Kanser 50 yıl içinde çözülür

Teksas Üniversitesi MD Anderson Kanser Araştırma Merkezi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Özpolat, bir program kapsamında geldiği Çanakkale’de, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanserin en basit tanımıyla ‘kontrol edilemeyen hücre çoğalması’ olduğunu söyledi.

Her sağlıklı hücreden kanser hücresi gelişebileceğini vurgulayan Özpolat, bunun için çeşitli mutasyonlar geçirmesi gerektiğini aktardı.

“Lösemide başarı oranı yüzde 90’a çıktı”

Bazı kanserlerde başarı oranlarının akıllı ilaçlar sayesinde hissedilir şekilde değiştiğini vurgulayan Özpolat, “Daha önce başarı oranı lösemide yüzde 30 iken, akıllı ilaçlar sayesinde yüzde 90’a çıktı. Ama pankreas kanseri gibi bazı kanserlerde henüz bu başarıyı yükseltmiş değiliz. Halen maalesef bir yıl içinde hastaları kaybedebiliyoruz. Dolayısıyla biz de son yıllarda eforlarımızı o yöne yönelttik, bunu daha iyi anlamaya çalışıyoruz.” dedi.

“Şeker hastalığı ve hipertansiyon şekline getirilmeye çalışılıyor”

Bülent Özpolat, 20 yıldır Amerika’da bulunduğunu, bu süreçte de önemli kanser araştırmaları yaptığını belirterek, MD Anderson Kanser Araştırma Merkezinin yapılan araştırma ve tedavi yöntemlerinde büyük yol kat ettiğini söyledi.

Bazı kanser türlerinin sistemsel bir özelliğe sahip olabildiğini ifade eden Özpolat, bunların tedaviye çok hızlı cevap vermediğini, 3-5 yıl gibi bir sürede tekrar geriye gelebildiğini anlattı.

Kanser tedavisinde bir ilaç yerine birden fazla ardışık kullanılan ilaçların etkili olabileceğini düşündüklerini ve çalışmalarını bu yönde sürdürdüklerini dile getiren Özpolat, şunları kaydetti:

“Örneğin hasta bir akıllı ilaç kullandı, 3 yıl sonra buna bir direnç gelişti. Sonra başka bir akıllı ilaçla devam ediyoruz. Dolayısıyla artık kanseri tamamıyla ortadan kaldıramasak bile kronik hale getirebiliyor duruma geliyoruz. Mesela şeker hastalığı gibi, hipertansiyon gibi. Bu insanlar hayatları boyunca ilaç kullanıyorlar, bu şekilde yaşıyorlar. Biz de kanseri, şeker ve hipertansiyon gibi kronik bir hastalık şekline getirmeyi öngörüyoruz. Bunun yapılabileceğini düşünüyoruz. Kanser konusunda dünyada büyük araştırmalar yapılıyor. Yapılan araştırmalar çok ileriye gitti. Kanser 50 yıl içinde çözülmüş olacak çünkü bu çalışmalar büyük ivme kazandı. Teknolojideki gelişmeler bizim elimizi özellikle kanser konusunda çok hızlandırdı. Örneğin 20 yıl önce Amerika’ya ilk gittiğimde, birçok şeyi kendimiz elimizle yapıyorduk. Şimdi bir sürü alet var, robotlarımız var, çok daha hızlı yapmaya başladık. Gen analizleri, protein analizleri daha derin hale geldi. Gen analizlerinde çok kısıtlıydı, şimdi yeni teknolojiler ortaya çıktı.”


Sosyal medyanın yarattığı kaygı

Gençlerin maruz kaldığı zorbalık ve şiddetle uluslararası çapta mücadele eden İngiltere merkezli “Ditch the Label” adlı kuruluşun yaptığı araştırmaya göre, genç sosyal medya kullanıcılarının yüzde 40’ı paylaştıkları öz çekimler beğenilmediğinde kendilerini kötü hissediyor.12 ila 20 yaşlarında 10 binden fazla sosyal medya kullanıcısıyla yapılan ankette, katılımcıların yüzde 35’i kendilerine güvenlerinin takipçi sayılarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti.

Araştırmaya katılanların yüzde 70’i internette başka birine karşı sözlü tacizde bulunduklarını belirtirken yüzde 17’si de bilgisayar başında zorbalığa maruz kaldıklarını söyledi.

Her 3 gençten biri, sosyal medya hesaplarındaki görünüşlerinden dolayı siber ortamda tacize ve zorbalığa uğramaktan endişe duyuyor.

Kuruluş, sosyal medya platformları arasında en fazla siber zorbalığın görüldüğü sitenin, içerdiği negatif yorumlarla Instagram olduğunu kaydetti.

Ditch the Label Direktörü Liam Hackett, çocukların “husumet kültürü”nde yetiştiklerini ve insanların artık gerçekte olanları birbirine göstermekten korkup kaçındıklarını aktardı.

Hackett, “Siber ortamdaki taciz ve zorbalık, gençlerin karşı karşıya kaldığı en büyük zorluklardan biri olmaya devam ediyor. İnternet sadece zorbalık iklimini belirlemekle kalmıyor, aynı zamanda genç kullanıcıların kimlik, davranış ve kişiliklerinde çok net etkiler bırakıyor.” dedi

Diz kireçlenmesine neden olan

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cemil Ertürk başkanlığında yürütülen ve sonuçları “Clinical Rheumatology” dergisinde online olarak yayımlanan araştırma, 203 diz kireçlenmesi olan hasta ve 194 sağlıklı gönüllünün katılımıyla yapıldı.

Tüm katılımcıların kan serumlarının incelendiği çalışmada, ayrıca hastaların klinik ve diz radyografileri de değerlendirildi. Araştırma sonucunda diz kireçlenmesiyle serumdaki ox-LDL ve oksidatif stres arasında önemli bir ilişki bulundu.

Doç. Dr. Ertürk, araştırmaya ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, ox-LDL’nin damar cidarında oksidatif stres oluşturarak enflamasyon ve hasar meydana getirdiğini, bu nedenle de damar sertliğine (ateroskleroz) yol açtığını söyledi.

