3D yazıcı ile kalp üretimi başarılı oldu

3D yazıcının en çok kullanıldığı alanlardan biri sağlık sektörü. Normalde çok pahalı fiyatlara satılan protezler veya bunun gibi yardımcı malzemeler 3D yazıcı tarafından geliştirilebiliyor. Ayrıca geçmişte 3D yazıcıyla gerçek bir organ geliştirilmesi konusunda da çalışmalar yapıldığı gündeme gelmişti. Şimdi ise yazıcıyla üretilen ve gerçek bir kalp gibi fonksiyona sahip olan yapay kalp üretildi. Geliştirilen bu kalp, gelecekte organlarda yaşanabilen komplikasyonlar sonucu oluşan hastalıkların önlenmesi konusunda umut vadediyor.

ETH Zurich’in araştırmacılarının geliştirdiği yapay kalp, 3D yazıcılarla yapılabileceklerin gerçekten de sınırı olmadığını bir kez daha ortaya koyuyor. Silikon malzeme kullanılarak geliştirilen kalp, sadece dış görünüş itibarıyla kalp gibi görünmekle kalmıyor işlev olarak da kalbin yapabildiklerini gerçekleştirebiliyor.
Dünya üzerinde kalp nakli bekleyen milyonlarca insan bulunuyor. Kalp nakli gerçekleştirilemediği sürece sağlıkları daha da kötüye giden bu hastaların bu yapay kalbi kullanabileceği belirtiliyor. Geçici olarak hastaların bu yapay kalbi kullanabileceği ifade ediliyor.
Araştırmaları süren kalbin şu anda 3 bin kere atabildiği söyleniyor. Bu da yaklaşık 35-40 dakika arasında kalbin çalışabildiğini gösteriyor. Bu sürenin ardından malzemenin baskıya daha fazla dayanamayarak bozulduğu söyleniyor. Ekibin çalışmalarını tüm hızıyla sürdürerek yapay kalbi daha uzun süre çalışabilir hale getirmek istediği dile getiriliyor.


Kalbiniz için ılık duş

Su, vücuttaki stresin dağılmasında önemli rol oynar. Özellikle sıcaklarda hem vücut ısınızın dengelenmesi, hem de kalp sağlığınız için sabah ve akşam ılık duş alın
Sıcaklık artışının rahatsız edecek düzeye gelmesi, kronik hastalığı olanlar için riskli hale geldi. Bu aylarda, özellikle kardiyovasküler hastaların güneşe çıkarken dikkat etmesi gerekiyor. Aşırı nemli ve sıcak havalar, kalp ve dolaşım sistemlerini zorlayabiliyor.
Kalp hastalığı, günümüzde en sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biridir. Ülkemizde her üç kişiden birinde kalp-damar hastalığı görülmektedir. Böylesine yaygın görülen bu hastalıktan korunmak için beslenme düzenine dikkat edilmeli, stres, sigara ve alkolden uzak durulmalı, günlük hayatta hareketli olmaya özen gösterilmelidir. Özellikle sıcaklık artışıyla birlikte dikkat edilmesi gereken diğer bir konu ise su tüketimidir. Su kadar maden suyu tüketimi de önemlidir. Terleme sonucu vücut, sodyum kaybına uğrar. Maden suyu, içerdiği mineraller ile vücudun mineral kaybını önler. Özellikle yazın, günde bir-iki şişe maden suyu tüketilmeli.

BOL SU İÇMEYİ İHMAL ETMEYİN
Sıcaklığın artması ve nem ile birlikte vücut aşırı terlemeye başlar. Terleme, kardiyovasküler sistemin zorlanmasına sebep olur. Terleme sonrası yeteri kadar sıvı tüketilmezse kan akışı yavaşlar ve kan pıhtılaşmaya başlar. Ter ayrıca kas kasılmaları, sinir iletileri ve su dengesi için gerekli olan sodyum, potasyum gibi minerallerin de kaybolmasına neden olur. Bu kayıplara karşı vücut, su tutan ve mineral kayıplarını en aza indirgeyen hormonları salmaya başlar. Tüm bu süreçlerin sonucunda kalpte ritim bozuklukları, tansiyon problemleri ve kalp krizi gibi ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Dolayısıyla özellikle kalpdamar hastalarının bol su tüketmesi gerekir. Risk taşıyan hastalar 12.00-14.00 arasında sokağa çıkmamalı. Ayrıca gün içerisinde bol su tüketmeli.
Çok fazla vücut sıvısı kaybetmek, vücudunuzun sıcaklığını artırabilir. Bu durum, ısı ya da sıcak çarpması ile sonuçlanabilir. Terleme, soğuk deri, baş dönmesi, bayılma, kas krampları, ayak bileğinde ödem (şişme), sığ veya hızlı nefes alma, mide bulantısı ve kusma gibi semptomlar ısı çarpmasının belirtileridir. Vücudunuz çok sıcak olmamalı. Vücut sıcaklığının normal seyrinin üzerine çıkması, vücudun tüm kimyasal işlemlerini yürüten proteinlerin çalışmasını durdurabilir.
İnsan vücudu, iki şekilde ısı yayar:
1. Radyasyon: Isı, sıcak alanlardan daha serin bölgelere doğru hareket eder. Etrafınızdaki hava vücudunuzdan daha serin olduğu sürece, radyasyon akışı devam eder. Ancak hava sıcaklığı, vücut sıcaklığına yaklaştığında bu aktarım durdurulur. Bu durum, kalp atış hızını artırır ve kalp, kan pompalarken zorlanır.
2. Buharlaşma: Terleme ile birlikte vücudun sıvı kaybına uğraması, kan miktarında azalmaya sebep olur. Dakikada 5 litre kan pompalamak zorunda olan kalbin aynı ritmi yakalaması zorlaşır. Bu durum kalbin yorulmasına yol açar.
Suyun, psikoloji ve beden üzerinde rahatlatıcı etkisi bulunur. Vücuttaki stresin dağılmasında ve pozitif enerji salgılanması konusunda su önemli rol oynar. Hem vücut ısısının dengelenmesi, hem de stresin kalp üzerindeki olumsuz etkilerinin giderilmesi için sabah-akşam duş alınmalı. Düzenli duş alımı kan akışını hızlandırır; böylelikle kalp, kan pompalama için daha az efor sarf eder.

KALP HASTALARI DENİZE GİREBİLİR
Öte yandan kalp hastalarının denize girmesinde sakınca yoktur. Ancak deniz kenarında güneşten iyi korunmalı, şapka ve şezlong şemsiyesi kullanmalıdır. Güneşin dik geldiği saatlerde güneşlenmekten kaçınmalıdır. Ayrıca deniz kenarında olduğu süre zarfında bol su tüketmelidir.

SERİN KALMAK İÇİN
Bol miktarda su veya şekersiz içecekler içmeye özen gösterin.
Alkollü veya kafeinli içeceklerden kaçının. Kafein esaslı içecekler, vücudunuzdan daha fazla sıvı kaybına neden olabilir.
Bol miktarda salata ve meyve tüketin. Salata ve meyve, vücudun ihtiyaç duyduğu sıvıyı karşılamanızı sağlar.
Evinizin serin olduğundan emin olun.
Hafif, gevşek pamuklu giysiler giyin.
11.00-15.00 arasında sıcaktan uzak durun. Çıkarsanız; gölgede yürüyün, güneş kremi kullanın ve şapka takmayı ihmal etmeyin.
Aşırı fiziksel aktivitelerden kaçının.

HAFTADA BİR KOMEDİ FİLMİ İZLEYİN
Kalbinize iyi bakmanın püf noktaları şöyledir:
1- Hayatı yavaşlatın: Uzun ömürlü olmak için kalbinizi fazla yormamanız, yoğun stres ve koşuşturmadan uzak kalmanız lazım. Yaşam temponuzu olduğundan birkaç ölçü kadar yavaşlatmanız gerekiyor. Nabız atışını hızlandıracak etkilerden uzak durun. En önemlisi de doğru nefes alın! Doğru nefes kalbinizi yormaz, dinlendirir. Bu noktada kendinize vereceğiniz en önemli hediye yogaya başlamak olabilir.

