Opr.Dr. Evrim Güleç Doğan, dış kulak yolundaki enfeksiyon

Op.Dr. Doğan, “Hastalık tedavi edilmezse dış kulak yolundaki enfeksiyona bağlı şişlik ve salgılar kulakta tıkanıklığa ve işitmede azalmaya sebep verebilir. Dış kulak yolu enfeksiyonu kulağın kıkırdağına geçerek yaygın enfeksiyona dönüşebilir” dedi.

Yaz tatilinin en önemli aktivitelerinin başında gelen deniz ve havuz sefaları dikkat edilmediği takdirde çeşitli sağlık sorunlarına neden oluyor. Bu sağlık sorunlarından birinin ‘dış kulak yolu enfeksiyonu’ olduğunu belirten Kent Alsancak Tıp Merkezi KBB Uzmanı Opr.Dr. Evrim Güleç Doğan, yaz mevsimiyle vaka sayısında önemli artış olduğunu söyledi. Havuz, deniz, duş aktivitelerindeki artışın dış kulak yolunun nem dengesini bozduğunu belirten Doğan, şöyle konuştu:

“Elbette bu enfeksiyona yol açan başka nedenler de var. Örneğin; gebelik, diyabet gibi hormonal dengenin değişmesi, alerjik, dermatolojik yatkınlıklar, dış kulak yolunu temizleme adına tahriş edilmesi gibi. Şimdi gördüğümüz artış mevsimsel. Yaz aylarında duş, havuz ve deniz kullanımıyla birlikte dış kulak yolunda nemlilik artar, dış kulak yolundaki koruyucu salgıların yardımcı etkisi azalır ve bu sebeple enfeksiyon sık görülür. Üstelik hem erişkin hem de çocuklarda görülme sıklığı artmış durumda. Dış kulak yolunda bastırmakla ağrı, şişlik hissi, kaşıntı, kulakta dolgunluk, işitme azlığı ve uğultu enfeksiyonun önemli belirtileri.”

KORUNMAK MÜMKÜN

Dış kulak yolunun kulak çubuğu kullanılarak temizlenmemesi gerektiğini vurgulayan, havuz yerine denizin tercih edilmesini öneren Opr.Dr. Doğan, “Dış kulak yolu için kullanılan kulak tıkaçları kullanarak nemlilik en aza indirilebilir. Hastalık tedavi edilmezse dış kulak yolundaki enfeksiyona bağlı şişlik ve salgılar kulakta tıkanıklığa ve işitmede azalmaya sebep verebilir. Dış kulak yolu enfeksiyonu kulağın kıkırdağına geçerek yaygın enfeksiyona dönüşebilir” dedi.


Kulak temizliği nasıl yapılmalı

Sıcak-nemli ortamda yaşamak ve sık suya girmenin dış kulak yolu iltihabına sebep olabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kazkayası, “Dış kulak yolu ve kulak kepçesinin enfeksiyonudur, “yüzücü kulağı” olarak da bilinir. Kulak Burun Boğaz hastalıkları içerisinde sık karşılaşılan bir durumdur ve hafif bir seyirden hayatı tehdit edici boyutlara kadar değişik aşamalarda olabilir” açıklamasında bulundu.

Normalde dış kulak yolu derisinin içeride mevcut kiri dışarıya doğru taşıma özelliği, yani kendi kendini temizleme yeteneğinin olduğunu anlatan Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kazkayası, “Ancak doğuştan dış kulak yolu dar olan veya derinin genetik olarak bu taşıma işleminde tembelliği olanlarda birikim kolay olur. Kulak temizleme çubukları ile temizlik yapma alışkanlığı olanlarda mevcut kir istenmeden kulak zarına doğru itilir ve orada hapsedilir. Dış kulak yolunun kulak temizleme çöpleri ile temizlenirken yapılan travma, keskin uçlu nesnelerle kaşıma ve hatta kendi parmağı ile zorlama bile kanalda hasara yol açarak enfeksiyona zemin hazırlar. Sık aralıklarla duş alımı, deniz ya da havuzda yüzme sonucunda dış kulak yoluna fazla miktarda su girmesi dış kulak yolunun normal serümen örtüsünü azaltarak bunun koruyuculuk fonksiyonunu bozar. Sık aralıklarla dış kulak yolunun temizlenmesi de aynı şekilde etki eder. Böylece bakteriler ve mantarların burada üreyip enfeksiyon oluşturması kolaylaşır. Bağışıklık sistemi zayıf olanlar, diyabetikler ve dış kulak yolu etrafına radyoterapi alanlarda bu enfeksiyonun görülme riski daha fazladır” dedi.

TRAVMATİK HAREKETLERDEN KAÇININ

Hastaların kaşıntı, dokunmakla hassasiyet, şiddetli ağrı, bazen işitme kaybı veya kulakta dolgunluk hissi ile hekime başvurduklarını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kazkayası “Ödem nedeniyle dış kulak yolu daralır. Dış kulak yolunda sekresyon, pürülan kulak akıntısı ve kabuklanma görülebilir. Kulak kepçesine dokunma ya da çiğneme hareketi ağrı oluşturabilir. Çok nadir ateş ve boyunda farklı boyutlarda bezeler de gözlenebilir. Nemli ve rutubetli iklimlerde yaşayanlar ile su sporuyla uğraşanlar daha çok risk altında. Su geçirmeyen kulak tıkaçları enfeksiyonun önlenmesinde faydalı. Suyla temastan sonra kulak kanalının ince keten bir bez ile kurulanması veya kulak kepçesi üzerine düşük ayarda kurutma cihazı kullanılması etkili bir yöntemdir. Topluma yapılabilecek en önemli uyarı dış kulak yolu derisine yönelik travmatik hareketlerden kaçınmaları olacaktır. Çünkü kulağın kuvvetle temizlenmesi ve kaşıma ile yapılan tahriş veya buraya yabancı nesnelerin sokulması ile oluşan hasarlar mikroorganizmanın yerleşimi için çok iyi bir zemin oluşturur” şeklinde konuştu.

MİKROSKOP ALTINDA TEMİZLİK YAPILIYOR

Dış kulak iltihabı tedavisinde amacın enfeksiyonu sağıltarak dış kulak yolu cildinin tekrar sağlıklı durumu getirilmesi olduğunu söyleyen Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kazkayası sözlerini şöyle sürdürdü: “Tedavide en önemli basamak mikroskop altında dikkatli temizlik yapılmasıdır. Temel olarak dış kulak yoluna göz ve kulak damlaları kullanılır. Bunların daha etkili olabilmesi, uygulanan yerde uzun süre kalması, ağrıyı ve ödemi hızlıca çözmesi için dış kulak yoluna meç denilen pamuk ya da benzeri tıbbi materyaller yerleştirilebilir. Enfeksiyon yaygın ise ve dış kulak yolunun sınırları ötesine geçme riski varsa ağızdan antibiyotik kullanılır. Tedavi en az yedi gün süreyle olmalı ve hastalar ortalama 3 hafta süreyle kulaklarına su kaçmamasına dikkat etmeli.”

KULAK SAĞLIĞI İÇİN ÖNERİLER

– Kulak kirini çıkarmak için kulak çubukları ya da başka cisimler dış kulak yoluna sokulmamalıdır.

– Kulakları mümkün olduğu kadar kuru tutmaya çalışılmalıdır.

– Yüzme, banyo veya duştan sonra kulaklar ince bir bez ile kurulanmalıdır.

– Saç kurutma makinesi düşük devirde kullanılarak dış kulak yolunun kurutulmasında yardımcı olabilir.

– Kulak problemi varsa suya girerken vazelinli ya da silikonlu kulak tıkaçları kullanılmalıdır.

“Kulak bir kez temizlendi mi, alışkanlık yapar, devamlı temizlenmesi gerekir” şeklindeki tabu olmuş yaklaşım tamamen yanlıştır. Kulak kiri varsa temizletmek bir zorunluluktur, kesinlikle bir alışkanlığa yol açmaz.

Op. Dr. Bahadır Baykal, burun sorunları

Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Bahadır Baykal, burun sorunları hakkında bilgi verdi.

Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Bahadır Baykal, “Bazı burun sorunları doğuştan ya da çocukluk döneminde burnu etkileyen travmalardan gelebiliyor. Bazen basit bir kemik eğriliği bazen de burun eti şişmesi bu duruma sebep olabilir. Burun içinde olmaması gereken kitlesel oluşumlara da (polip) sık rastlıyoruz. Tabii alerji ve hava kirliliğini de unutmamak gerekir” dedi.