ÖNEMLİ BİR TOPLUM SAĞLIĞI SORUNU

Bu çalışmayla ox-LDL’nin, damar sertliğine neden olduğu gibi diz kireçlenmesine de yol açtığının ispatlandığını vurgulayan Ertürk, “Diz kireçlenmesi özellikle orta ve ileri yaş grubu kişileri etkileyen ve bu hastalarda önemli ciddi sakatlıklara yol açan bir toplum sağlığı sorunudur. Nedeni henüz tam olarak anlaşılamamakla birlikte, araştırmalar hala devam etmektedir.” dedi.

Ertürk, daha önce yaptıkları bilimsel araştırmalarda diz kireçlenmesiyle yağ metabolizması arasında önemli bağlantılar bulduklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

“Vücudumuzdaki yağ metabolizmasında bozulmalar sonucunda ortaya çıkan oksidatif stresin diz kireçlenmesine yol açtığını göstermiştik. Diğer yandan yağ metabolizmasının ileri derece bozulduğu damar sertliği ile diz kireçlenmesi arasında oldukça fazla benzerlik görülmektedir. Her ikisi de orta yaş ve genellikle şişman kişileri etkileyen ve vücutta geriye dönüşümsüz kalıcı, ciddi hasar bırakan hastalık gurubudur. ox-LDL’nin damar sertliğine yol açtığı artık bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu nedenle daha önce yaptığımız çalışmaların ışığında bu kez ox-LDL ile diz kireçlenmesi arasındaki ilişkiyi araştırmak istedik.”

Araştırma sonucunda diz osteoartriti ile serumdaki ox-LDL ve oksidatif stres arasında önemli bir ilişki bulunduğuna işaret eden Ertürk, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Bu araştırma diz osteoartritinin nedenine yönelik bir nebze ışık tutmuştur. Bu çalışma sonucunda, ox-LDL’nin sadece damar sertliğine yol açmayıp, oluşturduğu oksidatif stres ile diz kireçlenmesine de neden olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle ciddi bir halk sağlığı sorunu olan diz kireçlenmesinin gelişmemesi için ox-LDL ile mücadele etmemiz gerekmektedir. Bunun için en başta yapmamız gereken mümkün olduğunca hareketli bir yaşam tarzını benimsemek. Tempolu yürüyüş gibi düzenli egzersiz ile sağlıklı ve doğal beslenmek çok çok önemli. Bunun yanında ülkemiz için ciddi bir sağlık sorunu olan obeziteye karşı da önlem almamız gerekmektedir.”

Doç. Dr. Cemil Ertürk, yaptıkları çalışmanın uluslararası bir araştırma dergisi olan “Clinical Rheumatology” de online yayınlandığını ve ve tıp literatüründeki yerini aldığını sözlerine ekledi.

Sahte bala karşı dikkat

Doğal ilaç olarak kullanılan gerçek ballar, bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudu hastalıklara karşı koruyor. Ancak piyasada gerçek bal olarak satılan sahte ballar vücudun bağışıklık sistemini çökerterek ciddi ölümcül hastalıklara ve kronik hastalıklara sebebiyet verebiliyor.

Kimyasal işlemlere çok fazla maruz kalmayan doğal ballar, bağışıklık sitemini güçlendirmenin yanında mide rahatsızlıkları, kalp çarpıntısı, yüksek tansiyon ve kansızlığı da önleyerek vücudu dinç dinç tutar.

Ancak son dönemlerde piyasada olan sahte ballar bağışıklık sistemini çökerterek özellikle şeker, hastalığı tansiyon hastalığı ve kanser gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

SAHTE BAL KANSERE KADAR GÖTÜRÜYOR!

Sahte balın kişiyi kansere kadar götürebileceğinin altını çizen Aksoy, “İçine mısır şurubu katılması sebebiyle sahte bal, diyabet hastalarını komaya dahi sokabilir. Ayrıca, kanser hücreleri şekeri çok seviyor. Dolayısıyla sahte balın bağlantılı olarak vücudumuza birçok zararı bulunuyor” ifadelerini kullandı.

TADI DAMAĞINIZDA KALIYORSA GERÇEK BALDIR

Sahte bal ile gerçek balın nasıl ayırt edilebileceği konusunda ipucu veren Aksoy, “Laboratuvarda tahlil yaptırılarak ya da balı bilen ve bu işin uzmanı olan kişiye tattırarak balın gerçek olup olmadığı anlaşılabilir.

Gerçek bal, kristalize olur ve donar. Ayrıca, balı yedikten sonra tadı 15-20 saniye daha damağınızda kalıyorsa, o bal gerçek baldır” dedi.

Diyabete bağlı hastalıklar

Diabetesmellitus (DM) yani şeker hastalığı sürekli bakım gerektiren karmaşık ve kronik bir hastalık. Günümüzde oldukça yaygın ve maalesef giderek daha da yaygınlaşmakta. Araştırmalara göre, 2002 yılında Türkiye’de şeker hastalığı yüzde 7.2 oranında görülürken, 2010 yılında yüzde 13.7 civarına yükselmiş durumda. Artış neredeyse yüzde 100 olmuş ve korkutucu düzeyde. Tüm şeker hastalarının yaklaşık yüzde 90’ında Tip 2 şeker hastalığı mevcut.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Memduh Caymaz diyabetin beraberinde birçok hastalığı da getirdiğini belirterek şeker hastalarına dikkat etmesi gerekenler konusunda uyarılarda bulundu.

Şeker hastalığı uzun vadede birçok probleme neden olduğunu ifade eden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Memduh Caymaz, bu yüzden sürekli kan şekerini istenilen düzeylerde tutabilmenin yanında, neden olabileceği problemlerin ve olası kötü sonuçlarının önlenebilmesi için hastanın sürekli olarak bu açılardan değerlendirilmesi ve gerekli müdahaleler yapılmasının gerektiğini belirtti.

