Güneş lekelerine karşı en iyi çözüm

Yumuşamış avokadodan bir yemek kaşığı alıp içerisine bir yemek kaşığı keten tohumu yağı ilave edin. Hazırlayacağınız bu maske, cildinizi beslerken güneş lekelerini yok etmeye yardımcı olur

Bitkisel sağlık denildiğinde akla ilk gelen isim olan kimyager, biyoteknoloji ve mikrobiyoloji uzmanı Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, yaz aylarında sağlığımızı bitkisel yöntemlerle korumanın yollarını anlattı:
Güneş eski güneş değil. Neden değil? Çünkü hava kirliliği ve ozon tabakasının incelmesi, daha kısa boylu ışınları vücudumuza alıyor ve derimiz bundan olumsuz etkileniyor. Güneş alerjisi dediğimiz şeyin en önemli noktası, çinko eksikliğidir; bunun olmaması lazım. Yani çinko eksikliğiniz varsa güneş alerjiniz belirgin şekilde ortaya çıkar ve deri, güneş yanıklarını daha zor toparlar. Bu anlamda çinko bakımından zengin gıdaların tüketilmesi lazım. Çinko ve kalsiyum bakımından en zengin sebze brokolidir.
15 günlük brokoli kürü yapabilirsiniz. 150-200 gram brokoliyi alırsınız, 1-1.5 bardak suda beş dakika haşlarsınız, bunun suyunu içersiniz, haşlanmış tanelerini de salatanızın içine koyacaksınız. Bunu düzenli yapmaya gayret edin.

ALOEVERALI JEL İLE RAHATLAYIN
Deri, başlı başına bir organdır. Derinin korunabilmesi için dikkat edilmesi gereken şeyler var. Özellikle kızgın güneşten kendimizi koruyacağız. Deri rahatsızlıklarında aloevera jelini kullanmak çok etkilidir. Aloeveralı bir jel kullanabilirsiniz. Güneşe karşı 30 veya 50 faktörlü koruyucu kullanabilirsiniz. Ancak ne olursa olsun kızgın güneşte mümkün olduğu kadar kısa kalınmalı. Denizden çıktıktan sonra da mutlaka tatlı suyla duş almalı, tuzu üzerinizde bırakmamalısınız.
Bilinmesi gereken bir şey daha var: Cildi hassaslaştıran bazı gıdalar var. Bunlar; sarımsak, domates, portakal suyu, greyfurt suyu, acı baharat ve turşudur. Bunlar cildinizi hassaslaştırıp mesela egzaması veya sedefi olan insanlarda hem kaşıntıyı artırır, hem de alerjik reaksiyonların tetiklenmesine neden olur.
Mümkün olduğu kadar doğal beslenmelisiniz. Hazır gıdalardan uzak durulmalı. Çünkü içerisindeki katkı maddeleri bir şekilde ciltte alerjik reaksiyonlarla karşımıza çıkıyorlar.

CİLDİNİZ İÇİN YULAF SAMANI ÇAYI
Burada dikkat edilmesi gereken bir şey daha var: Diyelim ki deri kaşıntınız var; yulaf samanı çayı yapacaksınız. Deri kaşıntılarına karşı bulunmaz bir nimettir, sedef hastalarının ve egzama hastalarının kaşıntılarını anında alır. Bir tutam (5-6 gram) yulaf samanını bir bardak suda beş dakika kaynatacaksınız. 8-10 dakika ılımaya bırakacaksınız. Sonra bunu süzün. Bütün derinizi, vücudunuzu, kaşınan yerlerinizi, kaşınmayan yerlerinizi bununla iyice ıslatabilirsiniz, derhal kaşıntınızı alır. Tekrar yıkamanıza gerek yok, üzerinizde dursun. Bu şekilde fazla kaşıdığınız zaman da deri tahriş oluyor, inflamasyonlar gelişebiliyor.
‘Güneşten kendimizi neden korumalıyız?’ın bir başka cevabı da vitiligo dediğimiz hastalıktır. Beyaz lekeler oluşur; pigment kaybıdır bu. Pigment kaybına neden olan faktörlerden bir tanesi fazla güneş ışığıdır. Güneş; vitiligoyu azdırıyor ve tetikliyor. Burada da vitiligoya karşı direnç kazandıran, yulaf samanı çayıdır. Başlangıçta özellikle ellerde çıkar, sonra genital bölgelerde çıkar, en son yüze atlar. Doğrudan yüzde de başlayabilir fakat genelde el-ayak kısmında, diz kapağı çevresinde ve genital bölgelerde kendisini gösterir. Eğer başlamışsa yüzünüze atlama riski çok yüksektir. İşte bundan kendinizi korumak için yulaf samanı büyük bir nimettir.
Güneş lekelerine karşı avokado kullanın. Serttir, yumuşaması lazım. Bursa şeftalisi gibi yumuşayacak. Bunun için yapacağınız en güzel şey, kese kağıdının içine koymak veya gazete kağıdına sarıp iyice beklemektir. Dışından yoklarsınız. Birkaç gün içinde yumuşar. Yumuşamış avokadodan bir yemek kaşığı alacaksınız, gene bunun içerisine bir yemek kaşığı keten tohumu yağı ilave edeceksiniz. Güzelce karıştırıp ezeceksiniz. Sonra bunu cildinize süreceksiniz. 20 dakika beklemesinde çok büyük fayda var. Cildinizi besler.
Deniz kenarında tuzlu su, saman nezlesine karşı iyi gelir. Göz sulanmasına, burun akıntısına, hapşırmaya karşı deniz suyunun olumlu etkisi var.

POLEN ALERJİSİNE TAZE TERE
Uçuşan polenler, çok yoğun olmasa da hâlâ var. Eğer hapşırıyorsanız, burun akıntınız varsa, gözünüz sulanıyor ve yanma varsa mucizevi bir şekilde bunu yok edecek olan taze teredir. Ağzınıza birkaç yaprak taze tere alıp saplarıyla beraber çiğneyin. 5-10 saniye sonra hapşırmanız da, göz sulanmanız da, burun akıntınız da geçer. Saman nezlesine karşı, polen alerjisine karşı bulunmaz bir nimettir. Benim çok güçlü saman nezlem var. Baharda ve yaza geçişlerde taze tere devamlı bulundururum; buzdolabımda vardır, arabamın içinde vardır. Çiğnediğim zaman hemen geçer.
Alerjiye karşı genel olarak vücudunuzun direnç kazanmasını istiyorsanız, alerjiye karşı güçlü bir bağışıklık sisteminin oluşmasını istiyorsanız; üzüm çekirdeği yağı kullanın. Bir çay kaşığı veya bir tatlı kaşığı alabilirsiniz. Çorbanızın veya salatanızın içine 1-2 çay kaşığı üzüm çekirdeği yağı koyabilirsiniz. Özellikle sedef hastalarında çok etkilidir. Kaşıntıların alınmasında pullanmaya karşı da bulunmaz bir nimettir.
Diyelim ki taze tereyi bulamıyorsunuz saman nezlesinde; ne yapacaksınız? Üzerlik tohumunu deneyin. Bir yemek kaşığı üzerlik tohumunu tencerede kaynatın, Bir bardak suyun içine bir yemek kaşığı üzerlik tohumunu atın ve onu burnunuzdan soluyun. Anında saman nezleniz ortadan kalkar.

ASTIMA KEÇİ BOYNUZU PEKMEZİ
Yaz mevsiminde veya baharda güneşin veya polenlerin tetiklediği alerjiler aynı zamanda astımı da tetikleyebiliyor. Burada yapacağınız şey de keçi boynuzu pekmezidir. Özellikle çocuklardaki alerjik astım ve yetişkinlerdeki astım için keçi boynuzu bulunmaz bir nimettir. Sabah-öğle-akşam veya sabahakşam bir tatlı kaşığı keçi boynuzu pekmezi. Şimdi çok çeşitli pekmezler var. Bana sorsanız, ‘En sağlıklı pekmez hangisidir?’ diye ben keçi boynuzu pekmezi derim. Benim için dünyanın en sağlıklı pekmezi keçi boynuzu pekmezidir. Öyle bir şeydir ki sizi akciğer kanserine karşı da koruyor, astıma, alerjiye karşı da. Özellikle alerjik astımdan kurtulan o kadar çok çocuk sayısı var ki… Bize gelen e-postalardan bunu biliyoruz. Anneler bu konuda çok müteşekkirler. Özellikle 3-4 yaşındayken çocuklarınıza keçi boynuzu pekmezi verin; alerjiye karşı direnç kazanıyorlar.