Op. Dr. Baykal, burun kemiği eğriliğinin, doğumsal olarak yüz kemiklerinin farklı gelişimine bağlı çekilmeler nedeniyle oluştuğunu belirterek, “Bazen de doğum sırasında veya erken çocukluk dönemindeki burnu etkileyen travmalar neticesinde gelişebilir. Eğer eğrilik baş ağrısı, yüz de basınç hissi, tekrarlayan burun kanaması, sinüzit ve orta kulak iltihaplarına yol açıyorsa ameliyatla düzeltilmesi yararlıdır. Horlama ve uyku apnesini bu kategoriye dahil etmedim çünkü horlama ve uyku apnesine yol açacak kadar şiddetli bir eğrilik zaten burun tıkanıklığı da yapar” ifadelerini kaydetti.

“Şiddetli eğriliklerde açık teknik yaklaşıma ihtiyaç duyuyoruz”

Op. Dr. Baykal, “Deviasyon ameliyatı için genellikle ameliyat burun içinden yapılır. Burun kanalını daraltan kıkırdak ve kemik eğrilik çıkartılır, yeniden şekillendirilerek burun orta bölmesi düzeltilir. Zaman zaman şiddetli eğriliklerde açık teknik yaklaşıma ihtiyaç duyuyoruz, özellikle burun orta çatısındaki kıkırdak ve kemik aksın yer değiştirdiği, kısmen zayıfladığı durumlarda mutlaka rinoplasti de yapıyoruz.Sağlıklı nefes almak için fonksiyonel rinoplasti pek çok burun tıkanıklığı cerrahisinde şart. Burun dinamik bir yapı dolayısıyla sadece iç kısım eğriliğinin burun tıkanıklığa yol açtığını düşünmek yanlış olur. Burun kanatları, burun çatısı, burun kökü ve aks eğrilikleri deviasyon sorunu ile birlikte değerlendirilmesi gereken yapılar” açıklamalarında bulundu.

“Artık burun ameliyatları tamponsuz yapılabiliyor” diyen Op. Dr. Bahadır Baykal, “Basit müdahalelerde burna hiçbir şey yerleştirilmeyebilir. Kompleks cerrahilerde ise silikon adını verdiğimiz oluklu aparatları birkaç gün burunda tutmak zorunda kalabiliyoruz. Silikonlar tampona göre oldukça konforlu ve rahatsızlık hissi vermeyen, aynı zamanda nefes alıp verebildiğimiz materyaller. İyileşme süreci oldukça hızlıdır. En ağır ameliyatlarda bile en geç yedinci gün sosyal hayata dönülebilir. Ağrı kesicilerle hafifleyen bir ağrı mevcuttur. 17 yaşından gün almış herkes bu ameliyat için uygundur. Üst yaş sınırı ise yoktur” diye konuştu.

“Doğru doktor tercihi önemli”

En önemli noktanın doğru doktor tercihi olduğunu dile getiren Op. Dr. Baykal, “Bence burada en önemli nokta doğru doktor tercihi. Deneyimli ellerde burun kemiği eğriliği sonrası düzeltme cerrahisine nadiren ihtiyaç duyulur. Bazen hastanın kendi kıkırdak, kemik yada doku yapısından kaynaklanan nedenlerden revizyon cerrahisine gereksinim olabilir. Eğer 15-20 dakikalık küçük müdahalelerle halledilecek sorun ise bu makul karşılanabilir ancak çoğu zaman kulak bölgesinden veya kaburgadan ek kıkırdak almamız gereken düzeltme cerrahileri ile karşılaşıyoruz ki; bu durum hasta açısından oldukça sıkıntılı bir durum. Bence ilk ameliyat öncesi tanı çok önemli. Çoğu zaman orta çatı, burun ucu ve burun kanatlarındaki problemler atlanıyor, hastanın deviasyonu düzelse dahi bu sorunlar halledilmediği için nefes alamıyor. Emin olun, iç kısım eğrilik ameliyatı için başvuran ve ameliyat olmasına rağmen düzelmeyen pek çok hastaya, ilk ameliyatta fonksiyonel burun estetiği de yapılmış olsa muhtemelen düzeltme cerrahisine ihtiyaç kalmayacak” şeklinde konuştu. – ERZURUM

Kulak temizleme çubuğunun zararı çok büyük

Kulak kiri diye tabir edilen buşon aslında vücudun ürettiği salgılardır. Her insanın kulağı az ya da çok kir üretir. Kir kulak kanalını tıkadığı zaman sesin kulak zarına ulaşması zorlaşır. Bu durumda hastalarda kulak tıkanıklığı, işitme azlığı, kaşıntı daha nadiren kulak ağrısı oluşabildiğini söyleyen Liv Hospital Kulak Burun Boğaz Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Deniz Kaya “Aslında kulağımız kendi kendini temizler. Bu salgıların üretimi cilt yapısına bağlı olarak kimilerinde çok fazla kimilerinde çok az olabilir. Kulak içini kurcalamaya çalışmak, kulak pamuğu gibi yabancı cisimlerle içini temizlemek kulağın kendi kendini temizleme mekanizmasını bozarak temizlemek yerine kirlerin birikmesine yol açar” diyor.
KULAĞINIZIN KİRLENDİĞİNİ NASIL ANLARSINIZ?
Her insanın kulağı az ya da çok kir üretir. Kir kulak kanalını tıkadığı zaman sesin kulak zarına ulaşması zorlaşır. Bu durumda hastalarda kulak tıkanıklığı, işitme azlığı, kaşıntı daha nadiren kulak ağrısı oluşabilir.
KULAKLAR NASIL TEMİZLENİR?
Kulağın dış kısmını havlu veya peçetelerle silerek temizlenebilir. Kulak pamuğu gibi cisimler kullanmak çok da doğru değildir. Kimi zaman çok sık kir üretimi ve kulak tembelliğine bağlı kirin atılamaması olabilir. Cilt yapısına bağlı olarak bu durum çok sık da görülebilir. Bu durumda 2-6 ay aralıklarla kulak kirinin temizlenmesi gerekir. Bazı sakıncalarından dolayı kulak yıkama artık yapılmıyor. Sıklıkla kullanılan yöntem vakum cihazlarıyla yapılan temizlemedir. Mikroskop veya otoskop yardımıyla yapılır. Ağrılı bir işlem değildir.
KULAKLARI SÜREKLİ TEMİZLETMEK GEREKİR Mİ?
Vakumla yapılan işlemlerde kullanılan yönteme bağlı kir birikmesi tekrar ortaya çıkmaz. Ancak kulakta bir sefer kir birikimi olduğunda temizleme yönteminden bağımsız olarak kir birikmeleri ilerleyen dönemlerde tekrar edebilir.
KULAK KİRİNİ ENGELLEYEN BİR İLAÇ VAR MI?
Hiçbir ilaç kir üretimini engellemez. Üretilen salgılar vücut için gerekli fizyolojik akıntılardır. Bazı damlalar kir birikimi oluştuktan sonra kirlerin rahat çıkarılması maksatlı önerilebilir.

işitme kaybı ve yaşınız

İşitme kaybı, sadece etrafınızdaki sesleri duymamanız demek değildir. Bu durum; diyabet, Alzheimer, Demans veya gizli tümörler gibi hayati hastalıkların habercisi olabilir

Zil ya da kulakta çınlama sesi, ağrı, baş dönmesi, zor işitme, kulak iltihabı ve denge sorunu gibi semptomlar, kulaklarınızda bir sorun olduğunun habercisi olabilir. Bu semptomların erkenden fark edilip dikkate alınması gerekir.
Kulaklarınızı dikkatle dinleyerek ani işitme kayıplarına karşı önlem alabilir, ağrılı enfeksiyonlardan ve kulak rahatsızlıklarından korunabilirsiniz.
Kulaktaki semptomlar, genellikle işitme kayıplarına yol açar. Tipik işitme kaybı, artık çevrenizdeki hiçbir sesi duymamanız demek değildir; tanısı koyulmamış diyabet veya gizli tümörler gibi vücuttaki pek çok hayati hastalığın habercisi de olabilir. Yapılan araştırmalara göre; işitme kaybı olan insanlarda Alzheimer ve Demans (Bunama) hastalıkları gözlenmiş. Peki kulak hastalıklarının semptomları neler? İşte o tuhaf işaretler:

YAŞ FAKTÖRÜ
İşitme, yaşın ilerlemesiyle birlikte daha zayıf bir hal alır. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre; 65-74 yaş arasındaki her üç kişiden birinde işitme kaybına rastlanmış. 75 yaş üzerindeki insanların ise neredeyse yarısının işitme güçlüğü çektiği belirtilmiş.