Şeker hastalığının yol açtığı diğer hastalıklar

Şeker hastalığının yol açtığı diğer hastalıklara hakkında bilgi veren Dr. Caymaz, ”Şeker hastalarının yaklaşık üçte ikisi kalp ve damar hastalığı (kalp krizi, kalp yetmezliği, felç gibi) nedeniyle ölmektedir. Şeker hastalığı olan erkeklerde kalp hastalığı 2 kat, şeker hastalığı olan kadınlarda ise kalp hastalığı riski 3-4 kat artmıştır. Şeker hastalığı süresi arttıkça kalp hastalığı riski artmaktadır. Şeker hastalarının neredeyse yarısı aynı zamanda yüksek tansiyon hastasıdır. Şeker hastalarının yine neredeyse yarısında aynı zamanda kan yağı yüksekliği vardır. Şeker hastalığı 20 yaşından sonra görülen körlüğün ana nedenidir. İyi takiple körlük riski yüzde 90 azaltılabilir.

Böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize girmek zorunda kalan hastaların yüzde 40’ında neden şeker hastalığıdır. Şeker hastalığı özellikle ayak sinirlerinde hasara yol açarak nöropati dediğimiz ayaklarda uyuşma, yanma, ağrıyla giden duruma ve his kaybına yol açabilmektedir. Kaza harici ayak-bacak kayıplarının (kesilmesinin) ana nedeni şeker hastalığıdır. Şeker hastalarında uzun vadede demans dediğimiz (bilişsel fonksiyonlarda bozulma) her türlü bunama, diğer insanlara göre yaklaşık 2 kat daha fazla görülmektedir. Şeker hastalarında maalesef birçok kanser türü daha fazla oranda görülmektedir. Şeker hastalarının büyük bir bölümünde cinsel fonksiyonlar olumsuz etkilenmektedir. Şeker hastası kadınlar gebe kaldıklarında kendileri için; tansiyon yüksekliği, böbrek bozukluğu, nöbet geçirme, kan ve karaciğer hastalıkları gibi, bebekleri için ise; düşük, erken doğum, şeker ve kalsiyum düşüklüğü, sarılık, özellikle kalp ve beyin anomalileri olmak üzere doğumsal anomaliler gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir” şeklinde konuştu.

Sonuç olarak şeker hastalığı tüm vücuttaki şeker yüksekliği nedeniyle hemen hemen bütün organları olumsuz yönde etkilemekte olduğunu ve başka hastalıklara da davetiye çıkardığını söyleyen Dr. Cayman, ”Bunlardan en önemlisi ise kardiyovasküler hastalıklardır. Bu yüzden bütün şeker hastaları kesinlikle sigara içmemeli, kilo vermeli, spor yapmalı ve yakından takip edilmelidir. İyi bir takiple, hasta ve hekim işbirliği ile tüm bu problemlerin oluşma riski belirgin derecede azaltılabilmektedir” ifadelerini kullandı.

Sel suları ile gelen tehlike

Bugün İstanbul’da yaşanan yoğun yağışın ardından birçok yerde sel suları birikti ve şehir içinde sel sularından göller oluştu. Enfeksiyon ve klinik mikrobiyoloji uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu sel sularının kanalizasyonla karışması durumunda bağırsak enfeksiyonları görülebileceğini belirtti ve sel suları ile temas edilmesi durumunda hemen temas edilen yerlerin yıkanması gerektiğini söyledi.

ENFEKSİYONLAR GÖRÜLEBİLİR

DHA’ya konuşan Prof. Dr. Leblebicioğlu sel sularının sağlık ile ilgili tehlikeleri konusunda şunları söyledi:

“En önemli sorun o ve bu sel sularının özellikle farkında olmadan yutulması gibi durumlarda bağırsak enfeksiyonları görülebilir. Yine burada kanalizasyonla karışması halinde olabilecek şeylerden bir tanesi de hayvanların dışkıları ve ölülerinden çıkan mikroorganizmalarla bulaş olması riski. Bu sularla çıplak el ve ayakla temastan kaçınılmalı. Zorunlu durum olduğunda el ve ayakları yıkamakta fayda var. Ağza ve göze su gelmesini önlemek lazım. İstenmeyen bir şekilde bulaş olması durumunda ise bağırsak enfeksiyonları veya deride enfeksiyonlara neden olabilir. Bunlar tedavi edilebilir enfeksiyonlar. ‘Mutlaka enfeksiyon olacak’ diyemeyiz ama düşük de olsa bu tür riskler var. Sellerden sonra bu tür bakteriyel enfeksiyonların arttığına dair raporlar mevcut.”

KANSER GİBİ BAĞIŞIKLIĞI BASKILANMIŞ HASTALARIDA ENFEKSİYON DAHA AĞIR SEYREDEBİLİR

Bu enfeksiyonların tedavi edilebilir enfeksiyonlar olduğunu belirten Prof. Dr. Leblebicioğlu, kanser gibi bağışıklığı baskılanmış olan hastalarda enfeksiyonun daha ağır seyrettiğini söyledi.

Ailenizde 3 kanser öyküsü varmı

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Serdar Saydam, erken yaşlarda görülen meme kanserine yakalanan hastaların yumurtalık kanseri açısından da takibe alınması gerektiğini söyledi. Bilinçlenme arttıkça hastaların genetik testlere daha çok rağbet ettiğini ifade eden Dr. Saydam, BRCA-1 ve BRCA-2 testi pozitif çıkan hastaların meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 85’e kadar çıktığını belirterek, “Normalde bir kadının meme kanserine yakalanma olasılığı yüzde 8-10 arasındadır. Belirttiğimiz genetik testleri pozitif çıkan kadınların meme kanserine yakalanma riski yüzde 85’leri bulur. Yumurtalık kanseri açısından ise bu oran yüzde 60’lara kadar çıkar. Eğer testlerde genetik geçişli bir kanser saptandıysa hastalara memelerini boşaltmalarını öneriyoruz. 30-40 yaşları arasında meme kanseri saptanan kişilerin %6-18 arasında bu test pozitif çıkıyor. Yani Angelina Jolie ameliyatı gibi meme dokusunun boşaltılıp içirişine slikon konulmasını öneriyoruz. Yumurtalıklarının ise yaşı ve hastanın durumuna göre karar veriyoruz. Hamilelik düşünülmüyorsa yumurtalıkların alınmasını öneriyoruz. Bu ameliyatlar sayesinde kanser oluşmadan, organı ortadan kaldırarak kanseri önlüyoruz” dedi.