SAÇLARDAKİ KEPEK İÇİN ISIRGAN
Isırgan suyuyla saçınızı ıslatın veya ısırgan içerikli gerçekten kaliteli şampuanlar var; onu kullanabilirsiniz. Saçlarınız seyrelmeye, saç telleriniz incelmeye başladıysa bir şeye dikkat edeceksiniz. Kadınları erkeklerle mukayese ettiğimizde kadınlar çok az su içer erkeklere nazaran. Saçlarınızın ışıl ışıl parlamasını istiyorsanız, doğal dalgalanmasını istiyorsanız, canlılığını görmek istiyorsanız bol su içeceksiniz. Saçınızın feri sönmüşse bilin ki az su içiyorsunuz demektir. Bayanlar selülitten şikayet eder. Neden selülit oluşuyor? Az su içtikleri için. Dolayısıyla suyun yerini hiçbir şey tutmaz. Portakal suyuyla yıkanabilir misiniz? Bu önemli bir şey.

KIRIŞIKLIKLARA KARŞI MUCİZE CİLT MASKESİ
Bu maskenin kırışıklıkların azalmasında, cildinizin ışıl ışıl parlamasında mucizevi etkisi vardır. Bir tane orta boy kırmızı sert elma, üç veya dört tane sert kayısı. Kırmızı elmanın ince kabuğunu soyacaksınız, soyduğunuz kabuğu kabın içine atın. Dört tane sert kayısının çekirdeğini çıkartın, etrafında plezentası vardır, yumuşak yeri; onu kaşıkla hafifçe sıyırın. Ve elma kabuğunun bulunduğu kaba ilave edin. İnce ince doğrayın. İçine de iki Türk kahvesi fincanı dolusu su ilave edin. Bunu beş-altı dakika pişirin. Cıvık lapasını yapacaksınız. Tahta kaşıkla da iyice ezin. Sonra robottan geçirin, krem gibi olacak. Çok da sulu yapmayın. Hafif hafif yedirerek bütün yüzünüze sürün. En az 20-30 dakika bekleyecek. Yedi-sekiz dakikadan sonra cildinizin gerildiğini hissedeceksiniz.


Merak ederek gelişen çocuklar

İnsanların bir şeyi merak ettiklerinde, daha çok öğrendiklerini ve daha iyi olduklarını açıkça gösteren pek çok araştırma var. Hatta bazı araştırmalar ebeveynlerinin soru sormaya teşvik ettiği çocukların bilimde daha başarılı olma olasılıklarını ortaya koyuyor.

Merak Ederek Gelişen Çocuklar Yetiştirin

MERAK YARATICILIĞA YÖN VERİR

Küçük çocuklar doğal olarak meraklıdır. Dünyalarını keşfetmek ve hayatın nasıl işlediğini bilmek isterler. Onun bu noktada gelişimini sağlayarak doğru konulara yönlendirin, çocuğunuzun gelişimine daha fazla katkı sağlayın.

Çünkü merak, aynı zamanda yaratıcılığa yön veriyor. Yazar Elizabeth Gilbert yaratıcılığın ‘merak odaklı bir hayatın’ doğal yan ürünü olduğunu söylüyor. Meraklı bir çocuk yetiştirmek için onların sorularına dikkat edin ve yanıtlar konusunda samimi olun. Onlara gerçek ve üzerine daha fazla düşünmelerini sağlayacak yanıtlar verin. Hatta yeni sorular için ufuklarını açın. Bir yaşındaki bir çocuk her şeye “Bu nedir?” diye yaklaşıp, tat, koku gibi hislerini geliştirirken dört yaşlarına geldiklerinde konunun nedenlerini sorgulama başlar. “Neden aynı anda su içip nefes alamıyorum?, “Güneş neden sadece yazın ısıtıyor?”, “Su ısındığında neden üzerinde baloncuklar çıkıyor?”, “Bu yumurtayı yere bıraktığımda ne olacak?”, “Bu düğmeye basarsam ne olacak?” Biliyoruz bazen bu bitmeyen sorular bilgilerinize ve sabrınıza meydan okuyor. Ancak onların merakını beslemek için belki de verebileceğiniz en iyi yanıt “İyi soru. Hadi bulalım,” olabilir. Devr-i Alem Kurumsal İletişim Koordinatörü Filiz Kantekin çocuklarda merak duygusunu geliştirmek için anne ve babalara şunları öneriyor;

KEŞFEDİN;

Çocukların oyunları nasıl oynayacağıyla ilgili hiçbir yerde net kurallar yazmaz. Siz de yazmayın. Meyve suyu kutusunu ters çevirdiğinde ne olacağını merak ediyorsa sokağa çıkmasına ve bunu yapmasına izin verin. Duvarlara resim çizmek nasıl bir duygu diye merak ediyorsa odasında bir duvarı buna ayırın. Çocuğunuzun yeni oyunları kendi kendine keşfetmesine izin verin. Ona yeni bir oyuncak aldığınızda nasıl oynanacağını göstermek yerine yol gösterici olun ve kenara çekilin. Kim bilir belki de çocuğunuz o oyunun kurallarını yeniden yazacak.

BAKIN;

Bilgi çağında birçok ‘neden’ sorusunun cevabını cebimizde taşıyoruz. Fakat sorular geldiğinde hemen telefona sarılıp, yanıtı ezbere söylemek yerine önce ona “Bu konuda sen ne düşünüyorsun?” diye yönlendirin ve onun yanıtını dinleyin. Ardından konunun net açıklaması için telefonunuza danışın. Verdiği cevap üzerinden haklı olduklarını gördüklerinde konuya ilgileri ve merakları daha da çok artacaktır.

BİR UZMANA DANIŞIN;

Meraklı çocuğunuzun, bilgilerini paylaşmaya istekli uzmanlarla çevrelendiğini fark edin! Nasıl mı? Mesela sebzelerin meyvelerin oluşumuyla ilgilenen bir çocuğunuz varsa belki onu büyükannesinin bahçesine götürebilirsiniz! Burada ondan alacağı bilgiler ve gözlemler onu emin olun fazlasıyla mutlu edecektir. Arkadaşlarınız ve ailenizin ağını çocuğunuzun merakları konusunda kullanmaktan çekinmeyin. İnanın onlar da becerilerini, hobilerini ve yaşam deneyimlerini çocuğunuzla paylaşmaktan keyif alacak.

Performans sorununu çözmek istermisiniz

Birinci aşamada; tedavi edilebilir ya da tedavi edilmesi gereken yan hastalıklar varsa onlar tedavi edilmektedir. Sertleşme bozukluğuna sebep olabilecek kalp hastalığı, hormonal bozukluk veya kilo fazlalığı gibi sorunların tedavi edilmesi gerekmektedir. Ayrıca kişideki yaşam stilini değiştirmek yani, gün boyu oturan, hiç egzersiz yapmayan, kötü beslenen ve sigara içen bir hastaya bu alışkanlıklarını değiştirmesinin performans sorununun düzelmesine faydalı olacağı anlatılmalıdır.

İkinci aşama; eğer bu tür önlemlerle performans sorununda düzelme olmazsa tıbbi tedavilere geçmek gerekmektedir. Tıbbi tedavilerin ilk basamağı ise ağızdan alınan ilaçlardır. Bu tür ilaçlar doktoru önerisi olmadan kullanılmamalıdır. Bu ilaçlar piyasada sildenafil, vardenafil ve tadalafil isimli üç etken madde içerecek şekilde satılmaktadır. Bu ilaçların her birinin farklı özelliği vardır, bu ilaçlarla ilgili bilinmesi gereken en önemli özellik, cinsel uyaran olmadan sertleşmenin olmamasıdır. Yani bu ilacı alıp kendiliğinden sertleşme olmasını beklememek gerekir, mutlaka partnere yakınlaşmak veya video, resim gibi cinsel içerikli bir materyalin görülmesi gerekir.

Üçüncü Aşama; birinci aşamadaki tedbirler ve ikinci aşamadaki ilaç tedavisine rağmen yeterli performans sağlanamazsa üçüncü aşamaya geçilmesi gerekir.Bu aşamada, EDSWT adı verilen penise şok dalga tedavisi, penise ilaç uygulamaları ve vakum cihazlarının kullanımı üçüncü aşama tedavi seçeneklerini oluşturur. EDSWT yönteminde ses dalgaları ile penise kan akımının artması sağlanmaktadır. Vakum cihazında penis negatif basınç ile sertleştiriliyor ve penis köküne band oturtularak sertlik korunmaya çalışılıyor. Penise ilaç uygulamalarında, penis ucundan krem formunda ilaç sıkılması ya da ilacın enjektöre çekilerek penisin yan tarafından enjekte edilmesi şeklinde kullanılır. Penise ilaç uygulamaları cinsel birleşmeden 5 dakika önce uygulanır. Kullanılacak doz her hastada değişir. Enjeksiyon uygulamaları için doz ayarlaması ve ilaç uygulama eğitimi verilmesi gerekir.

