacaklarda kramplar meydana gelebilir. Yanlarında bir kişinin olması, kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlar

Birçoğumuz için yılın en güzel ayları, tatil yapabildiğimiz yaz aylarıdır. Anne adayları ise, bu aylarda hamileliklerinden dolayı güzel tatil günlerinden vazgeçmek olduklarını düşünebilirler. Aslında doktor tavsiyelerine uyarak ve dikkat ederek, yaz aylarının güzelliğinden hamilelik süresince de yararlanmak mümkündür. Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, anne adaylarına yaz hamileleri için sağlıklı tatil tüyoları vererek önerilerde bulundu…
Yolculuklarınızda mola verin: Yolculuk sırasında 1.5-2 saatte bir mola vermeniz ve mümkünse bu molalarda 5-15 dakika yürüyüş yapmanız, ödem ve bacak toplardamarlarında kan pıhtılaşması ihtimalini minimuma indirir. Eğer uzun bir seyahat söz konusu ise, pıhtı oluşumunu engellemek için varis çorabı kullanmalısınız. Genel olarak gebelerin uçakla seyahat etmelerinde sakınca yoksa da; bazı havayolu şirketleri, 34’üncü haftasını tamamlayan gebelerin doktor raporları olsa bile seyahatlerine izin vermeyebilir. Bu sebeple hamileliğiniz 34 haftayı geçtiyse, şehre yakın veya arabayla gidilebilecek mesafede tatil beldelerini tercih etmeniz iyi olacaktır.

BOYUN HİZASI TEHLİKELİ OLABİLİR
Emniyet kemerinizi ne olursa olsun bağlayın: Anne adayları hangi taşıtla seyahat ederlerse etsinler, yolculuk sırasında mutlaka emniyet kemeri takmaları gerekiyor. Emniyet kemerini bağlarken karnınızın üstünden değil, altından geçmesine ve kalçalarınız hizasında olmasına dikkat edin. Eğer emniyet kemerinizi tam karnınızın üzerinden geçecek şekilde takarsanız; olası bir kaza durumunda oluşacak şiddetli basınç, bebeğin plasentasının erken ayrılmasına sebep olabilir. Ayrıca emniyet kemeri omuzla göğüs arasında olmalıdır.
Kemerin boyun hizanızda olması tehlikelidir.
Ayaklarınızı dinlendirin: Ayaklarınızı; şiştiğinde, terlediğinde ya da ihtiyaç duyduğunuzda, bir leğen dolusu soğuk suya sokun. Birkaç damla nane yağının suya damlatılması ise ayaklarınızın daha da serinlemesini sağlar.

SIK SIK DUŞ ALMAYA ÇALIŞIN
Pamuklu giysileri tercih edin: Hamilelik süresince; sentetik olmayan kumaşlardan yapılan, ısıyı yansıtan açık renkli kıyafetleri tercih edin. Yaz aylarında ve gebelik süresince vücut ısısının yükselmesi yanında efor kapasitesinin de azalması terlemeyi artırır. Uygun kıyafet seçimi, sizi cilt mantarları ve genital mantardan korur. Ayrıca, terlemeye bağlı olarak ciltte oluşabilecek sorunları sık sık duş alarak ve doktor önerisiyle kullanılan kremlerle gidermeniz mümkündür.
Günlük pedleri kullanmayın: Gebelikte sıklıkla görülen vajinal enfeksiyonlar yaz aylarında daha da çok ortaya çıkabilir. Gebelik süresince genital bölgenin kuruluğuna dikkat etmeniz, pamuklu iç çamaşırı kullanmanız önemlidir. Günlük pedler kullanmanız ise önerilmez. Ayrıca; düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve güçlü bir bağışıklık sistemi, her türlü enfeksiyonla mücadele etmede önemli faktörler olduğundan bunlara dikkat etmeniz yerinde olur.
Düşük ya da erken doğum tehlikeniz yoksa havuza girebilirsiniz: Düşük ya da erken doğum tehlikeniz yoksa, hamilelik süresince deniz ve havuza girmenizde bir sakınca yoktur. Ancak havuz kaynaklı enfeksiyon hastalıklarının sık görüldüğü unutulmamalıdır. Bu sebeple, günün erken saatlerinde ve temizliğine güvenilen yerlerde denize ya da havuza girmeye özen gösterin. Ayrıca güneş yanıkları ve lekelerine, böcek ısırmalarına ve düşmelere karşı dikkatli olmalısınız. Gebelik döneminde görülen mantar enfeksiyonu, ıslak mayo veya bikini ile beklendiğinde, genital bölgenin nemli kalmasına bağlı olarak daha sık karşımıza çıkar. Enfeksiyonun tedavisi için ilaç kullanmak zorunda kalınabildiğinden, sudan çıktıktan sonra mayo veya bikininizi mutlaka değiştirmelisiniz.
Hamileler tek başına yüzmemeli: Hamileler, tatilde birtakım kurallara uyarlarsa suyun iyileştirici etkisinden faydalanabilirler. Hamilelerin denize veya havuza girmesi, bedenlerindeki gerginliği azaltıp onları rahatlatması ve alınan kilolar nedeniyle oluşan sırt ve bel ağrıları açısından çok faydalıdır. Ancak anne adayları denizde yalnız yüzmemeye dikkat etmeliler. Hamilelik döneminde magnezyum ihtiyacı arttığı için bacaklarda kramplar meydana gelebilir. Yanlarında bir kişinin olması paniklememelerini ve kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlayacaktır. Hamileler gün içinde çok sıcak olmayan saatlerde denize girmeli, çıktıktan hemen sonra mayolarını değiştirmeliler.