2- Spor yapın: Kuşkusuz ki yürüyüş, en kolay yapılan ve kaliteli yaşam için en etkili olan spor biçimidir. İnsan yapısına en uygun spor yöntemi olarak kabul edilen yürüyüşleri hayatınıza dahil edin! Yürüyen merdivene, asansöre, kısa mesafelerde otomobilinize veda edebilirsiniz mesela. Bir de şunu unutmayın: Kapalı alanlarda değil, toprakta, doğal ve açık alanlarda spor yapmak çok daha faydalıdır.

3- İyi uyuyun: Uyku ve kalp hastalıkları arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalara göre; günde 7-8 saat uyumak, kalp ve damar hastalıklarından korunmanıza yardımcı oluyor.

4- Sağlıklı beslenin: Kalp sağlınızı korumak için zayıflamak, basmakalıp bir tavsiye olmanın çok ötesinde adeta bir şarttır. Şunu unutmayın; kalp kaslarınızın yapısı ve büyüklüğü değişemez. Fazla kilolar, bedeninizin genişlemesine sebep olur ki bu durumda kalbiniz, alışık olduğundan çok daha geniş bir yüzeye kan pompalamak zorunda kalacaktır. Ne kadar zorlanıp yıpranacağını düşünebiliyor musunuz…

5- Kahkaha atın: Gülmek, aslında yapılabilecek en basit egzersizdir. Ayrıca yapılan araştırmalar, 10-15 dakika boyunca gülerek 50 kalori yakılabileceğini gösterdi. Gülmenin faydalarını araştıran benzer araştırmalar; gülme esnasında stres hormonu seviyesinin düştüğünü, iyi kolesterol (HDL) seviyesinin arttığını gösterdi.

Çok soğuk duş alanlar kalbinize dikkat

SICAK HAVADA GELİŞEN GÖĞÜS AĞRISINA DİKKAT!

Yaz sıcakları her insan için çeşitli sağlık problemlerine neden olabilmektedir. Özellikle 50 yaş üzeri, aşırı kilolu ve kalp rahatsızlığı bulunan kişiler için tehlikeli olan sıcak havalarda vücut normal sıcaklığını korumak için daha fazla çaba sarf eder. Terleme ve derinin sıcaklığı vücuda eşit dağıtma çabası, temel olarak bunu sağlar. Bu uğraş kalp hızını artırır ve kan basıncının düşmesine neden olarak kalp damar sistemine ek bir yük bindirir. Bu yük, bilinen kalp hastalığı olan kişilerde belirtilerin kötüleşmesine neden olabilir. Kalp damar hastalığı olan bir insanda göğüs ağrısı başlayabilir ya da kalp yetersizliği olan birinde nefes darlığı gelişebilir veya artabilir.

SOĞUK DEĞİL, SERİN ORTAMDA DİNLENİN

Hava sıcaklığının çok yüksek olduğu yazlık bölgelerde 40-50 derece sıcaktan, klimanın çalıştığı 18-20 derecelik bir ortama girmek, özellikle kalp hastaları için hayati risk oluşturabilmektedir. Klimalı ortamlar akciğer hastalıklarına da neden olabilmektedir. Hastanın akciğerlerdeki oksijen kapasitesine ait bir bozukluk, kalp krizine ve kalp yetmezliğine yol açabilmektedir. Bu nedenle klimalı ortamda bulunulacaksa, ideal klimalı ortam ısısının 22 derecenin altında olmaması çok önemlidir. Klima kullanımında önemli olan, soğuk değil serin ortamlar oluşturulmasıdır.

SICAK HAVALAR İLAÇLARIN ETKİSİNİ DEĞİŞTİREBİLİR

Yaz mevsiminde kalp krizi geçirme riski yüksektir. Bu mevsimde hava sıcaklığındaki değişimler ve çok sıcak ile soğuk hava dalgalanmaları damarlar üzerinde olumsuz etkiye sahiptir. Kalp hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçların etkileri sıcak havalarda değişebilir. Bu nedenle havaların ısınmasıyla birlikte kalp hastalığı olan kişilerin ilaç tedavisini doktoruna danışarak düzenlemesi gerekir. Doktora danışmadan herhangi bir kalp ilacı kesilmemeli ya da dozu değiştirilmemelidir.

KALP HASTALARININ DİKKAT ETMESİ GEREKENLER

– Gün içerisinde özellikle öğle ve öğleden sonra saat 16.00’a kadar olan sürede açık havada bulunmayın
– Güneşin altında 15 dakikadan fazla kalmayın
– Eğer güneşli bir havada açık havada vakit geçirecekseniz, mutlaka yeterli miktarda su içmeye dikkat edin
– Yorucu fizik aktivitelerden kaçının, yaz aylarında düzenli bir egzersiz programına başlamadan önce mutlaka doktorunuza danışın
– Sıvı kaybını artırmayacak pamuklu, açık renkli giysiler giymeye, şapka ve gözlük takmaya özen gösterin
– Yürüyüş öncesi ve sonrası mutlaka yeterli miktarda sıvı alın
– Yürüyüş aralarında gölge ve serin yerlerde dinlenerek ve nefes alarak kalp sağlığınızı koruyun
– Tatil beldelerinde deniz ve havuz kenarında alkollü ve kafeinli içecekler içmekten kaçının
– Klima derecesini ortalama 22-23 derecede tutun
– Çok soğuk deniz, havuz veya soğuk duşa girmek kalp sağlığı açısından risklidir. Bu yüzden ılık su tercih edin
– Sauna ve hamam gibi aşırı sıcak ortamlardan uzak durun
– Düzenli ve dengeli beslenin. Özellikle Akdeniz tipi beslenme programı uygulamaya özen gösterin.

Kalp rahatsızlığı olanlar sıcak havalara dikkat

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bağcılar Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kardiyoloji Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Ertuğrul Okuyan, vücudun soğutma mekanizmasının yetersiz kaldığında basit kramplardan başlayıp sıcak çarpması, sıcak inmesi ve ölüme kadar giden tabloların ortaya çıkabileceğini belirterek, “İlk belirtilerde dikkatli olmak gerekir. Mesela kişi çok terliyor ama cildi serin, nabzı zayıf ve hızlı atıyorsa, baş dönmesi, baş ağrısı, bulantı ve kusma varsa bunlar ciddi belirtilerdir.” dedi.

İnsan vücudunun mükemmel bir makine olduğunu ve ısı ürettiğini, bu üretilen ısıyı kendinden uzaklaştırmak ve sistemi soğutmak için vücudun sürekli çalışan bazı mekanizmalarının bulunduğunu dile getiren Okuyan, “Biz vücudumuzun bu ısı düzenleme faaliyetlerinden çoğunlukla haberdar olmuyoruz, ta ki vücudumuz başa çıkabileceğinden fazla miktarlarda ısıya maruz kalıncaya kadar.” ifadelerini kullandı.