Dördüncü aşama; tüm aşamalardaki uygulamalara rağmen yeterli performans sağlanamaması durumunda dördüncü aşama olan penis protezi kullanılmaktadır. Penis protezinin, katlanabilir ve pompalı olmak üzere farklı tipleri vardır. Penis protezleri ameliyatla yerleştirilirler. Penis protezlerinde hasta ve partner memnuniyeti yüzde 90-95 gibi oldukça yüksek oranlardadır.

Op.Dr.Murad ÇELTİK

Prof. Dr. Ahmet Taha, Kırık kalpler

Stres, abartılı sevinç ve üzüntü sonucu, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı gibi kalp krizi tablosuna benzer şikayetlerle ortaya çıkan geçici kalp hastalığı “Kırık Kalpler Sendromu” en çok kadınları etkiliyor.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Siyami Ersek Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kardiyoloji Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Ahmet Taha yaptığı açıklamada, sendromun ilk kez 1990 yılında Japonya’da tanımlanmış bir kalp hastalığı olduğunu söyledi.

İlk etapta kalp kriziyle karıştırılıyor

Hastalığın nedeninin tam olarak bilinmediğini ancak üzüntü halleriyle ilişkilendirilerek “Kırık Kalpler Sendromu” olarak adlandırıldığını vurgulayan Alper, sendromun sadece üzüntü durumunda değil, abartılı sevinçlerde de ortaya çıkabildiğini söyledi.

Prof. Dr. Alper, “Sendrom, genellikle ağır stresli durumlarda, abartılı sevinçlerde gelişebilen geçici kalp rahatsızlığıdır. Ciddi fiziksel hastalıklar veya cerrahi operasyonlar sonrasında da gelişebilmektedir.” diyerek, şöyle devam etti:

“Hastalar genellikle göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı gibi kalp krizi tablosuna benzer şikayetlerle hastaneye başvurmaktadır. Bu nedenle ilk etapta kalp kriziyle karıştırılmaktadır. Kan tahlilleri ve EKG bulguları hastalığın tipik bir kalp krizinden ayırımında yeterli olmamaktadır. Tanı konulurken, kalbin hastalık sırasında ortaya çıkan tipik görüntüsünün tespiti önem teşkil ediyor. Bu görüntüyü anjiyografi sırasında karıncıklara (ventrikül) opak madde vererek ya da ekokardiyografi ile tespit etmek mümkündür.”

“Hastaların çoğunluğunu menopoz dönemindeki kadınlar oluşturuyor”

Kalp krizi ön tanısıyla başvuran hastaların yüzde 1-2’sinde bu hastalığın tespit edildiğine dikkati çeken Alper, hastaların çok büyük çoğunluğunu menopoz dönemindeki kadınların oluşturduğunu ancak genç yaşlarda da sendromunu görülebileceğini ifade etti.

Prof. Dr. Alper, semptom ortaya çıktığında kalp kasının önemli bir kısmının aniden görevini yapamaz hale geldiğini ve hastada kalp yetersizliği durumunun gelişebildiğini ifade ederek, şunları kaydetti.

“Bu nedenle öncelikle kalp yetersizliğinin tedavisi önemli. Hastalığın kendisine özel, kesin belirlenmiş bir tedavi şekli bulunmamakla birlikte, B-bloker olarak adlandırılan kalpte stres hormonunun bağlanmasını engelleyen ajanlar ve pıhtı oluşumunu önlemek amacıyla kan incelticiler sıklıkla tedavisinde kullanılmaktadır. Kalp krizleriyle kıyaslandığında hastalığın seyri çok daha sorunsuzdur. Birçok hastanın kalp fonksiyonları zaman içinde kendiliğinden düzelir. Ancak hastaların yaklaşık yüzde 10’unda hastalığın tekrarlaması söz konusu olabilir. Bu nedenle, düzenli kontroller önem arz ediyor.” AA

Şeker yemeyenler bunlara dikkat

Vücudumuzun şekere ihtiyacı var. Fakat bunu doğal yollarla, yani sebze ve meyvelerden almamız, en doğru yol. Beyaz şeker tüketimi ise oldukça zararlı. Şeker gıdalarda birçok formda bulunuyor ancak en zararlı olanı GDO’lardan üretilmiş beyaz şeker türü. Aşırı beyaz şeker kullanımı ile vücudumuzda onarılmayacak hasarlara sebebiyet verebiliriz. Bazı insanlar ise şekeri hayatlarından tamamen çıkarmış durumda. Şeker yemeyen bu insanların bildiği bir şeyler var. İşte bildikleri şeyler
Alkol kadar zararlıdır

Şeker ile vücuda giren glikoz ve fruktoz ihtiyaç fazlası karaciğer üzerinde alkol ile aynı etkiyi yaratıyor. Hasar gören karaciğer, kendini vücuda aşırı kilo aldırarak ve verdirerek gösteriyor.

Şeker yemeyen insanların bildiği 6 önemli şey

Göbek ve bel yağlarını artırıyor

Şeker vücutta yağlanmanın birincil sebebidir. Fruktoz içeren içecekler bel çevresindeki yağları arttırarak diyabet ve kalp hastalıklarına sebebiyet verir. Ek olarak sürekli yeme arzusu ve uykusuzluk sorunları da görülebilir.

Şeker yemeyen insanların bildiği 6 önemli şey

Kalbe zarar verir

Şeker kullanımı kalp hastalıkları riskini yüksek oranda arttırıyor. Şeker, kalbin kan pompalama mekanizmasını etkiliyor. Meydana gelen sorunlar sadece bunlarla da kalmıyor, kötü kolesterol de yükseliyor.

Şeker yemeyen insanların bildiği 6 önemli şey

Bağışıklık sistemi zayıflar

Aşırı şeker tüketimi sonrasında vücudumuz hastalıklara karşı güçsüzleşir; parazitlere, virüslere ve bakterilere yenik düşer. Günümüzdeki şeker kullanımını düşündüğümüz zaman bağışıklık sistemimizin yarı performansla çalıştığı kanısına varabiliriz.

Şeker yemeyen insanların bildiği 6 önemli şey

Ömrünüzü kısaltır

Yapılan araştırmalar aşırı şeker tüketiminin kronik diyabet riskine, kansere, kalp hastalıklarına sebebiyet verebileceğini göstermiştir.

Şeker yemeyen insanların bildiği 6 önemli şey

Kronik hastalıklara sebebiyet verir

Aşırı şeker tüketimi vücuttaki insülin miktarını artırmaktadır. İnsülin ise pankreasta kan şekerini yükselten bir hormondur. Şeker tüketildiği zaman bu hormon pankreasta üretilmeye devam eder. Kronik olarak yüksek olan insülin; vücudun mineral dengesinin bozulmasına, bağışıklık sisteminin bozulmasına, kansere, sivilceye, konsantrasyon problemlerine, vücuttaki yağ asidi miktarının artmasına, yumurtalık kanserine, magnezyum emiliminin yavaşlamasına, gözlerin zayıflamasına, duygusal tepkilerin dengesizleşmesine, kandaki E vitaminin azalmasına, alerjilere ve katarakta neden olabilmektedir.

Prof. Dr. Cengiz Pata, reflüye ameliyatsız çözüm

Liv Hospital Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Pata reflüye ameliyatsız çözüm sağlayan stretta tedavisi ile ilgili bilgi verdi. Prof. Dr. Cengiz Pata ”Eğer hasta genç ve mide kapakçığındaki açıklık 3 cm altında ise yemek borusunun alt ucuna özel bir elektrik akımı (radyofrekans) verilmesi ile cerrahi bir girişime gerek kalmadan reflüyü 30 dakikada tedavi etmek mümkün. Bu yöntemle hasta aynı gün taburcu olarak, ilaç kullanmadan hayatına devam edebiliyor. Stretta yöntemi ile zahmetsiz ve uzun süreli tedavi sonuçları elde edilebiliyor. Stretta yönteminde kullanılan radyofrekans akımı, ayrıca yıllardır kalp ritim bozuklukları, karaciğer kistleri gibi çeşitli hastalıkların tedavisinde de kullanılıyor” dedi.