PUDRA, DEODORANT KULLANMAYIN
İdrar yolları enfeksiyonları hemen tedavi edilmeli: Kadınların deniz veya havuzdan sonra ıslak mayoyla kalması, idrar yolu enfeksiyonlarına da neden olabilir. Bunun sebebi, kadınlarda idrar yolunun kısa olmasıdır. Denize ya da havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra mutlaka duş almalısınız. Genital bölgedeki yararlı bakterilerin yok olmaması için vajinanın içini yıkamamalı, pudra, deodorant ve parfüm gibi ürünler kullanmamalısınız. Vajinada akıntı, yanma, kötü koku veya kaşıntı varsa, en kısa sürede kadın hastalıkları doktoruna gitmelisiniz. Bunların sebebi mutlaka teşhis edilmeli ve geç kalınmadan, en kısa sürede tedavisi yapılmalıdır. Geç kalınması, enfeksiyonun böbreklere yayılması nedeniyle daha ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.

GEBELİK LEKELERİNİ ÖNEMSEYİN
Hamilelik te değişen hormon seviyeleri, ciltte bazı değişikliklere yol açar. Bu değişikliklerden en çok karşılaşılanı, ciltte görülen renk değişiklikleridir. Burun, alın, çene ve yanaklarda görülen cilt lekeleri çoğunlukla doğum sonrası kaybolur. Bu lekeleri önlemek için yüksek koruma faktörlü kremleri tercih etmeniz, güneş ışınlarının dik olduğu saatlerde açık havada bulunmamanız, gölgelik alanları tercih etmeniz, bol kıyafetler giymeniz, şapka ve gözlük kullanmanız gerekir.

Yöresel yemeklere karşı temkinli olun
Çiğ sebze ve meyveleri tüketirken çok iyi yıkanmış olmasına, etlerin de iyice pişmiş olmasına dikkat edin. Emin olmadığınız yöresel yemekleri mümkünse tüketmeyin. Beslenme programınızı tatilde olduğunuz için değiştirmeyin, her zamanki gibi devam ettirin. Dışarıda yenilen gıdalara bağlı olarak gıda zehirlenmeleri yaz aylarında daha sık görülebileceğinden, gebelikte daha dikkatli olunmalıdır. Besin zehirlenmeleri bulantı, kusma, ishalle kendini gösterebilir ya da ateş, dinlenmeyle geçmeyen kramplar ve baş ağrıları görülebilir. Bu gibi şikayetlerde hemen en yakın doktora veya sağlık merkezine başvurmalıdır.

Dr. Osman Temizkan, “Menopoz sonrası

Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Osman Temizkan, “Menopoz sonrası dönemde hastaların yüzde 50’si idrar kaçırma sorunuyla karşı karşıya kalabiliyor. Ülkemizde sosyokültürel olarak ‘utanılan’ hastalıklar grubunda yer alan idrar kaçırma, bazen cerrahi tedaviye hatta ilaca bile gerek kalmadan, basit egzersizlerle de kolayca tedavi edilebilecek bir sorun. Yeter ki doktora başvurmaktan çekinmesinler” diyor. Dr. Osman Temizkan, idrar kaçırmanın nedenlerini ve tedavi yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Günümüzde sadece ileri yaşla sınırlı kalmayıp genç yaşlarda da kadınların kapısını çalabilen idrar kaçırma, özellikle 30 yaşından sonra her 4 kadından 1’inin sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Kadınların en yakınlarına hatta doktora bile söylemekten çekindiği sorun, hastanın sosyal ve iş yaşantısını, cinsel hayatını olumsuz etkiliyor, yaşam kalitesini vuruyor, özgüvenini azaltıyor, depresyona bile neden olabiliyor. Sosyal yaşamlarında bu hastalar idrar kaçırma korkusundan dolayı gittikleri her ortamda tuvalete yakın olmak isterken, ciddi hijyen sorunları ve tekrarlayan enfeksiyonlarla da karşı karşıya kalıyor. Eskiden bu sorunun, ileri yaşın yol açtığı doğal bir sorun olarak görüldüğünü, kadınların bu nedenle büyük sıkıntılara göğüs germek zorunda kalarak mutsuz olduklarını belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Osman Temizkan “Oysa günümüzde teknoloji ve tıptaki gelişmeler, hekimlerin tecrübesi sayesinde sorun kolayca tedavi edilebiliyor. Yeter ki doktora başvurmaktan çekinmesinler” diyor. Ülkemizde sosyokültürel olarak ‘utanılan’ hastalıklar grubunda yer alan sorunun çok yaygın olduğunu, menopoz sonrası dönemde iki hastadan birinin idrar kaçırmayla karşı karşıya kalabildiğini kaydeden Dr. Osman Temizkan, cerrahi tedavi, ilaç tedavisi hatta basit egzersizlerle dahi sorunun tedavi edilebildiğini vurguluyor.