Doç. Dr. Okuyan, mevsim ortalamasının üzerinde olan sıcakların vücudun ısı düzenleme sistemini zorladığını aktararak, şunları kaydetti:

“Bu sistem aşırı terlemeyle vücudu serinletmeye çalışıyor ve ısıyı düşürürken aşırı sıvı ve tuz kaybına neden oluyor. Sıvı ve tuz kaybına bağlı olarak kalbin yükü de artıyor. Kalp ekstra bir yükle ve hızlı çalışıyor. Yani nabız hızlanıyor ki bu istediğimiz bir şey değil. Özellikle de koroner kalp hastaları ve kalp yetersizliği olan hastalar açısından bu durum oldukça vahim sonuçlar doğurabiliyor. Bazı kalp ilaçları da kalbi yavaşlattığı için nabzın refleks olarak hızlanması engelleniyor, böylece soğutma sistemi iyi çalışamaz ve sıcaklık daha da fazla hissedilir hale geliyor. Böylece sıcak çarpması ve hatta ölüm gibi tabloların ortaya çıkması kolaylaşıyor. Kalp yetersizliği ve yüksek tansiyonu olan hastalarda bir diğer sorun da idrar söktürücü ilaçların kullanılıyor olması. Bu ilaçlara bağlı olarak zaten su ve tuz vücuttan atılırken, sıcak havalara bağlı olarak ekstra sıvı ve tuz kaybı ciddi tansiyon düşüklüğü ve hatta şok tablosuna yol açabilir. Bu nedenle bu hastaların sıcak yaz aylarında hekimlerine başvurarak ilaç dozlarında ayarlama yapılması önemlidir.”

“Kronik hastalığı olanlar daha dikkatli olmalı”

Kalp damar sorunu olanların, stent konmuş, protez kalp kapağı takılmış, kan sulandırıcı ilaç kullanan ve hipertansiyonu olan kişilerin sıcak havalarda çok dikkatli olması gerektiğine işaret eden Okuyan, bu hastaların sıvı alımlarını mutlaka arttırması gerektiğini söyledi.

Okuyan, ayrıca şeker hastalarının da kan şekerlerinin kontrol altında olmaması halinde su kaybıyla ısıyı ayarlama sistemlerinin bozulabileceğini ve komaya girmelerinin kolaylaşacağını vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Öte yandan, diyaliz, Multiple Skleroz (MS), romatizma gibi kronik hastalığı olanlarla psikiyatrik tedavi olanların özellikle dikkatli olmaları gerekmektedir. Bazı ilaçlar da vücudun termostat yani ısı ayarlama sistemini bozar ve sıcağa dayanma eşiğini azaltır. İdrar söktürücülerle sıcağın su kaybettirme etkisi daha da artar, kan koyulaşır. Tuzsuz diyette olanların da sıcağa dayanma eşiği düşüktür. Vücudun soğutma mekanizması yetersiz kaldığında basit kramplardan başlayıp sıcak çarpması, sıcak inmesi ve ölüme kadar giden tablolar ortaya çıkabilir. İlk belirtilerde dikkatli olmak gerekir. Mesela kişi çok terliyor ama cildi serin, nabzı zayıf ve hızlı atıyorsa, baş dönmesi, baş ağrısı, bulantı ve kusma varsa bunlar ciddi belirtilerdir. Ateş yükseliyor ve şuuru bulanıksa çok acil tıbbi müdahale gerekiyor demektir. İlk belirtilerde kişinin hemen serin ve gölge bir yere yatırılması, elbiselerinin çıkarılması, serin, ıslak havlularla sarılması gerekmektedir. Kişiye, kusma yoksa 15 dakikada bir yarım bardak su içirilmeli ve mümkünse tıbbi yardım istenmelidir. Cilt sıcak, kuru ve kırmızıysa ve kusma, istemsiz hareketler varsa, acilen hastaneye götürülmelidir.”

“Egzersiz için serin saatler tercih edilmeli”

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertuğrul Okuyan, sıcak çarpmasına engel olunabilmesi için mümkünse sıcak dalgasına göre planlama yapılması gerektiğini dile getirerek, “Yani hava raporlarına dikkat etmek ve sıcak hava dalgası hakkında bilgilenmek lazım. Özellikle güneşin etkili olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarıya çıkılmamalıdır. Dışarıya çıkılacaksa sabah erken veya akşamüstü tercih edilmelidir.” dedi.

Kıyafet ve ayakkabı seçiminin mevsime uygun olması gerektiğine dikkati çeken Okuyan, açık renk, hava geçirgenliği olan ve ter emici özellikte giysilerin tercih edilmesini önerdi.

Okuyan, bireylerin mümkünse klimalı ve serin ortamlarda bulunmaya çalışması gerektiğini belirterek, şu tavsiyelerde bulundu:

“Açık havada çalışmak zorunda olan kişiler saatte en az 2 bardak su içmelidir. Suyu susamadan içmek ve bu alışkanlığı kazanmak önemlidir. Tercihen su ve taze meyve suları içilmelidir. Çay ve kahve su kaybını artırır. Alkollü içecekler ise önerilmemektedir. Bazı hastalarda tıbbi nedenlerden dolayı su kısıtlaması önerilmiş olabilir. Bu hastalar daha önce belirttiğimiz gibi hekimlerine başvurmalıdır. Tuz kısıtlaması olmayan kişiler, yemeklerine tuz ilave ederek, terle kaybolan mineralleri yerine koyabilirler. Kişi kalp, tansiyon ilacı ya da idrar söktürücü ilaç alıyorsa, vücudun sıcakla baş edebilmesi daha zordur. Sıvı kaybı daha fazla olabilir, kalp ritmi yeterince hızlanamayabilir, tansiyon aşırı düşebilir. Bu ilaçların dozları mevsime göre ayarlanmalıdır. Egzersiz sıcak havada, güneş altında ya da kapalı alanda değil, serin saatlerde ve açık havada yapılmalıdır. Örneğin hafif tempolu yürüyüşler yapılabilir ancak sık sık mola verilmelidir.”

Ayrıca, sıcak havalarda ağır ve çok sıcak yemekler yerine, hafif, lif içeriği yüksek ve serinletici yiyeceklerin tercih edilerek, vücudun fazla enerji harcayamadığı için kilo alımına da dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Okuyan, “Aşırı sıcaklarda, yakınımız, komşumuz gibi yalnız yaşayan yaşlı kimseler varsa onları arayıp sormalı, çocukları, hele bebekleri park edilmiş arabalarda kesinlikle bırakmamalıyız. Tabii evcil hayvanları da otoparklarda araba içinde unutmamalıyız.” diyerek sözlerini tamamladı.

Gebelikte varis sorunları

Venöz damarlar, cidarında kas dokusu az olan ve çabuk genişleyebilen damarlardır. Gebelikte salgılanan hormonlar, damarların genişlemesine neden olur. Gebelik sırasında karın içi basıncın artması da gebelikte varis oluşumuna neden olmaktadır.

HER GEBELİKTE VARİS OLUŞUR MU?

Her gebelikte varis oluşmaz. Varis genetik bir hastalıktır. Genetik yatkınlığı olan hastalarda gebelik sırasında damarlarda genişleme olma ihtimali çok daha fazladır. Bu hastalarda bacaktaki damarlarda genişleme olduğu gibi pubik bölgeye kadar genişleyen damarlar görülebilir.

Gebelikte varis neden oluşur

GEBELİKTE VARİS TEDAVİSİ YAPILIR MI?

Gebelikte varis tedavisi yapılmaz. Ancak destekleyici tedavi verilebilir. Gebelik sırasında hastaya varis çorabı verilir, bu şekilde damarlarda pıhtı oluşmasının ve ağrı olmasının önüne geçilir.

GEBELİK SONRASI VARİS DÜZELİR Mİ?

Gebelik sonrası varislerin bir kısmı gerileyebilir. Çünkü gebelik hormonları çekilir, damarlar eskiye göre daha az genişler. Karın içi basıncı da azaldığı için artık eskisi kadar genişleme olmayabilir. Ancak tamamen düzelme genellikle olmaz. Belki bir süre dışarıdan görünen damarların görünümü rahatlayabilir ancak temelde olan fonksiyon bozukluğu devam ediyordur.

Gebelikte varis neden oluşur

GEBELİK SONRASI EN ERKEN NE ZAMAN VARİS TEDAVİSİ YAPILIR?