REFLÜ BELLİ DÖNEMLERDE HER İNSANDA GÖRÜLÜYOR

Mide ve yemek borusu birleşiminde kas yapısının özelleşmesi ile kapakçık benzeri fonksiyonel bir yapı oluşmuştur. Bu kapakçık sayesinde mide asidi , safra, midedeki diğer sıvılar ve yediğimiz gıdalar normal şartlarda yemek borusuna geriye kaçmaz. Mide içeriğinin yemek borusuna doğru geriye kaçmasına reflü, reflü’ye bağlı olarak ortaya çıkan hastalığa ise Gastroozofagial Reflü Hastalığı (GÖRH) denir. Aslında reflü, fizyolojik bir olay olup her insanda günün belli dönemlerinde olmaktadır. Önemli olan geri kaçan mide asidinin yemek borusunda, gırtlakta, akciğerlerde, ağız ve dişlerde ortaya çıkardığı doku değişiklikleri ve buna bağlı gelişen hastanın şikayetleri Reflüdür.

BU BELİRTİLERE DİKKAT!

Mide de yanma ve bu yanmanın göğüste yukarı doğru hissedilmesi, ağza acı su gelmesi, ağıza yemeklerin doluyor gibi hissedilmesi, yutma güçlüğü, kuru öksürük, ses kısıklığı, kulak ağrısı gibi çeşitli şikayetler sıklıkla reflüyü düşündürür. Ses kısıklığı, gögüs ağrısı gibi şikayetlerle, kulak burun boğaz ve kardiyoloji bölümlerinde de olabilir.

GÖĞÜSE YAYILAN YANMAYI CİDDİYE ALIN

Hastalığın tanısı için göğüse yayılan yanma son derece önemlidir. Tanı amaçlı yapılması gereken ilk tetkik, gastroskopidir. Nadir olarak tanıda güçlük çekilen hastalarda 24 saat boyunca yemek borusundaki asit düzeyi ölçülür.

Op. Dr. Bahadır Baykal, burun sorunları

Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Bahadır Baykal, burun sorunları hakkında bilgi verdi.

Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Bahadır Baykal, “Bazı burun sorunları doğuştan ya da çocukluk döneminde burnu etkileyen travmalardan gelebiliyor. Bazen basit bir kemik eğriliği bazen de burun eti şişmesi bu duruma sebep olabilir. Burun içinde olmaması gereken kitlesel oluşumlara da (polip) sık rastlıyoruz. Tabii alerji ve hava kirliliğini de unutmamak gerekir” dedi.

Op. Dr. Baykal, burun kemiği eğriliğinin, doğumsal olarak yüz kemiklerinin farklı gelişimine bağlı çekilmeler nedeniyle oluştuğunu belirterek, “Bazen de doğum sırasında veya erken çocukluk dönemindeki burnu etkileyen travmalar neticesinde gelişebilir. Eğer eğrilik baş ağrısı, yüz de basınç hissi, tekrarlayan burun kanaması, sinüzit ve orta kulak iltihaplarına yol açıyorsa ameliyatla düzeltilmesi yararlıdır. Horlama ve uyku apnesini bu kategoriye dahil etmedim çünkü horlama ve uyku apnesine yol açacak kadar şiddetli bir eğrilik zaten burun tıkanıklığı da yapar” ifadelerini kaydetti.

“Şiddetli eğriliklerde açık teknik yaklaşıma ihtiyaç duyuyoruz”

Op. Dr. Baykal, “Deviasyon ameliyatı için genellikle ameliyat burun içinden yapılır. Burun kanalını daraltan kıkırdak ve kemik eğrilik çıkartılır, yeniden şekillendirilerek burun orta bölmesi düzeltilir. Zaman zaman şiddetli eğriliklerde açık teknik yaklaşıma ihtiyaç duyuyoruz, özellikle burun orta çatısındaki kıkırdak ve kemik aksın yer değiştirdiği, kısmen zayıfladığı durumlarda mutlaka rinoplasti de yapıyoruz.Sağlıklı nefes almak için fonksiyonel rinoplasti pek çok burun tıkanıklığı cerrahisinde şart. Burun dinamik bir yapı dolayısıyla sadece iç kısım eğriliğinin burun tıkanıklığa yol açtığını düşünmek yanlış olur. Burun kanatları, burun çatısı, burun kökü ve aks eğrilikleri deviasyon sorunu ile birlikte değerlendirilmesi gereken yapılar” açıklamalarında bulundu.

“Artık burun ameliyatları tamponsuz yapılabiliyor” diyen Op. Dr. Bahadır Baykal, “Basit müdahalelerde burna hiçbir şey yerleştirilmeyebilir. Kompleks cerrahilerde ise silikon adını verdiğimiz oluklu aparatları birkaç gün burunda tutmak zorunda kalabiliyoruz. Silikonlar tampona göre oldukça konforlu ve rahatsızlık hissi vermeyen, aynı zamanda nefes alıp verebildiğimiz materyaller. İyileşme süreci oldukça hızlıdır. En ağır ameliyatlarda bile en geç yedinci gün sosyal hayata dönülebilir. Ağrı kesicilerle hafifleyen bir ağrı mevcuttur. 17 yaşından gün almış herkes bu ameliyat için uygundur. Üst yaş sınırı ise yoktur” diye konuştu.

“Doğru doktor tercihi önemli”

En önemli noktanın doğru doktor tercihi olduğunu dile getiren Op. Dr. Baykal, “Bence burada en önemli nokta doğru doktor tercihi. Deneyimli ellerde burun kemiği eğriliği sonrası düzeltme cerrahisine nadiren ihtiyaç duyulur. Bazen hastanın kendi kıkırdak, kemik yada doku yapısından kaynaklanan nedenlerden revizyon cerrahisine gereksinim olabilir. Eğer 15-20 dakikalık küçük müdahalelerle halledilecek sorun ise bu makul karşılanabilir ancak çoğu zaman kulak bölgesinden veya kaburgadan ek kıkırdak almamız gereken düzeltme cerrahileri ile karşılaşıyoruz ki; bu durum hasta açısından oldukça sıkıntılı bir durum. Bence ilk ameliyat öncesi tanı çok önemli. Çoğu zaman orta çatı, burun ucu ve burun kanatlarındaki problemler atlanıyor, hastanın deviasyonu düzelse dahi bu sorunlar halledilmediği için nefes alamıyor. Emin olun, iç kısım eğrilik ameliyatı için başvuran ve ameliyat olmasına rağmen düzelmeyen pek çok hastaya, ilk ameliyatta fonksiyonel burun estetiği de yapılmış olsa muhtemelen düzeltme cerrahisine ihtiyaç kalmayacak” şeklinde konuştu. – ERZURUM

Strese bağı geğirme olabilir

Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor, stresli ortamda yaşayanlarda geğirmenin arttığını bildirdi.

Bor, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gastroenterologların en sık gördüğü sağlık sorunlarından birinin de geğirme ve şişkinlikle ortaya çıkan sağlık sorunları olduğunu söyledi.

Bazı kişilerin farkında olmadan bilinçsizce hava emdiğini anlatan Bor, “Havayı emdikten sonra yemek boruları genişlerse göğüs ağrıları ortaya çıkar. Bunun sonrasında mideye indiği zaman mide şişer.” dedi.

Bor, bunu gidermenin iki farklı yolu bulunduğunu söyleyerek, şunları dile getirdi:

“Mide şiştiği zaman iki yol vardır. ya yukarı gidecektir, insan geğirecektir ya da aşağıya bağırsaklara gidip atılacaktır. Bağırsaklara giderse kişi şişer, mide ve bağırsaklar şiştiği zaman diyaframı, kalbi ve akciğerleri sıkıştırır. Aslında kalbe ve akciğere bir zararı yoktur ama hastanın ödü kopar ve bu hastayı acile taşırlar. Sürekli, ‘Çok fenayım, şiştim, çok kötüyüm.’ diye acile gelirler.”

Bu durumun kendilerini üzdüğünü ifade eden Bor, “Psikiyatristler der ki ‘İyi kalpli, yumuşak kalpli, dertlerini içine atan insanın derdi geğirerek çıkar.’ derler. Bu kişiler farkında olmadan bu havayı emiyorlar ve ondan sonra da geğirerek çıkartıyorlar. Tabii bunu bir tek psikolojiyle açıklamak mümkün değil, bunun altında az da olsa başka hastalıklar da yatabilir. Bu nedenle hasta, gastroenteroloji uzmanlarına uğramalı ve burada belirli incelemeleri yaptırmalı.” açıklamasında bulundu.