YÜKSEK SES
İşitme kaybı sadece yaş ilerlemesiyle ortaya çıkan bir durum değil. Yaşam tarzı, kulak sağlığında büyük bir rol oynamaktadır. Yüksek sesli müzik dinleme, yüksek sesli ortamlarda uzun süre vakit geçirme, sigara içme ve genetik faktörler, işitme kaybını önemli ölçüde etkiler. İşitme kaybı, tek kulakta ortaya çıkabildiği gibi iki kulakta da eş zamanlı ortaya çıkabilir.
Her iki kulakta ortaya çıkan işitme kaybı, eşit şekilde ilerleyip tedaviye sonuç vermeyen düzeylere gelebilir. Bir konser sonrası kulaklarınızın saatlerce çınladığını duyabilirsiniz. Uzun süre yüksek sese maruz kalmak, iç kulaklarınızdaki hücrelerde kalıcı hasar meydana getirebilir.
Elbette işitmeniz birkaç gün sonra normale dönecektir. UCLA Tıp Merkezi Odyoloji Direktörü Alison M. Grimes’a göre; yetişkinlerdeki işitme kaybının bir numaralı nedeni gürültüye maruz kalmadır.

KULAK ÇINLAMASI
Kulak çınlaması çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir:
ZİHİN YÖNETİMİ: Kaygı, depresyon ve ruh halindeki sürekli değişkenlik, kulak çınlamalarına neden olabilir. Newman’a göre, kulak çınlaması, ruh sağlığını tehdit edici şekilde kendini hissettiriyorsa; beyin, kulak çınlamasına daha fazla dikkat ediyor. Bu durum da negatif düşünceleri ve olumsuz ruh hallerini ortaya çıkarıyor.
DURUŞ: Bir şeyler izlemek için bilgisayar başında olan kişilerde ya da mobil cihazlarda çok fazla vakit geçiren insanlarda, kulak çınlaması meydana gelebilir. Dik oturmak, fark yaratabilir.
DİŞ SAĞLIĞI: Çiğneme; çınlama tetikleyicisi olabilir. Çiğneme için kasları kontrol eden beyin merkezleri ile işitme sistemine bağlı olanlar arasında bir bağ bulunur. 2012 yılında yapılan bir araştırma; çınlama bozukluğunu, çene ağrısının şiddetiyle ilişkilendirmiş. Diğer araştırmalar, çene sorunları olan kişilerin kulak çınlamasına daha yatkın olduklarını ve bazen de çenelerini hareket ettirerek başlarındaki sesi kontrol edebildiğini gösteriyor.
İLAÇ KULLANIMI: Bazı depresyon ve antidepresan ilaçları, kulak çınlamasını artırabilir ve ciddi boyutlara gelmesine sebep olabilir. Kanser ilaçları, antibiyotikler ve hatta bazen ağrı kesiciler de kulak çınlamasını olumsuz etkileyebilir. Eğer çınlamanın kullandığınız ilaçla arttığını düşünüyorsanız, mutlaka doktorunuza görünün.
UYKU DÜZENİ: Uyku alışkanlığınızı iyileştirmek, kulak çınlamalarınızı azaltmaya yardımcı olabilir. Mesela öğleden sonra kahveden uzak durarak kafein almaktan kaçınarak düzenli bir uyku alışkanlığı sağlayabilirsiniz. Ayrıca uyumadan önce sizi rahatsız edebilecek tüm faktörlerden kaçınmaya çalışın.
KULAK TEMİZLİĞİ: Kulak kepçenizi narin hareketlerle temizleyebilirsiniz ancak kulak içi temizliğinin sakıncalı bir davranış olduğunu unutmamak gerekir. Bazı insanlarda yoğun balmumu birikimi oluşturabilir ve bu birikim kulak zarını tahriş edebilir. Kulağınızı, kulak çöpü gibi yabancı cisimlerle kesinlikle temizlememelisiniz. Bu davranış, işitme kaybıyla sonuçlanabilir. Bu nedenle doktora gidip muayene olmanızda fayda var.

SARI KİR İŞİTME KAYBI NEDENİ
Kümülatif işitme hasarı: MP3 çalar kulaklığı sizi kalıcı olarak sağır bırakmaz ancak kendinizi yüksek seslere maruz bıraktıkça, hasar da o kadar kötüleşir ve erken yaşta kulak sorunlarıyla karşılaşabilirsiniz. Spor yaparken kulaklığınızın sesini açmak, araba kullanırken son ses müzik dinlemek ya da kapalı ortamda yüksek sese maruz kalmak, kulak sorunlarını beraberinde getirir. İşitme kaybı, bu nedenlerden ötürü gençlerde de görülebilir. Eğer bir ortamda yanınızda bulunan kişiyle normal ses seviyesinde konuşamıyorsanız ve aynı kişi sizi duymakta zorlanıyorsa, kulağınız risk altında demektir.

Tümör: Sık görülmese de, kulağı beyne veya iç kulağa bağlayan tümörlerin işitme kaybıyla ilgili olduğu söylenebilir. Hem işitme kaybı, hem baş dönmesi tümör habercisi olabilir. Bu tür semptomlarda detaylı muayene için doktora görünmek gerekir.

Basınç: Özellikle uçak seyahatlerinde, uçağın yükselmesi ve alçalması durumunda hissedilen basınç tamamen normaldir. Şişmiş bir boğaz veya kulak, orta kulaklarınızı boğazınıza bağlayan östaki tüpünüzü kapatabilir ve kulak zarlarının çevrenizdeki basıncı dengelemesini önleyebilir. Yutkunma, esneme, sakız çiğneme gibi hareketlerle basıncın dengelenmesine yardımcı olabilirsiniz.

Travma: Kafa travması, potansiyel olarak geri döndürülemez işitme hasarına neden olabilir. Kulağa alınan bir darbe kulak zarını patlatabilir, darbe sonrası ortaya çıkan kafa travması, orta kulaktaki kemikleri bozabilir. Eğer darbe şiddeti fazla ise işitme sıvısının iç kulağa boşalması, işitme kaybının kalıcı olarak kaybolmasına neden olabilir.

FAZLA HASSASİYET
Diyabet: Diyabet ve diyabete bağlı işitme kaybı, Amerika’nın en yaygın sağlık sorunları arasında bulunuyor. ABD’de yaklaşık 30 milyon insan, bu hastalıklarla uğraşıyor. Diyabetli insanlar, şeker hastalığı olmayan kişilerden yaklaşık iki kat daha fazla işitme kaybı yaşayabiliyor. Kesin neden bilinmemekle birlikte, araştırmacılar; diyabetin iç kulaktaki sinirlere ve kan damarlarına zarar verebileceğini düşünüyor.

Kalp hastalığı ve yüksek kolesterol: Kalp hastalığı, periferik vasküler hastalık, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol; kulak hasarına ve işitme bozukluğuna neden olabilir çünkü bu hastalıklar kan akışını engellerler.

Enfeksiyon: Kulak enfeksiyonları; ağrı, şişme ve acı hissine neden olabilir. Özellikle çocuklar için, kulak enfeksiyonları kalıcı olarak işitme duyularına zarar verebilir.

Kulak tıkacı oluşumu: Bu durum, tedavi edilebilir ve önlenebilir. Kulak tıkacı, kulakta kirin birikmesiyle meydana gelir. Herkesin kulağı balmumu yapar ve bazıları diğerlerinden daha fazla balmumu üretir. Buradaki bal mumu aslında hepimizin bildiği sarı kulak kiridir. Önemsiz gibi görünen kulak tıkacı oluşumu, işitme kaybına neden olabilir. Kulak kürenizi evde kulak çöpü gibi şeylerle temizlemeye çalışmak, sorunu daha da kötüleştirebilir.

Hiperaküs veya gürültüye duyarlılık: Hiperaküs, dünyadaki en ufak seslerin bile size yüksek gelmesi durumudur. Musluk sesi, kağıt buruşturmak, buzdolabının çalışma sesi, kalem oynatmak gibi günlük hayat sesleri size acı verebilir. Bu hastalığa neyin sebep olduğu belirsizdir.