AYNI GÜN TABURCU OLUNUYOR

İdrar kaçırmaya; ilerleyen yaşın yanı sıra, zor doğumlar, fazla kilo, enfeksiyonlar, idrar yolu taşları, jinekolojik operasyonlar, diyabet, menopoz, alkolizm ve Parkinson gibi beyin fonksiyon bozukluğu hastalıkları da yol açabiliyor. Aşırı kilo, hastalığın tedavisini de zorlaştırıyor. İdrar kaçırmanın ‘stres tipi’, ‘sıkışma tipi’ ve ‘karma tip’ olmak üzere üç çeşidi olduğunu belirten Dr. Osman Temizkan “En sık görüleni stres tipi idrar kaçırma. Burada öksürme, hapşırma sırasında, merdiven çıkarken hatta gülerken sorun ortaya çıkıyor. Sıkışma tipinde ise hastanın aniden idrar yapma ihtiyacı beliriyor ama tuvalete bile yetişmeye fırsat bulamıyor. Karma tipte bunların karışımından oluşuyor. Tedavileri de sorunun çeşidine göre değişiyor” diyor.

BASİT EGZERSİZLER BİLE YETERLİ OLABİLİYOR!

Yol açtığı şikayetler itibariyle büyük bir sorun olan idrar kaçırma sorununun tedavisi ise basit kas egzersizleriyle bile mümkün olabiliyor. ‘Stres tipi’ idrar kaçırmada genellikle cerrahi tedavi uygulandığını, çünkü bu hastaların idrar kesesinde depolama problemi olduğunu kaydeden Dr. Osman Temizkan, “Ancak ‘sıkışma tipi’ idrar kaçırmada, istemsiz olarak idrar kesesinde kasılma olduğu için biz bunu ilaçlarla engelleyebiliyoruz. Kas yapıları da idrar tutmada çok önemli olduğu için tüm hastalar için egzersiz tedavisi çok büyük önem taşıyor. Hatta bazen kas egzersizleri tek başına da yeterli olabiliyor. Altı aya, bir yıla kadar uzayabilen kas egzersizleri hem idrar tutmayı sağlıyor hem de genital organlardaki sarkmaları engelliyor. Böylece hastalarımızın idrar kaçırma şikayeti ciddi oranda azalıyor. Bundan fayda görmezlerse ilaç ya da cerrahi tedaviye geçiyoruz. Hastalar genel anesteziye gerek kalmadan basit operasyonla tedavi olup aynı gün taburcu olabiliyorlar” diyor.

Sıcak havada hamilelere altın öneriler

Sıcaklığın yüksek olduğu saatlere dikkat edin

Özellikle güneş ışınlarının dik geldiği öğle saatlerinde hamilelerin ekstra dikkatli olmaları gerekiyor. Mümkünse günün bu saatlerinde dışarıya çıkılmamalı diğer saatlerde çıkıldığında ise mutlaka ama mutlaka güneş koruyucu kremler kullanılmalı, hafif ve açık renkli giysiler tercih edilmelidir. Güneşin dik geldiği saatlerde dışarda olmak hamilelikte tansiyon yükselmesine ya da düşmesine neden olabilir. Bu an düşüşler ve yükselişler ise kandaki oksijen oranını etkilediğinden bebeğe giden oksijenin de dalgalanmasına neden olabilir. Bu gibi riskli bir durumla karşılaşmamak için sıcaklara özellikle dikkat edilmelidir.

Sıcaklarda hamilelerin dikkat etmesi gereken 5 durum

Bol sıvı tüketin

Sıcak havalarda vücutta bol sıvı kaybı yaşanır. Bu sıvı kaybı hamilelerde daha çoktur. Bu nedenle hamilelerin bu havalarda bol sulu yiyecekler tüketmeleri ve bol bol su içmeleri şarttır. Bol su tüketimi vücudunuzun hem sıvı hem de oksijen ihtiyacını dengeler ve günü daha ferah geçirmenizi sağlar.

Sıcaklarda hamilelerin dikkat etmesi gereken 5 durum

Beslenmenize dikkat edin

Hamilelikte iştahın artışı hızlı kilo alımına neden olabilir. Gebelik süresince normal bir kiloya sahip olanlar 12-16 kilo, düşük kilolular 13-18 kilo, fazla kilolular ise 7-12 kilo alarak gebeliklerini tamamlamalıdırlar. Bu nedenle özellikle sıcak havalarda vücudunuza ekstra yük olacak ağır besinlerden kaçınmalı ve hafif yiyecekler tüketmelisiniz. Bu hem kilo alımınızı dengeler hem de hafif bir yaz geçirmenizi sağlar.