Geğirmelerin stres habercisi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Serhat Bor, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Hasta her zaman kendisine şunu sormalı, ‘Ben ne zaman çok geğiriyorum?’ Eğer bu geğirmeleri bir sıkıntıyla gerginlikle başlamışsa, tatillerde azalıyor, stres altında artıyorsa bu tamamen stresten kaçma mekanizması olarak bir geğirmedir ve bu kişi genelde iyi kalpli, yumuşak kalpli ve içindeki dertleri dışarıya vuramayan bir insandır. Kendisi iyi bir insan olduğu için endişeleri ve dertleri geğirerek çıkıyor.”

“Gereksiz yere güçlü ağrı kesicileri içmeyin”

Bor, kalp için kullanılan ilaçların ve ağrı kesicilerin sindirim sistemi üzerinde ciddi zararları olduğunu vurgulayarak, “Kalp için ilaç kullanacaksınız, gerçekten hak edilmiş bir kullanımsa buna hiçbir itirazımız yok ama bu sırada sindirim sisteminin, özellikle midenin korunması gerekmektedir. Gereksiz yere güçlü ağrı kesicilerin alınmasından kaçınılmalı.” diye konuştu.

Bor, sindirim sisteminde kanamaya yol açabilen ağrı kesicilerin bu rahatsızlığı olanlar tarafından hekime danışılmadan kullanılmamasını önerdi.

Prof. Dr. Korhan Taviloğlu, anal kriptitin belirti ve tedavisi

Anal kriptit: Belirti ve tedavisi
Prof. Dr. Korhan Taviloğlu, anal kriptitin belirti ve tedavisini yazdı.

Anal kriptit belirtileri

– Kabızlık

– Makatta şişlik

– Makatta kaşıntı

– Kızarıklık

– Dışkı kaçırma

– Makatta yanma

– Kalınlaşma

– Makatta ağrı: Makat kasında (anal sfinkter) kronik bir spazm gelişip, şiddetli ağrıya neden olabilir ve bu ağrı bazen idrar torbası (mesane) ve cinsel organları da etkileyebilir, yada kalça ve bacaklara doğru vurabilir.

Anal kriptit tanısı

Anal kriptit tanısı hastanın yakınmaları ve anoskopi yada rektoskopi ile konulur. Makat kanalı girişindeki dişli çizgi (dentate line) hizasından iltihap gelir. Kriptalarda enfeksiyon sıklıkla bezlerin ayrılması ve makat çatlağı (anal fissür) ile sonuçlanır. Kriptalarda enfeksiyon bezlerin ayrılması ile sonlanmaz ve kronikleşirse, makat apsesi veya makat fistülü gelişebilir.

Anal kriptit ile karışabilen hastalıklar

– Makat apsesi

– Makat fistülü

– Kıl dönmesi

– Kıl kurdu (oksiyür)

– Kabızlık

– Yaşlılarda alt sindirim sistemi kanamaları

– İltihabi bağırsak hastalıkları

– Divertiküler bağırsak hastalığı

Anal kriptit tedavisi

Kabızlık veya ishal giderilir, su tüketimi arttırılır. Spor veya Kegel egzersizleri (makat kaslarını gevşetme ve kasma) önerilir. Bölgesel olarak ağrıyı dindiren kremler ve bazen antibiyotik uygulanır. Makat temizliği; ılık su ile oturma banyosu ve nemlendirilmiş bezler ile yapılmalıdır.

3D yazıcı ile kalp üretimi başarılı oldu

3D yazıcının en çok kullanıldığı alanlardan biri sağlık sektörü. Normalde çok pahalı fiyatlara satılan protezler veya bunun gibi yardımcı malzemeler 3D yazıcı tarafından geliştirilebiliyor. Ayrıca geçmişte 3D yazıcıyla gerçek bir organ geliştirilmesi konusunda da çalışmalar yapıldığı gündeme gelmişti. Şimdi ise yazıcıyla üretilen ve gerçek bir kalp gibi fonksiyona sahip olan yapay kalp üretildi. Geliştirilen bu kalp, gelecekte organlarda yaşanabilen komplikasyonlar sonucu oluşan hastalıkların önlenmesi konusunda umut vadediyor.

ETH Zurich’in araştırmacılarının geliştirdiği yapay kalp, 3D yazıcılarla yapılabileceklerin gerçekten de sınırı olmadığını bir kez daha ortaya koyuyor. Silikon malzeme kullanılarak geliştirilen kalp, sadece dış görünüş itibarıyla kalp gibi görünmekle kalmıyor işlev olarak da kalbin yapabildiklerini gerçekleştirebiliyor.
Dünya üzerinde kalp nakli bekleyen milyonlarca insan bulunuyor. Kalp nakli gerçekleştirilemediği sürece sağlıkları daha da kötüye giden bu hastaların bu yapay kalbi kullanabileceği belirtiliyor. Geçici olarak hastaların bu yapay kalbi kullanabileceği ifade ediliyor.
Araştırmaları süren kalbin şu anda 3 bin kere atabildiği söyleniyor. Bu da yaklaşık 35-40 dakika arasında kalbin çalışabildiğini gösteriyor. Bu sürenin ardından malzemenin baskıya daha fazla dayanamayarak bozulduğu söyleniyor. Ekibin çalışmalarını tüm hızıyla sürdürerek yapay kalbi daha uzun süre çalışabilir hale getirmek istediği dile getiriliyor.

Anne adayı tek başına yüzmemeli

Anne adayları, denizde yalnız yüzmemeye dikkat etmeliler. Hamilelik döneminde magnezyum ihtiyacı arttığı için bacaklarda kramplar meydana gelebilir. Yanlarında bir kişinin olması, kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlar

Birçoğumuz için yılın en güzel ayları, tatil yapabildiğimiz yaz aylarıdır. Anne adayları ise, bu aylarda hamileliklerinden dolayı güzel tatil günlerinden vazgeçmek olduklarını düşünebilirler. Aslında doktor tavsiyelerine uyarak ve dikkat ederek, yaz aylarının güzelliğinden hamilelik süresince de yararlanmak mümkündür. Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, anne adaylarına yaz hamileleri için sağlıklı tatil tüyoları vererek önerilerde bulundu…
Yolculuklarınızda mola verin: Yolculuk sırasında 1.5-2 saatte bir mola vermeniz ve mümkünse bu molalarda 5-15 dakika yürüyüş yapmanız, ödem ve bacak toplardamarlarında kan pıhtılaşması ihtimalini minimuma indirir. Eğer uzun bir seyahat söz konusu ise, pıhtı oluşumunu engellemek için varis çorabı kullanmalısınız. Genel olarak gebelerin uçakla seyahat etmelerinde sakınca yoksa da; bazı havayolu şirketleri, 34’üncü haftasını tamamlayan gebelerin doktor raporları olsa bile seyahatlerine izin vermeyebilir. Bu sebeple hamileliğiniz 34 haftayı geçtiyse, şehre yakın veya arabayla gidilebilecek mesafede tatil beldelerini tercih etmeniz iyi olacaktır.

BOYUN HİZASI TEHLİKELİ OLABİLİR
Emniyet kemerinizi ne olursa olsun bağlayın: Anne adayları hangi taşıtla seyahat ederlerse etsinler, yolculuk sırasında mutlaka emniyet kemeri takmaları gerekiyor. Emniyet kemerini bağlarken karnınızın üstünden değil, altından geçmesine ve kalçalarınız hizasında olmasına dikkat edin. Eğer emniyet kemerinizi tam karnınızın üzerinden geçecek şekilde takarsanız; olası bir kaza durumunda oluşacak şiddetli basınç, bebeğin plasentasının erken ayrılmasına sebep olabilir. Ayrıca emniyet kemeri omuzla göğüs arasında olmalıdır.
Kemerin boyun hizanızda olması tehlikelidir.
Ayaklarınızı dinlendirin: Ayaklarınızı; şiştiğinde, terlediğinde ya da ihtiyaç duyduğunuzda, bir leğen dolusu soğuk suya sokun. Birkaç damla nane yağının suya damlatılması ise ayaklarınızın daha da serinlemesini sağlar.