Gebelik sonrası varis tedavisi için en erken uygun olan vakit, lohusalığın bitimidir. Bebek 40 günlük olduktan sonra anne de bebek de toparlanır, varis tedavisi yapılabilir. Varis tedavisi sırasında kullanılan ilaçlar, lokal anestezi ve damar büzücü ilaçtır. Bu ilaçlar 15-30 dakika içinde etkinliğini kaybeder. Bu nedenle süte geçmez, bebeğe zarar vermez. Bebeğin emzirilmesini takiben işlem yapılır, bebek tekrar acıkıncaya kadar ilaçlar vücuttan atılır.

Gebelik çok güzel ve zor bir süreçtir. Gebelik sırasında çok büyük bir şey olmadığı sürece doktorlar işlem yapmaz. Bu nedenle zorlukları doktor kontrolünde minimize edip gebeliğinizin tadını çıkarın. Sonrasında biz doktorlar her türlü tedaviniz için burada olacağız.

Tansiyon hastaları nasıl tatil yapmalı

Kan basıncının yüksek olması da stres ve yorgunluğa neden olarak bir kısır döngüye neden olur. Bu nedenle kısa süreli de olsa tatil, hipertansiyon hastaları için büyük bir fırsattır. Bazı basit tedbirlerle dinlenme ve yenilenme amacıyla çıktığınız tatili sorunsuz ve büyük bir keyifle bitirebilirsiniz. Prof. Dr. Tekin Akpolat tatile çıkacak hipertansiyon hastalarına pratik önerilerde bulundu.

– Mutlaka tatile çıkın.

– İlaçlarınızı yanınıza almayı unutmayın.

– Tatiliniz uzun süreli ise yanınızda yetecek kadar ilaç bulundurun.

– Tansiyon ölçüm aletini yanınızda götürmenizde yarar var.

– Kendinizi kötü hissediyorsanız kan basıncınızı ölçmeden/ölçtürmeden ilaç almayın.

– İlaçların saatini aksatmayın.

– Sıcakta çok kalmayın.

– Bol su için.

– Tuzlu gıdalardan uzak durun.

– Tatilde yürüyüş, yüzme için zamanınız olacaktır.

– Günlük yaşantının gerginliği azalınca kan basıncı düşebilir, özellikle yaşlı hastaların doktorlarına danışarak ilaçlarını/ilaç dozlarını azaltması gerekebilir.

– Aşırı alkol almayın.

– Tatil sigarayı bırakmak için iyi bir fırsattır.

– Tatilde kilo veremeseniz bile en azından almayın.

– Tatilde tatil yapın, günlük işlerinizi kafanızdan atın.

A tipi kişilik hipertansiyon nedeni

Tansiyona belli bir noktaya kadar müdahale edilmediğini belirten Dr. Şener, “Normal şartlarda 120/80 olarak adlandırdığımız tansiyonun damar içerisindeki kanın basıncının yükselmesi halidir. Kan basıncının yüksekliği, hafif, orta, ağır derecelerde olabilir. Kan basıncı 140’a 90 oluncaya kadar kabul edilebilir sınırda tansiyon olarak değerlendiriyoruz. Bunun üzerindeki değerleri mutlaka müdahele edilmesi, normal seviyelere getirilmesi gerekiyor” dedi.

TÜRKİYE’DE 15 MİLYON TANSİYON HASTASI VAR VE BİRÇOĞU FARKINDA DEĞİL

Hipertansiyonda genetik yatkınlık, kişilik yapısı ve beslenmenin de etkili olduğunu belirten kardiyoloji uzmanı Dr. Deniz Şener şunları söyledi,

“Tahmin edilenin çok üzerinde hipertansiyon olan kişi var. Şu an Türkiye’de en az 15 milyon civarında yüksek tansiyonu olan kişi var. Maalesef sinsi seyreden, çok fazla belirti vermediği için de fark edilmeyen bir durum. Tansiyonun belirtileri çabuk yorulma, eforla birlikte çarpıntı hissetmek, baş ağrısı, baş dönmesi, dengesizlik, çabuk yorulma, efora tahammülsüzlük gibi pek çok şikayetin sonucunda ortaya çıkan bir rahatsızlık. Yüksek tansiyonu olan kişilerin, tansiyon ölçümü ile ancak tansiyon hastası oldukları anlaşılır.”

A TİPİ KİŞİLİK HİPERTANSİYON NEDENİ

Tansiyonun doğru ve sürekli ölçümü ile kişilerin hipertansiyonu olup olmadığının anlaşılabileceğini belirten Dr. Şener, 5 dakika dinlendikten sonra, her iki koldan da yapılan tansiyon ölçümünün önemli olduğunu belirtti. Bir kere yapılan tansiyon ölçümlerinde teşhis koyulamayacağını da belirten Dr. Şener, uzun süre ve her gün düzenli yapılan ölçümlerle doğru teşhisin koyulabileceğini söyledi ve kişilik tipinin tansiyon üzerindeki etkisini şöyle açıkladı:

“Tansiyonda en önemli etken genetik yapıdır. Tansiyonu yükselten faktörlerden bir tanesi de hormonal faktörlerdir ki adrenalin bunlardan bir tanesidir. Heyecanlı, duygusal, olaylardan çabuk etkilenen, A tipi kişiliği olan kişilerde tansiyon olma ihtimali çok daha yüksektir. Önceleri geçici, zaman zaman olan yükseklik yani labil dediğimiz hipertansiyon dediğimiz tansiyonu takiben yerleşik tansiyon şekline dönüşür. Onun için duygusal değişimi çabuk hisseden, hassas yapısal özelliği olan bu kişilerde tansiyon olma ihtimalini düşünmek ve tansiyon takiplerini yapmak gerekir.”

ANİ TANSİYON YÜKSELMESİNDE SARIMSAK İŞE YARAMIYOR

Yüksek tansiyonu olan kişilerin ilaçları bırakması halinde inme, felç, kalp rahatsızlıklarına yakalanabilecekleri konusunda uyaran Şener bu konuyla ilgili de şunları söyledi,

“Tansiyon yüksekliği kalp adelesinde kalınlaşma, damar sisteminde sertleşme yani damarın adele sisteminde olan kalınlaşma ile birlikte kendini gösterir. Organların beslenmesini bozar. Başta kalp, böbrek ve beyin olmak üzere hayati organlarda hasara neden olur. Onun için tansiyonun normal sınırlar içerisinde kalmasını sağlamak çok önemlidir. Ara ara bakılan tansiyonların normal çıkmış olması, tansiyon ilaçlarını terk etmeyi gerektirmez. Tansiyon yüksek olduğu zaman ilaç almak son derece yanlış bir davranıştır. Çünkü tansiyonun yükselmesiyle birlikte yapacağı zararı zaten yapmış sayılır. Onun için tansiyon yükselmeden düzenli ilaç kullanılarak yükselmemesini sağlamak gerekir. Onun için yüksek tansiyonu olan kişilerin mutlaka düzenli ilaç kullanması gerekir. İlaçlarını bırakmak, bu kişilerde ara ara olan tansiyon yükseklikleri ile zararlı olur hatta çok ciddi tansiyon krizlerine neden olabilir.”

Tansiyon tedavisinde iki tane önemli nokta olduğuna da dikkat çeken Dr. Şener bu noktaları açıkladı, “Bunlar aktivitenin arttırılması, kilo verilmesi ve düzenli ilaç kullanılması. Bir de ani yükselen tansiyonlarda müdahale şekli var. Şehir efsanesi olarak çok fazla duyduğumuz limon suyu içilmesi, sarımsak yenilmesi gibi bir takım yöntemler var. Sarımsağın belki tansiyonu düşürdüğüne dair bir iki bilgi var ama ani yükselen tansiyonun düşürülmesinde bu söylediğimiz faktörler çok etkili değiller.