Sıcaklarda hamilelerin dikkat etmesi gereken 5 durum

Egzersiz yapın

Sabahın ilk saatlerinde ya da gece yatmadan önce yapacağınız hafif egzersizler ve yürüyüş sizi çok rahatlatır. Özellikle sıcak havalarda hareketsizlik nedeniyle ayaklarda ve bileklerde şişmeler meydana gelir. Bu şişmelerin önüne geçmek için hareketli bir hamilelik geçirmek gerekir.

Sıcaklarda hamilelerin dikkat etmesi gereken 5 durum

Sık sık duş alın

Sıcak havalarda vücudu serinletmenin ve sakinleşmenin en iyi yolu bol bol duş almaktır. Siz de vücudunuzu yenilemek ve ferahlamak için gün içerisinde ılık duşlar alın. Özellikle gece yatmadan önce alacağınız ılık bir duş rahatça uykuya dalmanızı sağlayacaktır.

Yaz hamilelerine sağlıklı olmanın rehberi

Uygulayacağınız birkaç basit yöntemle yaz boyu serin kalabilirsiniz. Nasıl mı? Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen’e kulak verelim:

GÖLGEDEYKEN BİLE GÜNEŞ KORUYUCU KULLANIN
“Gebelik ısıya karşı daha az toleranslı olmanıza neden olur. Çünkü gebelikte değişen hormonlara bağlı olarak vücut ısısı normalden biraz daha yüksektir. Bu da ısıya daha tahammülsüz olmanıza neden olur.
Gebelik süresince güneşe maruz kalma konusunda aşırı dikkatli olmak gerekir. Çünkü güneş vücut ısısında aşırı artışa ve sıvı kaybına yol açabilir. Bu nedenle gölgedeyken bile güneş koruyucu kullanmalısınız. UV ışınları “cholasma” denen gebelik maskesi oluşumuna, yüzünüzde ve kollarınızda gebelik boyunca devam edebilen koyu renkli lekelerin ortaya çıkmasına neden olur.

YÜRÜYÜŞE ÇIKIN
Yürüme her yaştan ve her kondisyondan anne adayının yapabileceği türden bir egzersizdir. Tek ihtiyacınız olan uygun bir ayakkabı ve su şişesi.

Düzenli yürüyüşler direncinizi ve gücünüzü artırır. Bunun için doktorunuzun öngördüğü bir risk yoksa yürüyüş programına günde 15 dakika ile başlayıp, haftada yüzde 5-15 kadar bu süreyi artırabilirsiniz. Yürüyüşe başlamadan önce ve sonra 5 dakika kadar ısınma ve soğuma süresi eklemekte faydalıdır. Gebeliğin son 3 ayına gelindiğinde günde 45 dakika yürüyüş yapılabilir.
Yürüyüş için ya sabahın erken saatleri ya da akşam saatleri tercih edilmelidir.

SU JİMNASTİĞİ YAPIN
Su içinde yapılan egzersizler özellikle anne adayları için çok uygundur. Çünkü eklemlere daha az yük biner.

Suda egzersiz yaparken karın kaslarınız uzar ve güçlenir. Çünkü dengenizi korumaya çalışırlar. Ayrıca suyun kaldırma kuvveti hareketleri kolaylaştırır ve daha rahat yapabilmenizi sağlar. Sudaki egzersiz sonrası adeta masaj yapılmış kadar rahatlarsınız.

Ancak suda terleme hissi olmasa da sıvı kaybı olabileceğini akılda tutmak gerekir. Büyük bir şapka, güneş koruyucu krem, bir şişe su ve uygun deniz ayakkabıları ile su egzersizine hazırsınız. Su seviyesi göğüs hizasını geçmemeli, her bir hareket 20 kez tekrar edilip aralarda dinlenme yapılmalıdır

UYGUN GİYSİLER TERCİH EDİN
Havuz veya deniz için hem göğüsleri hem de karın bölgenizi destekleyen mayo ya da bikinileri tercih edin.

Günlük giysilerde ise pamuklu kumaşlar ve açık renkler tercih edilmelidir. Kıyafetler bol olmalıdır.
Ayrıca uygun ayakkabı da çok önemlidir. Mümkünse yarım numara büyük ayakkabı almak ileriki dönemlerde daha rahat etmenizi sağlar.
FIRIN YEMEKLERİNDEN UZAK DURUN
Özellikle artan ısı ve gittikçe büyüyen karnınız sayesinde serinlik hissi gittikçe uzaklaşır. Bu nedenle fırın yemeklerinden uzak durun ve farklı tatları deneyin.

Fırın ya da ocak gerektirmeyen besleyici öğünler çok daha faydalı olacaktır. Söğüş etli salatalar, taze meyvelerle yapılan yoğurt karışımları ve sütle hazırlanan tahıllı gevrekler hem serin tutar hem de besler.

Değişik meyvelerle yapılan taze karışımlar hem serinletici hem de susuzluk gidericidir.
Asla ara öğünleri atlamayın. Özellikle spor öncesi ve sonrası sıvı ihtiyacını da karşılayacak atıştırmalıklar hazırlayın.