SIK SIK DUŞ ALMAYA ÇALIŞIN
Pamuklu giysileri tercih edin: Hamilelik süresince; sentetik olmayan kumaşlardan yapılan, ısıyı yansıtan açık renkli kıyafetleri tercih edin. Yaz aylarında ve gebelik süresince vücut ısısının yükselmesi yanında efor kapasitesinin de azalması terlemeyi artırır. Uygun kıyafet seçimi, sizi cilt mantarları ve genital mantardan korur. Ayrıca, terlemeye bağlı olarak ciltte oluşabilecek sorunları sık sık duş alarak ve doktor önerisiyle kullanılan kremlerle gidermeniz mümkündür.
Günlük pedleri kullanmayın: Gebelikte sıklıkla görülen vajinal enfeksiyonlar yaz aylarında daha da çok ortaya çıkabilir. Gebelik süresince genital bölgenin kuruluğuna dikkat etmeniz, pamuklu iç çamaşırı kullanmanız önemlidir. Günlük pedler kullanmanız ise önerilmez. Ayrıca; düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve güçlü bir bağışıklık sistemi, her türlü enfeksiyonla mücadele etmede önemli faktörler olduğundan bunlara dikkat etmeniz yerinde olur.
Düşük ya da erken doğum tehlikeniz yoksa havuza girebilirsiniz: Düşük ya da erken doğum tehlikeniz yoksa, hamilelik süresince deniz ve havuza girmenizde bir sakınca yoktur. Ancak havuz kaynaklı enfeksiyon hastalıklarının sık görüldüğü unutulmamalıdır. Bu sebeple, günün erken saatlerinde ve temizliğine güvenilen yerlerde denize ya da havuza girmeye özen gösterin. Ayrıca güneş yanıkları ve lekelerine, böcek ısırmalarına ve düşmelere karşı dikkatli olmalısınız. Gebelik döneminde görülen mantar enfeksiyonu, ıslak mayo veya bikini ile beklendiğinde, genital bölgenin nemli kalmasına bağlı olarak daha sık karşımıza çıkar. Enfeksiyonun tedavisi için ilaç kullanmak zorunda kalınabildiğinden, sudan çıktıktan sonra mayo veya bikininizi mutlaka değiştirmelisiniz.
Hamileler tek başına yüzmemeli: Hamileler, tatilde birtakım kurallara uyarlarsa suyun iyileştirici etkisinden faydalanabilirler. Hamilelerin denize veya havuza girmesi, bedenlerindeki gerginliği azaltıp onları rahatlatması ve alınan kilolar nedeniyle oluşan sırt ve bel ağrıları açısından çok faydalıdır. Ancak anne adayları denizde yalnız yüzmemeye dikkat etmeliler. Hamilelik döneminde magnezyum ihtiyacı arttığı için bacaklarda kramplar meydana gelebilir. Yanlarında bir kişinin olması paniklememelerini ve kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlayacaktır. Hamileler gün içinde çok sıcak olmayan saatlerde denize girmeli, çıktıktan hemen sonra mayolarını değiştirmeliler.

PUDRA, DEODORANT KULLANMAYIN
İdrar yolları enfeksiyonları hemen tedavi edilmeli: Kadınların deniz veya havuzdan sonra ıslak mayoyla kalması, idrar yolu enfeksiyonlarına da neden olabilir. Bunun sebebi, kadınlarda idrar yolunun kısa olmasıdır. Denize ya da havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra mutlaka duş almalısınız. Genital bölgedeki yararlı bakterilerin yok olmaması için vajinanın içini yıkamamalı, pudra, deodorant ve parfüm gibi ürünler kullanmamalısınız. Vajinada akıntı, yanma, kötü koku veya kaşıntı varsa, en kısa sürede kadın hastalıkları doktoruna gitmelisiniz. Bunların sebebi mutlaka teşhis edilmeli ve geç kalınmadan, en kısa sürede tedavisi yapılmalıdır. Geç kalınması, enfeksiyonun böbreklere yayılması nedeniyle daha ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.

GEBELİK LEKELERİNİ ÖNEMSEYİN
Hamilelik te değişen hormon seviyeleri, ciltte bazı değişikliklere yol açar. Bu değişikliklerden en çok karşılaşılanı, ciltte görülen renk değişiklikleridir. Burun, alın, çene ve yanaklarda görülen cilt lekeleri çoğunlukla doğum sonrası kaybolur. Bu lekeleri önlemek için yüksek koruma faktörlü kremleri tercih etmeniz, güneş ışınlarının dik olduğu saatlerde açık havada bulunmamanız, gölgelik alanları tercih etmeniz, bol kıyafetler giymeniz, şapka ve gözlük kullanmanız gerekir.

Yöresel yemeklere karşı temkinli olun
Çiğ sebze ve meyveleri tüketirken çok iyi yıkanmış olmasına, etlerin de iyice pişmiş olmasına dikkat edin. Emin olmadığınız yöresel yemekleri mümkünse tüketmeyin. Beslenme programınızı tatilde olduğunuz için değiştirmeyin, her zamanki gibi devam ettirin. Dışarıda yenilen gıdalara bağlı olarak gıda zehirlenmeleri yaz aylarında daha sık görülebileceğinden, gebelikte daha dikkatli olunmalıdır. Besin zehirlenmeleri bulantı, kusma, ishalle kendini gösterebilir ya da ateş, dinlenmeyle geçmeyen kramplar ve baş ağrıları görülebilir. Bu gibi şikayetlerde hemen en yakın doktora veya sağlık merkezine başvurmalıdır.

Ağzınız sizi hasta edebilir

Hastaların ağzındaki mikroorganizmalar diş eti hastalığına sebep olur. Bu diş eti hastalıkları tedavi edilmediğinde ise koroner kalp hastalıkları, diyabet, akciğer hastalıkları ve hamilelik dönemi için büyük risk oluşturur
Bu hafta sizlerle bir mutluluğumu paylaşmak istiyorum.
2013 yılında Bakü’deki Azerbaycan Tıp Üniversitesi ve Odlar Yurdu Üniversitesi’nin mikrobiyoloji ve çene cerrahisi anabilim dallarının ortaklaşa yürütmüş olduğu ‘Ağız boşluğunun iltihabi hastalıklarının teşhis ve tedavi efektifliğinin yükseltilmesinde kompleks program tatbik edilmesinin mikrobiyolojik aspektleri’ başlıklı doktora tezimi tamamladım. Azerbaycan Cumhurbaşkanı himayesinde Âli Atestasya Komisyonu tarafından tıp üzerine felsefe doktoru (PhD) unvanını almaya hak kazandım.

FARKLI HEYETLERE SUNULDU
Tez çalışmamda 16 yurt dışı yayın yaptım. Beş farklı üniversitede, sayıları 15 ile 18 arasında değişen sadece tıp profesörlerinden oluşan heyetlere sunumlarımı yaptım.
Her birinde jüri üyelerinin tamamının müsbet reylerini aldım.
Tez özetim 100 ayrı yere dağıtıldı ve çalışmaya hiçbir itiraz gelmedi.
Çalışmam, en son Azerbaycan Tıp Üniversitesi’ndeki son sunumumla tüm jürinin müsbet oylarıyla tamamlamış oldum. Konunun aktüelliği ve öneminden dolayı jüri ve başkanların tavsiyesiyle tez danışmanlarımla beraber tezimizi tıp doktorları ve diş hekimleri için bir başvuru kitabı olarak hazırlamaya karar verdik.

ÖRNEKLER BAKÜ’YE YOLLANDI
İmplant operasyonları; her yıl Türkiye’de tahmini bir milyona yakın uygulanıyor. Avrupa ülkelerinde; örneğin Almanya’da iki milyonun üzerinde, İtalya’da bir milyonun üzerinde Amerika’da en az beş katı düzeylerinde uygulama yapılmaktadır. Ortadoğu ülkelerinde uygulama her geçen yıl artış göstermektedir. Bu sayıların artmasıyla komplikasyonlar kaçınılmaz bir şekilde artıyor. Çalışmamda, bu problemleri önleyici uygulamalar üzerine araştırmalar yaptım. İmplant uygulamadan önce hasta ağzından tükürük, diş taşı ve diş eti cebi sıvılarını uygun şartlarda alıp Azerbaycan Tıp Üniversitesi’nin Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Laboratuarına götürerek tedavi öncesi, tedavinin hemen sonrası, 15 gün sonrası ve bir ay sonrası mikroorganizmaların mevcudiyetleri ile ilgili çalışmalarımın sonuçlarını yayınladım.