Hipertansiyon nasıl belirti verir

Hipertansiyonun ciddi ve ömür boyu süren bir hastalık olduğunu belirten uzmanlar, yaşam şeklinde yapılacak önemli değişiklikler ile önlenebileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar şişmanlıktan kaçınmak, tuz tüketimini azaltmak, alkol ve sigaradan uzak durarak bol bol egzersiz yapılmasını öneriyor.

Hipertansiyon nedir? : Hipertansiyon, kan basıncının normal sınırlardan daha yüksek ölçülmesi ile oluşan kronik bir hastalık.
Hipertansiyonun belirtileri neler : Hipertansiyonun her iki cinste orta yaşlarda büyük bir çoğunlukla herhangi bir hastalıktan kaynaklanmadan ortaya çıktığını belirten Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, şu değerlendirmelerde bulundu:
-“Hipertansiyon hastaların yüzde 95’inde nedeni tam olarak bilinmeyen, başka bir hastalığa bağlı olmayan ortaya çıkan kan basıncında yükselmedir. Bu kan basıncında yükselme çoğu insan tarafından fark edilmez. Tek tük fark edenler de baş ağrısı, göğüs ağrısı, göz kararması gibi şikayetlerle doktora gelirler ama çoğu insan kan basıncının yüksek olduğunu fark etmez. Ölümcül olabilen kalp krizinin oluşmasında tansiyon çok ciddi bir risk faktörüdür. Felç ve beyin kanaması da hipertansiyonun yol açtığı ciddi bir hastalık oplarak göze çarpar. Bunun ötesinde böbrek yetmezliğine ve körlüğe kadar giden görme bozukluklarına neden olabilir.”
Hipertansiyona ne sebep olur : “Yapılan araştırmalar yüksek tansiyonla aşırı kilo arasında çok yakından bir ilişki olduğunu gösteriyor. Hipertansiyonun aşırı tuz alımı ile de ilgisi vardır. Normal şartlar altında bir insanın normal ihtiyacı olan tuz miktarı günde 2,8- 3 gram arasıdır, bizim Türk sofralarında ise tuz alımı 18 grama kadar çıkmaktadır. Bunun dışında sigara içme ve alkol kullanımı yüksek tansiyonu tetikleyen faktörler arasındadır.
Hipertansiyonun tedavisi nedir? : “Birincisi alınan tuz miktarını ciddi oranda azaltmak gerekiyor. İkincisi mutlaka egzersiz yapmaları gerekiyor. Egzersizler de kas geliştirme şeklinde değil, daha çok yürüyüş, koşma, tenis, aerobik ve yüzme gibi egzersizler şeklinde yapılmalıdır. Bunlar da 20 ile 30 dakika arasında haftada en az 3-4 defa yapılmasını öneriyoruz. Alkol alımının da kısıtlanmasını ve sigaranın da bırakılmasını öneriyoruz. Tüm bunlar tansiyonu yükseltecek önemli faktörler.
Hipertansiyon ilaçları : Yüksek tansiyon ortaya çıkmışsa ve doktor ilaca başlamışsa o ilacın hiçbir şekilde kesilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof.Dr. Mehmet Baltalı, “Sizin tansiyonu bir şekilde düşürmeniz gerekmektedir. Tansiyon nasıl düşer? Yaşam tarzı değişiklilkleri ve artı ilaç kullanımıyla düşer. İlacı hiç kesmeden doktor tavsiyesi ile ömür boyu kullanmak gerekiyor” uyarısında bulundu.
Yüksek tansiyonda aşırı hareketten kaçınılmalı : Yüksek tansiyonun mutlaka düşürülmesi gerektiğini vurgulayan Prof.Dr. Mehmet Baltalı, “Tansiyonun sürekli normal seyretmesinin sağlanması gerekiyor. Tansiyon kontrolünün ömür boyu takip edilmesi önemli. Hipertansiyon mevcut bireyler sık aralıklarla tansiyon takipleri yapmalı. Kan basıncı muhakkak beş dakika istirahat sonrasında ve oturur pozisyonda ölçülmelidir Evde de istirahat kan basıncı belli aralıklarla ölçülmeli, Tansiyon yüksek ise muhakkak doktora başvurmalı, kan basıncı normal seviyelere gelmemişse özellikle çok sıcak ve çok soğuk havalarda aşırı bir aktivite yapmamak gerekiyor” dedi.

Hipertansiyona bağlı ölümler

Hipertansiyonun iki nedenden dolayı çok önemli olduğunu belirten Dr. Memduh Caymaz bu maddeleri şöyle sıraladı, “Birincisi çok sık görülür ve çok ciddi sonuçları vardır. Türkiye’de yaklaşık olarak her üç kişiden biri hipertansiyon hastasıdır.
Tıbbi olarak yaşlı dediğimiz 65 yaş üstü kişilerin ise neredeyse yarısında hipertansiyon vardır. Hipertansiyonun çok ciddi sonuçları vardır. Tüm dünyada her yıl yaklaşık 9 milyon ölüme neden olmaktadır. Kalp hastalığı ve inme (felç) nedeniyle olan ölümlerin yarısından hipertansiyon sorumludur. İkincisi ise hipertansiyon önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Ve tedavi edildiğinde hipertansiyonun neden olduğu ölümler azaltılmakta ve yaşam süresi uzamaktadır.”
SESSİZ KATİL ÇÜNKÜ ÇOĞUNLUKLA ŞİKAYETE NEDEN OLMAZ
Hipertansiyonu olan hastaların yaklaşık yarısının hastalığının farkında olmadığını belirten Dr. Caymaz, yüksek tansiyonun belirtilerini şu şekilde açıkladı, “Hipertansiyon çoğunlukla herhangi bir şikayete neden olmaz. Bu yüzden sessiz katil diyorum ben. Çoğu insan başı ağrıdığı zaman tansiyonunu ölçtürür, halbuki başı ağrıyan insanın zaten bir miktar tansiyonu yüksek çıkabilir, tansiyon ölçümü hastanın herhangi bir ağrısının olmadığı durumda yapılmalıdır. Bu yüzden 18 yaşına gelmiş herkesin mutlaka tansiyonu ölçülmelidir. Tansiyon ölçüm tekniği ve kullanılan tansiyon aleti doğru olmalıdır. Tavsiye edilenlerin haricinde ki cihazlarla yapılan ölçümlere güvenilmemelidir. Kişilerin tansiyonunun 135/85 (mmHg)’in üzerinde olması takdirde mutlaka bir iç hastalıkları uzmanına veya kardiyoloji uzmanına başvurulması gerekiyor. Hekiminiz sizi muayene edecek, gerekli tetkikleri yapacak ve muhtemelen size 24 saatlik tansiyon holter cihazı bağlayacaktır. Bazı hastalara hemen ilaç başlanır, bazı hastalara ise ilaç başlamadan takibe alınır, ilaç başlamak için mutlak bir değer yoktur, buna tüm sonuçları ve hastayı değerlendirerek risk değerlendirmesi yaparak karar verilir.”
İLAÇSIZ TEDAVİ DE MÜMKÜN
Dr. Caymaz, hipertansiyon tedavisinde ilaçsız tedavi denilen tedavide yaşam tarzının çok önemli olduğunu belirtti ve şunları söyledi, “Yaşam tarzı değişiklikleriyle bazen bir tansiyon ilacı kadar bazense daha fazla oranda tansiyonumuzu aşağıya çekebiliriz. Diyet, tuz kısıtlaması, yaklaşık 5 kilogramlık kilo kaybı, egzersiz ve alkol kısıtlaması ile sistolik kan basıncımızı yaklaşık 23 mmHg, diyastolik kan basıncımızı 14 mmHg düşürebiliriz. Çok önemli bir nokta da Türkiye’de tuz kullanımının aşırı yüksek olmasıdır. Avrupa ülkelerine göre 2-3 kat daha fazla tüketmekteyiz. Bu yüzden günlük tuz kullanımı 5-6 gr’a düşürülmelidir bu da yaklaşık bir tatlı kaşığı kadardır. Tuz konusunda diğer bir önemli nokta tiroid hastalıklarının azaltılması amacıyla yeterli düzeyde iyot alabilmemiz için bazı özel durumlar haricinde mutlaka iyotlu sofra tuzu kullanılmalıdır” dedi.