DİNLENMEYE ZAMAN AYIRIN
Yüksek ısı ve nem bacaklarınızda, bileklerde ve ayaklarda şişmeye neden olur. Gebelikte dokularda su tutulmasına bağlı ödem, sıcak ve nem sayesinde çok daha fazladır. Bu nedenle gün içinde mutlaka 30-60 dakika istirahat edin ve ayaklarınızı yukarıda tutun. Uyurken de bacaklarınızı yukarda tutacak ve destek olacak şekilde bir yastık kullanabilirsiniz.

Ellerde şişme ve uyuşukluk yaz gebeliklerinde sıklıkla görülür. Bu nedenle takıları çıkarmak yerinde olacaktır.

TATİLE ÇIKIN
Aklınızda yapılacak birçok iş, haftalardır alışveriş yapmanıza rağmen hala bebeğinizin pek çok eksiği olsa da lütfen eşinizle beraber hoş zaman geçireceğiniz ve başbaşa kalabileceğiniz bir tatil programı yapın. Büyük gün gelmeden çıkacağınız bu tatil hem ilişkinizin güçlenmesini hem de rahatlayıp sakinleşmenizi sağlayacaktır. Birlikte zaman geçirin ve beraber olmanın tadını çıkartın.”

SIVI KAYBI VE SICAKTA BAYGINLIK DURUMUNDA;
Önlem: Günde en az 8 bardak su için. Çok sıcak ve çok terliyorsanız gölgede kalın.
Tehlike işaretleri: Yorgunluk, baş dönmesi, bulantı, kusma ve kasılmalar.
Ne yapmalı? Bol sıvı takviyesi, gölgede istirahat. Semptomlar devam ederse doktora başvurun.

BÖCEK ISIRMALARI;
Önlem: Gebelerde güvenli maksimum konsantrasyonda yüzde 10 Deet böcek kovucu kullanın.
Tehlike işaretleri: Baş dönmesi, titreme, halsizlik, ateş, baş ağrısı, ödem oluşumu ve kırmızı lekeler

Ne yapmalı? Benadryl veya Caladryl losyon kaşıntıya iyi gelecektir. Lokal enfeksiyonu önlemek içim hidrojen peroksit kullanılabilir. Belirtiler geçmezse doktorunuza başvurun.
DÜŞME VE BEL BÖLGESİNDE TRAVMA
Önlem: Tenis, voleybol, futbol, dalma, sörf ve at binmekten kaçınmalı.
Tehlike işaretleri: Kasılmalar, vajinal kanama, su gelmesi.
Ne yapmalı? Acil servise veya doktorunuza başvurun.

istemeden hayatı kaçıranlar

Peki kadınlarda idrar kaçırma sorunu nasıl anlaşılır?, Bunun aslında bir sorun olduğunun ne kadar farkındayız?, Gündelik yaşama etkileri nelerdir? gibi soruların yanıtlarını Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Oktay Demirkesen yanıtladı.

İdrar kaçırma sorunu bulunan kadınların sayısında artış olduğunu belirten Prof. Dr. Oktay Demirkesen, ancak ileri yaşlarda yani 75 yaşından sonra her iki cinste de görülme sıklığının benzer olduğunu açıkladı. Kadınlarda idrar kaçırma tiplerini ise şöyle özetledi: “Kadınlarda idrar kaçırma tiplerini kabaca üçe ayırmak mümkün. İdrar kaçırma (üriner inkontinans), sosyal ve hijyenik sorunlara yol açan, objektif olarak gösterilebilen ve istemsiz olarak gelişen idrar sızıntısı olarak tanımlanmaktadır.

KADINLAR EN ÇOK “STRES TİPİ” İDRAR KAÇIRMA İLE KARŞILAŞIYOR

“Stres tipi” yani eforlu bir hareketle oluşan idrar kaçırma en sık görülen tiptir. Stres tipi idrar kaçırma, mesane içi basıncın artması ile ortaya çıkan idrar kaçırma şeklidir. Tanımdan da anlaşılacağı gibi buradaki stres sözcüğünün psikolojik stresle ilgisi yoktur. Stres tipi idrar kaçırmaya, mesane çıkışındaki kasların fonksiyonlarını tam yapamaması, mesaneyi destekleyen pelvik taban kaslarının zayıflığı; neden olabilir. Gebelik ve/veya doğum, geçirilmiş ameliyatlar, obezite stres idrar kaçırma için risk faktörü olarak sayılabilir.

İkincisi ise tuvalete zorlukla yetişme veya yetişememe şeklinde ortaya çıkan “Sıkışma tipi” idrar kaçırmadır. Bu ikisinin birlikte görüldüğü “Karışık tip” idrar kaçırma ise diğer idrar kaçırma tipi olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun yanında daha nadir görülen idrar kaçırma tipleri de mevcuttur. Örneğin; hasta, “farketmeden ya da devamlı idrar kaçırıyorum” şeklinde bir tanımlamada bulunabilir. Geceleri idrar kaçırmadan bahsedebilir. Ancak bunlar çoğunlukla daha nadir görülen ve diğer idrar kaçırma tiplerinin ilerlemiş dönemlerinde de olabilecek durumlardır. Dolayısıyla idrar kaçırma tiplerini anlatırken özellikle ilk bölümde söylediğim üç tip idrar kaçırmadan bahsetmek doğru olacaktır.” dedi.