HASTALIKLARIN ÖNLENMESİ İÇİN…
Ülkemizde ortalama 150-200 bin çocuk, genç ve yetişkin olmak üzere her yıl ortodontik hastalara bakılıyor. Maalesef birçok ortodontik hasta, tedavi tamamlandıktan sonra biz diş hekimlerinin karşısına basit ya da ileri düzeyde diş eti tedavisine ihtiyacı olan hastalar olarak çıkıyor. Bu durumun önlenmesine dönük olarak, mevcut mikroorganizmaların tayini ve kontrol altında tutulmasıyla ve hastalıkların önlenmesiyle ilgili çalışmalar yaptık.
20-60 yaş arası bireylerde gastrit oranı yüzde 40 düzeylerindedir. Çalışmalarımda, gastritli hastalarda diş eti iltihabına sebep olan ortak mikroorganizmalar üzerine çalışmalar gerçekleştirdim. Sağlıklı olan bireylerde diş eti problemi olan ve olmayan hastaların ağız mikro florasının karşılaştırılmasını yaptım.
Çalışmanın sonucu olarak siz sevgili okurlarıma şu tavsiyelerde bulunabilirim:
Herhangi bir genel sağlık probleminizle ilgili tedaviye başlamadan önce ağız ve diş sağlığınızla ilgili tüm problemleri tedavi ettirin. Ağız ve diş sağlığı ile ilgili problemleri çözmeden devam edeceğiniz genel sağlığınızla ilgili; örneğin kalp, diyabet gibi hastalıklarda başarıya ulaşmanız zorlaşacaktır.
Diş ve diş eti hastalıkları tek başına ilaçla tedavi olmaz; mutlaka diş hekimi tedavisine ihtiyaç vardır, etkeni yalnız diş hekimi tarafından kaldırabilir.
Hamile olan ya da hamilelik düşünen anne adayları; bu güzel düşünceniz öncesi lütfen bir diş hekimi muayenesinden geçerek problemli olan bölgeleri tedavi ettirin. Ağız ve diş sağlığı problemleri, düşük doğum ağırlığı ve erken doğuma sebep olabilir.
Her altı ayda bir lütfen probleminiz olsa da, olmasa da bir diş hekimi kontrolünden geçin.

ÇAY DİKENİ YAĞINDAN FAYDALANIN
Meslektaşlarımız, tedavi öncesinde ya da sonrasında hastalara değişik ağız gargaraları tavsiye etmektedir. Bazı hastalarımız bunların dilde leke yapması, tat alma dokusunu etkilemesi, diş taşı oluşumuna sebep olması ve genel sağlık problemlerinden dolayı, örneğin kalp ve tansiyon hastalarında sıkıntı yaratabildiklerinden dolayı, doğal preparatların, yağların sürülmesi ya da bitkilerin kaynatılarak yapılmasını göz önünde bulundururlar ve bu yolla gargara yapabilirler.
Biz tez çalışmamızda çay dikeni yağının ağız mikro florasına faydalı olduğunu, tedavi öncesi ve sonrası mikroorganizmaların sayılarıyla ilgili yapmış olduğumuz laboratuvar çalışması sonucu meslektaşlarımıza kullanmaları için tavsiyelerde bulunduk.

ÇÜRÜK KADAR SIK RASTLANIYOR
Yaptırmış olduğunuz tüm tedaviler, örneğin; köprüler, ortodontik tedavi için kullanılan teller, implant uygulamaları, ağız mikrobiyolojik durumunu değiştirir. O yüzden bu tip uygulamalar yaptıran herkesin daha kısa sürelerle diş hekimi kontrolüne gitmeleri tavsiye edilir.
Diş eti hastalıkları, bugün dünyada diş hekimlerinin en az çürük kadar rastladığı yaygın bir problemdir.
Diş kayıplarının yüzde 40’ı diş eti hastalığı nedeniyle ortaya çıkar. Gelişmemiş ülkelerde bu yüzdeler daha fazla artış gösterir.
Diş eti hastalığı, dişi çevreleyen ve destekleyen dokuları etkileyen bir enfeksiyon hastalığıdır. Hiç çürüğü olmayan dişler bile bu hastalık nedeniyle kaybedilebilir.
Diş eti hastalığı, bir veya birçok dişi etkileyebilen; çocuklarda, büyüme çağındaki bireylerde, erişkinlerde ve yaşlılarda görülebilen toplumdaki en yaygın kronik hastalıktır.
Genellikle ağrısız seyrettiği için belirtileri hasta tarafından zor fark edilir ve çoğu vakada hekime geç müracaat edilir.

RİSK FAKTÖRÜ OLUŞTURUR
Diş eti hastalıklarının etkileri ağız ile sınırlı kalmayıp bazı sistemik hastalıklar için de risk oluşturur. Diş eti hastalıkları ile sistemik hastalıklar arasındaki ilişki, geçmiş tarihlerden günümüze kadar araştırılmıştır.
Geçmişte bu ilişki, ağızda yer alan bakterilere ve bu bakterilerin neden olduğu fokal enfeksiyona bağlanmıştır. Günümüzde ise bu ilişki, bilimsel temellere dayalı olarak daha detaylı biçimde incelenmektedir.
Diş eti hastalıkları; koroner kalp hastalıkları, hamilelik, diyabet ve akciğer hastalıkları için risk faktörüdür.

Diş eti iltihabı bebek ölümlerine sebep olabilir
Normal hamilelik süreci olan 40 hafta tamamlanmadan, 37 haftadan önce gerçekleşen doğumlara prematüre doğum denir. Gelişmiş ülkelerde yıllık doğumların yüzde 10’u erken doğumdur ve düşük ağırlığa sahip bebekler dünyaya gelir. Bebek ölümlerinin 2/3’ü düşük doğum ağırlığı sebebiyle meydana gelir.
Anne karnındaki bebek (fetüs), rahim içinde amniyon sıvısı denilen bir sıvıda büyür ve fetüsün başta oksijen olmak üzere her türlü gereksinimi ve beslenmesi plasenta aracılığı ile olur, atıklar yine plasenta aracılığı ile atılır. Yani fetüsün beslenmesi; kan dolaşımı aracılığı ile olmaktadır.
İşte plasentayı da etkileyecek kan dolaşımındaki sorunlar, annedeki bazı problemler, fetüsün içinde bulunduğu rahimdeki bozukluklar ya da fetüsün kendisine ait hastalıklar zamanından önce doğuma (prematüre) neden olabilecektir.
Diş eti enfeksiyonlarında yer alan iltihabi mediatörlerin kan dolaşımına katılması, fetüs-plasenta ünitesi için tehdit oluşturur. Yapılan araştırmalarda, orta ve ileri derecede diş eti iltihaplı annelerde şu problemlere rastlanmıştır:
1-Erken doğum ve düşük doğum ağırlığı
2-Yetersiz fetüs büyümesi
3-Pre-eklemsi
4-Anne karnında bebek ölümü

Diyabet gelişimini hızlandırır
Diya bet ve diş eti hastalığı arasında çift yönlü ilişki vardır. Bu ilişkileri inceleyecek olursak:
Diyabetin komplikasyonlarından biri olarak dişeti hastalığı da belirtilmektedir. Diyabetin metabolik kontrolünün kötü olması diş eti hastalığının seyrini hızlandırır, şiddetini artırır.
Diş eti hastalığının şiddeti de diyabetin metabolik kontrolünü olumsuz yönde etkilemektedir.
Diyabet, bilindiği üzere küçük ve büyük damarları etkileyen bir hastalıktır.
Diş eti hastalığı tedavisi sonrasında diyabetin metabolik kontrolünde düzelme olduğu da ortaya konulmuştur.

Dr. Osman Temizkan, “Menopoz sonrası

Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Osman Temizkan, “Menopoz sonrası dönemde hastaların yüzde 50’si idrar kaçırma sorunuyla karşı karşıya kalabiliyor. Ülkemizde sosyokültürel olarak ‘utanılan’ hastalıklar grubunda yer alan idrar kaçırma, bazen cerrahi tedaviye hatta ilaca bile gerek kalmadan, basit egzersizlerle de kolayca tedavi edilebilecek bir sorun. Yeter ki doktora başvurmaktan çekinmesinler” diyor. Dr. Osman Temizkan, idrar kaçırmanın nedenlerini ve tedavi yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Günümüzde sadece ileri yaşla sınırlı kalmayıp genç yaşlarda da kadınların kapısını çalabilen idrar kaçırma, özellikle 30 yaşından sonra her 4 kadından 1’inin sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Kadınların en yakınlarına hatta doktora bile söylemekten çekindiği sorun, hastanın sosyal ve iş yaşantısını, cinsel hayatını olumsuz etkiliyor, yaşam kalitesini vuruyor, özgüvenini azaltıyor, depresyona bile neden olabiliyor. Sosyal yaşamlarında bu hastalar idrar kaçırma korkusundan dolayı gittikleri her ortamda tuvalete yakın olmak isterken, ciddi hijyen sorunları ve tekrarlayan enfeksiyonlarla da karşı karşıya kalıyor. Eskiden bu sorunun, ileri yaşın yol açtığı doğal bir sorun olarak görüldüğünü, kadınların bu nedenle büyük sıkıntılara göğüs germek zorunda kalarak mutsuz olduklarını belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Osman Temizkan “Oysa günümüzde teknoloji ve tıptaki gelişmeler, hekimlerin tecrübesi sayesinde sorun kolayca tedavi edilebiliyor. Yeter ki doktora başvurmaktan çekinmesinler” diyor. Ülkemizde sosyokültürel olarak ‘utanılan’ hastalıklar grubunda yer alan sorunun çok yaygın olduğunu, menopoz sonrası dönemde iki hastadan birinin idrar kaçırmayla karşı karşıya kalabildiğini kaydeden Dr. Osman Temizkan, cerrahi tedavi, ilaç tedavisi hatta basit egzersizlerle dahi sorunun tedavi edilebildiğini vurguluyor.