UYARILARDA BULUNDU

Dr. Saydam, şu uyarılarda bulundu: “50 yaşın altında meme kanserine yakalanmış hastalar, hızlı seyirli meme kanseri olup 60 yaş ve altında olanlar, iki memesinde de meme kanseri olanlar, ailesinde akrabalarında 3 veya daha fazla kişide meme, yumurtalık, pankreas, hızlı seyirli prostat kanseri olanların genetik danışmanlık almaları uygun olur

Sıcak hava cinsel hayatı vurdu

ANTALYA’da özel bir hastanede görevli psikolog Başak İnan, yoğun iş temposu ve rutin hayat koşuşturması gibi faktörlerle oluşan stresin, bunaltıcı sıcak ve yüksek nemle birlikte etkisini artırdığını söyledi. Başak İnan, “Psikolojide biz bu yaşananlari ‘termal stres’ olarak adlandırıyoruz. Yaz ayları, insan psikolojisi üzerinde önemli değişimlere neden oluyor. Aşırı sıcakta tahammülsüzlük, stres, sinirlilik, huzursuzluk, uyku problemleri, iştahta artış ya da azalma, cinsel istekte azalma, çalışmak istememe, özgüven problemleri gibi etkiler görülmektedir” dedi.

CİNSELLİKTE TERLEME FAKTÖRÜ

Detaylı incelendiğinde yoğun sıcaklığın ikili ilişkileri ‘terleme problemi’ olarak etkilediğini vurgulayan Başak İnan, “Terleyen kişide rahatsızlık hissi, kötü kokma korkusu ile gerginlik, partnerinden ve sosyal ortamdan uzaklaşma olabilir. Bunun yanı sıra yeterli ve konforlu uyku uyuyamama bir sonraki günü etkileyebildiğinden, sıcaklığa bağlı psikolojik durumları zincir haline getirebiliyor. Zihinsel yorgunluk, beden yorgunluğu, bıkkınlık, konsantrasyon eksikliği buna eşlik eden tablolar” diye konuştu.

BOL BOL SU İÇİP SOĞUK DUŞ ALIN

Bu tabloyu oluşturan durumları tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da kendini koruma ve uzman desteğiyle etkilerini azaltmanın mümkün olduğunu aktaran Başak İnan, şu önerilerde bulundu:

“Aşırı sıcaklarda bol bol su içip günde en az bir saati, sakin dinlenme ortamı yaratarak geçirmek gerginlik ve stresten uzak tutabilir. Vücudun dinlenebilmesi ve uykudan en yüksek verimi alabilmesi için, yükselen beden ısısını azaltmaya çalışmalıdır. Bu anlamda yatmadan önce alınacak bir duş ve uyku öncesi aşırı efor sarf etmekten kaçınmak faydalı olacaktır. Uyku için ışık almayan bir oda tercih etmek, yatmadan önce atıştırmamak ve akşam yemeklerinde hafif yiyecekler yemek de yaz sıcaklarının neden olduğu uyku sorunlarını giderme konusunda fayda sağlayacaktır.”

Hipokratın reçetesi bulundu

Tıp biliminin kurucularından Hipokrat’ın reçetesinin yazılı olduğu kitabın deriden yapılan çift katmanlı bir Kitap “palmesit” el yazması olduğu belirlendi.
Bin 500 yıllık kitabın ikinci katmanında ise M.S. 5’inci yüzyılda ya da 6’ncı yüzyılın erken dönemlerinde Süryanice yazılmış bir İncil bulunduğu açıklandı. Mısır eski Eserler Bakanlığı’nın Arkeolojik Belgeleme Birimi Başkanı Ahmed en Nimer, o dönemde kitap sayfaları çok pahalı olduğundan böyle bir yönteme başvurulduğunu açıkladı.
İncil’in 2’inci yüzyılda Yunanca’dan Süryanice’ye çevrildiği düşünülüyor. Günümüzde doktorların mesleklerini icra etmeye başlamadan önce ettikleri yeminin sahibi olan Hipokrat’ın reçetesinde tam olarak ne yazdığı açıklanmadı. Kitabede kime ait olduğu bilinmeyen 3 reçete olduğu ve reçetelerden birinde kullanılan bitkilerin resimlerinin olduğu açıklandı.

Yazın keyfini artıracak sporlar

az tatilinizi ve günlük rutininizi renklendirmek için birbirinden güzel ve eğlenceli yaz sporlarını deneyebilirsiniz. Bu sporlar kaslarınızı daha fazla çalıştırarak, kalorilerin yakımını hızlandırıyor. İşte açık havada yapabileceğiniz en keyifli yaz sporları…

Yüzme

Sıcak yaz günlerinde serinlemenin en iyi yolu yüzme, eğlenceli ve keyifli olmasıyla herkesin favorisi. Tüm vücut kaslarını çalıştıran yüzme sporuyla kısa sürede forma girebilirsiniz.

Plaj Voleybolu

Yaz tatillerinin en eğlenceli sporlarından biri olan plaj voleybolu, kumların üzerinde harika zaman geçirmenizi sağlar. Takım çalışması ve rekabetçi spor sevenler için birebir.

En keyifli yaz sporları

Sörf

İlk başta alışmanız zor olabilir ama öğrendikten sonra bağımlılık yaratan sporlardan biridir sörf. Dayanıklılık, güç ve denge gerektiren sporlardan olan sörf, deniz tutkunları için harika bir seçenek.

Bisiklet

Bisiklet, klasik bir o kadar da vazgeçilmez sporlardan biri. Güneş batarken ve rüzgar hafif hafif eserken yazın tadını doyasıya çıkarabilirsiniz. Arkadaşlarınızla birlikte bisiklet yarışları yaparak da sporunuza biraz heyecan katabilirsiniz.