Sinüzitten korunmak için

Sinüzitten korunmak için kapalı ortamlarda fazla bulunulmamalı veya ortam sık sık havalandırılmalıdır. Taze meyvelerdeki vitamin ve su ise, bağışıklığımızı güçlendirerek sinüzitten korunmamıza yardımcı olur

Uzmanlar, sinüzitten korunmanın basit ancak etkili yollarını belirleyerek ufak bir liste oluşturmuşlar. Bu tavsiyelere uymak, sinüzite yakalanma riskinizi düşürebilir…
Kapalı ortamlarda bulunmayın ve odanızı sık sık havalandırın
Sinüzit, neticede bir enfeksiyon hastalığıdır ve korunma yollarının başında, enfeksiyonun hızla yayıldığı kalabalık ve kapalı ortamlardan uzak durmak gelir. Eğer kemik eğriliği, burun eti büyüklüğü veya alerjik bir durumunuz var ise öncelikle bunların tedavi edilmesi gerekir. Bu yüzden bulunduğunuz kapalı alanları olabildiğince fazla havalandırın. Sık sık temiz hava almaya özen gösterin. Bağışıklığınızın düşük olduğu dönemlerde hasta kişilerle temastan kaçının.
Rüzgara maruz kalmamaya özen gösterin
Rüzgara maruz kaldığımızda hissedilir ısı değişikliği ve kuru havayı solumak, sinüzit riskini artıran bir diğer nedeni oluşturuyor. Bu nedenle rüzgarlı havalarda ağız ve burnunuzu kapalı tutarak burnun kurumasını önleyin ve soğuğa maruz kalmaktan kaçının.
Kuru, soğuk havada burnunuzu nemlendirin
Burunda kuruluğa tıkanıklık ve çevresel faktörler de eklenince, üst solunum yolu enfeksiyonlarını izleyen günlerde sinüzit gelişebilir. Burnunuzu suyla sık sık nemlendirin, çok kurursa nemlendirici sıvılar ya da jeller kullanın.
Kapalı ortama girecekseniz ince giysiler tercih edin
Özellikle terliyken üşümemek ve kapalı ortamlarda terlememek, korunma yollarından bir diğeridir. Ani değişen ısı, enfeksiyonların gelişmesi için oldukça uygun bir ortam oluşturur. Ortam sıcaklığının aniden 6 derece değişmesi, üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini artırır. Mikroorganizmalar, mukoza bariyerini bu ani ısı değişikliğiyle çok kolay kırar ve bakteri ile virüslerin vücuda girmesi kolaylaşır.
Kalorifere ıslak havlu yerleştirin
Sıcak ortamlarda hava daha kısa sürede ve kolaylıkla kurur. Kuru hava da burundaki mukozanın bağışıklık sistemini zayıflatarak burnu, üst solunum yolu enfeksiyonlarına açık hale getirir. Sıcak ortamlarda kalorifer peteğine ıslak havlu ya da bir bardak su koymanız faydalı bir çözüm yolu olacaktır.
Klimalı ortamdaysanız, nem oranına dikkat edin
Klimalı alanlar, burunda kuruluk hissi yarattığı için burnun mukozasındaki bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur Klima sistemlerinde nem oranını optimal ortam havası oranında tutmaya özen gösterirseniz riski azaltmış olursunuz.
Suyu bol tüketin
Günlük sıvı alımı ağırlıklı olarak içilen su ve meyvelerden sağlanmalı. Taze meyvelerdeki vitamin ve su, metabolizmamız yanında bağışıklık sistemimiz için de önemlidir ve diğer hastalıklardan da korunmamıza yardımcı olur.
Sigara içmeyin
Sigaranın içindeki maddelerin kanserojen olmalarının yanı sıra bakteri ve virüsler için bir bariyer olan burun mukozasına yıkıcı etkisi vardır.

İLTİHAP SİNÜS BOŞLUĞUNDA BİRİKİR
Sinüzit, en basit ifadeyle, sinüs boşluklarını kaplayan mukozanın iltihaplanmasıdır. Oluşan iltihap sebebiyle mukozanın ürettiği salgı (sümük/mukus) olması gerektiği gibi burun boşluğuna taşınamaz ve sinüs boşluğunda birikir. Bunun pek çok sebebi olabilir. En çok bilinenleri; sinüsün buruna açılan kanallarında (herhangi bir sebeple) meydana gelen tıkanma, oluşan salgıyı kanala ileten sistemin işlevinde bozulma, salgı içerik ya da kıvamında meydana gelen değişimdir. Bağışıklık sistemi ve buna bağlı sık üst solunum yolu enfeksiyonları, burun ve sinüs anatomisi (burun kemiği veya kıkırdağının eğri olması burun eti büyüklüğü veya sinüs kanallarının kapalı olması, burun ve sinüs tümörleri), özellikle çocuklarda geniz eti büyüklüğü, alerjik rinit ve kirli hava (sigara) sayılabilir.

ENFEKSİYON KÖRLÜĞE NEDEN OLABİLİR!
Hayat kalitesini ciddi anlamda düşüren bu hastalığın en önemli ve bilinen belirtisi, şiddetli baş ağrısıdır. Hasta şikayetleri incelendiğinde, çoğunun başlarının omuzlarına ağır geldiği şikayetini duyarız. Bunun sebebi, kafa ağırlığımızı hafifleten hava boşluklarının iltihapla dolu olması ve işlevini yerine getiremiyor olmasıdır. Diğer belirtiler ise, burun tıkanıklığı, yeşil ve koyu sarı renkte burun akıntısı, boğaz ağrısı, tat alma duyusunda azalma, ateş ve halsizlik sayılabilir. Bu belirtiler tek tek olabileceği gibi tamamı ya da birkaçı da hissediliyor olabilir.
Sinüzit tanısı mutlaka bir uzman hekim tarafından konulmalıdır. Tanıyı koymak için hasta şikayetleri çoğu zaman yeterlidir ancak çeşitli tekniklerle çekilen filmler iltihabın gözlemlenebilmesi için şarttır. Sinüsleri görüntüleyen bu filmlerin ardından uygulanacak tedaviyi belirlemek çok daha kolay hale gelir. Tedavi kişiden kişiye değişiklik gösterir. Genelde antibiyotik tedavisi uygulanır ancak bazı durumlarda cerrahi müdahale gerekir. Genelde ciddi problemlere yol açmaz ancak tüm hastalıklarda olduğu gibi komplikasyonlar gelişebilir. Bunların en önemlisi, iltihabın boşluktan göz çukuruna yayılmasıdır. Bu durum da körlüğe neden olabilir. Beyin zarına veya içine sızdığı durumlar da görülebilir ki bu durum ciddi bir risktir. Bu sebeple cerrahi müdahalenin mutlaka bir uzman tarafından yapılması gerekir.

Op.Dr. Bahadır Baykal, Uyanınca hissedilen kuruluk nedeni

Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Bahadır Baykal, kronik burun tıkanıklığının ciddi sağlık sorunlarına yol açarak yaşam kalitesini düşürdüğünü ifade ederek, “Baş ağrımızın ya da sabahları yorgun uyanmamızın nedeni de burun tıkanıklığı olabilir. Bu durumun ne kadar farkındayız? Burun tıkanıklığını ne derece önemsemeliyiz ” dedi.

Gün içinde burundan geçen hava miktarının yaklaşık 10 bin litre olduğunu kaydeden Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Bahadır Baykal, “Çocuk veya erişkin hemen herkes zaman zaman burun tıkanıklığı sorunu yaşayabilir. Çoğu zaman burun tıkanıklığı ciddiye alınmaz ve geçici çözümlerle halledilmeye çalışılır. Halbuki kronik burun tıkanıklığı uykusuzluk ve yorgunluk gibi yaşam kalitesini düşüren sorunlara neden olurken, uzun vadede ise kalp büyümesi gibi çok daha ciddi problemlere yol açabilir. ” diye konuştu.

Soğuk algınlığı veya sinüzit gibi hastalıkların geçici süreli burun tıkanıklığı oluşturabileceğini kaydeden Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Bahadır Baykal, “Ama bu durum sorun oluşturmaz. Burun iç kısım eğriliği yani deviasyon yada burun etlerinin büyümesi gibi nedenlerle oluşan kronik burun tıkanıklığı ise uzun dönemde oksijen yetersizliğine neden olarak vücudu olumsuz etkiler. Akciğerlerimize yeteri kadar temiz hava gitmeyince oksijen-karbondioksid değişimi etkilenir, kanımız dokulara eksik oksijen götürür ve zamanla dokularda hasar gelişir. Kaliteli uyku uyuyamayan kişi de yorgunluk ve konsantrasyon güçlüğü gelişir, yüksek tansiyonu takiben kalp de ritm bozukluğu başlar ve bir müddet sonra kalp büyür. Kronik burun tıkanıklığı olan hastalardaki en önemli belirtilerden birisi de horlamadır ve kişi sabah uyandığında ağzında kuruluk hissi oluşur.