AYNI GÜN TABURCU OLUNUYOR

İdrar kaçırmaya; ilerleyen yaşın yanı sıra, zor doğumlar, fazla kilo, enfeksiyonlar, idrar yolu taşları, jinekolojik operasyonlar, diyabet, menopoz, alkolizm ve Parkinson gibi beyin fonksiyon bozukluğu hastalıkları da yol açabiliyor. Aşırı kilo, hastalığın tedavisini de zorlaştırıyor. İdrar kaçırmanın ‘stres tipi’, ‘sıkışma tipi’ ve ‘karma tip’ olmak üzere üç çeşidi olduğunu belirten Dr. Osman Temizkan “En sık görüleni stres tipi idrar kaçırma. Burada öksürme, hapşırma sırasında, merdiven çıkarken hatta gülerken sorun ortaya çıkıyor. Sıkışma tipinde ise hastanın aniden idrar yapma ihtiyacı beliriyor ama tuvalete bile yetişmeye fırsat bulamıyor. Karma tipte bunların karışımından oluşuyor. Tedavileri de sorunun çeşidine göre değişiyor” diyor.

BASİT EGZERSİZLER BİLE YETERLİ OLABİLİYOR!

Yol açtığı şikayetler itibariyle büyük bir sorun olan idrar kaçırma sorununun tedavisi ise basit kas egzersizleriyle bile mümkün olabiliyor. ‘Stres tipi’ idrar kaçırmada genellikle cerrahi tedavi uygulandığını, çünkü bu hastaların idrar kesesinde depolama problemi olduğunu kaydeden Dr. Osman Temizkan, “Ancak ‘sıkışma tipi’ idrar kaçırmada, istemsiz olarak idrar kesesinde kasılma olduğu için biz bunu ilaçlarla engelleyebiliyoruz. Kas yapıları da idrar tutmada çok önemli olduğu için tüm hastalar için egzersiz tedavisi çok büyük önem taşıyor. Hatta bazen kas egzersizleri tek başına da yeterli olabiliyor. Altı aya, bir yıla kadar uzayabilen kas egzersizleri hem idrar tutmayı sağlıyor hem de genital organlardaki sarkmaları engelliyor. Böylece hastalarımızın idrar kaçırma şikayeti ciddi oranda azalıyor. Bundan fayda görmezlerse ilaç ya da cerrahi tedaviye geçiyoruz. Hastalar genel anesteziye gerek kalmadan basit operasyonla tedavi olup aynı gün taburcu olabiliyorlar” diyor.

Prof.Dr. Ümit Beden, kirpik iltihabı

Göz Hastalıkları Uzmanı Prof.Dr. Ümit Beden, kirpik iltihabının arpacığa neden olabileceğini söyledi.

Göz Hastalıkları Uzmanı Prof.Dr. Ümit Beden, “Göz kapakları gözyaşı dağılımı ve üretimi için oldukça önemlidir. Sağlıklı bir göz kapağı her göz kırpması esnasında gözyaşı film tabakasını kornea yüzeyine homojen olarak dağıtır ve korneanın kuruyan bölgelerini ıslatır. Ayrıca kapak yapısı içinde gözyaşı film tabakasının yağ kısmını üreten meibomian bezleri vardır. Bu yağ salgısı göz yüzeyine akarak gözyaşının sıvı ve mukus tabakaları ile birleşerek gözyaşı film tabakasını oluşturur. Meibomian bezleri beslenme, stres ve enfeksiyon gibi farklı etkenler ile etkilenerek yağ salgısını daha sıvı veya katı halde gerçekleştirebilir. Blefarit denilen kirpik dibi enfeksiyonu ve kirpik kepeklenmesi buna birer örnektir” dedi.

Yağ salgısının katılaştığı durumda bezlerin ağzı tıkanıp üretilen yağ bez içinde birikerek kistleştiğini ifade eden Prof.Dr. Beden, “Bu duruma ise şalazyon adı verilir. Yani şalazyon aslında ciltte görülen sivilce ile benzerlik gösteren ve göz kapaklarını içinde oluşan bir yağ kistidir. Bu gibi durumlarda erken dönemde sıcak kompres ile kist içinin yumuşatılması ve kapak masajı ile içeriğin dışarı akışının sağlanması en uygun tedavi şeklidir. Kirpik dibi enfeksiyonu gibi durumlarda ise antibiyotikli merhemler ve kirpik temizliği tedaviye eklenir. Sık tekrarlayan şalazyon durumlarında ise yağ bezi salgısının düzenlenmesine katkıda bulunacak bazı vitaminler faydalı olacaktır. Genellikle ağızdan antibiyotik tedavisine gerek olmamasına rağmen, şalazyon içeriğinin mikrop kaptığı ağrılı şiş ve kızarık tablolarda ise ağızdan antibiyotik tablet-şurup tedavisi gerekli olabilir” diye konuştu.

Uzun süre düzelmeyen şalazyonlarda ise cerrahi tedavinin esas olduğunu kaydeden Prof.Dr. Beden, “Bu durumlarda göz kapağının arka tarafından kist boşaltılır. Şalazyonun ağzı kendiliğinden cilde açılmamış ise ciltten kesi yapılmaz. Kapak arkasından yapılacak kesinin kozmetik olarak daha iyi olacağı ve cilt görünümünün bozulmayacağı aşikardır. Bu işlem yaklaşık 5-10 dakika sürer, lokal anestezi ile yapılır, ağrısızdır, başarı şansı yüksektir ve göz kapağında estetik olarak iz bırakmaz” açıklamalarında bulundu. – İSTANBUL

Ailenizde 3 kanser öyküsü varmı

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Serdar Saydam, erken yaşlarda görülen meme kanserine yakalanan hastaların yumurtalık kanseri açısından da takibe alınması gerektiğini söyledi. Bilinçlenme arttıkça hastaların genetik testlere daha çok rağbet ettiğini ifade eden Dr. Saydam, BRCA-1 ve BRCA-2 testi pozitif çıkan hastaların meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 85’e kadar çıktığını belirterek, “Normalde bir kadının meme kanserine yakalanma olasılığı yüzde 8-10 arasındadır. Belirttiğimiz genetik testleri pozitif çıkan kadınların meme kanserine yakalanma riski yüzde 85’leri bulur. Yumurtalık kanseri açısından ise bu oran yüzde 60’lara kadar çıkar. Eğer testlerde genetik geçişli bir kanser saptandıysa hastalara memelerini boşaltmalarını öneriyoruz. 30-40 yaşları arasında meme kanseri saptanan kişilerin %6-18 arasında bu test pozitif çıkıyor. Yani Angelina Jolie ameliyatı gibi meme dokusunun boşaltılıp içirişine slikon konulmasını öneriyoruz. Yumurtalıklarının ise yaşı ve hastanın durumuna göre karar veriyoruz. Hamilelik düşünülmüyorsa yumurtalıkların alınmasını öneriyoruz. Bu ameliyatlar sayesinde kanser oluşmadan, organı ortadan kaldırarak kanseri önlüyoruz” dedi.

UYARILARDA BULUNDU

Dr. Saydam, şu uyarılarda bulundu: “50 yaşın altında meme kanserine yakalanmış hastalar, hızlı seyirli meme kanseri olup 60 yaş ve altında olanlar, iki memesinde de meme kanseri olanlar, ailesinde akrabalarında 3 veya daha fazla kişide meme, yumurtalık, pankreas, hızlı seyirli prostat kanseri olanların genetik danışmanlık almaları uygun olur