Kano

En iyi doğa sporlarından biri olan kanoyla kürek çekerken doğadaki güzellikleri fark edip, nefes kesici görüntülere şahit olabilirsiniz.

En keyifli yaz sporları

Kaya Tırmanışı

Hem doğayla iç içe olup hem de adrenalini yaşamak isteyenler için kaya tırmanışı büyük bir zevk veriyor. Denge ve gücün bir arada olduğu bu spor beden ve ruh sağlığına oldukça iyi geliyor. Kendinizi özgür hisssederek, unutulmaz anlar yaşayabilirsiniz.

Tenis

Son zamanlarda gittikçe gözde sporlardan biri olan tenis, form tutmanın da en keyifli yollarından biri. Tenis, bütün vücut kaslarını çalıştırırken aynı zamanda esneklik de kazandırır. Tenis turnuvalarına katılarak bu sporu daha da zevkli bir hale dönüştürebilirsiniz.

Sutopu

Takım ruhunu sevenler için en iyi sporlardan biri sutopudur. Eğlenceli ve hareketli olmasıyla çok iyi vakit geçirmenizi sağlar.

En keyifli yaz sporları

Dalgıçlık

Dalgıçlık mavinin derinliklerinde güzellikleri yaşamak isteyen maceraperest ruhlara göre. Alacağınız birkaç özel eğitimle dalış sporunu kolaylıkla gerçekleştirebilirsiniz.

Golf

Golf, vücuttaki kaslarını en iyi şekilde çalıştırırken aynı zamanda iyi bir beyin jimnastiğidir. Doğa ile iç içe bir ortamda oynayacağınız golfle eğlencenin tadını çıkarın

Çölyak hastalarına özel ekmek tarlası

200 çölyak hastasının glutensiz ekmek ihtiyacını karşılamak amacıyla üç dekarlık alana ekilen “kara buğday” hasat edildi.
Uşak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Erkan Kahraman, Çölyak PKU Elele Derneği ve Uşak Eczacı Odası ile ortaklaşa “Kara Buğday Yetiştiriciliği ve Çölyak Hastalığı” sosyal sorumluluk projesini yürüttüklerini belirtti.
Kahraman, proje kapsamında nisan ayında Çevre köyünde Yaşar Özoğlu’nun ücretsiz tahsis ettiği üç dekar tarlaya ektikleri kara buğdayın hasadını gerçekleştirdiklerini ifade etti.
Kentte ilk defa kara buğday ekimi yapıldığını söyleyen Kahraman, tarladan yaklaşık yarım ton ürün elde edileceğini ve glutensiz ekmek yapımında kullanılmak üzere Çölyak PKU Elele Derneğine ücretsiz verileceğini aktardı.
“ÜRETİCİLERE ALTERNATİF ÜRÜN OLACAK”
Kahraman, projenin ilk amacının kentteki 200 çölyak hastasının glutensiz ekmek ihtiyacını karşılamak olduğunu ayrıca üreticileri üstün özellikleri olan kara buğday ile tanıştırmak istedikleri vurguladı.
Kara buğdayın tam tahıllar grubunda yer aldığını ancak gluten barındırmadığı için çölyak hastaları için ekmek yapımında kullanıldığı bilgisini veren Kahraman, ayrıca diğer buğdaylarla karşılaştırıldığında üstün özellikleri bulunduğunu, Uşaklı çiftçiler için de alternatif bir ürün olabileceğini belirtti.
Üretim masrafı düşük, kar marjı yüksek olan kara buğdayın yılda iki kez ekiminin yapıldığını anlatan Kahraman, “Biz bu ürünü çiftçilerimizin tanımasını ve üretimin giderek artmasını amaçlıyoruz. Bu tarladan elde edeceğimiz ürünün tamamını derneğe vereceğiz. Önümüzdeki yıl ekim alanını artırıp ilimizdeki 200 çölyak hastasının un ihtiyacı karşılamayı hedefliyoruz. Sadece çölyak hastaları için değil kara buğday sağlıklı kişilerin de kullanabileceği bir gıda.” diye konuştu.
“GLUTENSİZ EKMEĞİ ALMAKTA ZORLUK ÇEKİYORUZ”
Çölyak hastası olduğunu 18 yıl önce öğrendiğini söyleyen Çölyak PKU Elele Derneği kurucusu Ömre Ümran Aydın (52) da kendisi gibi aynı rahatsızlıkla mücadele eden kentteki 200 kişinin glutensiz gıdaya ulaşımı için çaba gösterdiklerini belirtti.
Aydın, kara buğdayın çölyak hastaları için büyük bir ihtiyaç olduğunu ancak fiyatının yüksekliği nedeniyle hastaların almakta zorluk çektiğini aktardı.
Çölyak hastalarının ömürleri boyunca glutensiz ürünler tüketmek zorunda olduğuna dikkati çeken Aydın, şöyle konuştu:
“Çölyak, ince bağırsakta hasarlar oluşturan bir sindirim sistemi hastalığı. Çölyak hastası olan kişiler buğdayda, arpada, çavdarda ve yulafta bulunan ve gluten olarak adlandırılan bir proteine tahammül edemiyor. Yiyebildiğimiz makarna, un gibi ürünler çok pahallı. Kara buğdayın kilosu 20 liraya varan fiyatlarla satılıyor. Çölyak hastaları kara buğday almakta zorluk çekiyor. Bu tarla onların ekmek ihtiyaçlarını şimdilik karşılayamaz ancak bir başlangıç. İlimizde kara buğday ekimini yaygınlaştırıp üyelerimizin ekmek ihtiyaçlarını gidermek istiyoruz.”
“ÇEVRE İLLERDEKİ ÇÖLYAK HASTALARINA DA GÖNDERECEĞİZ”
Uşak Eczacı Odasının girişimi ve Uşak Belediyesinin katkılarıyla glutensiz un üretim atölyesi kurduklarını aktaran Aydın, şunları kaydetti:
“Üyelerimiz bu atölyeden istedikleri kadar faydalanabiliyorlar. Eğer kara buğday ekim alanı artarsa elde edilen ürünü çevre illerdeki çölyak hastalarına göndereceğiz. Çölyak hastalarının gıda kaynağı olarak kullanmak zorunda oldukları kara buğday ya da mamül ürünlerin tamamı ithal ediliyor. Umarım kara buğday üretimi giderek yaygınlaşır ve Türkiye’deki tüm çölyak hastaları bu ürüne kolaylıkla ulaşır.”
“ÇOK SEVİNDİK”
Çölyak hastası olduğunu 4 yıl önce öğrenen üniversite öğrencisi Cennet Yayla (19) da ablasının da aynı hastalıkla mücadele ettiğini belirterek, şunları söyledi:
“Çölyak hastası olduğumuzu öğrendiğimizde ne yapılması gerektiğini bilmiyorduk. Dernek, bizim için umut oldu. Bilmemiz gerekeni öğreniyor ve ihtiyacımız olanları karşılıyoruz. Kara buğday tarlasının ekildiğini ve bizim faydalanacağımızı duyunca çok sevindim. Daha önce kara buğdaydan yapılmış ürünler tüketmedim. Bizim için de iyi olacak. Umarım daha çok üretim yapılır ve tüm hastaların ihtiyacı karşılanır. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.”