TÜRKİYE’DE 2,7 MİLYON KADIN İDRAR KAÇIRIYOR

Dünyada ve Türkiye’de idrar kaçırma sorununun her yıl arttığını söyleyen Demirkesen, Uluslararası Kontinans Birliği’nin rakamlarına göre dünyada 400 milyon, Avrupa’da ise 50 milyon kişinin idrar kaçırma sorununu yaşadığını açıkladı. Yapılan anketlere göre ise Türkiye’de 2,7 milyon kadının idrar kaçırdığı tahmin edilirken, bu kadınlardan sadece 31 bin’i bu sorunun çözümü için uzman hekimin yardımına başvurmaktadır. Ülkemizde idrar kaçırma farkındalığının az olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Oktay Demirkesen, Türkiye’de idrar kaçıran kadınların en büyük sorunları arasında özgüven eksikliği ve sokağa çıkma korkusu olduğunu vurguladı.

İDRAR KAÇIRMA AĞIR DEPRESYONLARA SÜRÜKLÜYOR

İdrar kaçırma sorununun hayat kalitesini etkileyen bir durum olduğunu belirten Demirkesen, idrar kaçırmanın kadınlarda ağır depresyonlara varan psikolojik durumlara yol açabileceğine değindi ve sözlerine şöyle devam etti: “Kişinin sosyal yaşamında idrar kaçırmanın sıklığı ve şiddeti çok önemli bir faktördür. Görüyoruz ki bazı durumlarda iş hayatına devam edememe, iş hayatında yeterli etkinliği yaratamama veya üretimi gösterememe ve bunun getirdiği iş gücü kaybı ve buna bağlı oluşan birçok durum söz konusudur. Bunun ötesinde cinsel hayatı da çok olumsuz etkileyerek genel anlamda kişinin hayat kalitesini çok etkileyebilir.” dedi.

İdrar kaçırma sorununa ilişkin olarak cerrahi ve cerrahi olmayan birçok tedavi yöntemi olduğunu belirten Prof. Dr. Oktay Demirkesen, tedaviye kadar olan süreçte hijyenin önemine değindi. Dr. Demirkesen idrar kaçırmaya yönelik tedavi yöntemlerinin başarılı sonuçları olduğunu ve mesane pedi kullanımının tedavi sonuçları elde edilene kadar olan süreçte çok yararlı olabileceğini belirtti. Mesane ped kullanımı ile sağlanan desteğin hastaların tedaviye uyumunu da kolaylaştırdığını vurgulayan Dr. Demirkesen, idrar kaçırma tedavisinin sonuçları konusunda yanlış bilgilenme çok fazla, bu nedenle bu konuda da farkındalığı artırmak gerekiyor dedi. Demirkesen, şöyle devam etti: “Kişinin idrar kaçırmayla oluşan hayat kalitesi bozukluğu, genel olarak ıslanmanın şiddeti ile ilişkili bir durum. Ancak sosyal aktif kişilerde az miktarda olsa dahi Islanma çok önemli. Bu hastalarda kısa sürede en etkin tedaviyi seçmek gerekir. Bu arada idrar kaçırmanın problem yaratmayacak şekilde kontrol altına alınması da gerekli.” dedi.

Hamilelikte bu besinleri tüketmeyin

Dr. Fevzi Özgönül, özellikle hamilelik esnasında bazı besinlerin anneler için tehlikeli olduğunu belirtti.

Özellikle şeker metabolizmasının bozulması hem anne hem de bebek sağlığı açısından oldukça önemli olduğunu anlatan Dr. Fevzi Özgönül, “Zaten hamilelik esnasında çok hassas bir konuma gelen bu durum, hamile bir hanımın fazla şekerli veya unlu gıdaları tüketmeye başlaması ile hem kilo problemi hem de diyabet riski olarak karşımıza çıkmaktadır” diye konuştu.

Dr. Fevzi Özgönül, soyanın genetiği, oynanmış enzimler içerdiği için hem anne hem de bebek sağlığı açısından bu dönemde tüketilmemesi gereken besinlerin başında geldiğini ifade ederek, “Listeria adlı bir bakteri en çok süt ve süt ürünlerinden bulaşabilmektedir. Süt ürünlerinde kaynatma veya pastörize etmek bu bakterinin ölmesini sağlar.Fakat çiğ olarak hazırlanan süt ve süt ürünlerinde üreyen bu bakteri, soğuk algınlığına benzer bir belirti ile başlayıp hamilelikte risk oluşturabilmektedir. Bu nedenle kaynatılmamış ya da pastörize edilmemiş ürünler kullanılmamalıdır. Toxoplazma veya salmonella barındırabileceği için düşüğe hatta bebekte hidrosefali mikrosefali gibi ağır nörolojik hastalıklara neden olabilmektedir. İyi yıkanmamış çiğ sebze ve salataların yenmesi toxoplazma riski nedeniyle anne tarafından tüketilmemesi gereken gıdalar listesindedir.

Bitki çaylarında aşırıya kaçmayın!