Burun iç kısım eğriliği ( deviasyon ) genellikle travma sonrası gelişen burun orta bölmesinin eğriliği durumudur. Gebelikte anne karnında bile, bebeğin dönme hareketleri esnasında burun travmaya maruz kalabilir, doğum sırasında ve çocukluk dönemindeki darbelerde deviasyon gelişiminde rol oynar. Her deviasyon burun tıkanıklığına yol açmaz. Toplumda burun eti olarak bilinen konka adını verdiğimiz burun için yapıların şişmesi de oldukça sık rastlanan kronik burun tıkanıklığı sebeplerindendir. Kadınlarda adet dönemlerinde ve gebelikte yaşanan hormonal değişimlerde burun etlerinin şişmesine yol açar. Kronik burun tıkanıklığının sebepleri arasında sürekli alerjiler de önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle alerjik zemine sahip hastalarda gelişen polip gibi yapılar burnu tamamen tıkayabilir. Burun tıkanıklığı burnu tahriş eden her türlü maddeye karşı gelişen reaksiyon sonucu da oluşabilir. En sık görüleni tütün dumanıdır. Bazı hastalar başarılı bir burun ameliyatı geçirseler dahi sigara içmeye devam ettikleri sürece tam olarak rahatlayamazlar. Olağandışı sebeplerden birisi de gastroözofajeal reflü hastalığı (GERD) dır ki; tedavi de mutlaka mide asidinin genize kadar kaçması önlenmelidir. ” şeklinde konuştu.

Eğer burun tıkanıklığının nedeni deviasyon ise tek çözümün ameliyat olduğunu belirten Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Bahadır Baykal, şöyle konuştu:

“Kemik ve kıkırdak eğriliği düzeltildiği takdirde nefes sorunu düzelir. Artık oldukça konforlu ve rahat şekilde burun ameliyatlarını gerçekleştirebiliyoruz. Sanırım burun ameliyatlarını korkulan bir operasyon olmaktan çıkardık. Sık tekrarlayan sinüzit ataklarında ise öncelikle ilaç tedavisi ile iltihabı kurutup, sonrasında deviasyon, konka bülloza gibi anatomik problemleri ameliyatla hallediyoruz.

Aranan Kelimeler:

Op. Dr. Oğuz Yılmaz, Orta kulak iltihabı nasıl belirti verir

Soğuk havalar pek çok hastalığın oluşumuna zemin hazırlarken, özellikle orta kulak iltihabı bu dönemde sağlığı tehdit eden rahatsızlıkların başında geliyor. Ateş, işitme problemleri ve kulak akıntısı ile gelebilen hastalık; erken tanı, tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Op. Dr. Oğuz Yılmaz, orta kulak iltihabı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.
Kulak zarı ve iç kulak duvarı arasında kalan, işitmede iletimi sağlayan bölüm olan orta kulak boşluğunda meydana gelen enfeksiyona orta kulak iltihabı denmektedir. Hastalık, ani başlangıçlı ve uzun süreçli orta kulak iltihabı olarak ortaya çıkmaktadır. Sonbahar ve kış aylarında; kişilerde nezle, grip, sinüzit gibi rahatsızlıklar artığı için orta kulak iltihaplarında da artış görülmektedir. Bu hastalıklardaki enfeksiyonlar, hem östaki tüpünün çalışmasını bozmakta hem de mikrobiyal geçişe neden olduğundan orta kulak iltihabı geçirme riski ve sıklığını da artırmaktadır.
Orta kulak iltihabı belirtileri neler
Yüksek ateş
Şiddetli ağrı
Geçici işitme azalması veya kulakta dolgunluk hissi
Kulak zarında delinme olmuşsa, akıntı

Orta kulaktan hava, sıvı ve mikrobiyal alışveriş, genze açılan östaki tüpü vasıtasıyla olmaktadır. Çocuklarda bu organ yetişkinlere göre daha yatay yerleşimli olduğundan orta kulağa mikrobiyal geçiş daha kolay, aksi yönde bir geçiş ise daha zor olmaktadır. Ayrıca çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları, alerjik tablolar erişkinlere göre daha sık izlenmektedir. Yine geniz eti büyüklüğü genellikle çocuklara has bir durumdur. Bundan dolayı çocuklarda, orta kulak iltihabına daha sık rastlanmaktadır. Geniz eti, alerjik nezle, kronik sinüzit, sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirme orta kulak iltihabına yakalanma riskini arttıran nedenler arasındadır.
Sigaralı ortamlardan uzak durulmalı : Tedavi edilmeyen orta kulak iltihapları ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Kulak zarında çökme veya yapışmalar, kulak zarı delinmeleri, işitmeyi sağlayan kemikçik zincirde erimeler, kalıcı işitme kayıpları, sürekli iltihabi akıntılar, yüz felci, denge bozukluğu, baş dönmeleri, menenjit ve beyin apsesi gelişimi görülebilir. Bu tip komplikasyonların gelişimini önlemede tedavi sırasında ilaç kullanımının yanı sıra; düzenli takip de çok önemlidir. Alerji, kronik sinüzit gibi süregelen rahatsızlıkların tedavisi, sigara içmemek, çocukların pasif içici olmalarını engellemek, hava kirliliğinden uzak durmak ve reflünün tedavi edilmesi, orta kulak iltihabından korunmada çok önemlidir.
Orta kulak iltihabı tedavisi : Yılda 3-4 defadan fazla olan veya 3 ay boyunca tüm tedavilere rağmen iyileşmeyen orta kulak iltihaplarında altta yatan sebepler belirlenmelidir. Sık geçirilen veya iyileşmeyen orta kulak iltihaplarında ilaç tedavisinden çok cerrahi müdahale önerilmektedir. Bunlar arasında; kulak zarına mikroskobik küçük kesiyle drenaj (miringotomi), kulak zarına tüp konulması, geniz eti operasyonu yer almaktadır. Başlangıç döneminde tedavinin gecikmesi durumunda ise kliniğin tipi ve seyri ağırlaşmakta, tedavide işitmeden çok hastanın yaşamını sorunsuz idame etmesini hedefleyen ağır cerrahiler gerekebilmektedir.

Dr. Ahmet Erdem Kılavuz, Ses kısıklığının nedenleri

Kış mevsiminde genellikle üst solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle geliştiği için “griptendir” denilerek hafif alınabiliyor. Ancak “grip” gibi basit sebeplerin yanı sıra bazen yaşam kalitesini düşüren, hatta hayatı tehdit eden gırtlak kanseri gibi bazı hastalıkların ilk belirtisi de olabiliyor.

Bu nedenle ses kısıklığının iki haftayı aşması durumunda mutlaka bir hekime başvurmak çok önemli. Acıbadem Taksim Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Uzmanı Dr. Ahmet
Erdem Kılavuz, ses kısıklığının 7 nedenini anlattı, önemli önerilerde bulundu.

1.ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONU

Üst solunum yolu, burun ve ağız girişinden soluk borusuna kadar olan geniş bir alanı kapsıyor. Bu bölgenin grip ve nezle gibi viral enfeksiyonları ya da bunların üzerine gelişen ikincil bakteriyel enfeksiyonlar, üst solunum yolunu döşeyen ve mukoza adı verilen özelleşmiş dokusunda ödem ile akıntılara sebep olabiliyor. Bu akıntılardan ses telleri dolaylı olarak etkilenebiliyor. Ayrıca bu enfeksiyonlar bazen “larenjit” adı verilen ve ses tellerinin kendisini doğrudan etkileyen bir tablo şeklinde ortaya çıkabiliyor. Bu durumların tümünde değişik şiddette ses kısıklığı gelişebiliyor. Üst solunum yolu enfeksiyonları komplike olmadığı durumlarda bir kaç gün içinde tedaviyle düzeldiğinde ses kısıklığı sorunu da ortadan kalkıyor.

2. REFLÜ

Reflü mide içeriğinin mide alt kapağındaki zayıflıktan dolayı yukarı yemek borusuna ve boğaza doğru çıktığı duruma deniyor. Mide içeriğindeki kuvvetli asit genellikle yemek borusuna doğru çıkıp bu bölgeyi rahatsız ediyor. Ancak bazen larengofarengeal reflü denilen durumda bu asidin daha yukarıya, gırtlak bölgesine ulaştığı da oluyor. Bu durumda asit maruziyetine alışık olmayan gırtlak ve ses telleri ciddi olarak etkilenip zarar görebiliyor. Bu da ses tellerinin yapısında bozulmalara yol açarak ses kısıklığı oluşturabiliyor. Yemek sonrası artan ses kısıklığı ve boğazda temizleme ihtiyacı geliştiğinde mutlaka Gastroenteroloji ve Kulak Burun Boğaz uzmanlarına muayene olmak gerekiyor.