Amacı olanlar rahat uyuyor

Sabah yataktan kalkmak için iyi bir nedeni olan kişilerin, geceleri daha rahat uyuduğu gözlendi.
Sonuçları “Sleep Science and Practice” dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde yaşları ortalama 79 olan 823 katılımcıya hayatlarının amacı ve uyku düzenleri hakkında sorular soruldu.
Araştırmada, hayatlarının bir amacı olduğunu dile getiren katılımcıların, uyku apnesinden yüzde 63 oranında daha az muzdarip olduğu görüldü.
Yine bu kişilerde uyku kalitesini bozan huzursuz bacak sendromuna da yüzde 52 oranında daha az rastlandığı kaydedildi.
Bilim adamları, genelde gençlerden daha az uyuyan yaşlılar üzerinde yapılan araştırmanın, toplumun geniş bir kesimi için geçerli olabileceğini dile getirdi.
Araştırma ekibinin lideri, ABD’deki Northwestern Üniversitesinden Dr. Jason Ong, “İnsanların hayatlarında bir amaç edinmelerine yardımcı olmak, özellikle giderek artan biçimde uykusuzlukla karşı karşıya olan bir toplumda, ilaca başvurmadan etkili bir strateji olabilir.” ifadesini kullandı

SGK, SMA Hastalarının İlaçlarını Ödeme Listesine Aldı

SGK, SMA Hastalarının İlaçlarını Ödeme Listesine Aldı
Sosyal Güvenlik Kurumu, SMA hastalarının ilaç masraflarını ödeme listesine aldı.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Spinal Müsküler Atrofi (SMA) hastalarının ilaç masraflarını ödeme listesine aldı.

SMA NEDİR?

Spinal Müsküler Atrofi (SMA), hareket sinir hücrelerinden (motor nöronlardan) kaynaklı nöro-müsküler bir hastalık. 3 evrede görülen SMA hastalığının en tehlikelisi SMA Tip 1 denilen evre. SMA Tip 1 hastalığının belirtileri çocukluk yaşlarından itibaren gözle görülebiliyor. Bu belirtiler içerisinde yutkunma ve solunum zorluğu, desteksiz oturamama gibi sorunlar görülüyor.

Trafik kazası riskini artıran hastalık

Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Murat Karaman, uyku sırasında 10 saniyeden başlayan solunum duraklamaları anlamına gelen uyku apnesinin bu en sık görülen çeşidinin, tedavi edilmediğinde kişinin günlük yaşantısını olumsuz etkilediği gibi hayati riske de yol açabildiğini belirtiyor. Özellikle de uyku apnesi konsantrasyon bozukluğuna neden olduğundan yaz tatili gibi uzun yolculuklarda trafik kazası riskini 8 kat artırıyor! Doç. Dr. Murat Karaman, modern çağın hızla yaygınlaşan hastalığı uyku apnesine karşı alınabilecek önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kendinizi gün boyu yorgun hissetmeniz, kitap okurken ya da televizyon seyrederken uyuklamaya başlamanız, işlerinizde konsantrasyon bozukluğu yaşamanız işten bile değil uyku apnesinde. Güne hiç dinlenememiş hissiyle uyanıyor ama nedenini bulamıyorsanız hele bir de gece horlamanız olup da bununla ilgili uyarılar alıyorsanız tıkayıcı uyku apnesi ile karşı karşıya olabilirsiniz. Zira uyku apnesi olan kişilerde uyku sırasında 10 saniyeden başlayan solunum duraklamaları bir dakikadan fazla devam edebiliyor ancak hastanın bu ciddi sorunu kendisinin fark edebilmesi oldukça zor oluyor. Genellikle eşi veya aynı evde ‘horlama’ sesine maruz kalan yakınlarının serzenişleriyle haberdar oluyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Murat Karaman, son yapılan araştırmalara göre ülkemizde görülme sıklığı yüzde 5-10 olan, erkeklerde kadınlara göre iki kat fazla rastlanan, buna karşın 60 yaş üzeri erkeklerde yüzde 28’lere ulaşan uyku apnesinin en az astım ve diyabet kadar yaygın olduğunu belirterek “Günümüzde hızla yaygınlaşan uyku apnesi özellikle kısa boylu, şişman-göbekli, kısa boyunlu erkekleri daha fazla tehdit ediyor. Buna karşın ‘orta yaştaki kilolu erkeklerin hastalığıdır’ şeklindeki izlenim yanlıştır. Hastaların dörtte biri şişman değildir” diyor.

KONSANTRASYON BOZUKLUĞUNA NEDEN OLUYOR!