Türkiye de hipertansiyon

TÜRKİYE’de 15 milyon hipertansiyon hastası olduğunu belirten TİHUD Başkanı Prof. Güler, bu kadar yaygın olmasına rağmen hastalığa dair farkındalığın yeterli olmadığını söyledi.

Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü öncesinde yaptığı açıklamada, hipertansiyonun hayatı tehdit eden en önemli hastalıklardan olduğunu söyledi.

Bir damar sorunu olan hipertansiyonun, kalp ve damar sistemini etkilemesinin kaçınılmaz olduğunu ifade eden Güler, tüm çalışmalara rağmen kalp damar hastalıklarının son 20 yılda büyük bir artış göstererek, dünyadaki hastalık kaynaklı ölümlerin üçte birinin nedeni olduğunu dile getirdi.

Güler, “Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2005’te 17,5 milyon kişi hayatını hipertansiyon ve onun oluşturduğu hastalıklarla kaybetmiştir. Yapılan tüm çalışmalara ve bulunan yeni ilaçlara rağmen, 2020’de bu rakamın 23,4 milyona yükseleceği öngörülmektedir” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de çok fazla tuz tüketildiğini ancak tedavide yaşam tarzı değişikliklerinin hayati rol oynadığını vurgulayan Güler, şöyle devam etti:

“Türkiye’de 15 milyon hipertansiyon hastası var. Ancak buna rağmen bu soruna dair farkındalık seviyesi hala çok düşük. Öte yandan, bu konuda yapılan tüm farkındalık çalışmalarına ve alınan tüm önlemlere rağmen, 2013’te Nefroloji Derneği tarafından yapılan çalışmalar gösteriyor ki Türkiye’de hipertansiyon için tedavi gören hastaların ancak yüzde 54’ünde istenen tansiyon değerine ulaşılabiliniyor. Yani hipertansiyon hastalarının yaklaşık yarısı hala, hipertansiyonun organlara vereceği zararı bile bile yaşamını aynı şekilde sürdürüyor. Oysa hipertansiyon tedavisinde hastalarımızın çok büyük bir rolü vardır.”

“HİPERTANSİYONUN BELİRTİ VERMESİ HASTALAR İÇİN BİR ŞANS”

Prof. Dr. Güler, hipertansiyonun baş ağrısı, baş dönmesi, yüzde kızarıklık, kalp çarpıntısı, kolay yorulma gibi durumlarla belirti verebileceğini aktararak, “Bu belirtilerin olmasına, aslında biz seviniyoruz çünkü hasta hipertansiyonu olduğunun farkına varıyor. Bir de hiçbir belirti vermeyen hipertansiyon tipleri vardır. Tansiyonu yüksek olur ama hastanın şikayeti olmaz. Biz bu tip hipertansiyona ‘sessiz katil’ diyoruz. Çünkü hastanın haberi olmadığı için önlem almıyor, yaşam tarzı değişikliğine gitmiyor, sonuç olarak hipertansiyonun yapacağı zararlı şeylere çok daha açık bir şekilde maruz kalıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Ağrı kesici ve kalp krizi

Tıp alanında dünyanın en önemli yayınları arasında yer alan BMJ’de yayımlanan araştırmada yüksek dozda ağrı kesici kullanımı ile kalp krizi arasında bir ilişki olabileceğini ortaya koydu. Araştırmada Kanada, Finlandiya ve İngiltere’den 446 bin 763 kişinin sağlık verileri incelendi.
İLK 30 GÜNE DİKKAT
Araştırmaya imza atan uluslararası bilim insanları, reçeteli ‘non steroidal antienflamatuar ilaçlar’ (NSAI) kullanan kişilerin sağlık durumlarına odaklandı. Araştırmada, kalp krizi riskinin en yüksek olduğu dönem, ağrı kesici kullanımının ilk 30 günü olarak tanımlandı.
Non-steroidal anti-enflamatuar ilaçlar, tıp biliminde ağrı, ateş ve enflamasyonu azaltan ilaçların genel adı olarak kullanılıyor. Bu ilaçların adında benzer etkilere sahip olan kortizondan ayrıştırmak için ‘non-steroidal’ ifadesi yer alıyor.
Araştırmaya göre, bilim insanları, reçeteli ağrı kesicilerin daha henüz ilk haftada kalp krizi riskini artırmaya başladığını ve özellikle ilk ay içerisinde riskin en yüksek düzeye ulaştığını tespit etti.
NET BİR İLİŞKİ TESPİT EDİLEMEDİ
Ancak bilim insanları, başka birçok etkenin de söz konusu olmasından dolayı kalp krizi ile ağrı kesici arasında bir ilişki olduğunu kesin bir dille söylemenin güç olduğunu belirtiyor.

Kriz anında kalbinize hayat verin

Memorial Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nihat Özer, kalp krizi anında alınması gereken hayat kurtarıcı önlemleri anlattı.

BASKI VE YANMA HİSSİ VERİR
Kalp krizi, halk arasında damarlarda kireçlenme olarak bilinen “ateroskleroz” adlı hastalığın sonucunda daralmış damarın pıhtıyla tam tıkanması sonucu oluşur. Göğüste hemen orta hatta baskı ve yanma başlamaktadır. Genellikle hastalar bunu “üzerime ağır bir şey oturdu” şeklinde ifade ederler. Bu ağrı ve yanma zamanla boyun, alt çene, sırt ve sol kola yayılmaktadır. Beraberinde terleme ve bulantı da olabilmektedir.

Kalp krizinde bu adımlar çok önemli
1. Telefonla mutlaka 112 acili aranmalı veya yakınlara haber vermelidir.
2. Bulunulan yerin kapısı veya penceresi aralanarak ortamdaki oksijen artırılmalıdır. Bu, yardıma gelecek kişilerin hastayı bulmasını da kolaylaştırır.
3. Aspirin bir bardak su ile içilmelidir. Bunun dışında kesinlikle bir şey yenilip içilmemelidir.
4. Kriz esnasında kalp damarındaki akım bozuktur ve ölümcül ritimler oluşabilir. Kuvvetli öksürük geçici olarak kan akımını artırır ve ritmi normalde tutabilir.
5. Soğuk ya da sıcak suyun altına kesinlikle girilmemelidir. Özellikle soğuk kalp damarlarını büzer ve durumu daha kötüleştirebilir.
6. Oturarak ya da yatarak yardımın gelmesi beklenmelidir. Ayakta beklemek kriz anında ani ritim ve tansiyon değişikliklerinden dolayı düşmelere kısacası travmatik kazalara yol açabilir. Bu da kalp krizi ile ilgili yapılacak tedavilerin, özellikle başa alınan darbe nedeniyle yapılmasına engel olabilir.

BİLİNÇSİZ MÜDAHALE KALBİ TEHLİKEYE ATAR
Sağlık deneyimi olmayan kişilerin, kalp krizi geçiren bir kişiye müdahale etmesi ya da kendi ya da başka hastaların kalp ilaçlarını vermesi uygun değildir. Eğer bir kişi kalp krizi geçiriyorsa en doğru davranış hemen ambulansı aramak ve hastanın koroner anjiyografi yapılabilen tam donanımlı bir hastaneye ulaştırılmasını sağlamaktır. Ambulansı beklerken, kalp krizi geçiren kişi uygun bir yere yatırılmalı ve hava alması kolaylaştırılmalıdır. Hasta soluk, terli ve hızlı nefes almaktaysa tansiyonu düşmüş olabilir. Bu durumda ayakları kalp seviyesinin üzerine kaldırarak kalbe daha çok kan akışının olması sağlanmalıdır. Hasta kusuyorsa, soluk borusuna kaçmaması için kafası yan tarafa çevrilmelidir. Üzerindeki sıkı kıyafetler gevşetilerek vücut dolaşımı rahatlatılmalıdır.