3. GENİZ AKINTISI

Geniz akıntısı boğaza doğru inip rahatsızlık yaratabiliyor. Bu akıntıların altında yatan nedenler kronik sinüzit, sigara kullanımı veya allerjik
burun iltihabı gibi durumlar ise hayat kalitesinde ciddi düşüşe sebep olabiliyor. Geniz akıntısı, boğazda takılma hissi, sürekli yutkunma ve boğaz temizleme alışkanlığına sebep olduğu gibi, bu akıntının daha aşağıya inmesi durumunda ses tellerini de etkileyip ses kısıklığına yol açabiliyor. Özellikle sabahları yoğun boğaz temizleme ihtiyacı duyulduğunda, boğazda takılma hissi ile beraber ara ara ses kısıklıkları yaşandığında, geniz akıntısının varlığı ve altta yatan sebebin tedavisi için mutlaka kulak burun boğaz uzmanına başvurmalı.

4. SES TELLERİNE AİT NODÜL VE POLİPLER

Sesin yanlış ve yoğun kullanımı ile sigara gibi sebepler ses tellerinde uzun vadede nasırlaşma (nodüller) ile lokal ödemin ilerlemesine bağlı küçük yumrular (polipler) oluşturabiliyor. Kulak Burun ve Boğaz Uzmanı Dr. Ahmet Kılavuz bu nodül ve poliplerin ses tellerinin titreşimlerini engelledikleri için ses kısıklığına neden olabildiklerini belirterek, “Bu durum özelikle sesini yoğun kullanan ses ve performans sanatçıları ile öğretmenler gibi meslek gruplarında daha sık görülüyor. Nodül ve poliplerin gerekli durumlarda cerrahi olarak tedavi edilmesinin yanı sıra, daha öncelikli olarak altta yatan yanlış ses kullanımını düzeltmek için ses terapistleri ve kulak burun boğaz uzmanları beraber çalışarak çözüm üretiyor” diyor.

5. YANLIŞ SES ALIŞKANLIKLARI

Yanlış ses alışkanlıkları ses yapısının oturduğu ergenlik dönemi de dahil olmak üzere ses tellerinin fonksiyonel hareketlerini bozabiliyor. Ses tellerinin doğru kapanmasını ve titreşimlerini engelleyebileceği gibi ciddi durumlarda ses tellerinin yapısında da değişiklik oluşturarak ses kısıklığına yol açabiliyor. Ayrıca maç gibi ortamlarda sürekli bağırmanın veya konserlerde şarkılara yüksek sesle iştirak etmenin neden olduğu ses tellerindeki travma da ses kısıklığı oluşturabiliyor. Yanlış ses kullanımının öncelikli sebep olduğu bu durumlarda doğru ses terapisi sorunun üstesinden gelmede yardımcı olabiliyor.

6. SES TELLERİNE AİT HAREKET BOZUKLUKLARI

Ses tellerinin hareketini sağlayan kasları, bunun için özelleşmiş sinirler çalıştırıyor. Her iki ses teli için ayrı olan bu sinirleri etkileyen çeşitli durumlar ses tellerinin hareketlerini kısıtlayıp ses kısıklığına yol açabiliyor. Bu durumlar arasında çeşitli nörolojik bozukluklar, sinirin uzandığı yol boyunca siniri etkileyen çeşitli hastalıklar ve kitleler sayılabileceği gibi, bazen bu bölgeye yapılan, özellikle tiroid ameliyatı gibi cerrahi işlemler de etken olabiliyor. Ses tellerinin sinirine ait bozukluklardan şüphelenilmesi durumunda Kulak Burun Boğaz uzmanı, Nöroloji ve Göğüs Hastalıkları uzmanlarının ortaklaşa değerlendirilmesi sonucu tanı ve tedaviye ulaşılabiliyor.

7. GIRTLAK KANSERİ

Gırtlak bölgesinin kanserleri genellikle sigara kullanımı, eşlik eden alkol kullanımı, genetik sebepler ve bazı viral hastalıkların etkisiyle oluşuyor. Gırtlak ve ses tellerini tutan bu tümörler ses tellerinin hareket ve titreşimlerini etkiledikleri gibi gırtlağın kas, sinir ve eklem yapısını da tutması durumunda da ses kısıklığına neden olabiliyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Ahmet Erdem Kılavuz gırtlak kanserinin erken dönemde de belirti vermesi sayesinde erken tanı ve tedaviye olanak sağlayabilen nadir kanserlerden olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor: “Dolayısıyla uzun süren ses kısıklıklarında özellikle yoğun sigara kullanımı öyküsü olan kişilerin hiç ertelemeden bir kulak burun boğaz uzmanına başvurmaları yaşamsal önem taşıyor. Erken dönemde tespit edilen gırtlak kanseri uygun tedaviyle tamamen iyileşebiliyor. Erken tanı ve tedavi ayrıca gırtlağın korunmasına ve kişinin sesini koruyabildiği tedavi çözümlerine de olanak verebiliyor. Bunların yanı sıra hastalığın erken tespiti kanserin bölgesel yayılımının ve akciğer gibi uzak organlara sıçrayabilmesinin de önüne geçiyor.”

Aranan Kelimeler:

Prof. Dr. Ali Altuntaş, kronik sinüzit

Burun tıkanıklığına bağlı nefes almak zorluğuyla kendini gösteren sinüzitin kronikleşmesi halinde, kalıcı tedavi ancak cerrahi uygulamayla söz konusu olabiliyor.

Kulak Burun Boğaz (KBB) Doktoru Prof. Dr. Ali Altuntaş, sinüslerin yüz ve kafa kemikleri içerisinde bulunan, iç yüzeyleri salgı yapabilen ince bir örtü dokusuyla kaplı ve normalde hava dolu boşluklar olduğunu söyledi.

Sinüs örtü dokusunun iltihaplanması durumunun “sinüzit” olarak tanımlandığını dile getiren Altuntaş, tedavi edilmemesi halinde bu durumun kronikleşebileceğine dikkati çekti. Altuntaş, tedaviye rağmen üç ay boyunca hastanın iyileşmemesinin sinüzitin kronikleştiği anlamına geldiğini vurguladı.

Altuntaş, sinüzitin burun tıkanıklığı, burun veya geniz akıntısı, yüzde ağrı ya da baskı hissi ve koku hissinde azalma ile kendini gösterdiğini anlatarak, bu belirtilerin yavaş seyretmesi nedeniyle hastalığın bazen gözden kaçabildiğini ifade etti.

Yılda birkaç kez sinüzit nedeniyle antibiyotik kullanmak durumunda kalınması veya en az iki belirtinin bulunması halinde uzmana başvurulması gerektiğinin altını çizen Altuntaş, bu belirtiler dışında kronik sinüzitin çocuklarda uzun süreli öksürük veya ağız kokusuna, erişkinlerde ise süreğen yorgunluğa neden olabildiğine işaret etti.

Altuntaş, sinüzitin, kişinin yaşam kalitesini bozduğunu, burun tıkalı olduğundan yeterli oksijen alınamadığından uyku bozukluğunun görüldüğünü ve yetersiz uykunun da kişinin sağlığını olumsuz etkilediğini vurguladı. Yeterli oksijen alınamamasının beyinden kalbe kadar ciddi komplikasyonlara yol açabileceğini ifade eden Altuntaş, bu nedenle mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini bildirdi.

“Astım, kronik sinüzite eşlik edebiliyor”

Prof. Dr. Altuntaş, kronik sinüzit için bilinen risk faktörleri arasında, mevsime bağlı ya da yıl boyu süren alerji, sigara dumanı veya çevresel toksinlere maruz kalma ve virüs enfeksiyonlarının yer aldığını belirtti.

Hastalığa, burun iç yapısını ve sinüslerden köken alan akıntı veya polip gibi anormalliklerin kamerayla görüntülendiği endoskopi yöntemiyle tanı konulduğunu dile getiren Altuntaş, şöyle devam etti:

“Bunun yanı sıra sinüslerin bilgisayarlı tomografisi yapılabilir. Tomografi birkaç dakika süren, hızlı ve güvenli bir işlemdir ve elde edilen kesitsel radyolojik görüntüler sinüslerinizin yapısı ve içeriği ile ilgili çok değerli bilgiler verir.