Kişinin günlük yaşam standardını bozan, tedavi edilmediğinde hayati riske yol açabilen uyku apnesi, hastada yol açtığı aşırı yorgunluk dolayısıyla konsantrasyon bozukluğuna neden oluyor. Yapılan araştırmalar, uyku apnesinin araç kullanan kişilerde konsantrasyon bozukluğu nedeniyle kaza yapma riskini diğer insanlara göre 8 kat artırdığını ortaya koyuyor! Uyku apnesi hastalığına özellikle büyük dil, yüksek sert damak, sarkık yumuşak damak, uzun küçük dil, küçük ve geride çene yapısı, büyük bademcikler ve burun etleri gibi sorunların zemin hazırladığını belirten Doç. Dr. Murat Karaman “Genellikle hastalığa horlama eşlik eder. 10 saniyeden başlayıp bir dakikadan fazla sürelere kadar devam edebilen uyku apnesinde, solunum durması ataklarının sayısı saatte 5 ila 30 arasında değişebilir. 5-15 hafif, 15-30 orta, 30 üzeri ağır olarak nitelendirilir. 1 saatte 120 yani dakikada 2 kez tıkayıcı uyku apnesi ile karşılaştığımız oluyor” diyor. Hasta, apneli dönemin ardından gürültülü bir şekilde nefes alarak ve çırpınmaya benzer bir beden hareketiyle tekrar nefes almaya ve horlamaya başlarken, bir süre sonra sorun tekrarlıyor. Hasta genellikle apne döneminin sonunda uyanıyor ancak bunun farkına varmıyor. Apne sırasında kandaki karbondioksit miktarı artarken, oksijen miktarının düştüğünü belirten Doç. Dr. Murat Karaman “Apne uzadıkça bu düşme ciddi derecelere varabiliyor. Kalbin dakikadaki atım sayısının aşırı hızlanması ve ritmin bozulmasıyla kişide kalp krizi riski ve ölüm ihtimali artıyor” diyor.

6 ADIMDA ÖNLEM ALMAK MÜMKÜN

· Fazla kilolarınızdan mutlaka kurtulun.

· Yatmadan önceki üç saat içerisinde sakinleştirici ilaç ve uyku ilaçları almayın.

Yatmadan önce ağır yemek yemeyin ve alkol almayın.
Günde 45 dakika düzenli, tempolu yürüyüş ya da yüzme başta olmak üzere, sizi zorlamayacak türde spor yapın.
Sırt üstü yatmak şikayetinizi artırıyorsa yan yatın. Uyku sırasında sırt üstü pozisyona gelmemeniz için size destek olabilecek ‘sırtına pinpon topu dikilmiş’ pijama giyebilirsiniz.

· Üst solunum yollarında darlık yapan bir neden (burunda et büyümesi, kemik/kıkırdak eğriliği, damak veya küçük dildeki sarkmalar, bademcik ve dil kökündeki büyüklükler vb) varsa gecikmeden klasik ve robotik cerrahi tedavileri için başvurun.

UYKU APNESİ NELERE YOL AÇIYOR?

Yüksek tansiyon
Kalp büyümesi, kalp atımında düzensizlik
Ani kalp durması, uykuda ani ölüm
Sık idrara çıkma
Uykuda aşırı terleme, uykusuzluk, huzursuz uyku
Diş gıcırdatması, diş-diş eti ve çene problemleri
Aşırı ve hızlı kilo alma
Konsantrasyon güçlüğü, aşırı sinirlilik
Depresyon ve davranış bozukluğu
Cinsel isteksizlik, yetersizlik
Sabah baş ağrısı ve ağız kuruluğu
Mide yanması, insülin direnci ve diyabet
Çocuklarda hiperaktivite
Felç ve kalp krizi

Bayramı sağlıklı geçirmek için altın kurallar

Ancak dikkat! Ramazan boyunca süren uzun açlığın ardından küçülen midemize aniden yüklenmek ve yüksek kalorili besinler tüketmek mide ve sindirim sistemimizde sorun oluşturarak hazımsızlık, şişkinlik ile gaz sorunlarına neden olabiliyor. Ayrıca kan şekerinde oluşacak olan düzensizlikler nedeniyle terleme, mide bulantısı, baş ağrısı, baş dönmesi veya kalp ritmi gibi sorunlar da gelişebiliyor. Bayramda aşırı kalorili ve hatalı beslenme özellikle diyabet ve hipertansiyon hastaları için hayati problemler oluşturabiliyor. Dolayısıyla bayramda mutluluğumuzun sağlık sorunlarıyla gölgelenmemesi için kontrollü beslenmemiz çok önemli. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan bayramı sağlıklı geçirmek için nasıl beslenmemiz gerektiğini anlattı, önemli önerilerde bulundu.

Kahvaltıda hamur işlerine yüklenmeyin

Günün ilk öğünü olan kahvaltıda karbonhidrat alımınızı abartmayın. İlk öğünden itibaren insülin salınımınız artarsa daha hızlı acıkır ve daha fazla karbonhidrat tüketme isteği hissedersiniz. Bu nedenle kahvaltıda börek ve poğaça gibi hamur işlerine yüklenmeyin. Peynir, zeytin, yumurta ile çiğ sebzeler kahvaltınızda mutlaka bulunsun. Ekmeğinizi tam buğday ekmeği olarak alın ve bal ile reçel gibi tatlılardan mümkün olduğunca uzak durun veya 1-2 tatlı kaşığından fazlasını tüketmeyin.

Öğün düzeninizi değiştirmeyin

Bayram ziyaretlerinizi yaparken öğün düzeninizi değiştirmemeye gayret edin. Kahvaltınızı mutlaka yapın, öğle ve akşam yemeklerinizi de uygun saatlerde yemeye çalışın. Bu sayede ziyaretlerinizde yapılan ikramları kontrollü tüketebilirsiniz. Bunun aksine öğünleri atlarsanız çok acıkır, her gittiğiniz yerde ikramları tüketebilir, bunun sonucunda da mide ağrıları ile krampları çekebilirsiniz.