Bazı bitki çayları konusunda da uyaran Özgönül, “Bazı bitki çaylarının çok tüketilmesi vücutta normalin üzerinde bir su kaybına, bağırsak pasajının hızlanması nedeniyle besinlerin iyi emilememesine neden olur. Hatta bazıları rahimde kasılma gibi etkiler oluşturabilmetke ve hamilelik sürecini tehlikeye sokmaktadır. Bu tür gıdalar az miktarda sindirimi kolaylaştırdığı gibi çok miktarda alınmasında tam tersi bir etki göstererek sindirimi engelleyebilir.Örneğin kepekli ekmek çocuklarda olduğu gibi hamilelerde de demir emilimini olumsuz etkileyerek demir eksikliği ve kalsiyum eksikliği yapabilmektedir.

Alkol ve sigara tüketimi de özellikle hamilelik esnasında bebeğin gelişimini olumsuz etkileyen davranışların başında gelir. İlk 3 ayda yüksek kafein alımı ise düşüğe, erken doğuma, düşük doğum ağırlıklı bebeklerin doğmasına neden olabilmektedir. Kafein hem uyarıcı hem de vücuttan su atılımını tetikleyen etkisi nedeni ile gebelikte risklere de neden olmaktadır. İlk 3 aydan sonra da kafein alımını artırmamakta yarar vardır. Midye, istiridye gibi kabuklu deniz ürünleri özellikle sığ sularda yaşadığı için bir çok hastalığa açıktır. Kabuklu deniz ürünleri genellikle çok pişirilmeden hazırlanır fakat fazla pişirilse bile hastalık riski tamamen yok olmadığı için hamilelik boyunca bu tür yiyeceklerden uzak durmakta yarar vardır. Özellikle salmonella riski nedeni ile çiğ yumurta tüketmekten kaçınılması gerekir” şeklinde konuştu.

Anne adaylarına sanal asistan

Anne adayları, hamilelikle ilgili merak ettikleri her türlü sorunun yanıtını onlara özel olarak tasarlanan sanal asistan uygulaması ‘’Hamilelik Rehberi’’ kapsamında bulabilecek.
Hamilelikle ilgili her konuda doktor ve uzman görüşleri hamilelik süresince anne adaylarının yanında olacak. Ücretsiz bir uygulama olan Hamilelik Rehberi hem iOS hem de Android işletim sistemli akıllı telefonlarda ve tabletlerde size bir tık kadar yakında.

Hamilelikte anne adaylarının önemli bir desteğe ve danışmana ihtiyacı olduğunu düşünen Op. Dr. Serkan Oral, kendi deneyimlerinden yola çıkarak tecrübeli ve uzman ekibi ile birlikte Hamilelik Rehberi uygulamasını hazırladı. Yayına çıktığı zamandan günümüze kadar 250 binden fazla kullanıcı tarafından indirilen ve aktif olarak kullanılan uygulamanın kullanımı hamilelik sonrasında da bitmiyor. Annelerin bebekleriyle yeni bir hayata adım atmalarını da düşünen bu özel ekip, doğum sonrasında da bebeklerin tüm gelişim evrelerini takip edilebileceği ve bilgilere ulaşılabileceği özel bir dünyaya dönüşüyor. Kısaca Hamilelik Rehberi her zaman ve her şartta anne adayları ve annelerle yol almaya devam ediyor.

Doğuma hazırlıktan tekme sayacına, bebek isim anketlerinden gebelik haftası detaylarına kadar her türlü önemli bilgiye ulaşmak için Hamilelik Rehberi kullanılabiliyor. Ücretsiz olarak App Store ve Google Play üzerinden indirebilen uygulama ile anne adayları hamileliğin tadını sanal asistanlarıyla çıkarabiliyor.
Ücretsiz olan Hamilelik Rehberi uygulaması hem iOS hem de Android platformlarında kullanılabiliyor.

Regl ağrılarına tıbbi esrar

New York Eyalet Meclisi’nin alt kanadında iki ‘Hayır’ oyuna karşı, 21 ‘Evet’ oyu ile kabul edilen yasa, New York Senatosu ve New York Eyalet Valisi Andrew Cuomo tarafından da onaylanırsa yasalaşacak.
Böylece ağrılı menstrüasyon, epilepsi, iltihabi bağırsak hastalığı, Parkinson, MS ve kronik ağrı gibi hastaların, tıbbi amaçla yasal olarak esrar almalarına olanak tanıyan kart taşımasına izin verilen hastalıklar listesine girecek.
Tasarıda imzası olan Demokrat siyasetçi Linda Rosenthal, erkeklerin kadınlara ilişkin konulardaki karar alma mekanizmalarındaki ağırlığa tepki gösterdi ve “Kadınları ilgilendiren bazı konular eksik bırakıldı.” dedi.

Kan uyuşmazlığında erken teşhis

O yaşamsal önemdeki testlerden biri de kan grubu testi. Bebek ve anne arasındaki kan uyuşmazlığının erken tespit ve tedavisinde önemli olan testin son derece kolay şekilde yapılabileceğinin altını çizen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Genç, “Kan uyuşmazlığı durumunda erken müdahale hayat kurtarır. Gebelik öncesi, çiftlerin kan gruplarının bilinmesi erken müdahaleyi kolaylaştırır ” dedi.