KALP KRİZİ CİNSİYET AYRIMI YAPMIYOR
Kalp krizinin genellikle erkeklerde daha sık görüldüğü bilinse de, kadınların da sigara içme, diyabet, menopoza girme gibi faktörleriyle risk oranları neredeyse artık eşitlenmiş durumdadır. Kalp damar hastalığı teşhisi konmuş, tedavi görmüş ya da ailesinde kalp hastalığı hikayesi olan, sigara içen, şeker-yüksek kolesterol ve tansiyon gibi hastalıkları olan kişiler mutlaka düzenli bir şekilde sağlık kontrollerini yaptırmalıdır.
BİLİNÇSİZ SPOR YAPMAK VE ÇABUK KİLO VERME TELAŞI KALBİ YORAR
Risk faktörlerinin yanı sıra yaşam tarzının da düzeltilmesi kalp sağlığını için önemlidir. Yaşam tarzını düzeltmek için en başta günlük yürüyüşlerle hareket ve metabolik olarak kontrollü beslenme hayatın bir parçası olmalıdır. Bu doğru davranışları uygularken de mutlaka doktor tarafından kontrol sağlanmalıdır. Çünkü kontrolsüz yapılan spor aktiviteleri ya da bilinçsiz yapılan diyetler, riski olan veya daha önceden hastalığı olan kişiler için kalp krizi riski doğurabilmektedir. Kondisyonsuz spor faaliyetleri, çabuk kilo verme, ani metabolik değişiklikler, akut enfeksiyonlar, ani ısı değişiklikleri, ciddi stresler gibi vücuttaki birçok ani değişikliğin kalp krizlerine yol açabileceği unutulmamalıdır.

Diş eti hastalığı olanların inme geçirme riski

Ağız ve kalp sağlığı birbirini etkiliyor. Diş eti hastalığı olanların inme geçirme riski çok daha yüksek. Ayrıca ağız hijyeni bozuk olan hastalarda bypass olma oranı da daha fazla

Diş hekimleri ve kardiyoloji uzmanları, kalp ve diş sağlığı arasındaki olası bağlantıyı konu alan 100’den fazla tıbbı araştırmayı, makaleyi ve diğer dataları inceledi. Sonuçlar; diş eti hastalıklarının koroner kalp yetmezliği için bir risk faktörü oluşturduğunu, diş eti hastalıklarının damarlar ve atardamarlarda rahatsızlıklara sebep olan bir faktör olduğunu, diş eti hastalığı olan insanların inme riskinin daha yüksek olduğunu ve bacaklardaki tıkalı atardamarlar ile diş eti hastalıkları arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu gösteriyor.

KORUYUCU TIP ÖNEMSENMELİ
Kalp hastalıkları, diğer adıyla kardiyovasküler hastalıklar, damarların daralması veya tamamen bloke olması sonucu ortaya çıkar; kalp krizi, inme veya göğüs sıkışması gibi durumlara yol açabilir. Modern tıp, günümüzde tedavi edici tıptan koruyucu tıbba dönüşme yolunda önemli adımlar atıyor. Yani günümüz tıbbının odaklandığı nokta; hastalığı oluştuktan sonra tedavi etmek değil, tam aksine gerekli önlemleri alarak ve önlenebilir risk faktörlerini ortadan kaldırarak hastalığın oluşumunun önüne geçmek olmuştur. Koruyucu tıptaki bu heyecan verici gelişmelerin en somut örneklerini ise kalp hastalıkları alanında görüyoruz. Günümüz tıbbının toplumda yarattığı ‘Kalbimizi koruma’ bilinci sayesinde günümüzde kalp hastalıklarından korunmak için alınması gereken önlemler artık sağlığına önem veren kişiler tarafından ezbere bilinir hale gelmiştir.
Maalesef ortadan kaldıramayacağımız risk faktörleri olan genetik mirasımız ve ilerlemekte olan yaşımıza karşılık hepimiz; sigara içmenin, hipertansiyon ve yüksek kolesterol değerlerinin, düzensiz bir yaşam biçiminin kalp hastalıklarına nasıl davetiye çıkardığının bilincindeyiz.
Şeker hastalığı veya kontrolsüz şeker değerleri ise artık kalp hastalığı için bir risk faktörü değil kalp hastalığı eşdeğeri kabul edilir. Yani şeker hastası olanlar kalp hastası adayı olarak değil direkt kalp hastası olarak kabul edilirler.
Hepimiz günlük ve düzenli olarak yapılan sporun kalp sağlığımız için ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Kalp sağlığımız konusunda yapılan araştırmaların sonuçları açıklandıkça bu listeye yeni risk faktörleri ekleniyor ve bunlardan bazıları bizleri hayrete düşürüyor. Örneğin son yıllarda yapılan üç-dört büyük araştırmanın ortak sonucu; kalp sağlığımıza giden yollardan birinin de ağzımızdan geçmekte olduğuna ısrarla dikkat çekiyor… Evet, yanlış duymadınız; ağız içi sağlığı ve ağız hijyeni artık kalp sağlığımız açısından çok önemli bir belirleyici faktör olduğu son yıllarda yapılan birçok araştırma ile kanıtlanmış durumda. Uzun sözün kısası; bundan sonra kalp check-up’larımızı yaptırırken diş hekimimizin de onayını almak zorunda olduğumuz. Gelin bunun detaylarına beraber bakalım..
Önce klasik bilgilerimizi gözden geçirelim… Ağız sağlığımız ile kalp sağlığımız arasında uzun senelerdir bildiğimiz birtakım ilişkiler mevcuttu. Ancak bu bilgiler kalp sağlığımızı korumaya yönelik değil zaten yapısal bozukluğu olan ve/veya bu nedenle ameliyat olan kalbimizi korumaya yönelikti….

KANA KARIŞIYOR
Ağız sağlığı doğumsal kalp hastalığı olan çocuklarda ve kalp kapak hastalığı olan erişkinlerde çok önemlidir. Çürük dişlerde oluşan bakterilerin; bu dişlere yapılacak dolgu, çekim gibi tedavilerde kana karışması ve daha sonra zaten enfeksiyona yatkın bir bölge olan kalbin sorunlu bölgesine yerleşerek burada çoğalmasına ‘İnfektif endokardit’ adı verilir. Bu durum, kalbin iç yüzeyini kaplayan dokunun enfeksiyonuna yol açar. İnfektif endokardit, hekimlerin son derece çekindiği, hastanın yatarak uzun süre (en az altı hafta) antibiyotik tedavisi almasını gerektiren ve buna ek olarak hayati riski yüksek bir enfeksiyondur.
İnfektif Endokardit açısından bir diğer riskli grup ise yapay kalp kapağı, kalp yaması, kalp pili gibi operasyonla kalbine bir protez yerleştirilmiş hastalardır. Dişlerde oluşan bakteriler, biraz önce belirttiğimiz mekanizma ile bu sefer kalbe yerleştirilmiş olan protezin üzerinde çoğalarak, ‘Protez endokarditi’ diye adlandırdığımız son derece ölümcül bir tablonun oluşmasına yol açar.

İŞLEMDEN ÖNCE ANTİBİYOTİK
İşte tüm saydığımız bu nedenlerden dolayı, doğumsal kalp hastalığı olan çocukların, kalp kapak hastalığı olan erişkinlerin ve kalbine herhangi bir protez yerleştirilmiş kişilerin diş hekimleri ile çok iyi bir iletişimde olmaları ve bu tür istenmeyen sorunların önüne geçmek için de dişlere yapılacak her türlü girişimden önce uygun antibiyotik tedavisine tabi tutulmaları hayati önem taşıır. Ancak kanımca daha da önemlisi, bu kişilere ağız ve diş sağlığının kendileri için ne kadar önemli olduğunun anlatılması, ağız ve diş bakımının çok iyi yapılarak diş çürümeleri ve diş eti hastalıklarının önüne geçilmesidir.