Meyve veya sütlü tatlıları tercih edin

Sağlıklı olmak için haftada en fazla 2 kez tatlı tüketmek gerekiyor. Bu uyarıyı göz önüne aldığımızda, bayramlarda ideal miktarın çok üstüne çıktığımızı fark edeceksiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan tatlıların kalori içeriklerinin, eklenen şeker ve yağ miktarı arttıkça yükseldiğini belirterek şunları söylüyor: “Şerbetli ve hamur tatlıları hem yağı, hem de şekeri oldukça yüksek tatlılar. Örneğin bir dilim baklava yaklaşık 259 kalori içeriyor. Bu nedenle daha az şeker ve yağ içeren tatlıları tercih etmelisiniz. Tercihinizi şeker ve yağ içeriği en düşük tatlılar olan meyveli ve sütlü tatlılardan yana kullanmanız doğru olacaktır.”

Tatlınızı yemekten 2-3 saat sonra alın

Bayramda tüketilen şerbetli tatlılar ve çikolata kan şekerini hızla yükselten ve kalorileri de oldukça yüksek besinler. Dolayısıyla eğer mutlaka tüketecekseniz yemekten hemen sonra değil, 2-3 saat bekledikten sonra yemeniz daha doğru olacaktır. Böylelikle hem ana öğününüzün kalorisini çok arttırmamış olursunuz ki bu sayede yağlanmanız artmaz, hem de sindirim sisteminizi çok fazla yormazsınız. Ayrıca tatlınızın doyumluk değil, tadımlık olmasına da özen gösterin.

Çayınız çok açık ve limonlu olsun

Bayramın vazgeçilmez ikramları olan çay ve kahve gibi kafein içeriği yüksek olan içecekler su gibi dolaşımınızı hızlandırıp, sindirip sisteminizi rahatlatmıyorlar. Üstelik fazla tüketildiklerinde kalpte çarpıntı, dolaşım bozukluğu ve mide yanmalarına yol açabiliyor ve reflü yakınmalarını tetikleyebiliyorlar. Dolayısıyla günde 3 fincan çay ve 2 fincan kahveden fazlasını içmemeye çalışın. Bitki çayı alternatifiniz yoksa eğer çayınızı açık ve limonlu tüketmeye dikkat edin. Bu sayede hem kafein ve teini daha az almış olursunuz, hem de limon sayesinde çayın demirin emilimini azaltma özelliğine engel olursunuz. Sıcak içeceklerinize şeker eklememeyi de alışkanlık haline getirin.

Tatlı ve içeceklerinize tarçın katın

Tarçın yapısında bulunan antioksidan maddeler ve fenolik bileşikler sayesinde vücuda olumlu faydaları bulunan bir besin. İçeriğindeki sinnamil aldehit ile de hücrelerin glikoz kullanımını arttırıyor. Bu sayede kan şekerinin düşürülmesine yardımcı oluyor. Kan şekerinizi dengelemek ve tatlı isteğinizin önüne geçmek için sütlaç gibi tatlılarınızın üzerine ara öğün olarak alabileceğiniz sütün içine, aralarda aldığınız çayların içine veya suyunuza toz veya kabuk tarçın ekleyebilirsiniz.

Meyvenizin yanında ceviz olsun

Ara öğünlerde meyve tüketerek tatlı krizlerini önleyebilirsiniz. Ancak meyvelerin özündeki fruktoz da bir şeker aslında. Dolayısıyla ara öğünde sadece meyve yediğinizde kan şekeriniz hızla yükselip, yine aynı şekilde hızla düşebiliyor. Dolayısıyla meyveyi kan şekerinin dalgalanmasını önleyen ve daha tok kalmanızı sağlayan 2-3 adet tam ceviz, 8-10 adet badem veya fındık gibi yağlı tohumlarla ya da 2-3 yemek kaşığı az yağlı yoğurt veya 1 bardak süt gibi proteinden zengin besinlerle yemeye dikkat edin. Bunun nedeni ise bu besinlerin kan şekerindeki dalgalanmaları önlemeleri ve daha uzun süre tok kalmanıza yardımcı olmaları.

Serinlemek için en sağlıklı tercih ayran

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan gün içerisinde sıvı alımızın düşük kalmamasına da dikkat etmeniz gerektiğini belirterek şunları söylüyor: “Yanınızda suyunuz olsun veya gittiğiniz yerlerde su için. Bu sayede hem mide hacminizin bir kısmını su ile doldurup fazla besin tüketmeye engel olursunuz, hem de açlık hissini bastırır, fazla porsiyon tüketmekten kendinizi korursunuz. Bayramda ikram edilen ve içeriğinde yüksek miktarda şeker bulunduran asitli, kolalı içeceklerden ise kaçının. Yine içeriklerindeki şeker nedeniyle tazı sıkılmış meyve sularını da içmememizde fayda var. Dolayısıyla bayram ziyaretlerinde ikram edilen ayran serinlemek için en sağlıklı içecek seçimi olacaktır. Aynı şekilde sade maden suyunu da tercih edebilirsiniz.”

Tok tutan ara öğünler yapın

İkramlara “hayır” diyebilmek veya daha az tüketebilmek için öncelikle tok olmak gerekiyor. Bunun için kahvaltınızı yaptıktan 2 saat sonra kendinize lif ve su içeriği yüksek bir smoothie hazırlayabilirsiniz. Örneğin içine salatalık, yeşil elma ve 2 yemek kaşığı chia tohumu veya 2 yemek kaşığı yulaf kepeği unu eklediğiniz bir smoothie sizi uzun süre tok tutmaya yardımcı olacaktır.

Etin yanında sebze şart

Bayramların en keyifli anlarından biri de tüm ailenin bir arada olduğu yemek ziyafetleri. Ancak sofrada uzun zaman geçirilmesi ve fazla çeşitli yemeklerin bulunması gereğinden fazla yemek yemeye bunun sonucunda da kan şekerinde ani yükselmeye yol açabiliyor. Bu nedenle bu tür ziyafetlerde tüketeceğiniz etin yanına mutlaka sebze, çorba ve yoğurt gibi kalori yoğunluğu düşük, sindirim sistemini hareketlendiren besinler ekleyin. Tek başına et yemek hem tükettiğiniz et porsiyonunun dolayısıyla yağ alımınızın artmasına, hem de sindirim sisteminin çok yorulmasına neden oluyor.