Anne ve bebeğinin kan gruplarının negatif (-) ve pozitif (+) değer bakımından farklı olması durumu olan kan uyuşmazlığı sorununa gebelik öncesi yapılacak test ve basit bir iğne çözüm bulmak mümkün. Eski dönemlerde sağlık hizmetleri yeterli olmadığından ana rahminde ya da doğum sırasında bebeğin kaybına yol açan bu probleme, bugün kolay şekilde müdahale edilebiliyor. Gebelik öncesinde gerekli testlerin yapılması ve çiftlerin bilgilendirilmesinin kan uyuşmazlığının yıkıcı etkilerini ortadan kaldırdığını belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Genç, “Evlilik kararı alan çiftlerin kan grubu testlerini yaptırmaları ilk tedbirdir. Böylece kan uyuşmazlığına rastlanma ihtimali tespit edilir. Gerekli durumlarda koruyucu iğne ile hem anne adayının hem de bebeğinin sağlığı koruma altına alınabilir. Aksi takdirde çeşitli hastalıklar ya da bebek ölümleri meydana gelebilir ” diye konuştu.

BEBEKTE KAN HÜCRESİ YIKIMI
Anne ve bebeğin kan gruplarının her zaman aynı değere sahip olmayacağını ve kanların belli durumlarda karışabileceğini ifade eden Dr. Cüneyt Genç, kan uyyuşmazlığını şöyle anlattı:

“Eğer bebek ve anne farklı kan gruplarına sahip ise kanların karışması halinde (amniosentez, kaza, karnın darbe alması, erken su gelmesi, doğum… vb. gibi hallerde söz konusu olabilir) annede, bedeninde taşıdığı farklı kana karşı antikor gelişmeye başlar. Yoğun olarak oluşan bu antikorlar IgG tipinde ise plasentayı geçer, bebeğe ulaşır ve kan hücrelerine bağlanır. Kan hücresi ile bağlı antikorlar bebeğin karaciğer ve dalak gibi organlarından geçemediği için devamlı bir kan hücresi yıkımı başlar. Bebek her geçen gün giderek kansız kalır ve buna bağlı olarak kalp yetmezliği, ödem ve vücut boşluklarında su toplanması gelişir. Son evrede ise kalp yetmezliği nedeni bebek anne karnında kaybedilebilir ”

UYUŞMAZLIK RİSKİ TAŞIYAN KAN GRUPLARI

Uyuşmazlık sorununun her kan grubunda yaşanmadığına işaret eden Dr. Genç şunları söyledi:

“Anne ve bebeğin kan gruplarının A,B ve 0 olarak farklılık göstermesi sorun oluşturmaz. Sadece Rh faktörüne karşı gelişen antikorlar uyumsuzluğa neden olur. Yani annenin Rh (-), bebeğin Rh (+) kana sahip olduğu durumlar risklidir. Bu durumda anne bedeni, bebeğin pozitif kanına karşı kendi bünyesini korumak için IgG antikoru üretecektir. Annenin negatif kan grubuna sahip olduğu durumlarda babanın kan grubu negatif ise bebek zaten kesinlikle negatif kan grubunda olur, yani uyuşmazlık olmaz. Ama baba pozitif kan grubundaysa, bebek ve annenin kan gruplarının farklı olması kan uyuşmazlığı sorununu yaratır.

KAN UYUŞMAZLIĞI RİSKİNE MÜDAHALE MÜMKÜNDÜR

Gebelik öncesinde yapılan kan grubu testleri anne ve babanın kan uyuşmazlığı olduğunu gösteriyor ise hassas bir gebelik takibi yaşamsal önemdedir. Eşler arasında kan uyuşmazlığının olduğu durumlarda ilk gebeliklerde sıkıntı yaşanmayabilir. Anne ve bebeğin kanlarının herhangi bir nedenle karışması, karışan kanın anneyi uyaracak kadar fazla miktarda olması veya koruyucu iğne yapılmaması halinde, kan uyuşmazlığı problemli hale gelir. Kanların karıştığı fark edilir edilmez koruyucu iğne yapılmalıdır. Gecikme halinde tecrübeli ellerde yapılacak rahim içi kan transfüzyonları ile bebekler yaşatılmaya ya da rahim dışında yaşayabilecek büyüklüğe getirilmeye çalışılır.

Kan uyuşmazlığına müdahalede tıbbi açıdan 2 farklı ekol vardır. 28. haftaya kadar karışmaya neden olacak bir olumsuzluk yaşanmadıysa iğne bu haftada yaptırılır. Doğuma kadar bekleyip bebeğin pozitif kan grubu ile dünyaya gelmesi durumunda anneye doğumdan sonra iğne yapmak ise diğer yaklaşımdır. Anneye farklı zamanlarda da olsa mutlaka koruyucu iğne yapılmasını gerektiren her iki yöntem de yüzde 99.5 oranında başarılıdır. Koruyucu iğne anneyi sonraki hamileliklerinde de koruyacaktır.