BYPASS OLMA RİSKİNİ ARTIRIYOR
Şu ana kadar gözden geçirdiklerimiz, klasik bilgilerimizdi… Ancak esas hayrete düşeceğiniz bilgileri şimdi vermeye başlayacağım. Sıkı durun zira son yıllarda yapılan araştırmalar; dişlerinizdeki çürükler ve dişetlerinizin sağlığı ile kalp krizi geçirme, hatta ve hatta daha da ileri gidersek inme geçirme riskinizle direkt bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor.
Daha üç ay önce Japonya’da yayınlanan, 47 eyalette 785 bin 591 hastanın altı sene boyunca takibini içeren araştırmanın sonucunda, 65 yaş üzeri ve diş çürüğü veya diş eti enfeksiyonu olan hastaların ani kalp durmasına bağlı ölüm oranının, ağız hijyeni iyi olan hastalarla kıyaslandığında beş kat fazla olduğu açıklandı. Artık tüm diş hekimleri ve kalp hastalıkları ile uğraşan doktorlar, hastalarına bu konunun önemini ısrarla vurgulamaya başladılar.
Buna ek olarak periodontal hastalık ile kalp krizi geçirme ilişkisini açıklayan, ağız hijyeni bozuk olan hastalarda bypass ameliyatı olma riskinin arttığını bildiren yayınlar da vardır. Daha da ilgi çekicisi bozulmuş ağız hijyeninin her iki şah damarımızda kalınlaşmaya yol açarak inme riskini artırdığını bildiren çalışma sonuçları artık bu konudaki şüphelerimizi tamamen ortadan kaldırmıştır

TEKNOLOJİ HASTANIN KONFORUNU ARTIRIYOR
Teknolojinin kalp hastalarının ağız ve diş sağlığı tedavilerini kolaylaştırmak üzere sunduklarını şöyle özetleyebiliriz:
1. Ağrısız, kanamasız ve dikişsiz implant uygulamaları
2. Lazer destekli diş eti tedavileri
3. Lazer ile diş çürüğü temizleme
4. Alerji yapmayan ağız içi protezlerin Cad-Cam ile üretilmesi
5. Enfeksiyonlu diş köklerinin lazer ile temizlenmesi
Bu teknolojiler kalp hastalarının tedavi esnasında diş hekimi koltuğunda stres olmadan kısa sürede ve vakaların çoğunda anestezi bile kullanılmadan sonuçlanmasını sağlar.

Kalbinizi korumak için yenmesi gerekenler

Medline Sorumlu Müdürü Dr. Koray Akay kalp ve damar sağlığımızı güçlendirecek ve olası hastalıklara karşı bizleri koruyacak beslenme önerilerinden bahsetti.
Başta kalp krizi olmak üzere, kalp ve damar hastalıkları ile hipertansiyon gibi kalp yetmezliği rahatsızlıkları genetik, kötü yaşam koşulları ve beslenme ile kapınızı çalabilir. Özellikle 50 yaş ve üstü için risk taşıyan bu rahatsızlıklar, günümüzde gençlerde de görülmekte. Bunun en önemli nedenlerinden biri yanlış beslenme, sağlıksız bir hayat tarzını benimseme diyebiliriz. Peki kalbimizi korumak için neler yemeli, nelere dikkat etmeliyiz?
TUZU AZALTIN ÖDEMİ ÖNLEYİN

Sodyum her ne kadar değerli bir mineral olsa da aşırı tüketimi kalp ve potansiyel kalp hastaları için zararlı olabilir. Suyun vücutta tutulması bu hastalıklar için riski artırır. Dolayısıyla günde 2000-3000 mg üzerinde tuz tüketmeyin. Günlük hayatınızda ise;

Tuzu sofranızdan kaldırın, tadına bakmadan yemeğe tuz atmayın.
Salam, sosis, sucuk, hazır çorba, cips gibi işlenmiş gıdalardan uzak durun, bu tür gıdalar yoğun sodyum içerir. Bunun yerine taze sebze meyve tüketin.
Turşu, salamura zeytin, tuzda balık gibi gıdaları daha az yiyin.
Trans yağ ve margarinden uzak durun.
Günde en az 2 litre su için.
MİDENİZİ DOLDURMAYIN

Midenin çok dolu olması ve midenin şişip, gaz üretmesi kalp krizini tetikleyebilir. Bunu önlemek için sindirimi kolay besinleri tercih edin.
Posalı yiyecekler önemlidir, ancak kalp rahatsızlıkları riski taşıyorsanız dikkatli oranlarda tüketmelisiniz.

Çiğ sebze ve meyveler ile kuru baklagillerin sindirimi zordur, aşırı tüketmeyin ya da akşam öğününde yemeyin.
Kuru baklagilleri muhakkak 1 gün önceden ıslatın ve öyle pişirin.
Sık sık ve az yemek yiyin. Özellikle akşamları sofradan tok kalkmayın.
KALBİN EN KÖTÜ DÜŞMANI ŞİŞMANLIK

Kalp ve damar hastalıklarının en önemli nedenlerinden biri kötü beslenmedir. Yağlı, işlenmiş ve sindirimi zor yiyecekleri tüketmek, alkol kullanmak, hareketsiz bir hayata sahip olmak, kalbinize yapacağınız en büyük kötülüklerdir. Hem kalp probleminiz varsa hem de aşırı kiloluysanız, riskli grubun içindesiniz demektir. Diyetisyen kontrolünde, haftada 0.5-1 kilo arasında bir zayıflama programı ile dengeli beslenmeli ve hareket etmelisiniz. Kalp dostu bazı besinler ise,

Soğan ve sarımsak kalp dostudur, yemeklerinizden eksik etmeyin.
Her gün tüketilecek bir avuç işlenmemiş fındık kalbinizi korur.
Omega-3 bakımından zengin olan balığı haftada en az 3 kez tüketin.
Her gün, iyi yağda, çok pişirilmemiş zeytinyağlı sebze yiyin.
Keten tohumu, çörekotu ve susam gibi tohumlarla yemeklerini baharatlandırın.
Mümkünse öğle öğününüzde kuru baklagil tüketmeye özen gösterin.

Kan gurubu 0 olanlarda kalp krizi riski

Avrupa Kardiyoloji Topluluğu’nun kongresinde açıklanan araştırmada kan grubu “0” olanlarda, kalp krizi ve inme geçirme olasılığının diğerlerine göre daha az olduğu belirtildi.
BBC’nin haberine göre, sonuçları Avrupa Kardiyoloji Topluluğu’nun kongresinde açıklanan araştırmada bilim adamları, 1,3 milyon kişi üzerinde yaptıkları çalışmada, kan grubu “0” olanların koroner ve kardiyovasküler rahatsızlık riskinin diğer kan gruplarına göre yüzde 9 daha düşük kaldığını tespit etti.
A, B VE AB GRUBU RİSKLİ
Kan grupları “A”, “B” ve “AB” olan kişilerde kanın pıhtılaşmasını sağlayan bir proteinin daha yüksek seviyelerde bulunmasının, kalp krizi riskini arttıran bir faktör olabileceği kaydedildi.
Uzmanlar, risk küçük görünmesine rağmen tüm nüfus göz önünde bulundurulduğunda ortaya çıkacak rakamların dikkate değer olacağı uyarısını yaptı.
Daha önce yapılan bir araştırma, nadir rastlanan “AB” kan grubuna sahip kişilerin, kalp krizi konusunda en savunmasız grup olduğunu göstermişti.