Kronik sinüzite eşlik eden astım, aspirin intoleransı gibi hastalıkların tanınması da hastalığın doğru tedavisinde önem taşır. Bu ek hastalıklar, göğüs hastalıkları uzmanı tarafından da değerlendirilmeli.

Kronik sinüzit tedavisinde kullanılan yaklaşımlar hastaya göre farklılık gösterebilir ve birden fazla ilaç tedavisi içerebilir.”

Altuntaş, uygun tıbbi tedaviye rağmen belirtilerin devam ettiği dirençli kronik sinüzit vakalarında, kortizon içeren tedavilere yanıt vermeyen durumlarda, sinüslerin buruna boşalmasını veya yeterli havalanmasını etkileyebilecek yapısal bozuklukların varlığında ise cerrahinin söz konusu olduğunu söyledi.

Hastalığın etkili tedavisi için “endoskopik sinüs cerrahisi” yönteminin uygulandığını anlatan Altuntaş, “Bu yaklaşımda, burun delikleri gibi doğal açıklıklar değerlendirilerek bir endoskopi kamerası ve uygun cerrahi aletlerle herhangi bir kesi yapmaksızın, sinüslere müdahale edilir.” bilgisini verdi.

Yıkama yöntemi, sinüzit tedavisine fayda sağlıyor

Tedavide yaşam tarzı değişikliklerinin de etkili olduğunu belirten Altuntaş, tütün ve tütün mamullerinin bırakılması, dumana ve bilinen alerjenlere maruz kalmaktan kaçınılması gerektiğini ifade etti.

Altuntaş, günlük burun yıkama yönteminin de çok faydalı olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Tuzlu ya da bikarbonatlı çözeltilerle bol hacimli yıkama, birçok kronik sinüzit vakasında yarar sağlar.Kortizonlu burun spreyleri sinüslerde yangıyı azaltmakta oldukça etkilidir ve ağızdan alınan kortizon içerikli ilaçlar gibi tüm sistemi etkileyen yan etkileri bulunmamaktadır. Doğru etken maddeye sahip ilacın doğru dozda kullanılması için mutlaka hekim önerilerine uyulmalı. Her ne kadar kronik sinüzitte genelde bakteriyel enfeksiyon rol oynamasa da bazı vakalarda kısa bir antibiyotik kürü uygulanması gerekebilir.” AA

Aranan Kelimeler:

Faranjit nedir nasıl belirti verir

Üst solunum yolu rahatsızlıkları denince akla ilk olarak farenjit geliyor, peki bu farenjit nedir?
Kış mevsimi itibariyle üst solunum yolu enfeksiyonlarına sıklıkla eşlik eden farenjit, önlem alınmazsa akut sendromdan kronik sendroma dönüşebilir.

Bu sene bir hayli çetin geçen kış mevsiminin üst solunum yolu hastalıklarına zemin hazırlayan soğuğuna ek olarak ani ısınan, değişken hava koşulları da eklenince hastalanmayan insan da pek kalmadı gibi. Bunların başında ise üst solunum yolu hastalıkları geliyor.

Peki, üst solunum yolu hastalığı olan farenjit nedir?

Farenjit (boğaz iltihabı);burun ve ağız boşluğunun arka duvarında oluşan iltihaplanmadır. Akut ve kronik olmak üzere iki tür farenjit görülür ve ikisi birbirinden farklıdır. Ani gelişen, şiddetli iltihaplanmalar akut farenjittir. Daha hafif seyreden fakat buna karşılık da daha uzun süren farenjit türü ise kronik(müzmin) farenjittir. Akut farenjittin belirtileri sadece boğazla ilgili değildir. Boğaz ağrısı, boğazda yanma, kuruluk gibi şikâyetlerin yanı sıra ses kısılması, ateş, halsizlik, burun akması gibi belirtiler de görülebilir. Genellikle bir tür üst solunum enfeksiyonu söz konusudur. Kronik farenjitte ise ateş ya da kırgınlık yoktur ancak yutkunma güçlüğü, gıcık öksürüğü, yanma, gerilme, yabancı cisim takılmış gibi bir his ve boğazı sık sık temizleme isteği vardır. Enfeksiyon yine bir etkendir fakat örneğin hava kirliliği gibi boğazı tahriş eden bir etken, kronik farenjitte daha büyük bir rol oynar. Akut farenjit sık sık tekrarlanıyorsa kronik farenjitte dönüşebilir.

Balğam renğine ğöre hastalığınız

Balgamınızın rengi ciddi bir hastalığın habercisi olabilir.Bakın balgam rengine göre hangi hastalıklar çıkabiliyormuş…
Beyaz

Burnunuzdaki dokular şiştiği için mukusun nasal yollarınızda yeterince hızlı hareket edemediğini gösterir. Düşük nem seviyesinden dolayı daha kalın, yapışkan ve bulanıktır.

Ayrıca öksürdüğünüzde beyaz balgam geliyorsa, soğuk algınlığı ve alerji gibi üst solunum yolu enfeksiyonu sinüslerinizi tıkamış olabilir.

Sarı veya yeşil

Kıvamlı ve koyu renkli balgam, viral veya bakteriyel enfeksiyonunuz olduğu anlamına geliyor olabilir. Ciğerlerinizden öksürüyorsanız sinüslerinizde veya alt solunum yolunda olabilir. Koyu sarı veya yeşil balgam, beyaz kan hücreleri enfeksiyonla savaşmaya çalıştığında meydana gelir.

Pembe veya kırmızı

Ciğerlerinizde sıvı olabilir. Akciğer ödemi olan kişilerin balgamı köpüklü pembe olur. Öksürük veya göğüs enfeksiyonu yüzünden oluşan parlak kırmızı balgam, genellikle sigara içen yaşlı insanlarda görülür.

Soğuk algınlığınız veya bronşitiniz varsa irritasyon, iltihap veya burnunuzu sürekli silmenizden dolayı kanlı mukus oluşabilir. Ancak böyle bir hastalığınız yoksa ciddi bir durum olabilir.

Kahverengi

Çok fazla sigara içen kişilerde kahverengi balgam görülebilir. Burnunuzda kuruyan kandan kaynaklanabilir. Hava kirliliğinden ve duman solumanızdan dolayı da olabilir.

Siyah

Havadan çok fazla kir veya duman solumanızdan kaynaklanabilir. Ancak koyu renk balgam her zaman ciddiye alınması gereken bir durumdur. Mantar veya bakteriyel zatürre, çok fazla irritan veya toz solumaya bağlı bir akciğer hastalığına işaret ediyor olabilir.

Uzun süren ses kısıklığı

Önemsenmeyen ses kısıklıkları ve ses değişimleri ile uzun süre geçmeyen şişlikler veya yaralar, baş ve boyun kanserlerinin habercisi olabilir
Boyunda iki-üç haftadan uzun sürede geçmeyen şişlikler, 10 günden uzun ses kısıklığı ya da ses değişimleri, uzun süredir devam eden boğaz hassasiyeti, nefes almada veya yutmada güçlük, ağızda kızarıklıklar ve yaralar; ağız, gırtlak, guatr gibi baş ve boyun kanserlerinin ilk ilk belirtisi olabilir. Bu nedenle bahsedilen belirtilerden biri görüldüğünde zaman kaybetmeden bir hekime başvurulması gerekiyor. Ağızdan tükürük bezlerine, gırtlaktan kulak kepçesine kadar her noktaya yerleşebilen baş ve boyun kanserlerinin belirtileri nedeniyle enfeksiyonlarla karıştırılabileceğini söyleyen Medical Park Bahçelievler Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Doç. Dr. Berrin Pehlivan, “10 gün içerisinde geçmeyen inatçı bir enfeksiyon ve nezle durumunda mutlaka hekime başvurulmalı” diyor. Doç. Dr. Berrin Pehlivan, baş ve boyun kanserleri hakkında bilgi verdi:

KULAK KEPÇESİNE KADAR YERLEŞİR
Ağız boşluğu, ağız tabanı, dil, dudak, boyun, damak, diş eti, yanak, boğaz, geniz, burun ve burun boşluğu, dış kulak yolu, paranazal sinüsler, gırtlak, yutak, tükürük bezleri, tiroid, kulak kepçesinde görülen kanserler; baş ve boyun kanserleri grubu içerisinde yer alır. Bu kanser türü, tükürük bezinden kulak kepçesine kadar her noktaya yerleşebilir.
Baş boyun kanserleri, dünyada görülen tüm kanserlerin yüzde 10’unu oluştururken kansere bağlı ölüm nedenleri arasında altıncı sırada yer alıyor. Dünyada yılda yaklaşık 600 bin kişide baş ve boyun kanserleri görülüyor. Türkiye’de her yıl 5 bin kişiye baş ve boyun kanseri tanısı konuluyor. Gırtlak kanseri, baş ve boyun kanserleri arasında en sık görüleni; yaklaşık yüzde 50’sini oluşturuyor. Gırtlak kanserini ise ağız boşluğu ve geniz kanserleri izliyor.

SİGARA VE ALKOL İLK NEDEN
Baş ve boyun kanserlerinin en önemli risk faktörleri sigara ve alkol kullanımıdır. Erkeklerde günde üç, kadınlarda ise günde iki bardaktan fazla alkol tüketimi, bu kanserlerin görülme riskini artırıyor. Alkol ve sigaranın birlikte kullanımı ise riskin çok ciddi oranlara ulaşmasına neden oluyor. Bir diğer risk faktörü ise cinsel yolla bulaşan HPV virüsüdür. Sigara ve alkolden sonra en sık görülen sebep, HPV virüsüdür. Bu virüs aslında kadın genital kanserlerinin sebebidir, ancak değişen cinsel alışkanlıklar sebebiyle baş ve boyun kanserlerinin de de sebebi haline gelmiştir. Ağız kanserlerinin yüzde 25’inin, boğaz kanserlerinin ise yüzde 35’inin HPV virüsü ile bağlantılı olabileceği düşünülüyor.
Ağız içi hijyenine dikkat edilmemesi, uygun olmayan protez gibi diş etlerini uzun süre tahriş eden etkenler, hijyenik faktörler, endüstriyel ürünler, genetik faktörler; diğer önemli etkenler arasındadır.
HPV virüsüne bağlı baş ve boyun kanserlerinde artış olduğu gözlenmektedir. Bunun nedeni ise cinsel alışkanlıklarda meydana gelen değişiklikler olarak düşünülmektedir. İleriki dönemlerde baş ve boyun kanserlerinin adını daha sık duyabiliriz.
Erkeklerde kadınlardan dört-beş kat daha fazla görülür. Bunun nedeni sigara ve alkol kullanım oranının erkeklerde daha yüksek olması. Baş ve boyun kanserlerinin 50 yaş sonrası görülme sıklığı daha fazladır. Kadınlarda ise son yıllarda sigara ve alkol kullanımının artması sebebiyle kadınlarda görülme sıklığı da önceki yıllara göre fazladır.

GENETİĞİ İLE OYNANMIŞ GIDALAR BU KANSER TÜRÜNÜ TETİKLİYOR
Baş boyun kanserleri, kanser tarama programları arasında yer almıyor. Ancak erken evrede belirti vermesi, gözle görülebilir, elle dokunabilir yüzeysel bir alanda oluşması nedeniyle düzenli kontrollerle erken teşhis etmek mümkün. Baş boyun kanserleri genellikle vücutta herhangi bir yere yayılmadan önce boyundaki lenf bezlerine yayılır. Boyunda iki-üç haftadan uzun sürede geçmeyen şişlikler önemsenmeli ve muayene ettirilmedir.
Tabii ki tüm şişlikler kanser demek değildir. Boyundaki bezeler enfeksiyonlara bağlı olarak da oluşabildiği için hemen bir kanser varlığını düşündürmese de dikkatli olunmalıdır. Bu şişlikler ağız, gırtlak, guatr, lenf ve kan kanserinin ilk belirtisi olabilir. Böyle şişlikler genellikle ağrısız ve gittikçe büyüme eğilimindedir. Pek çok gırtlak kanseri ses değişimine neden olur.
Yine 10 günden uzun ses kısıklığı ya da ses değişimleri ciddiye alınmalı ve bir kulak burun boğaz uzmanı tarafından muayene edilmelidir. Uzun süredir devam eden boğaz hassasiyeti, nefes almada veya yutmada güçlük ve yutkunurken ağrı, kilo kaybı, ağız içinde ele gelen kitle, şişlik, dilde ağrı ve yaralar, ağızda kızarıklıklar ve yaralar araştırılmalıdır. Bunun yanı sıra işitme sorunları, kulak ve burun tıkanıklıkları; baş boyun kanserlerini düşündüren belirtilerdir.
Baş ve boyun kanserleri belirtileri nedeniyle enfeksiyonlarla karıştırılabilir. O nedenle bu belirtilerin biri ya da birkaçı görüldüğünde nedenleri araştırılmadır, bir hafta-10 gün içerisinde geçmeyen inatçı bir enfeksiyon ve nezle durumunda ise mutlaka hekime başvurulmalıdır. Yerleşimleri nedeniyle baş ve boyun kanserlerinin büyük çoğunluğu erken dönemde belirti verir.
Prostat ve meme kanserlerinde olduğu kadar baş ve boyun kanserlerinde genetiğin etkisi yoktur. Çevresel faktörler daha etkilidir.

DENGESİZ BESLENME TETİKLİYOR
Çevre kirliliği, dengeli ve yeterli beslenememe, genetiği ile oynanmış gıdalar, çabuk bozulmaması için koruyucu madde kullanılmış besinler bu kanser türlerinin görülmesinde etkilidir.
Bunun yanı sıra sürekli güneş ışığına maruz kalmak dudak kanseri riskini artırır. Özellikle yazın cildimizi ve dudaklarımızı güneş koruyucu ile korumayı ihmal etmemek gerekiyor.

Burun tıkanıklığını doğal yolla çözün

Medical News Today adlı sağlık sitesi, nezle ya da alerjik rahatsızlıklar sonucu tıkanan burnu açmak ve rahat nefes almak için oldukça basit yöntemler sıraladı:
Sıcak duş almak burundaki mukusu akışkan hâle getirerek burnun açılmasını sağlıyor.
Buruna uygulanan tuzlu su spreyi dokudaki iltihaplanmayı azaltarak burun tıkanmasını gidermekte oldukça etkili bir yöntem.
Yüzyıllardan beri kullanılan ve özellikle yoga yapanların çok iyi bildiği neti pot, geniz yolunu açmakta kullanılıyor.
Ilık bir suya batırılan küçük bir havluyla yüze uygulanan kompresle tıkalı olan burnu rahatlatmak işe yarıyor. Ancak havlunun ıslatılacağı suyun çok sıcak olmaması gerekiyor.
Bulunduğunuz odanın havasının nemli olması da nefes almanızı kolaylaştıracak. Hava nemlendirme cihazları ya da ısıtıcınızın yanına ya da kalorifer peteklerinin üstünde koyduğunuz bir kap su sayesinde daha rahat nefes alacaksınız.

Aranan Kelimeler:

Dil rengi neden değişir

Dilin rengine göre hastalıklara işaret edebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Ali Cımbız, bu konuda herkesin kendi dilini kontrol etmesi gerektiğini söyledi
17
Dilimizin renginin ve şeklinin vücudumuzdaki hangi rahatsızlıkların habercisi olduğunu anlatan Prof. Dr. Ali Cımbız, bu konuda herkesin kendi dilini kontrol etmesi gerektiğini anlattı.

2 7
DİLİMİZİN UCUNUN KIRMIZI OLMASI NE ANLAMA GELİYOR?
Dil ucunun kırmızı olmasının gerginliğin ve uykusuzluğun habercisi olduğunu belirten Prof. Dr. Ali Cımbız, aşırı kırmızılığın alarm gibi algılanması gerektiğini söyledi.

3 7
Eğer dilin ucu kırmızıysa kişinin gergin olduğunu belirten Prof. Dr. Ali Cımbız, bu durumdaki insanların gergin olduğunu ve kafasına bir şeylerin takılmış olabileceğini söyledi.

4 7
Bu durumdaki insanların gevşemesi ve uyku kalitesini düzenlemeleri gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Ali Cımbız, dil altındaki damarların da ödemin göstergesi olduğunu anlattı.

5 7
“Dilin alt (kök) kısmı ise mesane, böbrek ve pelvisteki ödem hakkında bilgi veriyor” diyen Prof. Dr. Cımbız, dil kökünde çok damar varsa, pürüzlü, yan tarafları kırmızı ise bunun, kişinin çok fazla şeker ve tuz tükettiğinizi gösterdiğini söyledi.

6 7
Prof. Dr. Cımbız, böbreklerin bunu tutmak zorunda kaldığını veya arındıramadığını böylece vücutta ödem meydana geldiğini söyleyerek,

7 7
dilin altındaki mor damarların da vücutta ödeme işaret ettiğine dikkat çekti.